Hakkında

  • HÜSEYİN TURHAL 211 Yazı

    Tüm Yazıları
DEPREM BİR TÜRKİYE GERÇEĞİDİR

DEPREM BİR TÜRKİYE GERÇEĞİDİR

6 şubat 2023'te gece saat 4:17'de Türkiye büyük bir deprem ile uyandı. Kahramanmaraş Pazarcık üssü 7.7 şiddeti ile gelen deprem 11 ilimizde büyük yıkımlar ile sonuçlandı...

Anadolu coğrafyası büyük bir deprem kuşağın üzerinde kurulmuştur. Depremler bugün ortaya çıkan bir vaka değil depremler 2 milyon yıl önce de vardı. 2000 yıl önce Roma imparatorluğu döneminde bu coğrafyada çok korkunç yıkıcı depremler meydana geldi. Birçok antik uygarlık 2000 yıl önce büyük deprem felaketleri ile yıkıldı yok oldu. Kayıp kıta mu imparatorluğu büyük deprem felaketler neticesinde yeryüzünde haritada silindi. Fay hattı kırıldı deprem oldu bir daha deprem olmayacak anlamına gelmez depremler eski çağlarda olduğu gibi bugün olduğu gibi yarın da olacak her zaman depreme karşı tedbirli olmamız gerekiyor...

Deprem şu ilde olacak şu ilde olmayacak gibi yorumları bir kenara atmamız gerekiyor. Deprem kaç şiddetinde olacak bu tür tartışmaları içerisine girmek bize bir şey kazandırmaz. Depremden kaçamayız depremi durduramayız. Depremin ne zaman hangi gün hangi saatte olacağını da bilemeyiz. Ama şunu iyi biliyoruz ki deprem bir Türkiye gerçeğidir. Türkiye bir deprem fay merkezin üzerinde kurulmuştur. deprem bir gerçektir deprem eski çağlarda olduğu gib, dün de olduğu gibi, her an olabilir ve gelecekte de olacak, biz bu depremi durduramayacağımıza göre Bu depremde kaçamayacağımıza göre bu depreme karşı dirençli yapılar inşa etmek zorundayız...

6 Şubat 2023 Karaman Maraş Pazarcık üssü depremi ile 11 ilimizde büyük kayıplar verdik. Can kaybı sayısı tam teyit edilmese de tahmini 1 milyona yakın can kaybı olduğunu yıkılan binalar bunu göstermektedir. Gelecekte olacak depremlerde büyük can kaybı vermemek için çok sağlam zemini sağlam yapılar binalar yapmak zorundayız. Gelecekteki büyük depremlere karşı kendimizi korumak için evlerimizi binalarımızı şehirlerimizi köylerimizi sağlam zemin bölgelere taşımak sağlam binalar inşa etmek elzemdir. Dere kıyısında bina inşa olmaz su yatağında yerleşim olmaz büyük sel Yağmur felaketiyle binalar suya kapılır. Dağların eteğinde yerleşim olmaz kayaların kopmasıyla yerleşim kayaların altında kalır. Zemini çürük zemini heyelan olan arazilerde yerleşim olmaz. Doğa afetlere karşı sağlam binalar yapmalıyız...

Türkiye'nin en büyük sorunu depremdir. Gelecekteki depremlere karşı kendini koruması için Türkiye'deki bütün şehirlerde, bütün binalar yıkılmalı ve yeni şehirler kurulmalıdır. Depreme dirençli binalar şehirler inşa edilmelidir. Her ilde depreme karşı Can kurtarma istasyonları kurulmalıdır. Ani depremler ile yıkılmış yapıların enkazlarına ani müdahale edecek araç gereçler hazır olmalıdır...

7/24 saat karada havada denizde Türkiye'nin dört köşesinde her ilinde depreme karşı gece gündüz uyanık uyanık olmalı hazırlıklı olmalı, çünkü deprem bir Türkiye gerçeğidir... #deprem

Hüseyin TURHAL

Devamı
Yaktılar Sinan'ı

Reyting kırmak uğruna Müge anlı,

Suçsuz sinan'ı yaptılar zanlı,

Saf çocuğun elleri olmaz kanlı,

Reyting uğruna yaktılar sinan'ı.

 

Köyün en saf garibanı buldular,

Reyting uğruna çevirip yoldular,

Binlerce Soru ile aklını aldılar,

Reyting uğruna yaktılar sinan'ı.

 

Aklı daha noksan köyün delisi,

Kalbinde fesat yok Allah'ın velisi,

Kimsesiz gariban köyün efendisi,

Reyting uğruna yaktılar sinan'ı.

 

Şeytanlığa çalıştıracak aklı Yok,

Yalan söyleyecek kadar aklı Yok,

Kendi halinde sözünde yalan yok,

Reyting uğruna yaktılar Sinan.

 

Çıplak bacakla çıkıyorsun meydana,

"Bacağıma bakıyorsun" diyorsun sinan'a,

Reyting uğruna komedi sinema,

Reyting uğruna yaktılar Sinan'ı.

 

Sinan'a çok yüklendi müge anlı,

Bana göre köylü kurnaz ve zanlı,

Sinan'a yükleyenlerin, elleri kanlı,

Reyting uğruna yaktılar Sinan'ı.

 

                         Hüseyin TURHAL

Devamı
ARKEOLOG ve SANAT TARİHÇİLER İŞSİZ

Türkiye zengin kültür mirasına sahip, onlarca uygarlık kadim Kültür varlığı ile dolu, bu tarihi kültürel zenginliğin içerisinde, 20.000 arkeolog ve yüzlerce sanat tarihçisi işsiz, bugüne kadar medyanın görmezlikte geldiği bu önemli konuyu bu makalemden irdeleyerek sorunlarını çözüm önerileri ile sizlere ve kamuoyuna paylaşacağım....

Anadolu coğrafyası, Anadolu uygarlıklar kültür cennetidir. Onlarca zengin uygarlık medeniyetler içerisinde barındırıyor. Bu zengin coğrafyada hala insanların yoksul olması işsiz olması büyük bir acı, bu zengin coğrafyada yeraltı kültür varlığı zengin ve yer üstüsüyle ile zenginken bu kadar insanımızın vatandaşımızın işsiz olması yoksul olması nedenlerini mercek altına almak elzemdir...

Türkiye'de 20 bin arkeolog ve yüzlerce sanat tarihçisi neden işsiz? 20.000 arkeolog ve yüzlerce sanat tarihçisi atama bekliyor iş bekliyor. Bu işsizlik noktasında iş yaratmak yeni iş sahalara açmak arkeologları ve sanat tarihçileri iş sahibi yapmak atama imkanı sağlamak için buradan önerilerimi fikirlerimi sizlere sunacağım...

Arkeoloji dünyasında yeni iş sahaları açmak için, boşta kalan arkeolog ve sanat tarihçilere iş imkanları sunabilmek için, ilköğretim ve lise eğitim okullarında, Arkeoloji ve sanat tarihi dersi verilmelidir. Binlerce arkeolog ve sanat tarihçileri öğretmen olarak atanmalıdır. 81 ilde onlarca arkeoloji müze açılmalı, bütün belde ve belediyelerde Arkeoloji Müzesi açılmalı, 81 ilde sanat galerileri sergi salonları açılmalı, 81 ilde müzayede evleri açılmalı, arkeolojik kazı sahaları genişletilmeli ve hızlandırılmalıdır. 81 ilde antika sokağı açılmalıdır, burada etüt'lük tarihi eserlerin satışı serbest olmalıdır. Bu noktada koleksiyonerliğin önü açılmalıdır. 81 ilde müzayedeler açılarak tarih eserlerin açık arttırmada satılarak ekonomiye büyük bir katkı sağlanmalıdır...

Bugün müzelerin depolarında binlerce tarihi eser torbalarda saklanılmaktadır. Bu müzelerin deposunda kaldığı sürece bu eserlerin bu topluma Bu vatana bu millete ne faydası olur ? Yeni müzeler açılarak bu müze depolarındaki eserleri sergilenmelidir. Sanat değeri olmayan eserlerin etütlük eserleri de antika pazarlarında serbest satışa sunulmalıdır.....

Gelecekte bir anadolu'suz kalmamak için, arkeolojik tarihi kültür mirasımıza sahip çıkalım, arkeolog ve sanat tarihçilerimize sahip çıkalım. Arkeolojik kültür uygarlık mirasımızı değerlendirelim....

 

                                       

Devamı
HİTİT UYGARLIĞINDA ALEVİLİK İZLERİ

HİTİT UYGARLIĞINDA ALEVİLİK İZLERİ 

 

  Bu makalemizden, arkeoloji penceresinden, Anadolu toprağından aleviliğin kadim kültürünü izlerini irdeleyeceğiz.  

 

Alevilik ne bir dindir ne bir mezheptir ne de bir tarikattır. Alevilik bir inanç felsefesidir. Haktan gelen haka giden bir yoldur. Bütün inançları kendi süzgecinden geçiren bir bahçedir. Alevilik bütün uygarlıkların temelinin temelini oluşturan her devirde her çağda medeniyetler kuran her medeniyete ışık olan bir yoldur..

 

Bu yazımızda Aleviliğin Hitit uygarlığı medeniyetinin içerisindeki izlerini irdeleyeceğiz.

 

MÖ 1600 civarında İç Anadolu'daki Hatti beyliklerini ele geçirerek Hattuşaş merkezli olarak kurdukları devlet MÖ 14. yüzyıl ortalarında I. Şuppiluliuma yönetimi altında Levant ve Yukarı Mezopotamya'ya değin genişleyerek bir süper güç hâlini almıştır. Halk, Hint-Avrupa dillerinin bilinen ilk örneği olan ve Anadolu dilleri sınıfına ait Hititçe ve Luvice dillerini konuşmuştur.[1][2] Bu dillerin yanı sıra tabletlerinde Sümerce ve Akadca yazılar da mevcuttur. Çivi yazısını ve hiyeroglif yazı sistemini kullanmışlardır.[3] Hititler anal adı verilen günlükler tutmuş, çoktanrılı bir dine inanmışlardır.

 

Hitit uygarlığı kendi dönemdeki geçmişteki bütün dinleri kendi süzgecinden geçirerek hoşgörü bir inanç merkezi oluşturmuştur. Bugün alevilikteki 12 imamlar, hristiyanlıktaki 12 havariler, hititlerin 12 tanrısı, bunlar sembolik olarak birbirinin devamıdır. Hitit kabartmalarındaki saz ve semaya semaya dönen insanlar, Hitit kabartmasındaki sazının başındaki püskül günümüzdeki Neşet Ertaş'ın sazındaki püskülün aynı olması, bugün Anadolu'nun kültürünün Alevilik kültürünün o gün de bugüne taşıdığının görsel kanıtıdır.

 

Hititler Anadolu'nun yerli halkıdır. Alevilik gökten yere inen ışık insanları, her çağda her devirde medeniyetlere ışık yol olmuştur. Sümer uygarlığın temelini atan Alevilik inanç sistemi, Anadolu'da süper güç Hitit uygarlığı kurmuştur. Urartu uygarlığı kurmuştur. Roma imparatorluğu kurmuştur. Osmanlı imparatorluğu kurmuştur. Türkiye Cumhuriyeti devleti'ni kurmuştur. Alevilik Hz Adem'den tuttun Hazreti Muhammed'e kadar bütün peygamberler döneminde her gelen hak peygamberleri desteklemiştir. Alevilik bir ışıktır Alevilik bir güneştir Alevilik Sönmez Alevilik yeniden doğar. Alevilik her dönemden doğan bir güneştir. Alevilik medeniyetlerin temelidir. Alevilik insanoğlunun kültür mirasıdır....

 

Arap çöllerinde Arap kültüründe Aleviliğin olmadığını, Alevilik Anadolu'nun yerel halkı olduğunu arkeolojik kazılarda çıkan bulgular ile kanıtlanmıştır....

 

İşte görüyorsunuz Hitit kabartmasının üzerindeki saz çalgı ve sazın üzerindeki püskül ve günümüzdeki Neşet Ertaş'ın elindeki sazın püskülü aynı kültür akışı devam ediyor etrafındaki semaya dönen semahçılar cem evler deki sema'nın devamı olduğunu kanıtıdır... Fazla söze gerek yok, Hitit dönemindeki görsel arkeoloji bulgusu bütün gerçekleri göz önüne seriyor....

 

                                              Hüseyin TURHAL

Devamı
HOBİ DEFİNEÇİLİK NEDEN YASAL OLSUN?

HOBİ DEFİNEÇİLİK NEDEN YASAL OLSUN?

 

   Bu makalemizden, hobi defnecilik, yani tek tekçilik, bir çapayla bir dedektörle arazi yüzeyinde bir karış dökülmüş eski objeleri toplanma ya tektekçilik denir. Bu tektekçilik defneciliği, konusunu burada irdeleyeceğiz....

 

Buradaki amacımız Türkiye'deki tarihi eser ve Doğa kültürün taribatın olmaması, yağma talan, tarih kültür mirasımızın dokusunun zarar görmemesi için, Türkiye'deki defnecilik Avrupa düzeyine statüsüne kazandırılarak, arkeoloji bünyesinde vatandaşımızı bilinçlendirerek, ülkemizdeki tarihi eserlerimizi korumak yer altında çıkartmak bilime kazandırmak için, bu defnecilik konusunu irdelemek elzemdir....

 

Türkiye'de dedektör satıcı firmaların verilerine göre, Türkiye'de 20 milyon da fazla defineci var, defneciliğin okulu olmadığı için, defnecilere arkeoloji eğitimi verilmediği için, merdiven altı yanlış bilgiler ile, tarihi kültür tahribatı yaşanmaktadır. Bu tarihi kültür taribatın engellenmesi yasaklayıcı yöntem çözüm olmamıştır. Bundan dolayı yasaklayıcı baskıcı şiddet yöntemler çözüm olmadığı için, toplumu halkımızı vatandaşımızı arkeolojik bünyesinde okullarda defnecilik eğitimi verilmesi gerekir, defnecilik aleminde, hurafe safsatta hayalperestlik, dolandırıcılığın bitmesi için, tarihi eser kaçakçılığın bitmesi için, tarihi Kültür mirasımızın talan taribat olmaması için, hobi defnecilik tek tekçiliğin ününün açılması, defneciliği yasal statüye kazandırılarak, okullarda, ilk öğretim lise ve üniversitede, arkeoloji bünyesinde, definecilik eğitimi verilmelidir. İnsanlarımıza tarihi kültürünün değerini bilincini aşılamalıdır....

 

Sit ve arkeoloji alanların dışında, hobi defnecilik tek tekçilik yasal olsun, insanlarımız boş zamanını, arazide arazinin yüzeyinde dedektör ile bir karış derinlikte, eskiye ait dökülmüş objeleri toplasın, bulduğu arkeoloji bulgularıda, gönül rahatlığı ile müzeye getirip teslim etsin, ve gerçek değerinden nakit olarak paranı alsın, böyle bir uygulama olursa, Türkiye'de tarihi eser kaçakçılığı biter, tarihi kültür Tarihbatı yağmalama olmaz. Bu konuda anayasada yasal düzenleme elzemdir...

 

Türkiye'deki dedektörler derinlik 45 santimlik geçmez, Avrupa'da üretilen dedektörler hepsi hobi tek tekçilik içindir derinlik 45 santimi geçmez, ama bu dedektörleri yıllardır Türkiye'de 4-5-10 metre derinlik çekiyor deyip insanlarımızı kandırdılar, işte bu yanlış bilgi tarih kültürümüze büyük zarar verdi. Arazideki antik dönemdeki sembolleri yanlış yorumlayarak tarih kültürümüze büyük zarar verdiler. Uyducu Çubukçu, taş kaya falcılığı, hurafe safsata, yalan dolan yanlış bilgiler ile tarih kültürümüze zarar verdiler. İşte bunların önüne geçmek için tek çözüm sağlıklı eğitim. Arkeoloji bünyesinde okullarda halkımızı bilinçlendirmek elzemdir....

 

Vatandaşımız, bir dedektör ve çapa ile, arazi yüzeyinde, 45 santim derinlik geçmeyen şekilde, sit alanı arkeoloji Ören yerlerin dışında, arazide, arazi yüzeyine dökülmüş saçılmış eski paralar objeleri toplamak neden yasak olsun? Bu döküntüleri toplamak koleksiyonerlik yapmak ekonomiye kazandırmak neden kötü olsun? Vatandaşımızın tesadüfen bulduğu eski eşyaları objeleri paraları antikaları tarih eserleri, gönül rahatlığı ile müzeye getirip teslim edip ve nakit değerinden paranı alırsa kötü mü olur ? Eğer gerçekten tarihi kültür tahribatın olmasını istemiyorsanız, tarihi eser kaçakçılığın önüne geçmek istiyorsanız, acilen definecilik yasal statüye kazandırılarak, hobi definecilik yani tek tekçilik serbest edilerek, arkeoloji bünyesinde ve okullarda, defnecilik eğitimi, tarihi Kültür değerlerinin eğitimini bilincini vermek elzem olur....

 

Gelecekte bir anadolu'suz kalmamak için, tarihi kültür değerlerimizin yok olmaması için, tarihi eser kaçakçılığın bitmesi için, tarihi kültür taribatın son bulması için, bilimsel Medeni, Avrupa düzeyinde, defnecilik yasal statüye kazandırılarak, arkeoloji eğitime önem vererek, hobi definecilik tek tekçilik serbest olsun meslek olsun....

 

                                             Hüseyin TURHAL

Devamı
ADIYAMAN ESNAFI TURİZME KATKISI YOK

  Adıyaman onlarca büyük medeniyetler üzerine kurulmuş bir ilimizdir, Adıyaman esnafı turizm gelmiyor turist gelip alışveriş yapmıyor bundan şikayetçi. Neden turistlerin Adıyaman'a gelmediğini Çarşı esnafı niçin faydalanmadığını konusunu irdeleyeceğiz...

 

Bir yere turistlerin gelmesi için o bölgenin kültürünü ön plana çıkartmanız gerekir, tarihi kültürün mirasını iyi tanıtım reklam yapılması gerekir. Adıyaman Antik nekropol pere, Nemrut Dağı, hüyükler, turizme kazandırılması için, baştan arkeolojik kazı yapılması gerekir, yeni bulgurları çıkartıp bilime ve turizm dünyasına sunulması ile gerekir, Adıyaman'da arkeoloji kazıların yapılması için, ne yazık ki bugüne kadar Adıyaman esnafı ve iş adamları bu konuda parasal maddi destek sunmamıştır. Adıyaman'a turistlerin konaklama barınma ortamı hazırlanmamış, Adıyaman Atatürk barajı kıyısında, tatil köyü turizm otelleri yapılmalıydı. Atatürk barajı'nın kenarında sahil oluşturup, turizm tatil köy otelleri ön plana çıkartmalıydı. Adıyaman merkez'de Sanat sokağı geliştirip, tarihi kültür obje hediye hediyecilik eşyaları ön plana çıkartmalıydı. Adıyaman'da onlarca Hüyük var, bu hüyüklerin arkeolojik kazı ile dünya tanıtılması için herhangi bir destek sunulmadı. Adıyaman esnafı ve iş adamları turizm konusunda destek vermedikleri için Adıyaman turizm konusunda geride kaldı. Adıyaman esnafı ve iş adamları hep şikayetçi niye turistler gelmiyor, turistlerin gelmesi için siz bugüne kadar ne yaptınız? Adıyaman turizmine bir katkı sağladınız mı? Adıyaman'da arkeolojik kazıların yapılması için destek verdiniz mi? Adıyaman'da Panorama Arkeoloji Müzesi yapılması için destek sağladınız mı? Adıyaman'ın sanatını sanatçısına yazarına çizlerine destek sundunuz mu? Bugüne kadar ne yazık ki Adıyaman'ın tarihine kültürüne bir katkınız olmadı. ....

 

Adıyaman'da onlarca arkeoloji Hüyük var, bu hüyüklerde arkeolojik kazı çalışması bekleniyor, Adıyaman sofrazda onlarca açılmamış tümülüs var, bu hüyükleri ve tümülüsleri arkeolojik kazı ile açılıp bilim dünyasına sunulmadığı sürece, Adıyaman'da turizm gelişmez. Adıyaman'da turizmin gelişmesi için turizm onlarca otel yapılmalıdır. Antik pere Nemrut Dağı, adıyaman'daki höyükler ve tümülüsler, antik harabeler, arkeolojik kazı ile bilim dünyasına tanıtılmadığı sürece, Adıyaman'da turizm gelişmez. Adıyaman'da turizmin gelişmesi için Adıyaman esnafı ve iş adamları arkeolojik kazılarına ve ören yerlerine müzeye katkı sunmadıkları sürece turizm dünyasında ekmek bulamazlar...

 

Adıyaman kahta'da eski bir Belediye Başkanı eline balyozu alıp Nemrut dağı'ndaki heykelleri kırdığı biliyoruz, bunlar gavur yapısıdır bunlar puttur deyip kıran bir zihniyet anlayışında turizm kalkınması beklemek nafiledir. Eski medeniyetlerin uygarlıkların harabelerini gavur gözüyle bakıldığı sürece böyle bir zinnet anlayışında turizmde bir kazanım elde edemez. İdeolojik zinnet değişmediği sürece Adıyaman'da turizm kalkınma kesinlikle olmaz. Son teknolojiyi kullanılarak Nemrut tümülüs kral mezarı açılmalıdır, karakuş tümülüsü açılmalıdır. Sofraz bölgesindeki açılmamış onlarca tümülüs açılmalıdır. Adıyaman çevresindeki hüyükler arkeolojik kazı yapılmalıdır. Adıyaman'da yeni arkeoloji keşifler ile Yeni bulguları ortaya çıkıp bilim dünyasına sunarak turizmin gelişmesi için ideal bir çalışma olur . Bu konuda Adıyaman esnafı ve iş adamları destek sunmalıdır....

 

Adıyaman Nemrut dağı'na teleferlik yapılmalıdır. Atatürk barajında vapur ile gezi seferleri düzenlenmelidir. Atatürk barajı'nın kıyısında tatil köy eğlence yerleri yapılmalıdır. Atatürk barajı'nın kıyısında dinlenme konaklama yerleri yapılmalıdır. Turistlerin aylarca Adıyaman'da kalabilmesi için eğlenebilmesi için dinlenebilmesi için eğlence mekanları yapılmalıdır. Bunları yapmadığınız sürece Adıyaman'a bir turist gelmez Adıyaman esnafı da bu konuda bir kuruş kazanamaz.

Adıyaman'a turizmin canlanması için turistlerin gelmesi için Adıyaman esnafları ve iş adamları önce bir elini cebine atsınlar....

 

                                         Hüseyin TURHAL

Devamı
SÜMER UYGARLIĞINDA ALEVİLİK

SÜMER UYGARLIĞINDA ALEVİLİK

Bu yazımızda alevliliğin İslam'dan önce var olduğunu Sümer uygarlığını kurduğunu arkeolojik verileri ile ortaya dökeceğiz...

Sümer şehri, Mezopotamya'nın güney ucunda, Dicle ve Fırat nehirleri arasında, sonradan Babil olmuş, günümüzde de Irak'ın Bağdat şehrinden Basra Körfezi'ne kadar olan bölgede idi. Sümer şehri, Sümerlerden önce yaşamış ve Sümerce konuşmayan ve Sami olmayan bir halk tarafından, MÖ 4000-2350 yılları arasında kurulmuştur.

Hazreti Adem'den önce gökten inen ışık insanları diye tarihe geçen alevlik her uygarlıktan günümüze kadar farklı evrelerden boyut göstererek günümüze kadar gelmiştir. 100 yıldır araştırmacı yazarların Aleviliğin Arap kültüründe aradıkları sonucu hüsranla sonuçlanmıştır. Alevilik tarihi kadim Anadolu'nun kültürünü içerisinde sümerlerden başlayıp Hititler Urartular ve günümüze kadar sür gelmiştir. Arkeolojik kazılarında alev'in Alevilerin en eski belgesi bulundu. Gudea silindiri; MÖ. 2200- 2100 Sümer/ Telloh-Girsu antik kentinde bulunmuştur. Paris/ Louvre müzesinde sergilenmektedir.Bugün alevilik'teki 12 imamlar, Hazreti İsa dönemi 12 havariler, bu 12 sır sayı, sümerlerin 12 tanrısı, hititlerin 12 tanrısı, göbeklitepe'nin 12 Dikili taşı, bunlar hepsi sembolik birbirine bağlantılı mitolojik inançların birbirine bağlantısıdır. 12 tanrılı sistem hiçbir dönemde değişmemiş ama her dönemde farklı boyutlar altında farklı isimler altında yaşamayı sürdürmüştür. Arkeoloji verirler ışığında Alevilik ve dinler tarihini incelediğimizde Alevilik bütün inançlarının temeli oluşturduğunu görmekteyiz.

Aleviliğin yaşam ve sosyal hayatı hukuksal boyutu inanç kadınla verdiği değer , sümerlerden geniş yelpazede yaşadıklarını görüyoruz. Bu konuda Muazzez ilmiye çığ arkeoloji verilerini madde madde aşağı alıyorum:

 

MUAZZEZ İLMİYE ÇIIĞ DİYOR Kİ;

*Sümerlerde kadın mı?*

*"Ticaret yapabiliyor,*

*Doktor olabiliyor,*

*Ebeler sadece kadın,*

*Kadın katipler var,*

*Kadın tek başına tanıklık yapabiliyor,*

*Kadın müfettişler var,*

*Yarı omuzu açık pilili elbiseler veya şeffaf elbiseler giyiyorlar. Dahası da var.*

*Kadınlar makyaj yapabiliyor*

*Kadınların her türlüü süs eşyaları, parfüm ve cilt yağları var.*

*Kadınlar müzik aleti çalıp şarkı söyleyip, dans edebiliyorlar.*

*Kadınlar cinsellikle ilgili şarkılar söyleyebiliyor, şiirler yazabiliyorlar.*

*Sümerler yazıyı icat eder etmez okullar açıp yazıyı öğretiyorlar,*

*hukuki antlaşmaları öğretiyorlar,*

*kızlı erkekli matematik, astronomi, geometri öğreniyorlar.*

*İkinci dil olarak Akatça öğreniyorlar.*

*Çocuklar bütün gün okula gidiyor ve düzenli tatilleri var.*

*Temizlik çok önemli.*

*Çocuklar okullarda reçete yazmayı öğreniyor.*

*Müzik dersleri var.*

*Sümerler tabletlerde destanlar, ilahiler, şiirler yazmışlar.*

*Sümerler hukuka son derece önem vermişler, kanun yapmışlar herşeyi yazmışlar. Örneğin gümüşde faiz yüzde 30, arpada yüzde 20.*

*Sümerlerde mahkeme var, hatta yüksek*

*mahkeme bile var.*

*Sümerlerde kadın erkek eşit ücret alır kanunu var.*

*Sümerlerde "dişe diş göze göz" yok. Bunun yerine tazminat var.*

*Sümerler halkın üzerinden aşırı vergi yükünü kaldırmış, vergide reform yapmışlardır.*

*Sümerler çok Tanrılı ama en büyük Tanrıları Gök, Yer, Hava ve Su Tanrıları!*

*Sümerler kendilerine "Kenger" diyor."*

*Muazzez İlmiye Çığ *

İşte yukarıya aldığım değerli maddeler Alevilik kültürü felsefesinde yoğrulmuş ve geçmişi sümerlerden geldiğini görüyorsunuz. Yukarıya aldığımız maddeler Arap kültüründe bulamazsınız. Emevi ve Abbasi İslam anlayışında bulamazsınız. Arap çölünde Alevilik izlerini göremezsiniz. Arkeolojik verilerle ispatlıyoruz ki Alevilik islamiyetten önce vardı Alevilik Hristiyanlıktan önce vardı Alevilik musevilikten önce vardı Alevilik Hazreti Adem'den önce vardı. Her yeni doğan dinlerin içerisinde Alevilik kendine yaşam bulmuş ayakta kalması için her gelen dinin maskesi altında içerisinde hayat bulmuştur...

Alevlik uygarlığın medeniyetlerinin dinlerin temelidir. Sümer uygarlığı kuran Alevilerdir. Hitit uygarlığı Kur'an alevilerdir. Urartu uygarlığı Kur'an alevilerdir. Roma uygarlığı medeniyetin temelini oluşturan yine alevilerdir. Komagene krallığını kuran yine Alevi kültürüdür. Osmanlı Devleti'nin temelini atan yine Alevilik kültürüdür. Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulmasından harç temel olan yine Alevilik kültürüdür..

Alevilik ne bir dindir ne bir tarikattır ne de bir mezheptir. Alevilik bir yol inancıdır. Bir kültür yaşam felsefesidir. Alevilik bir kül'tür mirastır. Alevilik insanlığın ortak değeridir. Alevilik bütün dünyayı aydınlatan bir güneştir....

Hüseyin TURHAL

 

 

Devamı
TANRI KUZUSU

TANRI KUZUSU 

 

İnsanı günahtan kurtarmak için,

Kurban oldu çarmıhta Tanrı kuzusu.

İnsanı karanlıktan kurtarmak için,

Kurban oldu çarmıhta Tanrı kuzusu. 

 

Cehennem ateşini cennete çevirdi,

Kini nefreti kibiri sevgiye çevirdi,

Karanlık dünyamızı ışığa çevirdi,

Kurban oldu çarmıhta Tanrı kuzusu. 

 

İnsanı kurtarmak için boyun eğdi,

Kurban oldu kanıyla şeytanı yendi,

Bedeni bin parça oldu tekrar filizlendi,

Kurban oldu çarmıhta Tanrı kuzusu.

 

Başına koydular dikenli tacı,

Bir insan gibi çekti her türlü acı,

Kurtuluş müjdesini kanıyla saçtı,

Kurban oldu çarmıhta Tanrı kuzusu. 

 

Horlandı dışlandı taşlandı kırpaçlandı,

Elleri avuçları çarmıhta mıhlandı,

Kutsal bedenine günah yükleyip parçalandı,

Kurban oldu çarmıhta Tanrı kuzusu.

 

                                        Hüseyin TURHAL

Devamı
ADIYAMAN'DA PANORAMA ve ARKEOLOJİ MÜZESİ NEDEN İPTAL EDİLDİ?

ADIYAMAN 'A PANORAMA ve ARKEOLOJİ MÜZESİ PROJESİ NEDEN İPTAL EDİLDİ?

 

 19 Kasım 2015 yılında, Adıyaman'a Panorama ve arkeoloji müzesi yapılması sözü verildi. 2016 yıl içinde inşaatın ihalesini yapılması öngörülüyordu. Ardından 8 yıl geçti ortada Panorama Arkeloji Müzesi yok. Bu konuda tek bir kazma vurulmadı...

 

26.547 metre kare alan üzerine 6.500 metrekare bina oturumu, 14.100 metrekare kapalı alan , depo konservatuvar, Sevgi alanları, konferans salonu, restoran idare bina yapılacaktı. Burada Adıyaman'ın kültürünü, Adıyaman'ın tarihini hem yerli vatandaşa hem dünyaya tanıtılacaktı. Bu projeyi Adıyaman'a eski valisi Mahmut Demirtaş kente panorma ve arkeoloji müzesini yapılacağını bildirmişti. Bu Adıyaman'a büyük katkı sağlayacak proje neden unutulduğu? Bu Panorama ve arkeoloji müzesi projesi neden iptal edildi? Eğer proje iptal edilmediyse 8 yıl geçti aradan hala neden Bu proje faaliyete geçirilmiyor? Adıyaman'a verilen sözler neden tutulmuyor. ?...

 

Adıyaman büyük medeniyetler üzerine kurulmuş bir ilimizdir. Adıyaman'da onlarca uygarlık ev sahibi yapmıştır, Komagene krallığı Nemrut Dağı Dünya harikası dır. Antik pere nekrepolu, sofraz tümülüsleri, Cendere köprüsü, karakuş tepesi, Kahta kalesi, planlı makaraları, saymakla bitmeyen ören yerleri mevcuttur, adıyaman'daki taşı toprağı antik kültür varlıklarla doludur. Kültür turizm'in canlanması için Adıyaman'a Panorama ve arkeoloji müzesi yapılması elzemdir...

 

Adıyaman merkezinde küçük bir arkeoloji müzemiz var, yer olmadığı için müze deposunda binlerce tarihi eser sergilemeyi beklemektedir. Adıyaman topraklarında çıkan tarihi eserlerimiz Bir miktarı Gaziantep Arkeoloji müzesi'nde sergilenmektedir, yine Adıyaman topraklarında çıkan tarihi eserlerimiz Şanlıurfa müzesi'nde sergilenmektedir. Neden Adıyaman topraklarında çıkan tarihi eserlerimiz Adıyaman'da sergilenmesin?...

 

Adıyaman'a Panorama ve arkeoloji müzesi yapılması için, Yeni valimiz Mahmut Çuhadar Bu konuda bir projesi var mı? Adıyaman milletvekillerimiz Ahmet Aydın Abdurrahman Tutdere bu konuda görüşleri projesi düşünceleri nelerdir? Adıyaman toplumu ve halkı yetkililerden bu konuda bilgi istiyor. 

 

Adıyaman'da turizmin canlanması için, adıyaman'ı dünyaya tanıtılması için, Adıyaman'a turist ve dövizin akması için, Adıyaman esnafın ve ticaretin canlanması için, Adıyaman'a Panorama ve arkeoloji müzesi'nin yapılması elzemdir. Bu konuda Adıyaman sivil örgütleri Adıyaman gazeteciler Adıyaman iş adamları Adıyaman siyaset dünyası ve sanat dünyası Adıyaman'ın sorunlarına kanayan bu yaraya parmak bassın.... 

 

Adıyaman'a Panorama ve arkeoloji müzesi yapılacaktı neden yapılmadı neden unutuldu? 

 

                                                Hüseyin TURHAL

Devamı
GÜNAH SACIN NERESİNDE?

GÜNAH SAÇIN NERESİNDE?

 

   İran'da saçı göründüğü gerekçesiyle Alahk polisi tarafından bir kadın darp edilerek öldürüldü...

 

22 yaşında mahsa amini'nin adında bir kadın saçı gürülüyor diye Alahk polisler tarafından tutuklanıp işkenceler altında kadını hayatında kopardılar...

 

Putperest tapınakçı ruban Ortodoks sınıfının, izleri hala İslam maskesi altında Müslümanlara dayatılmaktadır. Saçın gürülmesi günah olması Kur'an'ın neresinde yazıyor? Tevrat'ta zebur'da incil'de ve Kur'an'da bu dört kitabın neresinde başı açık saçın görülmesi günahtır cezası ölümdür yazıyor?...

 

Putperest ruban tapınakçı erkek egemliği din anlayışı kadınları baskı altına almaya devam ediyor, putperest tapınakçılar Tanrı adına şeriat uydurup din ile kadınları baskı kendi emiri altına almaya keyfi bir saltanat sürdürme görüyoruz....

 

Cenabı Allah zaten insanın başını saçla örtmüş, saçın günahın nedir? Kur'an'da başörtü yoktur, kurandan Nur suresinin 31 ayetini yanlış yorumluyorlar yanlış tefsir yapıyorlar yanlış meali çeviri yapıyorlar. Kur'an'da sadece namerem bölgeleri örtün diyor sacı başı değil.

Eğer başı açık saç gürülmesi günah ise bu günahın cezasını insan veremez. Günahın cezasını ancak Allah verir. Eğer bir insan günah işledi diye o insana bir insan ceza veriyorsa o zaman günah işlemeyen birine bir insan bir insana cenneti verebilir mi veremez. Bir insan günah işledi deyip öldürmek şirktir. Bu katilliktir, bu caniliktir... 

 

İslam dinini kuran ışığında irdelemeliyiz, Kur'an'da olmayan şeyleri İslam dininde çıkartıp atmalıyız. Yahudi ve putperest tapınak Ortodoks inancını mezhep ve tarikatlar maskesini altında İslam dinine soktular. Kur'an'da olmayan birçok uygulama mezhep ve tarikat maskesinin altında Müslümanlara dayıtılarak uygulatıyorlar. Bugün Arabistan'da İran'da yaşayan din gerçek İslam değildir. Gerçek İslam Kur'an'ın içindedir. Laiklik yönetimi bile Kur'an'ın Kur'an'da vardır. Kafirun suresi buna delildir...

 

Kara çarşafı başörtüsü islamiyetten önce sümerlerde vardır Babil hammurabi kanunlarda vardır firavun kanunlarında vardır Ortodoks putperest tapınakçı rahip inancında vardır. Yahudilikteki bu kara çarşafı başörtüler hem hristiyanlığa geçiş yapmış hem İslam'a çökmüştür... Kur'an ışığında İslam dinine sokulan hurafe safsatta rivayetleri temizlemeliyiz. Gerçek kur'an'daki İslam'ı bu toplumu anlatmalıyız...

 

Bir müslüman başı açık namaz kılabilir ama bir Yahudi başı açık namaz kılamaz. Çünkü bu baş bu türban örtüsünü kaynağı yahudilikten daha katı bir şekilden geliyor. Başı açık olmanın günah olduğuna dair Kur'an referans vermiyor. Din adamları utanmadan yalan söylüyor Kur'an dışı konuşuyor...

 

Kur'an'da başörtüsü yok, saçın gürülmesi başın açık olması Kur'an'da suç yok.. ey müslümanlar buradan size sesleniyorum okuyun Kur'an'ı anlayarak okuyun tevrat'ı okuyun zeburu okuyun İncili okuyun din adamlar gerçek dini size anlatmıyor mezheplerin tarikatların uydurmalarına kanmayın gerçek dini kaynaklarından anlayarak öğrenin. Arkeoloji kaynaklarında dinlerin ve mitolojik tarihlerini araştırın irdeleyin....

 

Kur'an'da kur'an'daki İslam'da sacın görülmesi günah değildir...

 

                                        Hüseyin TURHAL

Devamı
KUR'AN SOFRASI

KUR'AN SOFRASI (şiir)

 

Aç karınla düştüm ekmek yoluna,

Uzattım elimi dünya malına,

Tutacakken vardım erler yanına,

Doyurdu ruhumu Kur'an sofrası.

 

Akçe dünyanındır tapmam akçe'ye,

Ayağım havada basmam çiçeğe,

Gelin dostlarım bu güzel bahçeye,

Bahçenin gülleri Kur'an sofrası.

 

Kavgadan savaştan uzak duralım,

Geçici dünyada kardeş olalım,

Kardeşlik yolunda sofra kuralım,

Sofranın güzeli Kur'an sofrası.

 

Gönül kuyusu bir denize dalar,

Bu derin kuyuya gerçekler dolar,

Birlik makamıdır su olur akar,

Irmak olur taşar Kur'an sofrası.

 

Aradım kendimi Kur'an'da buldum,

Aradım Kur'an'ı kendimde buldum,

Ben aradığım bir ben de buldum,

Bu ben'in gizemi Kur'an sofrası.

 

                              Hüseyin TURHAL

Devamı
KUR'AN SOFRASI

KUR'AN SOFRASI (şiir)

Aç karınla düştüm ekmek yoluna,

Uzattım elimi dünya malına,

Tutacakken vardım erler yanına,

Doyurdu ruhumu Kur'an sofrası.

 

Akçe dünyanındır tapmam akçe'ye,

Ayağım havada basmam çiçeğe,

Gelin dostlarım bu güzel bahçeye,

Bahçenin gülleri Kur'an sofrası.

Kavgadan savaştan uzak duralım,

Geçici dünyada kardeş olalım,

Kardeşlik yolunda sofra kuralım,

Sofranın güzeli Kur'an sofrası.

Gönül kuyusu bir denize dalar,

Bu derin kuyuya gerçekler dolar,

Birlik makamıdır su olur akar,

Irmak olur taşar Kur'an sofrası.

Aradım kendimi Kur'an'da buldum,

Aradım Kur'an'ı kendimde buldum,

Ben aradığım bir ben de buldum,

Bu ben'in gizemi Kur'an sofrası.

 

                              Hüseyin TURHAL

Devamı
12 EYLÜL'DE DEMOKRASİ İDAM EDİLDİ

12 EYLÜL DE DEMOKRASİ İDAM EDİLDİ

 

   12 Eylül 1980 de , Demokrasiyle darbe girişimi ile, Türkiye'nin üzerine çöken kapitalist, Vandalizmin , Sivil halka yaptığı vahşi zülümü buradan bir kesit irdeleyeceğiz.....

 

Kapitalist ve eperalizim uşakları, Ordu'nun içerisinde, yuvarlanarak, Kenan Evren önderliğinde, Devletin mekanizmaları kullanarak, Demokrasiye ve sivil halka keyfî bir darbe yapar...

 

Bir gecede, masum halk, vatandaş, Hayin ilan edildi. Suçlu ilan edildi. Terörist ilan edildi. Gece şafağından, kasabalar, köylüler basıldı. İnsanları yatağından kaldırıp kelepçeleyip götürdüler, mahsum vatandaş halk hiçbir şeyden haberi yoktu. Bir gecede tüm insanlar suçlu ilan edilmişti. Sorgusuz sualsiz insanları işkencelere aldılar, gece gündüz vahşice işkenceler sürdüler, demokrasi insan hakları insan onuru hiçe sayıldı, gece gündüz işkenceler ve tecavüzler cezaevilerin zindanlarından sürdü. ....

 

Binlerce kişi gözaltına alındı, binlerce kişi idamla yargılandı, 1 milyonda fazla insan fişlendi. Yüzlerce masum insan idam edildi, binlerce insan işkencelerden can verdi. İnsanlar inancından ve görüşünden dolayı düşüncelerinden dolayı yargılandı. Bütün gazeteler sansürlendi. Tonlarca gazete kitap yakıldı. ...

 

Bu 12 Eylül darbesi ekonomiye demokrasiye aydınlığa büyük bir darbeydi. Bu darbe Türkiye ekonomisine büyük zararlar verdi. Türkiye'de demokrasiye insan haklarına büyük zararlar verdi. Bu darbe Türkiye'de eğitime büyük zararlar verdi. Kitap okumak suç sayıldı. Yüzlerce kitap toplatıldı yakıldı. Türkiye'ye çöken bu karanlık darbe Türkiye'nin bütün değerlerini ve kazanımlarını yok ediyordu....

 

Bu 12 Eylül darbesi sanki şeytan yeryüzüne inmişti, sanki şeytan bazı insanların içine iç güdüsüne girerek insana kan kusturuyordu, din vicdan iman sanki kararmıştı, büyük bir kin nefret zulüm bu masum insanların üzerine ateş gibi yağıyordu, her türlü vahşi işkenceler ile zindanlar inliyordu....

 

12 Eylül bitti geçti ama büyük bir enkaz bıraktı, aydınlık Türkiye'yi büyük bir karanlığa gömdü. Bağımsız Türkiye ekonomisini felç etti. Medeniyet yolunda ilerlemeyi engelledi eğitime sekte vurdu. Türkiye'de demokrasiyi öldürdü. Kaptalist sistemin hortlanmasına güç katarak adil Adalet yaşamına engel oldu....

 

12 Eylül darbesi Türkiye cumhuriyeti'ne darbedir. Milletin iradesine darbedir. Atatürk'ün çizdiği aydınlık Çağdaş devrim ilkelerine ve yoluna darbedir. ..

 

12 Eylül insanlık suçudur. 12 Eylül'de demokrasi idam edildi. İnsan hakları çiğnedildi...

 

                                               Hüseyin TURHAL

Devamı
ADIYAMAN'IN GELİŞMESİ İÇİN

ADIYAMAN'IN GELİŞMESİ İÇİN

Adıyaman'ın verimli toprakları üzerinde ve zengin su kaynakları üzerine kurulmuş bir ilimizdir. Adıyaman inanç turizmi ve medeniyet kültürü ile zengin bir mozaiğe sahiptir. Zengin bir kültüre sahip olan Adıyaman verimli toprakları, verimli su kaynakları, zengin tarihi kültür mirasına sahip olmasına rağmen bugün yoksul bir il olması çok düşündürücüdür. Adıyaman'ın gelişmesi için bazı önerilerimizi burada sizlerle paylaşmak istiyorum.

Adıyaman verimli topraklara sahip olduğu için tarım konusunda yatırımlar yapılmalıdır. Öncelikle sulu tarıma geçilmeli, Adıyaman toprakları Antep fıstığına uygun olduğu için badem yerine Antep fıstığına öncelik tanınmalıdır. Bu konuda yatırımlar yapılmalı ve Adıyaman'da incir bahçeleri çoğaltılmalıdır. 

Adıyaman'da kırsal kesimde hayvancılık ön plana çıkartılmalı, büyükbaş inek çiftliği, tavuk çiftliği yetiştirilmeli, baraja yakın alanlarda balıkçılık havuzları oluşturulmalı, Adıyaman'ın dağlarında yaylalarında bal aracılığı ön plana çıkartılmalıdır.

Adıyaman'da sanayi-fabrika yatırımı ön plana çıkartılmalı, Adıyaman merkezine yakın köylere kadar fabrika atölyeleri açılmalıdır. İşsizliğin önüne geçilmesi için bin kişilik çalışılacak kapasitede onlarca fabrikalar açılmalı, küçük sanayiyi geliştirip genişletilmelidir. Dev fabrikalar açılmalı.

Adıyaman'da turizmin gelişmesi için altyapıları projeleri geliştirilmeli, prin bölgesinde devası arkeoloji müzesi açılmalı, Urfa müzesi'nde ve Gaziantep müzesinde Adıyaman'a ait olan tarihi eserler Adıyaman müzesi'ne taşımalıdır. Adıyaman'da Pirin antik kenti nekropolünün tamamı kazı çalışmasıyla gün yüzüne çıkartılmalı, karakuş tümülüsü açılmalı, Nemrut Dağı tümülüsü arkeolojik kazı ile gün yüzüne çıkartılmalı, sofraz bölgesindeki tümülüsleri açılmalı höyükler tespit edip arkeolojik kazılar yapılmalıdır. Atatürk barajı'nın kenarında bir sahil oluşturup tatil köyü turizm otelleri inşa edilmelidir. 

Adıyaman'ın kültürel anlamda gelişmesi için Adıyaman meydanında sanat galerileri sergi alanları açılmalıdır. Adıyaman merkezinde Sanat müzesi açılmalıdır. ..

Adıyaman yeraltı maden ve mineral taşlar ile zengin bir konumdadır. Adıyaman'da yeraltı madenlerinin araştırılması ve Adıyaman'da işletilmesi için projeler üretilmelidir. Adıyaman'ın yerin altındaki mineral değerli taşların tespit edilmesi ve işletilmesi için Adıyaman'da gemoloji laboratuvarları kurulmalı ve değerli taş minareli taşların satışı için zemin hazırlanmalıdır.

Adıyaman'ın ticaret anlamında hareketli olması çok önemli. Büyük iller arasında ulaşım demiryolu yapılarak turizm geliştirilmelidir. 

Adıyaman merkezi Karadağ'a taşınmalı, verimli toprak arazilerin üzerinde ki yapıları kaldırarak, tarım araziye kazandırılmalıdır.

Adıyaman'da içme suyu sorununu çözmek için, Adıyaman Karadağ bölgesinde devasa su depoları yapılmalıdır. ...

Adıyaman'da Güneş enerjisi ön plana çıkartılmalı, Güneş enerjisini kullanarak Atatürk barajındaki suyun arazi tarımlarına taşıması sağlanmalıdır. Adıyaman'da sebzecilik meyvecilik hayvancılık ön plana çıkartılmalı dır.

 

                                          Hüseyin Turhal

Devamı
DOKTORLARIN SORUNLARI VAR

DOKTORLARIN SORUNLARI VAR

 

Türkiye'de giderek doktor ve sağlık çalışan sorunları giderek büyümektedir. Doktorların ve sağlık çalışanların sorunları çözülmediğinden dolayı Türkiye'de 10 bin doktor memleketi terk ederek yurt dışına gittiler....

 

Doktorların ve sağlık çalışanların üzerindeki yapılan baskılardan dolayı Doktorlar tek tek ülkeyi terk ediyor büyük bir beyin gücü yaşanıyor....

 

Türkiye geneli hasta sayısı çok, bu kadar çok hastalara karşı doktor sayısı çok az, doktor sayısı az olduğu için hastalar da çok kalabalık olduğu için doktorların üzerinde yoğunluk bir yük var...

 

O kadar çok hasta var ki hastalar evinde sıra beklemektedir. Bu kalabalık hasta sorunlara karşı doktor sayısı yeterli değildir...

 

Doktorların en önemli isteklerini özet olarak birkaç madde ile açıklayalım...

 

Doktorların En Önemli İstekleri (özetle):

 

1. Emekliliğe yansıyacak Maaş artışı

 

2. Döner sermaye gelirlerinin adaletli bir şekilde verilmesi

 

3. Nöbet ücretlerinin tutulan saate göre ödenmesi

 

4. Nöbet sonrası dinlenme izni verilmesi

 

5. Günde belli bir limitte hasta bakmak ve hastalara yeterli vakit ayırabilmek

 

6. Performans sisteminin her hastane için sabit olması, ameliyat ya da klinik puanlarının birbirleriyle kıyaslanmaması

 

7. Mecburi hizmette olan doktorlar için:

 

a- Konaklama sorunu

 

b- Tıbbi araç gereç ve eğitimli personel sorunu

 

c- Eş durumu tayinleri

 

d- Adaletsiz atamaların durdurulması (özellikle büyük şehirlere yapılan mecburi hizmet atamaları)

 

e- Doğuya giden doktorların (özellikle 5.ve 6.bölgeye) maaş ve döner sermaye gelirlerinin iyileştirilmesi.

 

Ne yazık ki bugüne kadar bu doktorların bu istekleri yerine getirilemedi...

 

Doktorların sorunlarını bir an önce çözülmezse memlekete doktor kalmayacak zaten yoğun hasta var toplum hasta memleket hasta Türkiye hasta doktorlara sahip çıkmasak bu hastalara kim bakacak....

 

Sağlıklı bir toplum için bir an önce doktorların sorunlarını çözüm bulunması dileğimle....

 

                                                Hüseyin TURHAL

Devamı
DOKTORLARIN SORUNLARI VAR

DOKTORLARIN SORUNLARI VAR

 

Türkiye'de giderek doktor ve sağlık çalışan sorunları giderek büyümektedir. Doktorların ve sağlık çalışanların sorunları çözülmediğinden dolayı Türkiye'de 10 bin doktor memleketi terk ederek yurt dışına gittiler....

 

Doktorların ve sağlık çalışanların üzerindeki yapılan baskılardan dolayı Doktorlar tek tek ülkeyi terk ediyor büyük bir beyin gücü yaşanıyor....

 

Türkiye geneli hasta sayısı çok, bu kadar çok hastalara karşı doktor sayısı çok az, doktor sayısı az olduğu için hastalar da çok kalabalık olduğu için doktorların üzerinde yoğunluk bir yük var...

 

O kadar çok hasta var ki hastalar evinde sıra beklemektedir. Bu kalabalık hasta sorunlara karşı doktor sayısı yeterli değildir...

 

Doktorların en önemli isteklerini özet olarak birkaç madde ile açıklayalım...

 

Doktorların En Önemli İstekleri (özetle):

 

1. Emekliliğe yansıyacak Maaş artışı

 

2. Döner sermaye gelirlerinin adaletli bir şekilde verilmesi

 

3. Nöbet ücretlerinin tutulan saate göre ödenmesi

 

4. Nöbet sonrası dinlenme izni verilmesi

 

5. Günde belli bir limitte hasta bakmak ve hastalara yeterli vakit ayırabilmek

 

6. Performans sisteminin her hastane için sabit olması, ameliyat ya da klinik puanlarının birbirleriyle kıyaslanmaması

 

7. Mecburi hizmette olan doktorlar için:

 

a- Konaklama sorunu

 

b- Tıbbi araç gereç ve eğitimli personel sorunu

 

c- Eş durumu tayinleri

 

d- Adaletsiz atamaların durdurulması (özellikle büyük şehirlere yapılan mecburi hizmet atamaları)

 

e- Doğuya giden doktorların (özellikle 5.ve 6.bölgeye) maaş ve döner sermaye gelirlerinin iyileştirilmesi.

 

Ne yazık ki bugüne kadar bu doktorların bu istekleri yerine getirilemedi...

 

Doktorların sorunlarını bir an önce çözülmezse memlekete doktor kalmayacak zaten yoğun hasta var toplum hasta memleket hasta Türkiye hasta doktorlara sahip çıkmasak bu hastalara kim bakacak....

 

Sağlıklı bir toplum için bir an önce doktorların sorunlarını çözüm bulunması dileğimle....

 

                                                Hüseyin TURHAL

Devamı
DOKTORLARIN SORUNLARI VAR

DOKTORLARIN SORUNLARI VAR

 

Türkiye'de giderek doktor ve sağlık çalışan sorunları giderek büyümektedir. Doktorların ve sağlık çalışanların sorunları çözülmediğinden dolayı Türkiye'de 10 bin doktor memleketi terk ederek yurt dışına gittiler....

 

Doktorların ve sağlık çalışanların üzerindeki yapılan baskılardan dolayı Doktorlar tek tek ülkeyi terk ediyor büyük bir beyin gücü yaşanıyor....

 

Türkiye geneli hasta sayısı çok, bu kadar çok hastalara karşı doktor sayısı çok az, doktor sayısı az olduğu için hastalar da çok kalabalık olduğu için doktorların üzerinde yoğunluk bir yük var...

 

O kadar çok hasta var ki hastalar evinde sıra beklemektedir. Bu kalabalık hasta sorunlara karşı doktor sayısı yeterli değildir...

 

Doktorların en önemli isteklerini özet olarak birkaç madde ile açıklayalım...

 

Doktorların En Önemli İstekleri (özetle):

 

1. Emekliliğe yansıyacak Maaş artışı

 

2. Döner sermaye gelirlerinin adaletli bir şekilde verilmesi

 

3. Nöbet ücretlerinin tutulan saate göre ödenmesi

 

4. Nöbet sonrası dinlenme izni verilmesi

 

5. Günde belli bir limitte hasta bakmak ve hastalara yeterli vakit ayırabilmek

 

6. Performans sisteminin her hastane için sabit olması, ameliyat ya da klinik puanlarının birbirleriyle kıyaslanmaması

 

7. Mecburi hizmette olan doktorlar için:

 

a- Konaklama sorunu

 

b- Tıbbi araç gereç ve eğitimli personel sorunu

 

c- Eş durumu tayinleri

 

d- Adaletsiz atamaların durdurulması (özellikle büyük şehirlere yapılan mecburi hizmet atamaları)

 

e- Doğuya giden doktorların (özellikle 5.ve 6.bölgeye) maaş ve döner sermaye gelirlerinin iyileştirilmesi.

 

Ne yazık ki bugüne kadar bu doktorların bu istekleri yerine getirilemedi...

 

Doktorların sorunlarını bir an önce çözülmezse memlekete doktor kalmayacak zaten yoğun hasta var toplum hasta memleket hasta Türkiye hasta doktorlara sahip çıkmasak bu hastalara kim bakacak....

 

Sağlıklı bir toplum için bir an önce doktorların sorunlarını çözüm bulunması dileğimle....

 

                                                Hüseyin TURHAL

Devamı
ALEVİLİK ARAP ÇORBASI DEĞİLDİR

ALEVİLİK ARAP ÇORBASI DEĞİLDİR

 

Bu yazımızda bugüne kadar anlatılmayan Aleviliğin gizemli yünlerini ortaya dökerek irdeleyeceğiz...

Alevilik Anadolu'nun kadim kültürünün en eski halklarıdır. Arap coğrafyasında uzak Arap kültüründen uzak Arap coğrafyasında izi olmayan bir Alevilik var. Aleviliği Kerbela vakasının içerisine sürüklemek tarihin en büyük bir yalanıdır. Çünkü ilk Alevilik ışık insanları olarak Anadolu'nun kadim kültüründen yoğurularak onlarca medeniyet içerisinden günümüze kadar gelmiştir. Tarihte Sümer uygarlığı Hitit uygarlığı Urartu uygarlığı hepsi Alevi uygarlıklarıdır. Komagene krallığı Nemrut kültürü bir Alevi inanç merkezidir. Arap kültürünü Anadolu üzerindeki baskılarından dolayı Alevilik kendi kabuğun içinde gizlenerek farklı maskelerin altında gizlendi...

Arap coğrafyasında Alevilik kültürü yoktur. Arap coğrafyasında Arap çöllerinde Alevilik inancı yoktur. Hazreti Ali Alevi değildir 12 imamlar Alevi değildir. Çünkü 12 imamlar ve hazreti Ali ne Sema yaptı ne de saz çaldı. Çünkü Arap yarımadası'nda Alevilik inancı yoktu. Alevilik İslam'dan önce önceki medeniyetlerde vardı ama farklı isimler altında....

Yüz yıldır araştırmacılar alevleri hep Arap yarımadasından aradılar. Aleviliği Kerbela vakasının içine gömerek o çöl ortasında aleviliği kısır bir döngü içerisinde Aleviliğin gerçeğin hakikatın özüne Vakıf olamadılar. Arkeoloji araştırmalar arkeolojik kazılarında aleviliğin Anadolu'nun kadim halkların olduğunu bulgular ortaya çıkarmıştır... Alevilik Hz adem'den başlar bütün peygamberler döneminde Alevilik vardı ilk Alevi ışık insanlarıdır. Hazreti İsa döneminde levhiler aleviydi. Roma hukukunu oluşturan Alevi kültürü felsefesidir. Alevilik ne bir dindir ne de bir mezheptir ne de bir tarikattır Alevilik bir inanç yolu bir hakikat yoludur. A

levi felsefesinde insan kutsaldır insan kıbledir insan kabedir insana değer verir. Bundan dolayı Alevilik diğer inançlara uymaz. Ondan dolayı Alevilik mitolojik dinler ve semavi dinler ile inanç çatışma içerisine girmiştir. Çünkü Alevi felsefesinde cennet cehennem anlayışı farklıdır...

 

Kerbela vakası bir iktidar kavgası iydi. Kerbela vakası bir inanç din mezhep çatışması değildir. Kerbela vakası bir kabile arasında yaşamıştır. Osman Ömer Ebubekir Ali Hasan Hüseyin muaviye bunlar hepsi akrabadır birbirine kız vermiştir. Peygamber vefatından sonra hilafet saltanat uğruna birbirini kırdırmışlardır. Kerbela faciasında Aleviliğin bir izi yoktur. Çünkü alevlinin olduğu yerde zulüm olmaz savaş olmaz insanı öldürmek olmaz. Alevilik Arap kültürü ile bağdaşamaz. Alevilik Anadolu'nun kadim kültürün halklarıdır.

 

Bugüne kadar Alevilik üzerine yalan bir tarih yazılmıştır. Aleviliği Arap kültürünün ortasına atılarak Aleviliğin geçmiş kültürünü baltallatılmıştır ve gizlenilmiştir. Alevilik yeryüzünde 124.000 peygamber'i yabana atmamış peygamberleri kendi bahçesine almıştır. ....

 

Alevilik dünya kültür mirasıdır. Alevilik insanlığın ortak değeridir.

 

Alevilik Bektaşilik başlığı altısında İslami motiflerin içerisine yoğurularak günümüze kadar İslami mezhep olarak lanse edilerek erozyona uğratılmış. Alevlinin içini boşaltılmış alevinin içine Arap İslami kültürü motifleri içine yorumlanarak yeni bir Alevilik oluşturulmuştur... Alevilik inancına Alevilik felsefesine Arap çorbası katılmıştır. Kadim Alevi Kültür kaynak kitapları ateşe atılarak yakılmış yok edilmiştir. Bu günümüzdeki Alevilik Arap kültürünün içerisinde yoğrularak kendi özünü kaybetmiştir...

 

Hüseyin TURHAL

 

Devamı
ADIYAMAN DA GAZETECİ OLMAK

ADIYAMAN 'DA GAZETECİ OLMAK

24 Temmuz gazeteciler ve basın Bayramı dolayısıyla , Adıyaman'da gazeteciliği ortaya dökerek irdeleyelim...

İnternet sosyal medya Facebook Twitter ınstagram'ın ortaya çıkışı ile gazetecilik giderek Can çekişmeye başladı. İnsanlar giderek gazete okumaktan uzaklaştılar. Bu yüzden dijital gazetecilik internet gazetecilik ortaya çıktı, internet gazeteciliğin hukuksal zemini olmadığından dolayı bu gazetecilikte havada kalan zemine oturmayan bir oluşum haline geldi...

Gazeteciler ekmeğini gelirini genel olarak, reklamlarda kazanıyorlar, bugün gazeteciler reklam bulmaktan zorlanıyorlar , hangi kapıyı çalsalar reklam bulamıyorlar ne iş dünyasında ne siyaset dünyasında ne sanat dünyasında reklam bulmaktan çok zorlanıyorlar. Artık bir ekonomik nedenlerden dolayı birçok gazeteler kapanma durumuna gelmiştir. 

Belediye kendi bünyesindeki gazetecilere destek veriyor, diğer gazetecilere herhangi bir destek sunmuyor. Adıyaman'daki bazı gazetelere, Sanko holding , Erdemoğlu holding destek veriyor ama diğer gazetelere internet gazeteciliği herhangi bir destek verilmiyor. Siyasi partiler gazetecilik arasından ayrımcılık yapıp bazı gazetelere gazetecilerine para yardımı veriyor diğer gazetecilere par destek sunmuyor...

Türkiye geneli olduğu gibi Adıyaman'da gazeteciler kendi aralarında , birlik beraberlik dayanışma yoktur. Kıskançlık çekemezlik birbirini karalama dedikoduları , ile birbirlerini yıpratma içerisindeler. Bu tutum bizi gazetecileri üzmektedir...

Biz adıyaman'daki gazeteciler olarak, belediyenin haberlerini yapıyoruz ,valiliğin haberlerini yapıyoruz, milli eğitim'in haberlerini yapıyoruz, eminiyet asayiş haberlerini yapıyoruz, halkın haberlerini yapıyoruz ,siyasi partilerin haberlerini yapıyoruz ama ne yaz ki bu kurumlarda herhangi bir parasal destek alamıyoruz neden? Sosyal medya internet dijital gazeteciliğe neden parasal destek verilmiyor?...

Bir gazeteci yaptığı mesleğinde para kazanamayacaksa ne işle kazanacak? Adıyaman'daki siyasi partilerin başkanlarını Bayram mesaj tebriklerini reklamını haber yapıyoruz ne yazık bize herhangi bir ücret ödemiyorlar. Adıyaman esnafı adıyaman'daki iş adamlar gazetecilere reklam vermiyorlar. Ekonomik anlamda gazetecilik sindiriliyor . Bu gazetecilerin sorunlarına kim cevap verecek?

Geçen yıl Kurban Bayramı mesajlarından bir siyasi partinin başkanının mesajını yayınladık 150 TL'lik reklam parasını ödemedi. İşte Adıyaman'da gazeteci olmak durumu budur başka açıklamaya gerek var mı?....

2 yıldır bu gazetecilik mesleğine başladığımdan beri bu gazetecilik mesleğinden utanıyorum.. bu gazetecilik mesleğinde 3-5 kuruş para kazanmış değilim. Bu gazetecilik dünyasında Sadece parayı patronlar kazanıyor. Ben gazeteci yazarım ekmek paramı gazetede kazanmıyorum. astroloji metafizik hizmetler işimden kazanıyorum. Adıyaman'da maddi durumu kötü olduğundan dolayı kendi intihar eden gazeteciler var. Bu utanç hepimize yeter değil mi?...

Dijital sosyal medya haber gazeteciliği yapanlara, belediye, valilik, milli eğitim üniversite, emniyet müdürlüğü, iş adamları, siyaset dünyası sanat dünyası destek vermesini istiyoruz. Haberlerinizi yapınca güzel de bize birkaç kuruş maddi destek vermek mi kötü oluyor?...

Gazetecilerin ekonomik sorunlarının bir an önce çözüm bulunması dileğimle...

 

                                     Hüseyin TURHAL 

 

                                     Gazeteçi - Yazar

Devamı
TAZİYE YEMEĞİ ve SÜNNET DÜĞÜNLERİ KALDIRILIYOR

TAZİYE YEMEĞİ ve SÜNNET DÜĞÜNLERİ KALDIRILIYOR

 

Adıyaman Balyan beldesinde taziye yemeklerinin kaldırılması, sünnet düğünlerinin kaldırılması, düğün ve kınanın birleştirilmesi konusunda, Adıyaman balyanlar Kültür ve Yardımlaşma derneği'nde toplantı yapıldı.

 

Toplantıya Adıyaman Balyan kültür ve yardımlaşma Derneği Başkanı Basri Bener , Alevi kanat önderi dedesi Tahir dede , yazar gazeteci Hüseyin Turhal köy muhtarları ve dernek yönetimi katılım sağladı...

 

Başkan Bener şöyle konuştu 

"Değerli canlar halkın bize ilettiği toplumsal konularla ilgili toplantı yapıyoruz. Bu bizim kararımız değil, halkın talepleridir." Dedi ve bu talebeleri 5 madde şeklinde konuyu masaya yatırıldı....

 

1Konu:

Sünnet düğünlerin kaldırılması 

Cevap:Sünnet düğünlerin kısıtlama veya komisyonlar kurularak halk tarafına onayına sunulmasına karar verildi.Köydelerdeki muhtarlarımız komisyon kurup toplantı hazırlaması ve halkın sorunlarını daha kolay anlamak için köy köy toplantı yapılacaktır.

2Konu:

Taziye yemeklerin kaldırılması 

Cevap:Taziye olduğunda ilk bir ve ikinci gün o taziye yemeğinin masrafına katkı sunmak için yardım kutusu hazırlanması.Bu işle o köydeki muhtar ve mahalledeki muhtar ilgilenecektir.Taziye lerde üçüncü gün yemeği haktır kırk lokması haktır.

3Konu:

Taziye olduğunda ulaşım İçin servisler tercih edilecektir.

Vefat eden biri olduğunda ilk dernek bilgilendirilecektir.Ulaşım için toplu taşıma aracı ayarlanacaktır.

Yakıt fiyatların yüksek olduğu için toplu taşıma aracının tercih edilmesi.

4Konu :

Düğün ve kınaların birleştirilmesi

Cevap:Komisyon sözcüleri toplumun onayına sunacak çoğunluk kararı geçerli olacaktır.

5Konu :

Halkın birliği dirliği sağlamak için köylerde toplantı yapmak sorunları konuşarak tartışarak çözüme kavuşturmak.

 

Tüm kararlar halkın onayına sunulacak 

Halkın talepleri doğrultusunda hareket edilecektir.

 

Toplantıya katılan tüm canlara teşekkür ediyorum diye konuştu...

 

               

Devamı
SIRA DIŞI RESİM SERGİSİ YAKINDA ADIYAMAN'DA AÇILACAK

SIRA DIŞI RESİM SERGİSİ YAKINDA ADIYAMAN'DA AÇILACAK 

Adıyamanlı şair yazar ve gazeteci Hüseyin Turhal sıradışı resim tabloları yakında Adıyaman'da resim sergisi açacağını sinyalini verdi. .

2019 yılında resim çizmeye başlayan Turhal tuval üzerine yağlı boya sıradışı mitolojik birbirinden farklı eserler meydana getirdi. Turhal tabloları Anadolu'nun kadim kültürünün mitolojik renkleri desenleri sembolleri kendi Has üslubu ile harmanlaşmış farklı bir çığır ile ortaya koyduğunu söyledi.

Turhal şöyle konuştu:

"Sanatın okulu yoktur. Sanatın kuralı yoktur sanat bence özgür olmalı sanat üzgün olmalıdır Ben sanatımı tablo resimleri çizerken herhangi bir kurala bağlı kalmadım ondan dolayı kendi üzgün sanatımı yakaladım kendime sanat Yolunda yeni bir çığır açtım...

Benim resim tablo tablo eserlerinde çok gizemli sırlar içerisinde barınmaktadır normal gördüğünüz bir vazo Bir küp göründüğü gibi bir tek vazo değildir içerisinde farklı mitolojik sırlar barındırıyor.

Yakında Adıyaman'da resim sergimi açacağım adıyaman'da, dolu dolu sanat günleri yaşatacağız farklı farklı eserlerimle insanların beğenimine sunacağım herkesin gelmesini resimlerimi Tablolarımı yakında görmesini istiyorum. Beni tablolarım genellikle hepsi koleksiyonluk koleksiyonluk sanat eseridir ondan dolayı genellikle sanat tablo koleksiyonerliği yapanların beni takip etmesini bu birbirinden güzel nadide eserlerimi koleksiyonuna katarak, koleksiyonuna değer katma fırsatını bu sergimden bulabilirler...

İlk Resim sergimi Adıyaman'da açacağım ama ne zaman hangi gün ve nerede açacağımızı daha karar vermedik ileriki zamanlarda karar verip sergi tarihimizi açıklayacağız...

Sanat bir güneştir sanatın olmadığı her yer karanlıktır" Adıyaman Sanat ile yükselecektir. Diye konuştu.

 

                             

Devamı
MÜSLÜMAN MÜSLÜMANI YAKTI

MÜSLÜMAN MÜSLÜMANI YAKTI

 

 2 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak otelinde, Nemrud 'un Hz. İbrahim'i yaktığı gibi. Müslümanda , müslümanı yaktığı, insanlık insanlıktan çıktığı Vandalizm vahşetini idolojik ziyneti irdeleyerek ortaya dökelim...

 

29 yıl geçmesine rağmen, hala Nemrut ateşi, insanlığı yakmaya devam ediyor.

 

Peygamber efendimiz vefatında sonra, emevilerin abasilerin başlattığı, siyasal din hareketi ile, müslümanlar Kendi aralarında kırılma başlamış, siyasal dinsel mezhep partileri ortaya çıkarak, müslüman müslümana düşman, kin nefret, ortaya çıkmıştır. Kur'an terk edilmiş, peygamber soyuna zülüm edilmiş, Ehlibeyt kılıçtan geçirilmiş, saltanat koltuk hilafet uğruna, Müslüman Müslüman'a düşman edilerek, kardeş kardeşe kırdırılmıştır...

 

Hz. Muhammed'in mezhebi yok iken, Kuran'da mezheplere bölünmeyin uyarı ayetler var iken, saltanat koltuk hilafet uğruna, mezhepler içat edilerek, siyasal ve Kur'an dışı bir din içat ederek, Müslüman'ı Müslüman'a düşman Etiler.....

 

Hz. Muhammed Sünni değildi. Hz. Muhammed şafi değildi. Hz. Ali Şii değildi. Hz. Ali Alevi değil di. Çünkü peygamber döneminde, mezhep yoktu. Peygamber döneminde, mezhep imamları yoktu. Muhammed, Ali, Osman, Ömer, Ebubekir, Muaviye, Ebulehep bunlar hepsi akraba ve birbirine kız vermiş, kız almış bir kabiledir. Peygamber vefatında sonra, hilafet, saltanat koltuk uğruna birbirilerine girdiler, mezhepler içat edilerek, Kuran'da, İslam dan uzaklaştılar, siyasal bir din içat ederek, 1400 yıl önce, kin nefret tohumları ekilerek, peygambere ve Kur'an'a ihanet içinde bulundular....

 

1400 yıl önce yaşanan, Kerbela olayında, bu gün ki, Yaşanan Ömer'in, Osman'ın, Ali'nin, Hasan'ın, Hüseyin'in bir bağlantısı yoktur. Bu gün bir vatandaşın adı , Ömer, Osman, Ali , Hasan diye, 1400 yıl önce yaşanan Kerbela olayı, bunlara yıkmak, tam cehalet ve piskolojik ruhsal hastalık dur...

 

Sivas Madımak otelinde ki vahşet, cehaletin örünüdür, mitolojik kör bağnazlığın, ve uydurulan kin nefret dolu mezheplerin idolojik ziynet ürünüdür. 

 

Rahmetli Necmettin Erbakan hocanın dediği gibi, Suniler Alevi dır. Aleviler Sunidir. Çünkü Alevilik ve Sünnilik sonradan uydurulmuş bir siyasal dinsel parti dır. Hz. Muhammed Sünni değildi. Hz. Ali Alevi değildi. Uyanın ey müslümanlar, mezhepler ve tarikat uydurmalarına kanmayınız. İslam da ve Kuran'da mezhepler yoktur. Tek kurtuluş reçetesi, Kuran'da ve Ehli-beyte birleşmektedir.....

 

Cami, kilise, cem evi, bunlar, insanların kendi elleriyle yaptığı yapılar dur.Hz. Muhammed camiye gitmedi, Hz. Ali Cem evine gitmedi. Hz. İsa Mesih kiliseye gitmedi. Bunlar sonradan ortaya çıkan siyasal yapılar dur. İçinde Allah'a ibadet için vardır. İbadet şekilleri farklı olsa da, amaçları hedefi birdir. Hıristiyanlık doğmadan önce, dedeleriniz , Yahudi ve Musevi idiler, Hz. İsa dan sonra, Dedeleriniz Hrıstiyan oldular, Hz. Muhammed doğmadan önce, İslam diye bir din yoktu. Hıristiyanlık vardı. İslam'ın doğuşu ile, insanlar eski dinlerini terk ederek, müslüman oldular. Yani İslam doğmadan önce, Dedeleriniz Hrıstiyan dı ve Hrıstiyanlık dan önçe , yahudi ve Musevi bu böyle geriye doğru gidildiğinde, mitolojik çok Tanrılı dönemine kadar gider.. birbirinizi dinsizlik ile suçlamak, gavur ilan etmek cehaletir...

 

İslam dininin tek bir mezhebi ve tek bir tarikatı vardır, oda kurandır.

 

İçinizdeki bu kin nefrete su dökün, bitsin bu ateş , Allah'a giden yol sevgidir...

 

                                           ( 2 Temmuz 2022 )

Devamı
VATANDAŞ GÜNE ZAMLA UYANIYOR

VATANDAŞ GÜNE ZAMLA UYANIYOR!

 

Dünyada kendini gösteren pandemi sürecinden sonra ülkemizde hızla artan ekonomik kriz şimdilerde içinden çıkılmaz bir hal adı. Son 2 yıldan bu yana yaşanan hayat pahalılığı ve olumsuzluklar insanların alım güçlerini olumsuz yönde etkiledi. Ancak ülkemizde bu durum her geçen gün kötüye gidiyor.

Devlet memuru olmayan insanların yaşadıkları sorunları yakinen bilen biriyim. Yaşamış olduğum yerleşim alanlarında yevmiye ile yaşamını idame etmeye çalışan birçok insan çok zor durumda. Çünkü bu insanlar uzun bir süre işsiz kaldıkları için çok mağdur oldular. Bir de bu insanların birçoğu kiracı olduğu için yaşadıkları sorunlar oldukça derinleşmiş bir durumda.

Keşke bu hayat pahalılığı olmamış olsaydı da bugün bu olumsuz manzaralar yaşanmamış olsaydı. Ancak bugün gelinen tabloya baktığımız zaman ekonomik olarak çok zor günler geçiriyoruz. Hele hele son yıllarda yaşamış olduğumuz zamlar konusu başlı başına bir sorun.

Eskiden zamlar yılbaşından yılbaşına gelirdi. Şimdi ise zamlar dakikalık geliyor. İnsanlar artık marketlere ve pazara gidemez oldular. Bu zamlara artık bir “dur” denilmesi gerekiyor. Son 1 yıldan bu yana yapılan zamlara baktığımız zaman geçmiş yıllara oranla kaç kat zam yapıldığı ortada. Bir defa akaryakıta gelen zam oranından daha bahsetmiş değilim.

Devam eden bir hayatta insanların bütün ihtiyaçları nakliye üzerinden gerçekleşmekte. Akaryakıta gelen zamlar direk bütün ürünleri doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle akaryakıta gelen son zamlar, bütün ürünlerin zamlanmasına neden oldu. Bu zam oranı bir şekilde sabitlenmedikçe bütün ürünlere yansımaya devam edecektir. 

Bir defa ulaşım alanına gelen zamlardan sonra Adıyaman’da birçok insan toplu taşıma araçlarına binmez oldu. Çünkü ilimizde insanların alım gücü oldukça düşük. Bu durum aslında birçok ilde de aynı şekildedir. Toplumun büyük bir bölümü bu zamlardan dolayı çok mağdur olduğu gibi bu durum karşısında ne yapacağını bilmiyor.

Gıda ürünleri başta olmak üzere akaryakıta, elektriğe, doğalgaza ve suya gelen zamlardan sonra insanlar artık eski günlerini arar oldu. Yaşamım boyunca Çiller krizini, Ecevit krizini yaşamıştım. Fakat bu son zamlar bu krizlerden daha çok insanları etkiledi. Bir defa şu anki zamların durmaması vatandaşın kafasında karışıklığa neden olmuş.

Eskiden insanlar aileleriyle birlikte Şanlıurfa ve Gaziantep illerine hafta sonu gezmeye giderken, artık insanlarımız zaruri olmadıkça araçlarının kontaklarını açmıyorlar. İnsanların böyle bir kısıtlamaya gitmesini de olumlu karşılıyorum. Hayat pahalılığından dolayı insanların artık araç modellerini değişmesi mümkün değil.

Bu devirde bir aracı olan bir kişi aracını kullanabiliyorsa ne mutlu ona. Çevre illere veya farklı illere seyahat eden insanlarımızda artık seyahat edemez duruma geldi. Çoğu zaman araç firmaları zarar etseler bile vatandaşlarımıza hizmet vermek için ayakta kalmaya çalışıyorlar.

Zaten akaryakıta gelen zamlara bakıldığında insanların artık aileleriyle yolculuk etmesi oldukça zor. Bundan 3 yıl öncesinde bu zam oranlarından bahsetselerdi hiç kimse inanmazdı. Fakat bu zamlardan sonra insanların pek de yolculuk yapacağını düşünemiyorum.

Vatandaş sabah uyandığında zamla karşılaşıyor. Ülkemizde üretim konusunda dışa bağlı olmamış olsaydık, belki de tahıl ürünlerine bu kadar zam yapılmayacaktı. Soframızda kullandığımız ürünlerin büyük bir oranı dışarıda üretildiği için ülkemizde vatandaşlara ulaşması bir hayli maliyetli oluyor. Ülkemiz iklim olarak belki de eşi benzeri olmayan bir ülke.

Fakat o kadar ovalarımız olmasına rağmen halen gıda ürünlerimizi dışarıdan alan bir ülkeyiz. Son zamanlardaki zam oranına bakıldığında en çok zam alan ürün gıda ürünleridir. Bu nedenle maddi durumu iyi olmayan insanlarımız artık gıda ürünlerini ölçülü bir şekilde kullanıyor.

Hele hele konutlara, kiralara ve araçlara gelen zam oranlarına ne demeli. Son zamlardan sonra Adıyaman’da yaşayan bir birey olarak bu zam oranlarını görünce şoke oluyorum. Yaşamış olduğumuz Adıyaman ilimiz metropol bir şehir olmamasına rağmen ev kiraları almış başını gidiyor. Sabit bir aylığı olmayan bir kişi nasıl olurda bahsedilen bu kira oranlarını öder bunu da nalmış değilim.

Bundan 1 yıl öncesinde bin TL’ye kiraya oturan bir kişi şu anda 3 bin TL’ye ev bulamıyor. Bu kira oranları çoğu mahallerde 6 bin TL’ye kadar çıkıyor. Peki asgari ücretle geçimini sağlayan bir kişi nasıl olurda geçinebilir? Hasılı hayat o kadar zor ki, insanların önünü görmesi çok zor.

 

                                              Hüseyin TURHAL

Devamı
KENDİNİ NEGATİF ENERJİ DEN KORU

KENDİNİ NEGATİF ENERJİ DEN KORU

Negatif enerji, büyü sihir, nazar, cin musalatı, karabasan, bedua, Nalet ve kaza bela gibi iletinin musalat olması ile gelen zarar veren unsurlardır.

Peki negatif enerji den nasıl korunulur? Cevabı ise şudur. Boy hamail muskası üzerinde taşıyarak korunulur.

Boy hamail muskası nedir? Kısacası, içerisinde, özel hazırlanmış, isim ve burcuna göre safran mürekkepi ile beli zaman ve tütsüler ile dua, vefkler tılsımlı harf ve sayı ile oluşturulan, 2 metre uzunluğunda ilahi kelamlar dur. Anlayacağınız içi boş kağıtlar değildir.  

Düz mantık ile hareket eden, bazı insanlar diyorki, muska fayda vermez. Bizi Allah korur diyor ama bilmiyor ki muskalar da Allah'ın ilimlerin dedir.

Şimdi sen desen, beni Allah koruyor, bana birşey olmaz, deyip, kışın ortasında, soğuk havada kalabilirmisin? Kendini ateşe atıp ben yanmam beni Allah koruyor diyebilirsiniz. Böyle bir mantık olabilir mi? Cenabı Allah herşeyi yaratmış, sana da akıl fikir vermiş, Aklını kulan demiş. ..

Kışın soğuktan korunmak için, Kalın elbise giyiyorsun, evinde soba, kalorifer yakıyorsun, yazın sıcaktan korunmak için, serin gölgeye geçiyorsun, soğuk içilecek içiyorsun. Virüslere karşı korunmak için de hijenik temizlik ve sağlıklı beslenme ye önem veriyorsun. Peki negatif enerji ye karşı, büyü sihir nazar ve cin musalatına karşı kendini nasıl koruyacaksın? 

Düşmanın sana büyü sihir nazar cin musalatı sağlasa, kendinizi nasıl korumaya alacaksınız. Beni Allah korur, büyü sihir nazar cin musalatı işlemez mi diyeceksiniz. Madem Allah sizi koruyorsa, düşman size silah sıktığı zaman sizi korusunda görelim. Böyle mantık yanlıştır. Allah akıl fikir vermiş Aklını kulan ve kendini korumaya al. Kurşuna karşı, Çelik yelek, soğuk hava ya karşı, sıcak giyinme, virüse karşı hijenik temizlik ve sağlıklı beslenme, sihir nazar cin musalatı ve bedua ya karşı, kendini boylama hamail muskası ile Koruma. Yani Allah'ın göndermiş olduğu şifalı Dualar Esmalar vefkler tılsımlı reçeteler ile olur. Nasıl bitkiler den şifa varsa, Allah'ın göndermiş olduğu dualar da da şifa vardır...

Dua ve muskalar Sadece, negatif enerji den kaynaklanan tüm rahatsızlıklara şifa reçeteleri sunar. Yani büyü sihir nazar cin musalatı ile oluşan , hastalıklar, tıbbi olmayan hastalıklara çözüm sunar. Eğer büyü sihir den dolayı adamın başı ağrıyorsa, buna ağırkesiçi çözüm veremez. Çünkü tibbi bir hastalık değildir. Tibbi doktor hastalıklara, muska ve dua şifa reçeteleri sunmaz. Bazı aklı kıtların anlamadığı nokta burasıdır. Madem muska yazıyor, hastalandığı zaman neden doktora gidiyor diye laf söylerler. Anlamıyorlar, doktor hastalıklara yani tibbi hastalıklara, muska ve dua şifa reçeteleri sunmaz. Çünkü doktor hastalıkları şifayı eczanede alır. Ama negatif enerji den kaynaklanan hastalıklara karşı doktor şifa reçeteleri sunamaz. Çünkü doktor hastalıkları değildir. Bunu anlayın artık.

 

                                Hüseyin Hoca (Turhal)

                          Astroloji Metafizik hizmetleri

                                          Adıyaman

Devamı
KENDİNİ NEGATİF ENERJİ DEN KORU

KENDİNİ NEGATİF ENERJİ DEN KORU

 

    Negatif enerji, büyü sihir, nazar, cin musalatı, karabasan, bedua, Nalet ve kaza bela gibi iletinin musalat olması ile gelen zarar veren unsurlardır.

 

Peki negatif enerji den nasıl korunulur? Cevabı ise şudur. Boy hamail muskası üzerinde taşıyarak korunulur.

 

Boy hamail muskası nedir? Kısacası, içerisinde, özel hazırlanmış, isim ve burcuna göre safran mürekkepi ile beli zaman ve tütsüler ile dua, vefkler tılsımlı harf ve sayı ile oluşturulan, 2 metre uzunluğunda ilahi kelamlar dur. Anlayacağınız içi boş kağıtlar değildir.  

 

Düz mantık ile hareket eden, bazı insanlar diyorki, muska fayda vermez. Bizi Allah korur diyor ama bilmiyor ki muskalar da Allah'ın ilimlerin dedir.

 

Şimdi sen desen, beni Allah koruyor, bana birşey olmaz, deyip, kışın ortasında, soğuk havada kalabilirmisin? Kendini ateşe atıp ben yanmam beni Allah koruyor diyebilirsiniz. Böyle bir mantık olabilir mi? Cenabı Allah herşeyi yaratmış, sana da akıl fikir vermiş, Aklını kulan demiş. ..

 

Kışın soğuktan korunmak için, Kalın elbise giyiyorsun, evinde soba, kalorifer yakıyorsun, yazın sıcaktan korunmak için, serin gölgeye geçiyorsun, soğuk içilecek içiyorsun. Virüslere karşı korunmak için de hijenik temizlik ve sağlıklı beslenme ye önem veriyorsun. Peki negatif enerji ye karşı, büyü sihir nazar ve cin musalatına karşı kendini nasıl koruyacaksın? 

Düşmanın sana büyü sihir nazar cin musalatı sağlasa, kendinizi nasıl korumaya alacaksınız. Beni Allah korur, büyü sihir nazar cin musalatı işlemez mi diyeceksiniz. Madem Allah sizi koruyorsa, düşman size silah sıktığı zaman sizi korusunda görelim. Böyle mantık yanlıştır. Allah akıl fikir vermiş Aklını kulan ve kendini korumaya al. Kurşuna karşı, Çelik yelek, soğuk hava ya karşı, sıcak giyinme, virüse karşı hijenik temizlik ve sağlıklı beslenme, sihir nazar cin musalatı ve bedua ya karşı, kendini boylama hamail muskası ile Koruma. Yani Allah'ın göndermiş olduğu şifalı Dualar Esmalar vefkler tılsımlı reçeteler ile olur. Nasıl bitkiler den şifa varsa, Allah'ın göndermiş olduğu dualar da da şifa vardır...

 

Dua ve muskalar Sadece, negatif enerji den kaynaklanan tüm rahatsızlıklara şifa reçeteleri sunar. Yani büyü sihir nazar cin musalatı ile oluşan , hastalıklar, tıbbi olmayan hastalıklara çözüm sunar. Eğer büyü sihir den dolayı adamın başı ağrıyorsa, buna ağırkesiçi çözüm veremez. Çünkü tibbi bir hastalık değildir. Tibbi doktor hastalıklara, muska ve dua şifa reçeteleri sunmaz. Bazı aklı kıtların anlamadığı nokta burasıdır. Madem muska yazıyor, hastalandığı zaman neden doktora gidiyor diye laf söylerler. Anlamıyorlar, doktor hastalıklara yani tibbi hastalıklara, muska ve dua şifa reçeteleri sunmaz. Çünkü doktor hastalıkları şifayı eczanede alır. Ama negatif enerji den kaynaklanan hastalıklara karşı doktor şifa reçeteleri sunamaz. Çünkü doktor hastalıkları değildir. Bunu anlayın artık.

 

                                Hüseyin Hoca (Turhal)

                          Astroloji Metafizik hizmetleri

                                          Adıyaman

Devamı
ADIYAMAN YAYLASINDA YABAN HAYAT

ADIYAMAN YAYLASINDA YABAN HAYAT

Adıyaman doğası, Afrika Safari vahşi yaban hayvanların çirit oynadığı, bir konumuna doğru gidiyor...

Artık Adıyaman yaylalarında, bağlarında, dağlarında gezmek çok tehlikelidir! Şimdi neden tehlikeli dır diye soracaksınız? Bunu şimdiden hissediyorum. Sabredin okuyucularım şimdi sırası ile anlatacağım. Adıyaman yaylasında, bağlarında dağlarında, taşlarında gezmek neden tehlikeli olduğunu.....

Adıyaman da milli park kapsamında, doğasına, yabani hayvanlar bırakıldı, Adıyaman yaylasında bağlarında dağlarında, geyikler yabani keçiler şurdan dursun, her tarafa yabani domuzlar bırakılmış, binlerce domuz sürüsü var, kurtlar var, çakal var, zehirli yılanlar bırakılmış, piton yılanları bırakılmış...

Yabani domuzlar, çevre köylerden, Tarıma, bağ bahçeye ye büyük zarar veriyor. Geyikler ekinlere bağ bahçelere büyük zarar veriyor. Bu daha birşey değil, ya tehlikeli yaban hayvanları, bu da başka bir dert. Arazide, yaylada, bağ bahçede, dağda bağda, domuz sürüsü, çakal sürüsü, kurt sürüsü, her çeşit böcek, yılan bırakılmış. Orman da yaylada bağda dağda gezerken dikatli olun, her an domuz saldırısına, çakal sürüsü saldırısına ve kurt saldırısına veya yılan sokulmasına, uğrama ile burun buruna gelebilirsiniz..

Adıyaman da ekonomi yatırım sanayi yatırım ve sulu tarıma dayalı yatırım yetersiz olduğu için, Adıyaman halkı yoksuluk işsizlik içinde, Afrika hayatını yaşarken, doğasına yabani hayvanları bırakarak, Afrika hayatına geçişi adım adım ilerliyor. 

Yetkililer den ricamız, Adıyaman doğasına, Geyik , domuz, çakal, yılan bıraktınız, bağ bahçelere büyük zarar veriyor, bundan Adıyaman halkı olarak memnunuz. Kurtlar bıraktınız keçi koyunlara saldırıyor, bundan da memnunuz. Sizde rica ediyoruz. Lütfen Adıyaman a , fil, getirin, gergedan getirin, zürafa getirin, zebralar getirin, Atatürk barajına, balık yerine, timsah getirin, köpek balığı getirin, Adıyaman bağlarına, bütün hayvanları getirin. Afrika kıtası bizden kıskansın, safari vahşi yabani hayvanlar belgeseli Adıyaman ormanlarında çekilsin.....

Hüseyin Turhal

Devamı
TURHAL ŞİİRLERİ ANTOLOJİ.COM DA

TURHAL ŞİİRLERİ ANTOLOJİ.COM DA

Adıyaman'lı yazar Hüseyin Turhal 'ın şiirleri Antoloji.com da yayınlandı..

Adıyaman Yaylakonak (Balyan) doğumlu Turhal, yazarlığa şiir ile başladı.

Şair yazar ve ayni zamanda Ressam Gazeteçi ve ilmî havvas uzmanı Astroloji metafizik hizmetleri ve yeni Dünya Haber Ajansı imtiyaz sahibi olan Turhal, ortaokul dan beri yazdığı, birbirinden güzel şiirlerini, Antoloji.com da 200 aşkın adet şiirlerini paylaşarak, şiir sevenlerine beğenisine sundu...

Hüseyin Turhal, şiirlerinden, aşk, Sevgi, doğa ve dini, toplumsal her konuya değinerek, farklı temalarda oluşan, edebi bir üslup ile ve halk aşığı ozan tarzı şiirleri , sosyal medya da çok ilgi gören, Sanat eserleri. Çoşkulu, duygu yüklü şiirleri, sütün sütün , sosyal medya ortamından paylaşım yapılarak, şiir sevenlerinin taktirini kazanıyor...

Hüseyin Turhal, 2006 yılında "Aşkın Dili" adlı İlk şiir kitabı yayınlandı. Bu kitap kısa sürede piyasadan tükendi. 2008 yılında " Bir Damla Beyaz Yağmur" adlı ikinci şiir kitabı yayınlandı. Kağıttan şiir Antolojisi 1 de şiirleri yayınlandı. Turhal 'ın şiirleri, ulusal gazetelerde, Karabük Gazetesi Sanat sayfasında yayınlandı ve farklı sanat edebiyat şiir sayfalarında yayınlandı.

Turhal, benim hayatım bir şiir dır. Şiir karanlıkları aydınlatan bir güneş tir. Şiir, insanların gözü kulağı ve sesidir. Şiir, insanların ifade edemediği durumlarda, imdada yetişen, bir nesnedir. Şiir aşkın ve sevdanın dilidir. Şiir isyanın ve özgürlüğün direnişin sembolü dür. Şiir ifade edemediğin duyguların, dilidir. Şiir bir sevgi yoludur...

Turhal, 200 âdet şiirim şuan Antoloji.com da şiir sevenlerimin beğenisine sunulmuştur. Bu daha başlangıç, bu güne kadar yayınlanmamış şiirlerim de şuan Antoloji.com da, ve burada şiir paylaşım hızla devam edecektir. Şiirlerim Edebiyat dünyasından, büyük bir boşluğu dolduracak ve sanat kuraklığı yaşadığı bu dönemde, yüreği yanmış, aşıklara bir nebzede olsa, yüreklere su serpecektir. Şiir sevenlerime sözüm, beni Antoloji.com da takip ediniz ve şiir beğenmeyi unutmayınız ve şiir ile kalınız, şiir insanı mutluluğa götürür diye konuştu..

Devamı
TURHAL ŞİİRLERİ ANTOLOJİ.COM DA

TURHAL ŞİİRLERİ ANTOLOJİ.COM DA

 

    Adıyaman'lı yazar Hüseyin Turhal 'ın şiirleri Antoloji.com da yayınlandı..

 

Adıyaman Yaylakonak (Balyan) doğumlu Turhal, yazarlığa şiir ile başladı.

 

Şair yazar ve ayni zamanda Ressam Gazeteçi ve ilmî havvas uzmanı Astroloji metafizik hizmetleri ve yeni Dünya Haber Ajansı imtiyaz sahibi olan Turhal, ortaokul dan beri yazdığı, birbirinden güzel şiirlerini, Antoloji.com da 200 aşkın adet şiirlerini paylaşarak, şiir sevenlerine beğenisine sundu...

 

Hüseyin Turhal, şiirlerinden, aşk, Sevgi, doğa ve dini, toplumsal her konuya değinerek, farklı temalarda oluşan, edebi bir üslup ile ve halk aşığı ozan tarzı şiirleri , sosyal medya da çok ilgi gören, Sanat eserleri. Çoşkulu, duygu yüklü şiirleri, sütün sütün , sosyal medya ortamından paylaşım yapılarak, şiir sevenlerinin taktirini kazanıyor...

 

Hüseyin Turhal, 2006 yılında "Aşkın Dili" adlı İlk şiir kitabı yayınlandı. Bu kitap kısa sürede piyasadan tükendi. 2008 yılında " Bir Damla Beyaz Yağmur" adlı ikinci şiir kitabı yayınlandı. Kağıttan şiir Antolojisi 1 de şiirleri yayınlandı. Turhal 'ın şiirleri, ulusal gazetelerde, Karabük Gazetesi Sanat sayfasında yayınlandı ve farklı sanat edebiyat şiir sayfalarında yayınlandı.

 

Turhal, benim hayatım bir şiir dır. Şiir karanlıkları aydınlatan bir güneş tir. Şiir, insanların gözü kulağı ve sesidir. Şiir, insanların ifade edemediği durumlarda, imdada yetişen, bir nesnedir. Şiir aşkın ve sevdanın dilidir. Şiir isyanın ve özgürlüğün direnişin sembolü dür. Şiir ifade edemediğin duyguların, dilidir. Şiir bir sevgi yoludur...

 

Turhal, 200 âdet şiirim şuan Antoloji.com da şiir sevenlerimin beğenisine sunulmuştur. Bu daha başlangıç, bu güne kadar yayınlanmamış şiirlerim de şuan Antoloji.com da, ve burada şiir paylaşım hızla devam edecektir. Şiirlerim Edebiyat dünyasından, büyük bir boşluğu dolduracak ve sanat kuraklığı yaşadığı bu dönemde, yüreği yanmış, aşıklara bir nebzede olsa, yüreklere su serpecektir. Şiir sevenlerime sözüm, beni Antoloji.com da takip ediniz ve şiir beğenmeyi unutmayınız ve şiir ile kalınız, şiir insanı mutluluğa götürür diye konuştu..

Devamı
ADIYAMAN'DA PSİKOLOJİK ÇÖKÜŞ

ADIYAMAN'DA PSİKOLOJİK ÇÖKÜŞ

Daha önce Adıyaman da yaşanan intihar vakalarını, Adıyaman da haber Gazetesi köşe yazıma taşımıştım. Ne yaziki yetkililer, Adıyaman da yaşanan intihar vakalarına duyarsız kaldılar....

Bu günlerde Adıyaman da intihar vakaları artarak korkunç boyutlara ulaşmış durumda. Yetkililer acilen Adıyaman da ki vatandaşa piskolojik destek sunmalıdır...

Pandemi ile gelen Ekonomi çöküş, ve Adıyaman da Tütüne yasak girişimi Adıyaman halkının gelir kaynağına büyük bir darbe indirmiş, ekonomik sarsıntısı büyük derin yaralar açarak, vatandaşın sosyal ve ekonomik yaşantısını olumsuz etki bırakmıştır...

Adıyaman da ekonomi yatırım, sanayi yatırım ve sulu tarıma dayalı yatırım olmadığı için, bu güne kadar yapılan yatırımlar yeterli olmadığı için, Adıyaman da büyük bir işizlik ordusu meydana getirmiş, işsizlik, parasızlık ve borç bataklığı, gençlerimizi büyük bir karamsızlığa ve bulanıma sokarak büyük bir trama yaşatmaktadır....

Adıyaman da ki siyasi partiler, Adıyaman da ki sosyal yardımlaşma dernekleri, vakıfları, Adıyaman da ki iş adamları ve liderleri ve milletvekilleri ne yazıkı, Adıyaman da ki vatandaşların sorunlarına çözüm olmakdan çok uzaklar, gençlerin sorunlarına çözüm ve yardımcı olmak noktasında, uzak ve bahaneler ile, yapacağız yapacağız edebiyatı ile oyalama taktiği ile bir hardal tohumu kadar somut bir fayda sağlayamadılar. Sadece Kendi yandaşlarına yardım anlayışı, Adıyaman halkına büyük zarar vermekten başka işe yaramadılar...

Adıyaman da ki zenginler, paralarını banka faizine ve altın alıp yastık altında saklayıp ve kendileri kahve köşelerinde iskambil kağıdı oyunu oynuyorlar, okey oynuyorlar, Adıyaman da ki gençler işsiz ac yoksul hiç umrunda değiler. Bankaya faize yatıracağınız parayı, iş yeri acın, iş sahaları acın, işsizlere iş verin, bankaya faize yatırdığınız paralar, Adıyaman halkına bir faydası yok, sadece banka patronlarını zengin ediyorsunuz. Çocuklarınızı da işsizliğe yoksulluğa mahkum ediyorsunuz..

Devlete çağrımdır, Adıyaman da ki zenginlerin malına el koyun, tarlası ve yüzlerce arsası olana el koyun ve eşit bir şekilde yoksul ailelere dağıtın. Bütün insan oğlu dokuz aylık dünyaya geldi. Neden kimi çok zengin kimi çok yoksul? Bu adilsizlik paylaşım düzenine el koyun? Adıyaman da ki yoksulluk, işsizlik , büyük bir piskolojik çöküşüne neden olarak intihar vakaların meydana gelmesine neden olmuştur...

Adıyaman Atatürk barajı ile büyük bir su kaynağına sahip ama Adıyaman susuzluktan Tarım yanıyor. Adıyaman petrol cenneti, Adıyaman Nemrut Dağı ile turizm cenneti, Adıyaman maden ile, Define ile zengin toprakları var, ama Adıyaman yoksulluk işsizlik içinde sefalet sürüyor, Adıyaman da en büyük geliri Sarı altın tütün, oda yasaklanma noktasında, Adıyaman varlık içinde yoksul, Adıyaman adı yaman soyadı çile, Adıyaman sahipsiz, Adıyaman işsiz, Adıyaman yoksul, Adıyaman intihar ediyor....!

Adıyaman yoksulluk dan, işsizlik ten , intihar ediyor!...

 

                                           Hüseyin TURHAL

Devamı
MUSKA NEDİR?

MUSKA NEDİR

Muska, bazı hastalıkları, kabus kötülükleri ve nazarı uzaklaştırmak için boyna asılan veya üstte taşınan yazılı kâğıt. genellikle olası bir hastalıktan korunmak amacıyla veya tedavi için taşınır. çoğunlukla üçgen biçimindedir. Bazıları dikdörtgen kare hamail şeklindedir. deri, meşin, gümüş ve altın kılıflar içine konarak boyuna asılır ya da kola takılır. 

 

Muskalar içi boş kağıtlar değildir. Muskalar Kendi aralarında ikiye ayrılır. Biri Negatif enerji dolu muskalar diğeri de pozitif enerji ile yüklü muskalar dır...

Negatif enerji ile dolu muskalar, şer yani büyü muskalarıdır. Ruhani varlıklar ile yapılan zararlı yani büyü sihir muskalarıdır..

Pozitif enerji ile yüklü muskalar ise Rabanidir, içeriği Dua Esmalar vefkler tılsımlı reçeteler dır. Kaynağını Kutsal kitaplar dan peygamber kalemlerinden , referans sunar, içi şifa kaynağıdır. Negatif enerji ile yüklü muskalara karşı panzehir dır. İnsanı sihir Büyü Nazar cin musalatına karşı korur. İnsanı kötülük den, belalardan korur, insanları negatif enerji tüm unsurlar dan korur..

Pozitif enerji yüklü muskalar, büyü sihir nazar ve cin musalatan karşı yapılır. Büyü sihir nazar bozmak, cin musalatı def etmek, negatif enerji den kaynaklanan hastalıklara şifa sunmak için yapılır.. kapalı kısmeti açma, işlerin yolunda gitmesine yardımcı olmak için yapılır. Faydaları saymakla bitmez...

Doktor hastalıklara karşı muska yapılmaz, eğer hastanın rahatsızlığı tipbi ise hastahane doktora gitmesi gerekir... Doktor hastalıkları şifayı eczanede bulur..

Büyü sihir nazar ve cin musalatı nedeni ile hastalanan kişilerin dermanı doktor değil ilmî havvas ve muskalar dan şifayı bulur... 

 

Hz. İdris, Hz. Danyal, Hz. Süleyman muskalar ile , büyü sihir nazar ve cin musalatı hastalıklara şifa reçeteleri yazmıştır. Pozitif enerji yüklü muskalar yazmıştır. Çünkü pozitif enerji yüklü muskalar büyü sihir değildir. Bu muskaların içeriği, Tevrat Zebur İncil ve Kur'an Ayetlerin hurufi Ebced çifir ilmi ile tılsım vefk Azametli Dua Esmalar, dualı vefkler ilmî havvas metotları ile hazırlanan şifalı reçeteler dır.

 

Kutsal kitapların yasakladığı muska, negatif enerji ile yüklü muskalar dur. Çünkü negatif enerji ile yüklü muskalar büyü sihir dir. Allah büyü sihir yasaklamıştır. İnsana zarar veren büyüleri yasaklamıştır. Pozitif enerji yüklü muskalar büyü sihir olmadığı için, sihiri büyü ve cin musalatı def ettiği için, büyü değildir. Kaynağını Kutsal kitaplar dan peygamber kalemlerinden referans aldığı için, şifalı Dualar Esmalar vefkler tılsımlı reçeteler olduğu için, peygamberler bile kullanmış ve bu ilmî Alimlere öğretmiştir...

 

Halk arasında, muskalar, Ayetlerin ters den yazılarak söylemi hurafe savsata rivayet ve uydurma dur....

 

Hazır satılan ve fotokopi muskalar geçersizdir, insana fayda vermez. Muskalar işe yaraması için, kişinin ismine göre burcuna göre saatine göre gününe göre, özel olarak hazırlanır, beli tütsüler kullanılır , ilmi Havvas Metotları İle formüle edilerek kulanıma hazırlanır, bu işlemler bu işin uzmanları tarafından yapılırsa işlem tutar... 

 

Şifalı Dualar Esmalar vefkler tılsımlı ilahi receteler ile pozitif enerji yüklü boylama hamail hazırlanır... Özeriniz de sihir Büyü Nazar cin musalatı ve bedua varsa bizimle iletişime geçiniz...

 

               Hüseyin Hoca 

Hüseyin TURHAL

 

 

Astroloji Metafizik hizmetleri

 

           İlmi Havas Uzmanı

Devamı
ADIYAMAN'DA ASTROLOJİ ve METAFİZİK HİZMETLERİ AÇILDI

ADIYAMAN'DA ASTROLOJİ ve METAFİZİK HİZMETLERİ AÇILDI

Adıyamanlı şair yazar Ressam Gazeteçi olan Hüseyin Turhal, Hüseyin Hoca unvanıyla, Adıyaman'da Astroloji ve Metafizik hizmetleri işyerini açtı.

Hüseyin Hoca 16 yıl boyunca, Astroloji metafizik ve ilmî havvas, Havas-ul Kur'an Kenzül Havas üzerinde, Kendi çapaları ile ilmî öğrenerek, ilmi Havvas Uzmanı oldu.

Hüseyin Hoca şöyle konuştu: Ben on yaşında Kur'an ile tanıştım. Kur'an'ın ilmî havvas dalından, çifir ebced ilmî ile Kuran'ın Ayetlerde ki batini zahiri ilimler üzerinde çalışarak, şifalı Dualar Esmalar ve vefkler tılsım ve Astroloji metafizik ve yıldızname bakımı ilimi ile  Manevi sıkıntılar çözüm metotlarını öğrendim. Yıldızname bakımı ile, çifir ebced hesabı ile, insanların üzerindeki, Negatif enerji, Nazar, sihir Büyü, Ruhsal piskolojik bunalım nedeni, Astroloji ve Burçlar, tıbbi olmayan manevi hastalıklar, kapalı kısmeti, işlerin ters gitmesi nedenlerini, tespit ederek ve Kur'an havvas metotları ile çözüm Terapisi, Astroloji ve Metafizik ilmi ile sorunlara çözüm bulma hizmetleri öğrendim.

Astroloji yıldızname ve metafizik ilmî ille, bir insanın özerinde, Negatif enerji varmı? Nazar büyü sihir varmı? Cin musalatı varmı? İşleri neden ters gidiyor? Ümmü sıbyan ve çocuk düşüklüğü nedeni? Tıbbi olmayan manevi hastalı mı? Evlilik kısmeti kapalımı? Genel hayatım hakkında bilgi? Aile içi geçimsizlik soğukluk huzursuzluk nedeni? Evlilik de yıldız Burç Uyumu nasıl? Bu tür sorulara cevap verir ve bu tür sorulara Kur'an'ı Havvas Metotları İle çözüm sunar.

Derdi veren Allah, Dermanı da vermiştir. Önemli olan umutsuzluğa kapılmamak, umudunu yitirmemek, derdine derman aramaktır. Bir çok insan umutsuzluğa kapılarak intihar etmektedir. Biz diyoruz intihar çözüm değildir. Herderdin bir çaresi vardır. Tıbbı hastalıklar çözümü Doktor ve hastahane dır. Ama menevi sıkıntılar çözüm ilmî havvas metotları ile Kur'an havvas ilminde vardır

Astroloji ve Metafizik hizmetleri ile çaresizlerin umudu ve hizmetinde olacağız. diye konuşt

 

                                          

Devamı
NEGATİF ENERJİ

NEGATİF ENERJİ

Negatif enerji nedir? Buradaki anlatacağımız Negatif enerji, karanlık Negatif dediğimiz ilmî havvas daki Alanına giren konusunu irdeleyelim...

Buradaki Negatif enerji, cin musalatı, büyü sihir, nazar, beddua, Nalet okuma, Göz değmesi ile oluşan negatif bir enerjidir..

Bu negatif enerji, bir insanın özerine geldiğinde, o insandan ağırlık halsizlik yorgunluk meydana getir, insanı hasta eder, ama tıbbi bir rahatsızlık değildir. Durmadan doktora gider , bir tesis konulmaz. Sonuçları iyi gözükür ama hasta kendini rahatsız hisseder. Nedensiz baş ağrısı meydana gelir, uyku bozukluğu ve korkunç rüyalar görür, piskolojik bunalım yaşar, boş yere sinir tutar. Bütün işleri Ters gider. Rızık Bereketi olmaz, kazancın Bereketi olmaz, Aile içi geçimsizlik soğukluk huzursuzluk nedenleri olur. Ne iş yaparsa başarısız olur. Ekonomik anlamda çöker ve menevi sıkıntılar yaşar, sosyal hayattan kopar, zevk alamaz, karabasan cin musalatına maruz kalır ve cinler ve hayaletler görür, tuhaf sesler duyar, ağzı tuvalet lağım gibi kokar, insanı hasta eder. İçine vesvese girer, intihar etmek hissine kapılır, çıldırmış gibi deli hareketleri görülür, ve karamsarlık, unutkanlık, güçsüzlük çeker. 

Bu tür negatif enerji den kaynaklanan sorunları çözmek için, önçe yıldızname Bakımı yapılarak negatif enerji, Nazar mı, sihir Büyü mü, cin musalatı mı, beddua mı, neyden kaynaklanıyor tespitini yapılarak ve ondan sonra tedavi recete yazılır. İlmî havvas metotları ile şifalı Dualar Esmalar vefkler tılsımlı reçeteler ile çözüm Terapisi uygulanır.... 

Hastanın sorunu negatif Enerjiden değilse, o zaman hasta doktora gitmesi gerekir, demeki tıpi bir rahatsızlığı var ..

Negatif enerji den kurtulmak ve korunmak için boylama hamail size elzemdir. 

Özerinizde negatif enerji var olduğunu şüpheleniyorsanız, yıldızname bakımı ile öğrenebilirsiniz.

 

      Hüseyin Hoca

      İlmî havvas uzmanı

     Tel: 05331377830

 

Astroloji Metafizik hizmetleri

Devamı
ORUCU BOZAN ŞEYLER

 Bu güne kadar Anlatılmayan, orucu bozan , orucun manevi değerini zedeleyen faktörlerini sizlere paylaşacağız. ...

Sakız çiğnedim oruçum bozuldumu? Yemek kokusu geldi bana orucum bozuldumu ? Yüzümü yıkadım ağzıma su kaçtı oruçum bozuldumu ? Gibi , bir cevizin kabuğunu doldurmayacak sorularla , asıl gercek orucun manevi değerini ve asıl oruçu bozan şeylerin gölgede bırakarak , işine gelmeyen hakikatların östünü örtmek tir. ...

Şöyle bir sorular duyamazsınız , yalan söyledim orucum bozuldumu? Komşuma iftira atım oruçum bozuldumu? kul hakını yedim oruçum bozuldumu? kacak suyla oruçumu actım orucum bozuldumu? Yoksulun Garibanın yetimin hakını yedim orucum bozuldumu? İşçilerin hakını yedim orucum bozuldumu? ...vs... bu tür soruları duymazsınız , bu konudan konuşan hoca göremezsiniz. ...

Orucun özü, ve manevi değeri , Baştan Nefsini terbiye etmek ve Günah olan herşeyden uzak durmak, Günah işlememektir. Yalan, iftira, fitneçilik den uzak durmaktır, Kul hakını yememektir. Yoksulu , garibanı, yetimi ezmemektir. Birinin hakları yenilmişse , derhal hakları geri iyade etmektir. .. küfür şidet , kavgada uzak durmaktır. ...

Orucun kendi ac bırakmaktaki , manevi değeri, aclığı ne olduğunu bilmek, ve ekmeğini, yoksullarla, açlarla , yetimlerle paylaşmaktır. bir lokmayı komşunla paylaşmaktır. Evsize barksıza ev sahibi yapmaktır. işsize iş vermektir. .Ac bir hayvanın karnını doyurmak tır. Sokaktaki hayvanlara bakmaktır... insana hizmet yapmaktır. ...

İşte orucu bozan şeylerin listesi , hoşuna gitmeyecek ama , gerçekler acıdır...

Yalan söylemek, iftira dedikodu, fitneçilik yapmak ve yapmaktan ısrar etmek oruçu bozar kul hakını yemek, Hırsızlık etmek , Garibanın Yoksulun, zayıfın hakını yemek malına mülküne göz dikmek, haram para kazanmak , zina yapmak, kavga kargaşa çıkartmak oruçun bozar , Tutuğun oruç seni bu tür Ahlaksızlık ta al koyamıyorsan , demeki oruç seni tutmamış , sen boşuna kürek çekmiş sin, yüreğinde gercek iman yokmuş . seninki hak için değil , sadece gösterişten ibaretmiş demektir. ..

Hakiki orucu tutunmu , sende manevi bir değişim olmalıdır. Kütü ahlaksızlık alışkanlık larını terk edip, Ahlaklı, edepli , erdemli bir insan olmaya çalışıp, ömür boyu temiz pak olmaya ve bütün kütü şeylerden uzak olmaya elzemdir. ..

Oruç ibadetin özünü ve manevi değerini kavramanız , orucu tuttuğunuz gibi, oruçta sizi tutsun ki, Nefsiniz ömür boyu terbiye , temiz pak olsun....

 

                                   

Devamı
ORUCUN ÖZÜ

ORUCUN ÖZÜ

Bu makalemimizden, orucun özünü ve tasavvuf pençeresinden , kutsal kitap lar ışığından inçe Ana nüktelerini , insan oğluna verdiği mesajı açık çıplak bir dille ortaya koyacağız....

Oruç , kendini aç bırakarak, Günahını af etme ve ya kendini aç bırakarak sevap kazanma bir sistem değildir. Eğer böyle düşünenler var ise , Demeki oruçun, özünü anlamamış demektir.

Peki , kendini beli bir saate kadar aç bırakarak, bu ibadetin ana teması ve amacı, hikmeti nedir?...

Oruç taki en büyük maksat , insan oğlunun başta açlığın ne olduğunu , yaşayarak öğrenmek ve açlığın nekadar zor bir yaşam olduğunu kavramaktır , ve bu vesileyle, buradaki mesajı kavrayıp, çevresindeki, yoksul, yetim gariban insanlara ve aç insanlara yemeğini paylaşmak, yoksul evsiz lere ev barınak sağlamak, tır.. Bu konudan eski Musa Tevrat dan ,yeşeya 58. Bölümünden oruç ile ilgili 7. Ayetten şöyle diyor : " yiyeceğinizi açla paylaşmak değil mi? Barnaksız yoksulları evinize alır, çıplak gördüğünüzü giydirir, yakınlarınızdan yardımınızı esirgemezseniz. " diyor..

Eğer bu Ayet teki mesajı hayatımızda uygulsmasak , tutuğumuz oruç manevi bir değeri olurmu? Yoksula , gariban perişan olan evsiz , barksız kalmış insanlara yardım eli uzatmayacaksan , bu tutuğun oruçun ne değeri olurki , kendini aç bırakarak sevap kazanma bir değeri olmaz . Afrikada ki aç insanlara bir yardımın dokunmuyorsa bu tutuğun oruç oruç dan çıkmış olmazmı?...

Ekmeğini komşunla paylaşmıyorsan , demeki oruçun özüne vakıf değilsin. ..

Oruç tutmakta ki bir diğer maksat, Nefsini terbiye etmesi ile , haramdan uzak durmaktır , Buradan tasavvuf özünden , oruçun hakikatı şudur.. GÖZÜNLE ORUÇ TUTACAN , Harama bakmayacan , komşunun, eşine kızına yan gözle bakmayacan , hiç kimsenin malına mülküne göz dikmeyecen....

DİLİNLE ORUÇ TUTACAN : Yalan konuşmayacan , iftira atmayacan , fitneçilik den uzak duracan , Dedikodu yapmayacan..

Boş konuşmayacan , insanlara kütü lakap takmayacan...

ELİNLE ORUÇ TUTACAN : Harama el uzatmayacan , izinsiz hiç kimsenin eşyasını almayacan..

AYAĞINLA ORUÇ TUTACAN : Hiç bir zaman Harama yürümeyecen, Haram Günahlı yollara girmeyecen , Doğru yoldan ayrılmayacan...

BELİNLE ORUÇ TUTACAN : Zinadan uzak duracan, zorla tecavüz gibi yüzkızartıcı eylemlerden uzak duracan, Rızasız cinsel ilişkilerden bulunmayacan... Nefsine hakim olacan....

Orucun bir başka önemli değeri de , altını çizerek söyleyelimki, insanı öldürme, Hayvanlara işkençe yapma, kısacası hiç bir çanlıya kıyma , zülüm etme , kavga çekişmeler de uzak dur ! Hiç kimsenin inançına karışma , insanları , Din , Dil, Irk, mezhep ve farklı inançlardan dolayı ayıplama , dışlama , hor görme. ..

Eğer bir ay oruç tutup ve on bir ay boyunca da , insanlara zülüm ve hayvanlara işkençe yapıyorsan , Harama el uzatıyorsan , zayıfı eziyorsan , işçinin hakını vermiyorsan , komşuna kütü davranıyorsan , Anne Baba ya kütü davranıyorsan , çoçukları eziyorsan , taçiz tecavüz sapıklık yapıyorsan , yoksula, yetime garibana yardım etmiyorsan , evsize barksıza , barınak yapmıyorsan , ekmeğini yoksularla paylaşmıyorsan, Farklı inançlara saldırıyorsan 

Senin tutuğun oruç , oruç değildir.. Allah katından bir değeri yoktur....

Orucunuzu kutsal kitap lardan tutmanız dileğime , tutuğunuz her oruç sizi tutsun , oruçun özünü yüreğinize ilahi ışık vererek, ömür boyunça, kirden arındırsınki , hiç bir zaman eliniz harama gitmesin , Diliniz hareketiniz şirke girmesin......

Ömür boyu oruçlu kalmanız dileğimle....

Daima riyadan şovdan gösterişden uzak iyilik yapınız ve ibadetinizi, gizliçe yapınız Hak için aşk ile. ....          

Devamı
KUTSAL KİTAPLARDAKİ ORUÇ

KUTSAL KİTAPLARDAKİ ORUÇ

Bu makalemimizden, oruç ibadetini , Kur'an, İncil ve Tevrat dan ayetler ışığından irdeleyeceğiz. Bu ibadetin özünü öz kaynaklardan, sizlere aktarmaya ve kendimiz bir yorum katmadan, direk Ayetleri sizlerin taktirine sunacağız. ...

KUR'AN DAKİ ORUÇ

BAKARA SÜRESİ 183. AYETİ : " Ey iman edenler! sizden öncekilerin üzerine farz kılındığı gibi, sizin üzerinize de oruç farz kılındı. umulur ki korunursunuz."

BAKARA SÜRESİ 184. AYETİ : " (Oruç ) Sayılı günlerdir. içinizden hasta olan veya yolculuk halinde olanlar, diğer günlerden, sayısı kadar tutar. Güçü yetmeyenlerin üzerine de bir yoksulu doyuracak fidye vardır. kim Hayır olsun diye fidyeyi artırırsa , bu onun için daha hayırlıdır. ve ( bununla beraber ) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. Eğer bilseydiniz!..."

BAKARA SÜRESİ 185. AYETİ : " Ramazan ayı, o aydır ki, insanlara Hidayet olan hak ile batılı ayıran, apaçık deliller olan Kur'an, onda inmiştir. o halde sizden her kim bu aya erişirse , o ayda oruç tutsun . kim de hasta veya yolculuk halindeyse , tutamadığı günlerin sayısı kadar diğer günlerden kaza etsin. Allah size kolaylık diler , zorluk dilemez . Hem buyuruyor ki, sayıyı tamamlayasınız da, sizi Hidayet ettiği için Allah'ı yücelteseniz. Umulur ki şükredersiniz."

BAKARA SÜRESİ 187. AYETİ : " Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmak , size helal kılındı. Onlar, sizin için bir örtü , sizde onlar içib bir örtü durumyndasınız. Allah, nefsinize güvenemeyeceğinizi bildiği için müracatınızı kabul buyurdu ve Allah'ın sizler için yazdığını isteyin. Ta fecrin beyaz ipliği siyah İplik den size seçilinceye kadar yiyin , için . Sonra da ertesi geceye kadar oruçu tam tutun. Bununla beraber siz Mescitler de itikaf halinde iken onlara yaklaşmayın . Bunlar , Allah'ın koyduğu sınırlardır , sakın bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, ayetlerini insanlara böyle açıklıyor ki sakınıp korunsunlar."

İNCİL DE ORUÇ

MATTA 6

16 . AYETİ : " Oruç tuttuğunuz zaman, iki yüzlüler gibi surat asmayın . onlar oruç tuttuklarını insanlara belli etmek için kendilerine perişan bir görünüm verirler. size doğrusunu söyleyeyim , onlar ödüllerini almışlardır. 

17. AYETİ : " Siz orıç tuttuğunuz zaman, başınıza yağ sürüp yüzünüzü yıkayın."

18 . AYETİ: " Öyle ki, insanlara değil, gizlide olan Babanız'a oruçlu görünseniz . Gizlilik içinde yapılanı gören Babanız sizi ödüllendirecektir."

TEVRAT 'DAN ORUÇ

YEŞAYA 58. BÖLÜM

3. AYETİ : " Bakın , oruç tutuğunuz gün keyfinize bakıyor, işçilerinizi eziyorsunuz."

4. AYETİ : " Oruçunuz kavgaya, çekişmeyle , şiddetli yumruklaşmayla bitiyor , Bu günkü gibi oruç tutmakla sesinizi yükseklere duyuramasınız."

5. AYETİ : " İstediğim oruç bu mu sanıyorsunuz? İnsanın isteklerini denetlemesi gereken gün böyle mi olmalı? Kamış gibi boş eğip çul ve kül üzerine mi oturmalı? Siz buna oruç, RAB' bi hoşnut eden gün diyorsunuz?

6. AYETİ : " Benim istediğim oruç, Haksız yere zinçirle , boyunduruğa vurulanları salıvermek , Ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak , Her türlü boyunduruğu kırmak değil mi?

7. AYETİ : " Yiyeceğinizi açla paylaşmak değil mi? Barnaksız yoksulları evinize alır , çıplak gördüğünüzü giydirir , yakınlarınızdan yardımınızı esirgemezseniz."

8. AYETİ : " Işığınız tan gibi ağaracak , çabucak şifa bulacaksınız. Doğruluğunuz önünüzden gidecek , RAB' bin yüceliği artçınız olacak."

9 AYETİ : " O zaman yardım çağrılarınızı RAB yanıtlayacak, feryat ettiğinizde, işte burdayım diyecek, Eğer boyunduruğa , başkalarını suçlamaya kötüçül konuşmalara son verirseniz."

10. AYETİ : " Açlar uğruna kendinizi feda eder, yoksulların gereksinimini karşılarsanız , ışığınız karanlıkta öğlen gibi ışıyacak."

Bu makalemimizden, sizlere oruç la ilgili , Kur'an, İncil ve Tevrat dan ayetler ile sizlere sunduk.. gerceği öz kaynağından öğrenmenizi ve hurafe savsata rivayet dolu dinsel hikayeler den ve şarlatan , dini sümürü softa şeytanlar dan korunmanızı , hakikat oruçun özüne vakıf olmanız için , oruçu öz kaynağından ortaya döktük.....

İlerki makalemimizden, oruçla ilgili ayetler ışığından acıklayıp ve tasavvuf derinlik özünü irdeleyerek, konuyu detaylı anlatmaya çalışacağız. ....

Orucunuz, gösterişten , riyadan şovdan uzak, ve yoksulara , ac yetim insanlarla bir lokma ekmeğinizi bölüşerek , hakikat kutsal kitap lardaki oruçu tutmanız dileğimle. ...

Allah'ın esenliği özerinize olsun....

 

                                       ( 4 Mayıs 2019 )

        

                                   Hüseyin TURHAL

Devamı
SAĞLIKLI DENGELİ BESLENME

Dengeli beslenme, sağlığı koruyan, başka bir ifadeyle kişiyi hastalıklardan uzak tutan, fiziksel ve sosyal huzuru sağlayan, vücudu geliştiren, büyüten, vücuda kuvvet ve enerji veren, dayanma gücü ve başarıyı arttıran çok önemli bir faktördür...

Başarılı çalışma ve sağlıklı bir hayat için gerekli faktörlerin başında beslenme gelir. Bu gün bütün hastalıkların ana kaynağı dengesiz ve yetersiz beslenme ve vitaminsizlik den kaynaklanmaktadır...

Toplumda, bebek ve çocuk, genç ,yetişkin ve yaşlı bütün insanlar da dengesiz beslenme ve vitaminsizlik, hormonlu gıdalar ile sağlığı bozmaktadır...

Dünyada en besleyici süt anne sütüdür. Anne sütü çoçuğu ömür boyu yaşamın da sağlıklı rol oynar. Anne sütü, zararlı mikrooganizma bulaşma riski azdır. Bebeğin psikolojisi için önemlidir. Alerji riski azdır. İlk süt hastalıklara karşı korur. Anne sütü çocuğun sağlıklı gelişmesi, büyümesi, kemiklerin güçlenmesini sağlar, çoçuğa güç kuvvet verir, çocuğun bünyesi kuvvetlenir. Çoçuğun bedenini her türlü mikrop hastalıklardan korur...

Bu gün çocuk hastaneleri , çocuk hastaları ile doludur. Çünkü yeni doğan çoçukdan tutun beş yaşına kadar. Çoçukların en büyük problemi, gelişmeme, alerjik ve farklı hastalıkların ortaya çıkması ana nedeni, yetersiz beslenme ve vitaminsizlik, dengesiz beslenme baştan Anne sütü yetersizliği ve Annesinin çoçuğa süt vermeyip , hamur çamur gibi dengesiz beslenme nedeni ile çoçuk bünyesi zayıflama, gelişmeme , ve farklı hastalıkların ortaya çıkmasıyla, çocuğun ömür boyu yaşamını etkileyecek kalıcı hastalıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır...

Sağlıklı yaşam için, hastalanmamak, güçlü ve kuvvetli bir bünyeye sahip olmak, her türlü mikrop hastalıklardan korunmak için, Dengeli beslenme, düzenli vitaminli beslenme, A vitamin, D vitamin, E vitamin, K vitamin, C Vitamin, B12 vitamin mineral besinler tüketmek, organik meyve sebze tahıl ürünleri tüketmek, ile sağlıklı uzun ömürlü bir yaşam mümkündür...

Sağlıklı bir nesil yetiştirmek istiyorsanız, çoçuğunuza Anne sütü bol bol verin. Çoçuğu beşikten mezara kadar, yaşam boyunca, her türlü mikrop hastalıklardan koruyan şifa reçetesi, Anne sütü dür. Bol bol Anne sütü verin. Doktorlara kulak asmayın çünkü doktorlar hasta toplumları isterler, ne kadar çok hasta olursa doktorlar o kadar para kazanacaklar çünkü hastahaneler ticaret marketine dönmüş durumda...

Sağlıklı uzun ömürlü bir yaşam dileğimle, vitaminler ile kalınız...

 Hüseyin TURHAL

Devamı
YENİDEN DOĞUŞ BAYRAMI NEVRUZ

YENİDEN DOĞUŞ BAYRAMI NEVRUZ

 

     İnsanlığın ve Tabiatın ilk baharın Yeni den doğuşu olan Tabiatın kurumuş çiçeklerin kendi ateşi küllerinden yeniden filizlenen canlanan tabiatın yeniden insanlığın kurtuluşu yeniden Doğuş olan 21 Mart Nevruz Bayramını irdeleyelim...

 

Nevruz Bayramı insan oğlunun doğuşu ile başlar. Nevruz hiçbir Dinin ırkın ideolojinin tekelinde değildir. Çünkü Nevruz Bayramı Tüm insanlığın ortak değeri tır.. 

Nevruz Bayramı Dünya kültür mirası tır. 

 

Ağaçlar yaprak döker çiçekler solar bitkiler kurur sararır tabiata bir dinleme uyku kaplar kuşlar sessizliğe bürünür ve insan oğlunun hayatı monoton olur. Doğaya bir ölüm sesizliği olur ta ki 21 mart kapıya gelene kadar. .

 

21 Mart da Tabiat tekrar kış uykusunda kalkar yere serpilmiş tohum taneleri canlanır. Kurumuş çiçekler tekrar tomurcuk acar kuşlar kelebek cıvıltısı yeniden dünyaya merhaba der..

 

Tabiat ısınır insan oğlunun yüreğinde buzlar erir insanın yüreğine kor ateş köz lerı düşer insanın damarında ki kan canlanır yeniden insan doğar varlığını hisseder..

 

Bu Nevruz Bayramı ilk insan oğlunun doğuşu ile başlar Tabiatın doğuşu ile başlar ve her uygarlık da kendine yer bulur. Nevruz Bayramı Hitit Urartu Roma Bizans Selçuklu uygarlık lar da ve Daha eski antik çağlarda da kutlanmıştır. Nuh tufan da sonra insanlığın kurtuluşu için Nevruz Bayramı olmuştur. Hz. Yunus'un balık karnında Kurtuluş u Nevruz Bayramı olmuştur. Hz. İbrahim'in Nemrud ateşinde kurtuluş günü Gülistan Nevruz Bayramı olmuştur. Hz. İsa Mesih'ın öldükten üç gün sonra dirilmesı yeniden yaşam Kurtuluş Nevruz Bayramı olmuştur. Hz. Ali'nin doğduğu gün Nevruz Bayramı olmuştur...

Mezepotam ya coğrafya sında zalim iktidarlara karşı halkın direnişi ile devrim ateşi ile mazlumun kurtuluşu ile Nevruz Aydınlığın barışın savaşın demokrasinin ateşi olmuştur.

Nevruz ateş ile bişerek yaşam bulmuştur...

 

İnsanlığın yeniden doğuşu Bayramı olan Nevruz Bayramını kutlar Tüm dünya ya barış sevgi yaşam ile esenlik dilerim ...

 

                                           ( 21 Mart 2021 )

 

                                         Hüseyin TURHAL

Devamı
SAĞLIK SORUNLARI TEDAVİ EDİLMEDİ

SAĞLIK SORUNLARI TEDAVİ EDİLMEDİ

 

14 Mart tıp Bayramı dolayısıyla , Yeni Dünya Haber Ajansı imtiyaz sahibi Hüseyin Turhal Ayni zamanda yazar Ressam Gazeteçi ve ilmî havvas uzmanı , Astroloji metafizik hizmetleri sahibi olan Turhal , 14 Mart tıp Bayramı mesajı ile Doktorların ve sağlık çalışanların sorunlara deyinerek bu güne kadar doktor sorunları çözümü için herhangi bir tedavi recete sunulmadığını dile getirdi...

 

Turhal şöyle konuştu: Doktorların ellerinde hastalarımızın sağlık yaşam bulduğu, insanı yaşatmak için gece gündüz demeden mücadele ederek, ve hele bu Pandemi döneminde Zor şartlarda , öldürücü virüslere karşı mücadele etiler. Bu Pandemi döneminde yaşanan baskıcı stres ve yoğun hasta tedavi sağlık çalışanları çok yıpratı, yılardır doktor sorunları çözüm bulmadığı için, dışarıya gitmek zorunda bırakıldı. Kısaca doktorların ,

Doktorların En Önemli İstekleri (özetle):

 

1. Emekliliğe yansıyacak Maaş artışı

 

2. Döner sermaye gelirlerinin adaletli bir şekilde verilmesi

 

3. Nöbet ücretlerinin tutulan saate göre ödenmesi

 

4. Nöbet sonrası dinlenme izni verilmesi

 

5. Günde belli bir limitte hasta bakmak ve hastalara yeterli vakit ayırabilmek

 

6. Performans sisteminin her hastane için sabit olması, ameliyat ya da klinik puanlarının birbirleriyle kıyaslanmaması

 

7. Mecburi hizmette olan doktorlar için:

 

a- Konaklama sorunu

 

b- Tıbbi araç gereç ve eğitimli personel sorunu

 

c- Eş durumu tayinleri

 

d- Adaletsiz atamaların durdurulması (özellikle büyük şehirlere yapılan mecburi hizmet atamaları)

 

e- Doğuya giden doktorların (özellikle 5.ve 6.bölgeye) maaş ve döner sermaye gelirlerinin iyileştirilmesi.

Ve saymak ile bitmeyen bir enkaza dönüşmüş bir yığın kadar sorunları var... Bir an önce doktorların, sağlık çalışanların ve hasta sorunların çözümünde somut adımlar atılması elzemdir.

Devamı
SAĞLIK SORUNLARI TEDAVİ EDİLMEDİ

SAĞLIK SORUNLARI TEDAVİ EDİLMEDİ

 

14 Mart tıp Bayramı dolayısıyla , Yeni Dünya Haber Ajansı imtiyaz sahibi Hüseyin Turhal Ayni zamanda yazar Ressam Gazeteçi ve ilmî havvas uzmanı , Astroloji metafizik hizmetleri sahibi olan Turhal , 14 Mart tıp Bayramı mesajı ile Doktorların ve sağlık çalışanların sorunlara deyinerek bu güne kadar doktor sorunları çözümü için herhangi bir tedavi recete sunulmadığını dile getirdi...

 

Turhal şöyle konuştu: Doktorların ellerinde hastalarımızın sağlık yaşam bulduğu, insanı yaşatmak için gece gündüz demeden mücadele ederek, ve hele bu Pandemi döneminde Zor şartlarda , öldürücü virüslere karşı mücadele etiler. Bu Pandemi döneminde yaşanan baskıcı stres ve yoğun hasta tedavi sağlık çalışanları çok yıpratı, yılardır doktor sorunları çözüm bulmadığı için, dışarıya gitmek zorunda bırakıldı. Kısaca doktorların ,

Doktorların En Önemli İstekleri (özetle):

 

1. Emekliliğe yansıyacak Maaş artışı

 

2. Döner sermaye gelirlerinin adaletli bir şekilde verilmesi

 

3. Nöbet ücretlerinin tutulan saate göre ödenmesi

 

4. Nöbet sonrası dinlenme izni verilmesi

 

5. Günde belli bir limitte hasta bakmak ve hastalara yeterli vakit ayırabilmek

 

6. Performans sisteminin her hastane için sabit olması, ameliyat ya da klinik puanlarının birbirleriyle kıyaslanmaması

 

7. Mecburi hizmette olan doktorlar için:

 

a- Konaklama sorunu

 

b- Tıbbi araç gereç ve eğitimli personel sorunu

 

c- Eş durumu tayinleri

 

d- Adaletsiz atamaların durdurulması (özellikle büyük şehirlere yapılan mecburi hizmet atamaları)

 

e- Doğuya giden doktorların (özellikle 5.ve 6.bölgeye) maaş ve döner sermaye gelirlerinin iyileştirilmesi.

Ve saymak ile bitmeyen bir enkaza dönüşmüş bir yığın kadar sorunları var... Bir an önce doktorların, sağlık çalışanların ve hasta sorunların çözümünde somut adımlar atılması elzemdir.

Devamı
ADIYAMAN'DA ASTROLOJİ ve METAFİZİK HİZMETLERİ AÇILDI

ADIYAMAN'DA ASTROLOJİ ve METAFİZİK HİZMETLERİ AÇILDI

Adıyamanlı şair yazar Ressam Gazeteçi olan Hüseyin Turhal, Hüseyin Hoca unvanıyla, Adıyaman'da Astroloji ve Metafizik hizmetleri işyerini açtı...

Hüseyin Hoca 16 yıl boyunca, Astroloji metafizik ve ilmî havvas, Havas-ul Kur'an Kenzül Havas üzerinde, Kendi çapaları ile ilmî öğrenerek, ilmi Havvas Uzmanı oldu...

Hüseyin Hoca şöyle konuştu: Ben on yaşında Kur'an ile tanıştım. Kur'an'ın ilmî havvas dalından, çifir ebced ilmî ile Kuran'ın Ayetlerde ki batini zahiri ilimler üzerinde çalışarak, şifalı Dualar Esmalar ve vefkler tılsım ve Astroloji metafizik ve yıldızname bakımı ilimi ile Manevi sıkıntılar çözüm metotlarını öğrendim. Yıldızname bakımı ile, çifir ebced hesabı ile, insanların üzerindeki, Negatif enerji, Nazar, sihir Büyü, Ruhsal piskolojik bunalım nedeni, Astroloji ve Burçlar, tıbbi olmayan manevi hastalıklar, kapalı kısmeti, işlerin ters gitmesi nedenlerini, tespit ederek ve Kur'an havvas metotları ile çözüm Terapisi, Astroloji ve Metafizik ilmi ile sorunlara çözüm bulma hizmetleri öğrendim...

 

Astroloji yıldızname ve metafizik ilmî ille, bir insanın özerinde, Negatif enerji varmı? Nazar büyü sihir varmı? Cin musalatı varmı? İşleri neden ters gidiyor? Ümmü sıbyan ve çocuk düşüklüğü nedeni? Tıbbi olmayan manevi hastalı mı? Evlilik kısmeti kapalımı? Genel hayatım hakkında bilgi? Aile içi geçimsizlik soğukluk huzursuzluk nedeni? Evlilik de yıldız Burç Uyumu nasıl? Bu tür sorulara cevap verir ve bu tür sorulara Kur'an'ı Havvas Metotları İle çözüm sunar...

Derdi veren Allah, Dermanı da vermiştir. Önemli olan umutsuzluğa kapılmamak, umudunu yitirmemek, derdine derman aramaktır. Bir çok insan umutsuzluğa kapılarak intihar etmektedir. Biz diyoruz intihar çözüm değildir. Herderdin bir çaresi vardır. Tıbbı hastalıklar çözümü Doktor ve hastahane dır. Ama menevi sıkıntılar çözüm ilmî havvas metotları ile Kur'an havvas ilminde vardır..

Astroloji ve Metafizik hizmetleri ile çaresizlerin umudu ve hizmetinde olacağız. diye konuştu.

 

                                              YDH haber ajansı

Devamı
KUTSAL AĞAÇ

KUTSAL AĞAÇ 

 

    Allah'ın insan oğluna sunduğu nimetlerinden biride, zeytin ağacıdır. Zeytin Kutsal kitaplar dan zikredilen bir ağaçtır. Eski Musa Tevrat dan, İncil den ve Kur'an da adı gecen kutsal bir ağaçtır zeytin...

Dünya'nın kuruluşundan beri zeytin ağacı vardır. Hz. Adem den tutun günümüze kadar bir tarihi vardır. Mitoloji de, Dinler tarihinde, Antik Yunan da, Roma, Bizans ve Hrıstiyanlık da, İslam'da, daha eski çağlarda, ve günümüze kadar , zeytin insan oğlunun yaşamın her alanında vardır...

Mitolojik Nuh tufanın da , güvercinin bir zeytin dalını getirmesi , Savaştan, barış simgesi olarak yaşam ağacı, simgesi olarak karşımıza çıkar, zeytin ağacı 2000 Yıl yaşıyarak , Dünya tarihine tanıklık eder. En uzun ömürlü bir ağac olduğu için, yaşam ağacı olarak da tabir edilir. Zeytin şifa kaynağı bir besindir. Kahvaltı soframızın vazgecilmez zengin besin kaynağımızdır. Işık saçan yağı ile yemeklere lezzet tad verir. 

Zeytin yağı, Antik çağlarda, Roma, Bizans imparatorluğu döneminde, kandil lerden kullanıldı. Dini Tapınaklar dan kullanıldı. Hrıstiyanlık da, yeni doğan çocukları saf zeytinyağı ile vaftiz edildi. Medyumlar zeytin yaprağı ile tütsüler den kulandı. Zeytin tıpta şifa kaynağı olarak kullandı. Toplu ibadetler den, zeytin yağı ışık olarak kulanıldı. Zeytin mutfaktan kozmetik ürünlere kadar, her alanda kulanıldı. Bu gün zeytin kremi, zeytin sabunu, zeytin kolonyası, zeytin yağı, zeytin turşusu, saymakla bitmeyen yüzlerce çeşit ürün elde edilen bu zeytin, boluk bereket mucizeler ile dolu bir ağaçtır...

Zeytinin insan sağlığı için faydaları saymakla bitmez. Buradan bir kaç faydalarını örnek verelim. Sindirimi kolaylaştırır, Saç, cilt ve Tırnak içi besler, kanseri önler, uzun süre tok tutar, kalp sağlığını korur, vücut gelişmesine destek olur, kan yapar, insanı genç sağlar, beş adet zeytin insanı tok tutar. Bu kadar çok faydaları olan, bu kutsal ağacı kesmek , insanlığa ihanet değil de nedir?...

Tevrat nekadar Kutsal ise, Zebur nekadar Kutsal ise, İncil ve Kur'an nekadar Kutsal ise, zeytin ağacı da o kadar Kutsaldır. 

Zeytin ağacı, zaferdir, zeytin ağacı Barıştır, zeytin ağacı Akıldır. Zeytin ağacı yaşamdır, zeytin ağacı ışıktır. Zeytin ağacı, şifadır. Zeytin ağacı kutsal dır...

#zeytinağacıkesme!

 

                                          

Devamı
CİNSİYET CATIŞMASI

CİNSİYET ÇATIŞMASI 

 

    Bu yazımızı 8 Mart kadınlar günü dolayısıyla kadın erkek arasına kutuplaşma cinset kimlik çatışması Aile yapısında yozlaşma kadın erkek ilişkilerinde çatlama ve cinsiyet üzerinde kapitalizm ve feminist ideolojik kavramlar üzerinden kadın ve erkek arasına kutuplaşma cinset kimlik çatışması Aile yapısında yozlaşma konuyu irdeleyelim...

 

Kadınlar günü yoktur. Erkekler günü yoktur. Babalar günü yoktur.bunlar kapitalizm sistemin bir oyun parcası dur... Kadın yoksa erkek de yoktur. Erkek yoksa kadın da yoktur...

 

Kadınlar günü olmaz her günde kadın vardır. Kadın erkek birbirini tamamlayan bir insandır. Kadın erkek malı değildir. Erkek de kadın malı değildir. Farklı cinsiyetin birbirinden üstünlüğü yoktur..

 

Erkek egemenliği putperest Tapınakci mitolojik dinciliği kadının özgür kimliğine müdahale etmiş ve köleleştirmiştir. Kapitalizm sistemi kadını bir meta seks objesi ve sermaye olarak kullanmıştır...

Tapınak dinciliği nasıl kadını hor gördüğü gibi , feminist ideolojik ziynet de erkekleri horlamış tır. Burada cinsiyet catışmas ve cinsiyet ayrımcılığı kin nefret kutuplaşma ve Aile birliği zedelemeye yol açmıştır...

 

Bir dünyada erkeksiz veya kadınsız bir dünya düşünülemez. İnsan oğlunun neslinin devam etmesi ve birbirinin sevgisine karşılıklı muhtaçtır...

 

8 Mart kadınlar günü değil, kadınların ezildiği gündür. Kadınları diğer bütün günlerde yok sayma günüdür. Kadın Erkek ayrımcılığın günüdür. Cinsiyet ayrımcılığı kutuplaşma ayrışma günüdür.. 

 

İnsan hakların olmadığı bir düzende kadın hakları da olmaz erkek hakları da olmaz çocuk hakları da olmaz. ..

Eşit adalet paylaşım varsa sevgi varsa böyle bir dünyada bütün günlerde kadın vardır. Erkek vardır...

 

Sadece 8 Mart da değil bütün günlerde kadın var olması dileğimle..

Kadın Erkek eşitdir...

 

                                                  ( 8 Mart 2021 )

 

                                                 Hüseyin TURHAL

Devamı
VATANDAŞ DEVLET HASTANESİ'Nİ İSTİYOR

Hüseyin Turhal

[email protected]

Vatandaş Devlet Hastanesi’ni İstiyor

Adıyaman’da Haber Gazetemizde köşe yazdığım günden bu yana okuyucularımızdan çok olumlu dönüşler alıyorum. Gazetemizin okuyucuları bütün haberleri ve köşe yazarlarının yazılarını okuyor. Daha sonrasında sosyal medya üzerinden veya yüz yüze biz köşe yazarlarına ulaşarak düşüncelerini aktarıyor.

Yazmış olduğum bir köşe yazısından sonra okuyucularım tarafından dönüşler alınca yaptığımız işin önemini biraz daha anlamış oluyorum. Köşe yazarlığı gerçekten de çok önemli bir görev olduğu gibi halkında taktir ettiği bir meslek dalıdır.

Gazetecilik mesleğinin içerisinde olduğum günden bu yana sürekli olarak halkın sorunlarını köşeme taşımayı düşündüm. Sosyal içerikli konuları ele aldığım vakit okuyucularımdan çok olumlu dönüşler alıyorum.

Bu olumlu dönüşlerden dolayı köşe yazılığına olan bağım daha da artıyor. Adıyaman’da yaşayan kimi bireyler bana ulaşarak sorunlarını ilettikleri vakit onların sorunlarını köşe yazıma taşıyorum.

Geçen günlerde bir okuyucumla uzun uzun sohbet ettik. Hani bir dertli vatandaş bir gazeteciyi veya köşe yazarını görünce başlar memleket sorunlarını anlatmaya. Bende tamda böyle bir durumla karşı karşıya kaldım. Sohbet uzadıkça sorunlar anlatılmaya başlandı.

Vatandaşımız konuştukça bende bu sorunları not aldım. Vatandaş haklı, her insan modern bir yerleşim yerinde veya sorunsuz bir yaşamın olduğu yerde yaşamak ister. İnsanlarımızın Avrupa’da olduğu gibi hayat standardının iyi olduğu bir yerde yaşamaları en doğal hakları.

Gelgelelim benimle sohbet eden vatandaşımızın taleplerine. Türkiye’de Devlet Hastanesi olmayan tek il Adıyaman’dır. Bu sorun uzun yıllardan bu yana koşuluyor, fakat çözüm adına bir gelişmenin olduğunu görmek pekte mümkün değil.

Eski Devlet Hastanesi depreme dayanıksız olduğu için yıkıldıktan sonra yerine yenisi yapılmadı. Şehir merkezinde Devlet Hastanesi olmayan vatandaşlar, biz köşe yazarlarını görünce bu konuyu gündeme taşımamızı istiyor. Vatandaşın penceresinden baktığınız vatandaş haklı.

Çünkü 2022 Türkiye’sinde şehir merkezinde bir tane dahi Devlet Hastanesi olmayan tek il Adıyaman olduğu için vatandaşta bu duruma haliyle tepki gösteriyor. Bu konuda bir gelişme olmadığı için haklımızda biran önce atılacak adımları bekliyor. 2022 Türkiye’sinde böylesine bir sorunun bir türlü çözüme kavuşmaması başlı başına bir muammadır.

Şehir merkezinde yaşayan ve bir minibüs parası olmayan hasta veya hasta yakınları nasıl Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gidecek? Bu konuda bir çözüm yolu var mı? Tabii ki; yok. Dünyanın her yerinde devlet yatırımları şehrin batısına yapılırken, Adıyaman ilimizde iste tam tersi bir yerde yapılıyor.

Bu sebeple Adıyaman halkının şehir merkezinde bir Devlet Hastanesi istemesi talebi en doğal haklarıdır. Bir defa eski Devlet Hastanesi’nin yeri şehrin tam orta noktasında yer aldığı için insanların o hastaneye gitmeleri dakikalarını alırdı. Böylesine bir yerleşim yerini atıl vaziyette bırakmak ne kadar mantıklı olabilir ki?

Adıyaman’ın nüfusu hızla arttığı için bütün şehrin bir hastaneden hizmet alması doğru değildir. Bu sebeple vatandaşlarımız Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Adıyaman halkının en öncelikli talebi olan Devlet Hastanesi yapım işlemi konusunda atacağı adımları bekliyor.

Adıyaman halkının bu sorunun çözümü için beklentileri var. Bu beklentilerin biran önce çözüme kavuşması gerekir. Bir köşe yazarı olarak bu konuyu takip edeceğim. Ayrıca bu sorunun çözümü için köşe yazılarıma devam edeceğim. Umarım bu sorun bira önce çözüme kavuşur.

Çevre illerimize baktığımız zaman bir ilde birden fazla Devlet Hastanesi varken, ilimizde ise yıkılan hastanenin yeri olduğu gibi yerinde duruyor. Ne zaman oradan geçsem hep duygulanırım. Bunun sebebi böylesine bir kurum binasının yerinin şimdilerde boş bir alan olarak durmasıdır.

Belki bir gün gelirde bizlerde o alanın hastane olduğunu görürüz. Kim bilir belki o gün yarın, belki de yarından yakın olabilir. Ne dersiniz?

Devamı
VATANDAŞ DEVLET HASTANESİ'Nİ İSTİYOR

Hüseyin Turhal

[email protected]

Vatandaş Devlet Hastanesi’ni İstiyor

Adıyaman’da Haber Gazetemizde köşe yazdığım günden bu yana okuyucularımızdan çok olumlu dönüşler alıyorum. Gazetemizin okuyucuları bütün haberleri ve köşe yazarlarının yazılarını okuyor. Daha sonrasında sosyal medya üzerinden veya yüz yüze biz köşe yazarlarına ulaşarak düşüncelerini aktarıyor.

Yazmış olduğum bir köşe yazısından sonra okuyucularım tarafından dönüşler alınca yaptığımız işin önemini biraz daha anlamış oluyorum. Köşe yazarlığı gerçekten de çok önemli bir görev olduğu gibi halkında taktir ettiği bir meslek dalıdır.

Gazetecilik mesleğinin içerisinde olduğum günden bu yana sürekli olarak halkın sorunlarını köşeme taşımayı düşündüm. Sosyal içerikli konuları ele aldığım vakit okuyucularımdan çok olumlu dönüşler alıyorum.

Bu olumlu dönüşlerden dolayı köşe yazılığına olan bağım daha da artıyor. Adıyaman’da yaşayan kimi bireyler bana ulaşarak sorunlarını ilettikleri vakit onların sorunlarını köşe yazıma taşıyorum.

Geçen günlerde bir okuyucumla uzun uzun sohbet ettik. Hani bir dertli vatandaş bir gazeteciyi veya köşe yazarını görünce başlar memleket sorunlarını anlatmaya. Bende tamda böyle bir durumla karşı karşıya kaldım. Sohbet uzadıkça sorunlar anlatılmaya başlandı.

Vatandaşımız konuştukça bende bu sorunları not aldım. Vatandaş haklı, her insan modern bir yerleşim yerinde veya sorunsuz bir yaşamın olduğu yerde yaşamak ister. İnsanlarımızın Avrupa’da olduğu gibi hayat standardının iyi olduğu bir yerde yaşamaları en doğal hakları.

Gelgelelim benimle sohbet eden vatandaşımızın taleplerine. Türkiye’de Devlet Hastanesi olmayan tek il Adıyaman’dır. Bu sorun uzun yıllardan bu yana koşuluyor, fakat çözüm adına bir gelişmenin olduğunu görmek pekte mümkün değil.

Eski Devlet Hastanesi depreme dayanıksız olduğu için yıkıldıktan sonra yerine yenisi yapılmadı. Şehir merkezinde Devlet Hastanesi olmayan vatandaşlar, biz köşe yazarlarını görünce bu konuyu gündeme taşımamızı istiyor. Vatandaşın penceresinden baktığınız vatandaş haklı.

Çünkü 2022 Türkiye’sinde şehir merkezinde bir tane dahi Devlet Hastanesi olmayan tek il Adıyaman olduğu için vatandaşta bu duruma haliyle tepki gösteriyor. Bu konuda bir gelişme olmadığı için haklımızda biran önce atılacak adımları bekliyor. 2022 Türkiye’sinde böylesine bir sorunun bir türlü çözüme kavuşmaması başlı başına bir muammadır.

Şehir merkezinde yaşayan ve bir minibüs parası olmayan hasta veya hasta yakınları nasıl Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gidecek? Bu konuda bir çözüm yolu var mı? Tabii ki; yok. Dünyanın her yerinde devlet yatırımları şehrin batısına yapılırken, Adıyaman ilimizde iste tam tersi bir yerde yapılıyor.

Bu sebeple Adıyaman halkının şehir merkezinde bir Devlet Hastanesi istemesi talebi en doğal haklarıdır. Bir defa eski Devlet Hastanesi’nin yeri şehrin tam orta noktasında yer aldığı için insanların o hastaneye gitmeleri dakikalarını alırdı. Böylesine bir yerleşim yerini atıl vaziyette bırakmak ne kadar mantıklı olabilir ki?

Adıyaman’ın nüfusu hızla arttığı için bütün şehrin bir hastaneden hizmet alması doğru değildir. Bu sebeple vatandaşlarımız Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Adıyaman halkının en öncelikli talebi olan Devlet Hastanesi yapım işlemi konusunda atacağı adımları bekliyor.

Adıyaman halkının bu sorunun çözümü için beklentileri var. Bu beklentilerin biran önce çözüme kavuşması gerekir. Bir köşe yazarı olarak bu konuyu takip edeceğim. Ayrıca bu sorunun çözümü için köşe yazılarıma devam edeceğim. Umarım bu sorun bira önce çözüme kavuşur.

Çevre illerimize baktığımız zaman bir ilde birden fazla Devlet Hastanesi varken, ilimizde ise yıkılan hastanenin yeri olduğu gibi yerinde duruyor. Ne zaman oradan geçsem hep duygulanırım. Bunun sebebi böylesine bir kurum binasının yerinin şimdilerde boş bir alan olarak durmasıdır.

Belki bir gün gelirde bizlerde o alanın hastane olduğunu görürüz. Kim bilir belki o gün yarın, belki de yarından yakın olabilir. Ne dersiniz?

Devamı
BARIŞTAN KORKMA

BARIŞTAN KORKMA (şiir)

 

Kin zülüm ölüm biter,

Barışın olduğu yerden.

Aşk sevgi huzur doğar,

Barışın olduğu yerden.

 

Gençler çocuklar ölmez,

Analar babalar ağlamaz,

Kadınlar gelinler dul kalmaz,

Barışın olduğu yerden.

 

Dereler kızıl kan akmaz,

Dağlara sis duman çökmez,

Kurt kuzu ile gezer,

Barışın olduğu yerden.

 

Bahçelerde çiçekler açar,

Dalda neşeli Bülbüller Şakar,

Yaylalar Cennet ala kokar,

Barışın olduğu yerden.

 

Âşık TURHAL haydi barışa,

Dur diyelim savaşa,

Biter Vandalizm anarşi,

Barışın olduğu yerden.

#ukranya #Rusya

              Hüseyin TURHAL

Devamı
SIR DOLU TABLOLAR

SIR DOLU TABLOLAR

 

 Adıyaman'lı Ressam Hüseyin Turhal ayni zamanda yazar ve Gazeteci olan Turhal, çizdiği sıradışı sırlı gizemli resim tabloları , gündemde, herkesin dikkatini çekiyor...

 

Kendine has Özgün, farklı farklı Resim çizen, Turhal, Resim sanatından yeni bir çığır açarak, Türk resim sanatına yeni bir soluk getirdi. Gizemli sıra dışı tabloları, görenleri şaşkına çeviriyor..

 

Turhal Kendi çizdiği sıradışı Sanat eseri tabloları hakkında şöyle konuştu," Ben Resim sanatından kendime özgü bir yol çizdim, Benim eserlerim, kadim Anadolu kayıp medeniyetlerin izlerini ve mitolojik hikayeler, masallar ve Evrenin gizemli metafizik içeriğini, M.Ö. 5bin yılık gizemli mitolojik idolleri ve kendime özgü yorumu ile, içerisine sırı esrar gizleyerek, Anadolu kültür mozaiği, Desenleri motifleri soyut kavramlar ile zenginleştirerek, eşi benzeri olmayan sıra dışı, bir tarz ile tuvale , fırcamla aktarıyorum." dedi ...

 

Turhal Tabloları, Anadolu'nun kadim kültürünü izleri, kayıp medeniyetlerin mitolojik Tanrıca idol gizemli resimleri, sırı çözülmemiş semboller, Desenler motifler, kaybolmuş mitolojik dinlerin, sırlı sembolleri, Soyut kavramlar üzerinde , iç içe gizlenmiş, metafizik içerikli sırlar ile dolu sanat eserlerin , merak uyandırmaya devam ediyor...

 

Turhal Tablolarında ki sır nedir? Turhal'ın Soyut mitolojik idol serisi sıradışı Tablolarında neler gizli? Manzara, potre çizmeyen, Resim sanatın ,akımların dışında, kendine özgü bir çizgi çizen, Turhal Resim sanatı, Sanat dünyasını şaşırtarak, gündeme damga vurdu. Sanat dünyasından, Turhal tabloları konuşuluyor...

 

Turhal, "Benim eserlerimi değerli kılan, bana özgü olmasıdır. İçeriği gizemler ile dolu ve soyut kavramlar ile içerisine gizemli sırların saklaması, binlerce yıllık kaybolmuş medeniyetlerin izlerini ve yeni kavramlar ile harmanlayarak, özgün bir tarz ile , Resim sanatın , akımların dışında, kurallara bağlı kalmayarak özgür bir sanat eseri ortaya koyduğum için, beni farklı ve değerli kılan budur" diye konuştu...

 

Pandemin den dolayı, Resim sergisini açmayan Turhal, "gelecekte, Türkiye geneli Resim sergisini açmayı düşünüyorum ve sanatıma sponsor desteğini bekliyorum, benim en büyük hedefim Avrupa da resim sergisini açmak, sanatımı Dünyaya tanıtmak istiyorum ve bütün insanlar bu sıra dışı sanatımı görmesini istiyorum. Çünkü Sanat bir güneş tır, Sanatın olmadığı heryer karanlık tır. " dedi....

(14 Şubat 2022)

 

                                                

Devamı
YASTIK ALTINI BIRAK, YERALTINA BAK

YASTIK ALTINI BIRAK, YERALTINA BAK

 

   Ekonomik kirizin, yaratığı boşluğu doldurmak için, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati vatandaşın yastık altı altın ile Ekonomiye nasıl kazandıracağı hesabı içerisinde, yoksul vatandaşın yastığının altında altın yok ama Türkiye'de yerin altında, altın hazinelerin , definelerin var olduğunu ne zaman yetkililer görecek...

 

Türkiye de yerin altında, Roma imparatorluğu ve Bizans imparatoru döneminde, Tonlarca Altın defineleri var. Anadolu da onlarca uygarlık medeniyetler yaşamış, bu geçmiş uygarlıklar bu toprakların altında, değeri biçilmez servetler bırakmış, yerin altında Altın, bronz, gümüş, takı ve obje, milyonlarca dolar değerinde, servet yatıyor. Değerli taşlar, maddenler, petrol, yatakları var. devlet vatandaşın cebine göz dikmesin, devlet bu yerin altında yatan hazineleri çıkartsın. Bu yerin altında ki defineler, çıkartılmadığı sürece kime ne faydası var?...

 

Türkiye'nin yer altı, büyük bir hazineler yatarken, yer üstünde yaşayan vatandaş , yoksuluk işsizlik, sefalet içinde yaşaması, yerin altında yatan hazineler den, defineler den faydalanmaması , haksızlık ve zulüm değilde nedir?..

 

Türkiye dünya da güçlü bir ekonomiye sahip olması için, Türkiye de Definecilik yasal statüye kazandırılmalı, Definecilik serbest meslek olarak tanımalı, sit alanı dışında serbest kazı ve serbest dedektör kulanıma izin vermelidir. Hitit Urartu Roma Bisan dönemi eserleri, tarihî kültür varlığı kapsamasında çıkartılmalı ve define olarak kabul edilmektedir. Define alış satışı serbest olmalı, devlet vergisini almalıdır. Müzelerin deposunda saklanan ve müze bodrumunda çürüyen eserlerin kime ne faydası var?.. 

 

Koleksiyonerlik serbest olsun, Antika pazarlarında, define satışı serbest olsun , müze depolarında küflenmiş, bronz para objeleri , Antika pazarlarında serbest satılsın. Müzayede evleri acılsın. Arkeloji müzelerde gişeler kurulsun, vatandaşın ve definecilerin bulduğu eserleri getirip gerçek değerinden nakit olarak parasını ödensin. Vergisini de versin. Etütlük eserleri satışı serbest olsun. Fazla eserleri yurtdışına satarak döviz geliri elde edilsin. Yer altı hazineleri yasaklayarak, vatandaşına zülüm edilmesin...

 

Sosyal Devlet, vatandaştan para almaz, sosyal Devlet vatandaşa para verir. Vatandaşa iş verir. İşsize maaş verir. Aş verir. Vatandaşın cebine bakmak, vatandaşın yastık altı birikimine göz dikmek sosyal devletçilik değildir. Bu tür sistem devleti mafyalaştırır, haydutluk yönetimi ortaya çıkar...

 

Definecilik yasal olsa, Türkiye Cumhuriyeti devleti dünya da define zengini olur. Güçlü bir ekonomiye sahip olarak süper güç olur. İşsizlik yoksuluk sefalet ordadan kalkar. Türkiye dünya da altın çağı yaşar....

 

Vatandaşın cebini ve yastık altıya değil, yerin altına bakın, milyonlarca dolar değerinde servet yatıyor. Büyük defineler hazineler yatıyor. Ekonomiyi şaha kaldıracak hazineler çıkartılmasını bekliyor. Bak değeri biçilmez defineler toprağın altında çürüyor. Artık bu gerçeği görün....

 

                                             Hüseyin TURHAL

Devamı
SIRA DIŞI RESİMLERİN SIRA DIŞI RESSAMI

Sıra Dışı Resimlerin Sıra Dışı Ressamı

Gazetemiz yazarlarından Hüseyin Turhal yazarlık, şairlik alanları dışında yapmış olduğu birbirinden sıra dışı eserleriyle adından sıkça söz ettiriyor. Kitap okumayı çok seven Hüseyin Turhal, yıllar öncesini anlatan eserleri araştırarak o günün motiflerini günümüze taşıyor.

Sanata olan merakının yanı sıra sosyal medyada fenomen olarak ta tanınan yazarımız Hüseyin Turhal’ın çizmiş olduğu eserler alışılmışın dışında eserler olarak biliniyor. Gazetemize vermiş olduğu özel röportajla bilinmeyen yönlerini okuyucularımızla paylaşan Hüseyin Turhal, sanata dair çok önemli mesajlar verdi.

Ve işte Hüseyin Turhal ile yapmış olduğumuz röportajın detayları.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

1985 yılında Adıyaman’a bağlı olan Yaylakonak (Balyan) Beldesi'nin Karaçalı Mahallesine bağlı olan İnçlik Dere mezrasında doğdum. İlkokulu Karağac Köyü’nde, Ortaokulu 1 yıl Menderes ilköğretim Okulu’nda, diğer 2 yılı Yaylakonak İlköğretim Okulu’nda tamamladım. Liseyi Adıyaman Rekabet Kurumu Lisesi’nde okuduktan sonra 2003 yılında bu okuldan mezun oldum. Dershaneye gitmeden üniversiteyi kazandım ama üniversiteye gitmedim.

Şiir yazmaya ne zaman başladınız?

İlk şiir yazma denemem ortaokul döneminde gerçekleşti. İlk şiirim “Kuzum” adlı bir şiirdi. Şiir yazmama ilham olan kişiler halk ozanlarımız ve aşıklarımızdır. Onlardan aldığım ilham ve sevgi kaynağıyla şiirlerim oluştu. Beni en çok etkileyen kişiler Karacaoğlan, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Aşık Veysel, Aşık Seyrani, Nazım Hikmet, Necip Fazıl Kısakürek, Dadaloğlu, Köroğlu gibi ozan ve şairlerimizdir. Şiire olan merakımdan dolayı 2006 yılında ilk şiir kitabım olan ‘Aşkın Dili’ni okuyucularıma buluşturdum. 2008 yılında ikinci şiir kitabım olan “Bir Damla Beyaz Yağmur” adlı eserimi yayımladım. 2017 yılında “Kağıttan Şiir Antolojisi 1” adlı kitapta şiirlerim yayımlandı. Çocuk yaştan itibaren dini kitapları okumayı çok severim. Bütün dinleri araştırmayı çok seviyorum. 10 yaşında Kur’an-ı Kerim’i okumaya başladım. Bütün dinleri, mezhepleri, tarikatları araştırdım. Üç semavi dinin kitaplarını okudum.

Hayatınız hangi iller geçti?

Adıyaman’da lise eğitimi tamamladıktan sonra Antalya ilinde uzun yıllar yaşadım. Daha sonra İstanbul ilinde farklı alanlarda çalıştım. İstanbul sanatı, kültürü ve tarihi sevenler için yaşanılması gereken bir ildir. İstanbul’un her yeri buram buram tarih kokar. Bu şehirde yaşamış olduğum dönemlerde birçok tarihi mekanları ziyaret ettim. İstanbul dünyanın başkenti konumunda bir şehirdir. Nereye giderseniz gidin tarihi dokular vardır. Aynı zamanda İstanbul ilmin ve kültürün başkentidir. Bu şehirde uzun yıllar yaşadıktan sonra doğup, büyüdüğüm şehir olan Adıyaman’a yerleştim. Şuanda köşe yazarlığı yapıyorum. Adıyaman’da Haber Gazetemizde, www.adiyamandahaber.com haber portalımızda köşe yazılarım yayınlanıyor. Karabük Gazetesi’nde uzun yıllar şiirlerim yayımlandı. Ayrıca İstanbul’da yayın yapan Önce Vatan Gazetesi’nde makalelerim yayımlanıyor. Aynı zamanda gurbette kaldığım dönemlerde çok sayıda şiir yazdım. Şiirlerimin sayısı 2 binden fazladır. Eserlerim arasında beyit, mani, fıkra, vecizelerde bulunmaktadır. Bu çalışmalarımla birlikte 300’den fazla makalelerim bulunuyor. Şiirlerimin konusu aşk, sevgi, doğa, dini ve toplumsal konulardır.

Köşe yazılarınız dışında farklı çalışmalarınız var mı?

Aşk, sevgi, doğa, tabiat, dini, tasavvufi, genel kültür ve toplumsal konularda şiir yazıyorum. Bu şiirlerimin birçoğu bir yerde yayınlanmış değil. Bu şiirlerimi bir kitap haline dönüştürmeyi düşünüyorum. Bu çalışmamın yanı sıra Kur’an-ı Kerim’in rehberliği, Alevilik, İslam dini, arkeoloji, definecilik gibi farklı konularda farklı kitap çalışmalarımda taslak halinde. İlerleyen zamanlarda birbirinden ayrı konularda kitaplarımı okuyucularımla buluşturmayı düşünüyorum.

Kitap yazarlığı dışında ressamlığa bir hayli merakınız var. Bu konuda ne gibi çalışmalarınız oldu?

Okula gittiğim dönemlerde resim çizmeye karşı bir merakım vardı. O dönemlerde bir kursa gitmediğim için ilerleyen zamanlarda bu alana merakımdan dolayı amatör çalışmalarım oldu. Okul okuduğum dönemlerde resim çizerdim. Bu konuda hiçbir eğitmenden eğitim almış değilim. Kendiliğinden gelişen bir yetenek sonrasında çizimlerim oldu. Hiç unutmam ilk çalışmam tablo resim çalışmasıydı. Tuval üzerinde yağlı boya ile soyut bir Noel ağacını, mitolojik cennetteki ağacı çizmiştim. Yıllar önce bir defasında bir resim kursuna gitmiştim. Fakat herkesin aynı çalışmalar üzerinde yoğunlaştığını görünce kendi tarzımı burada oluşturamayacağımı anlayarak, hiçbir kursa gitmeme kararını aldım. Daha sonraki zamanlarda kendi çabamla çalışmalarım oldu. Bence sanatın okulu ve eğitimi yoktur. Sanat kendiliğinden doğar. Sanat insana özgürdür. Bazı kurallara takılan sanat özgün olmaz. Herkes ayni şeyi belirli kurallara bağlı kalarak ortaya koyduğu sanat taklit olur. Bu şekilde özgün bir eser ortaya çıkmaz. Aslında resim çizmiyorum, tablo çiziyorum. Resim çizmek, ayni bir manzarayı, porteyi, eşyayı göründüğü gibi resme aktarma sanatıdır. Çizdiğim resimleri, olduğu ve göründüğü gibi tuvale aktarmıyorum. Resim çizerken, soyut kavramların üzerinde duruyorum. Gizemli sırları soyut kavramlar içerisine gizleyerek resim çiziyorum. Tuval üzerine yağlıboya ile Anadolu kültür desenlerini, motiflerini, soyut idol mitolojik idolleri çağdaş ve sıra dışı bir tarz ile yansıtıyorum.

Çalışmalarınızda kendinize has bir tarzınız var mı?

Tablolarım gizemli sırlar içermektedir. Tablolarımda ve çizimlerimde genellikle, Anadolu’da kaybolmuş medeniyetlerin kadim kültürünü yansıtmaktayım. Yapmış olduğum araştırmalar sonrasında 5 bin yıl öncesine ait olan mitolojik idolleri, sembolleri, desenleri, motifleri soyut kavramlar ile harmanlayarak yeni ve eski mitolojik anlamları soyutlayarak, içerisine gizemli sırları ekleyerek çalışmalarımı hazırlıyorum. Tablolarımın arkeolojik sanat değeri yüksektir. Zaman zaman sanata önem veren kişilerle sosyal medyadan tanıştıktan sonra yazışmalarımız oluyor. Tarihe ve geçmişe merakı olan koleksiyoncular bana ulaşabilirler.

Peki hayatınız boyunca manzaraları içinde barındıran çalışmalarınız oldu mu?

Sanat konusu çok geniş bir yelpazeyi içinde barındırır. Ancak benim ilgi alanım oldukça farklı. Ben manzara resimleri çizmek yerine araştırmış olduğum kitaplardan elde ettiğim bilgilere dayanarak geçmiş dönemlere ait çalışmaları çiziyorum. Herhalde bu tarzı uygulamayan az sayıda kişiler arasında yer alıyorum. Tarihi konuları araştırmayı çok seviyorum. Dedelerimizde bulunan el dokumalı halılardaki gizemli motifleri ve tüm renkleri tablolarımda görebilirsiniz. Fransa’da yaşamış İspanyol ressam, heykeltıraş, sahne tasarımcısı, şair ve oyun yazarı Pablo Picasso’nun büyük bir hayranıyım. Aynı zamanda dünyaca ünlü sanatçı Ahmet Güneştekin’in çalışmalarını çok beğeniyorum. Osman Hamdi Bey, Abidin Dino, Hoca Ali Rıza, İbrahim Çalı gibi duayenlerin benim hayatımda ayrı bir yeri var.

Resim alanına yoğun bir sevginiz var. Peki eserlerinize yerelde yeteri kadar değer veriliyor mu?

Ülkemizde sanat alanında çok sayıda isim var. Bu kişiler çalışmalarını İstanbul başta olmak üzere metropol şehirlerde yapmaktalar. Bu gibi büyük illerde sanata çok fazla değer verilmekte. Adıyaman ilimizde ise daha bir kültür ve sanat merkezimiz yok. Her ilde belediyeler sanat alanına çok fazla önem verirler. İlimizde ise halkımızın ve sanat severlerin faydalanacağı bir kültür merkezinin olmayışı çok ciddi bir eksikliktir. Düşün ki; sanat adına bir çalışma yapacaksınız. Peki nerede? Kimlere bu sergiyi sunacaksınız? Bir diğer konu ise yapmış olduğum tablolar için bana teklif edilen rakamların çok komik rakamlar olması. Bir defa biz ressamların eserlerini hazırlamak için kullandıkları boya başta olmak üzere diğer malzemeler oldukça pahalı malzemelerdir. Bir emek veriyorsunuz, fakat insanların ilimizdeki beklentileri çok iyi bir noktada olmadığı için eserlerinizi satma konusunda sıkıntı yaşıyorsunuz. Pandemi sürecinden normal hayata geçildiği zaman büyükşehirlerin belediyelerine başvurarak resim sergimi farklı illerde açmayı düşünüyorum. Adıyaman ilimizde sözde bir sanat sokağı açılmış. Orayı ziyaret eden yok. Bu gibi sanat sokakları şehrin en işlek yerinde, tarihi evlerin bulunduğu yerde açılmalıdır. İlimizde sanata dair birçok projem var. Ancak nerede ve nasıl bu projeleri hayata geçireceksiniz? Bu konuda muhatap bulamıyorsunuz. Bu nedenle çalışmalarımı il dışında sergilemeyi düşünüyorum.

Röportaj: Ömer Karakuş

Devamı
TURHAL TABLOLARI KOLEKSİYONCULARIN GÖZDESİ

TURHAL TABLOLARI KOLEKSİYONCULARIN GÖZDESİ

 

   Adıyamanlı Şair yazar ayni zamanda Ressam ve Gazeteçi olan, Hüseyin TURHAL sıradışı çizdiği tabloları , Koleksiyoncuların gözdesi oldu...

 

2009 yılında, Tuval üzerinde yağlı boya resim çizmeye başlayan Turhal, kısa bir sürede 80 adet Sanat eseri meydana getirdi. Turhal'ın çizdiği tablolarını sosyal medya da paylaştıktan sonra, Türkiye genelinde, Sanat koleksiyoncuları , Turhal tablolarını almak için, 

Harekete geçtiler...

 

Turhal şöyle konuştuk: "Hobi olarak resim çizmeye başladım, Tuval üzerinde yağlı boya tablo resimleri çizerken, Anadolu kayıp medeniyetlerin, mitolojik idol, gizemli Desenleri motifleri, ve kendime özgü , sıra dışı ve gizemler ile dolu Sanat eseri çizdim. Bu çizdiğim resim tabloları sosyal medya da paylaştım, ve ondan sonra, Türkiye geneli, bu Tablolarımı almak isteyen Sanat koleksiyoncuları bana ulaştı" .. diye konuştu..

 

Gaziantep, İzmir, İstanbul da yaşayan, bir çok koleksiyoncu, iş adamı, sanatçı, Turhal tablolarını, kendi koleksiyonuna katmak için, sosyal medya üzerinden Hüseyin TURHAL' a sipariş verdiklerini söyleyen Turhal, "kısa sürede tablolarımın kokeksiyonerlerin, koleksiyonun da yer alması, benim için onur vericidir" diye konuştu...

 

Hüseyin TURHAL benim en büyük hayalim, Türkiye geneli ,Resim sergisi açmak ve Avrupa ülkelerinden, resim sergisini açmak, sanatımı Dünyaya tanıtmak, çünkü sanat bir güneş tır, Sanatın olmadığı heryer karanlık tır . diye konuştu.ve son olarak, koleksiyoncuların, benim tablolarımı aldıkları için, koleksiyonuna yer verdikleri için, çok mutluyum bu benim için büyük bir şereftir. diye konuştu...

 

                                              ( 3 Şubat 2022)

 

                                                           YAH

Devamı
14 ŞUBAT KAPİTALİZM DÜZENİ AŞKI

 14 Şubat sevgililer günü, mitolojik geleneksel Antik Roma döneminde başlayarak, aşk romantik cinsel sevgi terimler cercevesinde, günümüz modern sermaye piyasası, ile kapitalist burjuva sümürge aşk düzeni başlar...

Sevgiyi, aşkı , sevmeyi sadece 12 aydan ve 365 günden tek bir güne indirgemek , aşk , sevgi özerinde , sevgiyi , aşk üçgeninden , cinsellik hayatını bir meta obje olarak ticari rant sermaye elde etmek için , para aşkı için , romantizm özerinde , birbirini sevenleri kapitalizm süzgeçinden sümürmektir....

24 sat , hayatının her gününde, sevmeyeceksin sevgini göstermeyeceksin , düzenli aşkı yaşamayacaksın , ama yılda birkere , sevgini aşkını göstermelik olarak şov gösterişli bir ortamdan , sevdiğine , hediye alma telaşı, pahlı ekonomik dengeyi sarsacak harcamalar , fuzuli harcamalar yaparak milyon dolar harcayarak, çiçek, süpriz hediyeler , bahabiçilmez alyans kolye , yüzük , partiler düzenleyerek, kapitalist düzenine , alış veriş tiçaret hareketi... Sevgililer herçeşit hediye ürün üretme, aşk sırtında sermaye büyütme aşk tiçaretini doğurmuştur. ...

Gercek aşk gercek sevgi metalaşarak , cinsel meta obje çizgisinde , para pul noktasında yozlaşarak , yapmacık, gösterişli, karnaval partilere dönerek , yıl boyunça sevgisiz yaşıyarak sadece bir gün fermolite içabı görsel kutlama aracı olarak 14 şubat sevgililer günü kapitalist düzeni, sermaye ile ceplerini para aşkıyla, doldurarak ve 15 Şubat dan sonra , sevgi , aşk yok oldu eskisi gibi monoton, hayat devam ederek , gelecek 14 şubatı bekleyerek avuntular içerisinde , sevgi yok oldu...

Gercek hayata baktığımızdan , gercekten SEVGİ yoktur , insanların kalpleri taş olmuş , merhamet vijdan duygusu yok , aşk , romantizm yok.. kin var , nefret var , kibir var kıskanma var , para pula tapma var , sermaye aşkı var...

Çoçuk , Anne babasını sevmiyor , kardeş kardeşi sevmiyor , kardeş kardeşe düşman , baba evlada düşman , komşu komşuya düşman , arkadaş arkadaşa küskün , insan sevgisi yok , hayvan sevgisi yok , doğa sevgisi yok , nefret var , kin var , zülüm var.. aldatma var...

Sermaye aşkı var , para pul aşkı var , mal mülk aşkı var , vallahi sevgi yok..

Yoksulu , garibanı , zayıfı seveni hiç gördünüzmü? Bir kişi bir kıza aşık oluyor seviyor , evlenmek istiyor gidiyor ailesinde istiyor ailesi diyor çoçuğun devlet memuru değil veya arabası , evi yok, kızı vermem diyor .

Yada kız kendisini seven kişiye, sen devlet memuru değilsin , fakirsin , Yoksulun diye aşkına sevgine Hayır diyor... çoçuk çok sevdiğine rahmen...

Ama birde çok zengin bir var örneğin , katları vilaları arabaları var , ama kalbinde sevgi yok , sırf parası malı mülkü var diye peşinde koşan çok...işte görüyorsunuz , sevgi , aşk yalan olduğunu , para varsa aşk var , para yoksa aşk yok...

Şimdiki aşklar sevgiler hepsi sahte....

Bu günkü sevgiler , aşklar , evlilikler, romantizm ve cinsellik hepsi sermayenin elinde kapitalist burjuva sümürge düzenin elinde bir meta olarak, sermaye güçünün emrindedir.

Seveceksen hergün sev , seveceksen doğal sev , normal sev , yapmacık gösterişli, sahte sevgilerden uzak dur, pahlı hediyeler önemli değil , önemli olan samimi küçük manevi değeri yüksek olan , içi sevgi dolu olan hediye değerli, en hakiki sevgi ve sevmek , değer vermektir , saygı duymaktır , emek vermektir...

365 gününüz yürekten sevgililer günü olmasını her gününüz sevgiyle yaşamanızı ve 14 şubat sevgililer günü kapitalist aşkından uzak durmanızı , gercek sevgiyi yakalamanız dileğimle, SEVGİYLE şiirle kalın...

Devamı
SOYGUN VAR

SOYGUN VAR

 

    Yasal zamlarla , büyük bir soygun var. Büyük bir ekonomi çöküntü içerisinde, vatandaş , borç batağından ve sağanak yağışlı zamların altında can çekişiyor....

 

Şişirilmiş, Elektrik faturaları, Doğalgaz Faturaları, ineden ibliğe, marketlerden ve pazar dan satılan her şeyden , zam üstüne zamlar ile büyük soygun devam ediyor...

 

Asgarî üçret çalışan işçiye zam yok, memura zam yok, öğretmene zam yok. Çalışana zam yok, işsize maaş para yok, Gazeteciye maaş yok, yoksula destek, maaş yok. Yüvmeci çalışan işçiye zam yok. Ama kendi maaşlarına zam üzerine zamlar var. Bu kapitalist sümürgeci sistem, düzenin de, dengesizlik devam ediyor...

 

Elektriğe zam, Doğalgaza zam, Benzine zam, mazota zam, Ekmeğe zam, Una zam, Şekere zam, Çaya zam, Simite zam, kitaba zam, Elektronik eşyalarına zam, Elbiseye zam, Ete zam, Süte zam, Yumurta ya zam, kısacası herşeye zam ama sadece çalışan işçi maaşına zam yok...

 

Büyük hırsızlar, kanunca soygun yaptıkları için, bu yasal soyguna dur diyecek , kanunlar işlevsiz hale getirilerek, Adalet kör oldu...

Uyan ey Adalet büyük soygun var! Memleket soyuluyor, vatandaş soyuluyor, Halk soyuluyor, 

Artık yeter...

 

                                             Hüseyin TURHAL

Devamı
KUR'AN'DA LAİKLİK

KURAN'DA LAİKLİK

 

    Bazı din adamları, laiklik dinsizlik tir deyip Anayasa da, laiklik ilkesini çıkartılmasını savunurlar. Bu yazımızda Laiklik dinsizlik olmadığını ve inançlar arası özgürlük olduğunu ve laiklik ilkesi Kur'an da bir ayet olduğunu buradan irdeleyerek bu güne kadar anlatılmayan gerçekleri buradan sizlere sunacağım....

 

Laiklik nedir?

Laiklik, din ile devletin birbirinden ayrılması ve devletin din, dininde devlet işlerine karışmaması, devletin din ve mezheplere karşı tarafsız bir tutum olması, bunlardan hiçbirisine , diğeri aleyhine, özel olarak ayrıcalık tanımaması dır...

 

Laiklik veya laisizm, devlet yönetiminde dinin veya dinsizliğin referans alınmamasını ve devletin din veya dinsizlik karşısında tarafsız ve tepkisiz olmasını savunan ilkedir.

 

Laiklik kısacası, Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması...

 

Laiklik ilkesi, Dinler ve inançlar arasında, özgürlük çizgisidir. Laiklik ilkesi olmasa, Dinler arasında inanç çatışması ortaya çıkar. Farklı Dinler , farklı inançlar ve farklı mezhepler birbirini dinsizlik ile suçlar ve Din adına Tanrılar adına birbirini öldürürler, laiksiz devlet, Tanrılaşır, Devleti yönetenler kendini Tanrı yerine koyarak, kanunlarına ayet statüsü vererek, farklı inançlara zulüm yapar ve Devlet Tanrılaşır ve şirk Bağnazlık dini ortaya çıkar.

 

Laiklik ilkesi olmadığı yerden, Siyasal dinçlik kapitalizm ortaya çıkar. Siyasal Din çok tehlikelidir. Farklı inançlara yaşam hakkı tanımaz. Siyasal Din sistemi , farklı inançlara, mezheplere, tarikatlara yaşam hakkı tanımaz. Siyasal Din sistemin de, Namaz kılmayanın ve oruç tutmayanın ve kendi mezhebinden olmayanın cezası ölümdür. Ondan dolayı peygamberler siyasal dinleri yasaklamıştır. Siyasal İslam, Siyasal yahudi şeriatı, siyasal Hrıstiyan şeriatı olsun fark etmez. Bütün Siyasal Dinler ve dinçlik tehlikedir. Laiklik ilkesi bütün inançların, bütün dinlerin ve dinsizlerin hepsi bir arada özgürce yaşma hakkı tanıyan bir sistemdir...

 

Kur'an da Kafirun süresinde, laiklik ilkesini vurguladığını ortaya koymaktadır. Kur'an da Kafirün Süresi Ayet 1. "Deki, Ey kâfirler" 2."Sizin taptıklarınıza ben tapmam." 3."Sizde benim taptığıma tapıcılar değilsiniz. 4. " Ben asla sizin taptıklarınıza tapacak değilim." 5. "Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz." 6."Sizin dininiz size, benim dinim banadır." der. İşte Kur'an da bu altı ayet de, Din inanç özgürlüğünde bahsetmektedir. Senin dinin sana benim dinim bana diyor. İşte laiklik bu Kur'an ayetinden ortaya çıkıyor. Benim inançıma karışma, bende senin inançına karışmam. Ben senin taptığın inança tapmam, sende benim inançıma tapacak değilsiniz. Buradan inanç özgürlüğü vurgu yapıyor, Din ve inanç çatışmasına son veriyor... Peygamber vefatından sonra, Emevi abasi saltanatı, Kur'anın bu ayetini çiğneyerek, siyasal Din hareketi ile, saltanat hilafet koltuk saray yaşantısı ile, Din mezhep kavgası üzerinde, müslümanları mezhep yani siyasal din partilere bölerek, Müslümanlara ve farklı inançlara büyük zülümler yaptılar....

 

Mustafa Kemal Atatürk derki: "Laiklik yalnız din ve devlet işlerinin ayrılması değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğüde demektir." der. Laiklik insan olmak tır der.. Atatürk bütün inançlara özgürlük yaşam hakkı tanıması, Kur'an'ı referans olarak , kafirün süresinin de laiklik ilkesini çıkartarak ortaya koymuştur. Ama Dinçlik kapitalizm, Atatürk'e dinsizlik diye ortaya sürmüştür. Çünkü laiklik ilkesi olduğu yerden. Sümürgeci , putperest Tapınakci mitolojik dinçlik kapitalizm kendine yer bulamaz...

 

Bütün tapınakçı putperest mitolojik dincilik hedefi Devletleri ele geçirerek, Siyasal Din statüye sahip olmak için, Devleti ele geçirmeye çalışır. Hangi din olursa olsun, Devleti yönetiği gün İlk işi farklı inançlara yaşam hakkı tanımayacak. Kendi inancından olmayanı, kendi mezhebinden olmayanı kılıçtan geçirir. Zorunlu ibadet ve tek inança yönelik eğitim vererek, farklı inançları dışlar. Mezhep, tarikat savaşları ve Din katliyamları ortaya çıkar...

 

Laiklik Kuran'da bir ayetir. Laiklik İncil de bir ayetir. inanç özgürlüğüdür. Laiklik seni putperest Tapınakci dinçlik kapitalizm den korur. Laiklik senin özgürce inançını yaşamasına olanak sağlar. Laiklik seni siyasal Din tehlikesinden korur. Laiklik inançlar arasında çatışmayı önler, laiklik inanç özgürlüğüdür. Laiklik olmasa, sana zorla baskı ile korku kültürü ile, inançlarını dayatırlar. Seni kafirlik ile suçlayarak , günah haramlar özerinde yaşamına son verirler....

 

Laiklik , vicdan, ibadet ve din özgürlüğüdür. Laikliğin kıymetini bilin...

 

                                          ( 12 Şubat 2022 )

 

                                           Hüseyin TURHAL

Devamı
YUVARLAK MASA HAVADA KALDI

Politik Analiz

 

YUVARLAK MASA HAVADA KALDI

 

   Muhalefet parti liderlerin, Ankara'da Tarihi zirve toplantısında 6 parti lideri bir araya geldi. Yuvarlak masa da HDP'nin olmaması , dikkat çekti. Partileri iktidara taşıyan kilit partisi olan HDP'nin masada yer verilmemesi, yuvarlak masa havada kaldı...

 

Ankara'da Tarihi zirve yuvarlak masa da, konuşulan Ana maddeleri acıklanmasa da, Ana rengi beli ediyor. Muhalefetin iktidara gelmesi, muhalefet partilerin birleşmesinden, çözüm noktası olduğu ortadadır..

 

20 yıldır, AKP'yi iktidara taşıyan, HDP oyları, Güneydoğu'daki ve Batıdaki milyonlarca Kürt oylarıdır. Muhalefet partilerin yanlış Kürt politikası yüzünden, milyonlarca Kürt oyları AKP'tiye akmaktadır. İstanbul, Ankara büyükşehir belediye CHP'ye geçmesi, Kürt oyların sayesinde olduğunu ne çabuk unutuldu. Bu gün yuvarlak masa da HDP'ye yer verilmemesi, milyonlarca Kürt oyları AKP'tiye gitmesine hizmet değil de nedir? 60 bin üyesi olan DP varda, 6 milyonu aşan üyesi olan HDP niye yok?...

 

Babacan ve Davutoğlu yüzüne bin maske taksada, ismini değiştirsede, özü, idolojisi AKP dır. İktidara gelsede değişen bir şey olmayacaktır. Çünkü geçmişi idolojisi AKP kökenlidir. Bu yuvarlak masa da HDP'ye de yer verilmemesi, milyonlarca Kürt oyları, AKP'ti kucağına atılmıştır. Muhalefet milyonlarca Kürt oyları görmezden gelmiştir. AKP iktidara gelmesi HDP oyları sayesinde gelmiştir. CHP ançak HDP ile masaya oturursa, ılımlı Kürt politikası, uygularsa, ancak o zaman iktidara gelir....

 

Muhalefetin, HDP yı dışlanması, AKP'yi iktidarda kalmasını hedeflemiştir. Milyonlarca Kürt oyları, HDP oyları, AKP'ye akmasına, iktidarın değirmenine su taşımıştır... Bu kısır politikalar sayesinde, muhalefet iktidara gelmeyecek. Çünkü muhalefet iktidara gelmek istemiyor...

 

HDP oyları almadan, hiçbir siyasi parti iktidara gelmesi mümkün değildir. AKP'yi iktidara taşıyan HDP oylarını ne zaman görecek muhalefet.? Demokrasi ayağı kırılmıştır. Yuvarlak masa havada asılı kalmıştır. Muhalefet partiler , iktidar değirmenine su taşımaya devam ediyor....

 

                                      ( 13 Şubat 2022 )

 

                                      Hüseyin TURHAL

Devamı
ADIYAMAN TAŞ DEVRİ YAŞIYOR

ADIYAMAN TAŞ DEVRİ YAŞIYOR

 

    Türkiye de unutulan il Adı yaman Adıyaman soyadı çile olan, Zenginlik içerisinde yoksul olan Adıyaman'ın , bu gün Altın çağmı yoksa Bronz çağmı, yoksa Taş Devri mi yaşıyor , bu yazımızda irdeleyerek ortaya dökeceğiz...

 

Adıyaman Türkiye de en büyük baraja sahip olan, Su cenneti, petrol cenneti, Nemrut dağı ile, turizm cenneti, verimli topraklar, temiz havasıyla, doğa kültür cenneti Ama Adıyaman bu kadar zenginlik içerisinde, Afrika hayatını yaşıyor...

 

"Adıyaman altın çağı" yaşıyor diyenlere soruyorum. Adıyaman işizler ordusuna dönmüş, işsizlik, yoksuluk diz boyu, giderek Nüfüs göçü yaşanıyor, gençler memleketi terk ediyor. Adıyaman gençleri gurbette sürünüyor. Bu mudur Adıyaman'ın yaşadığı altın çağı?

Atatürk barajı gümbür gümbür Urfa'ya akıyor, Adıyaman tarımı Susuz susuz bakıyor, Tarım, hayvancılık can çekişiyor, şehir merkezi, köy konumunda , Adıyaman'ın köyleri taş devri dönemi yaşıyor, Bumudur Adıyaman'ın altın çağı?...

 

Adıyaman'ın merkezinde, gezeceğin bir meydan alanı yok? Şehirin merkezinde büyük Alışveriş merkezleri yok. Sanat kültür merkezi yok. Sanat Galerisi ve Sergi alanı, Konferans salonu yok. Sanat müzesi, Arkeloji müzesi yok. Adıyaman kültür müzesi yok. Adıyaman da Demir Çelik yolu yok. Adıyaman Atatürk barajı kıyısında sahil türizim tatil eğlence mekanları yok. Adıyaman da Sanayi Fabrika yeterince yok. Adıyaman işizler ordusuna dönmüş, işsizlik içerisinde Adıyaman altın çağı mı yaşıyor?...

 

Adıyaman'ın merkezinde, çöp konteynerlerinde , ekmek arayan yoksul aileler var. Adıyaman da işsizlik, yoksuluk, sefalet den dolayı intihar vakalarında artış var. Adıyaman da doğru dürüst otoyol yok, dar yolar trafik sacıyor. Yüzyıldır Adıyaman'a yatırım alanda bir çivi çakılmış değildir....

 

Adıyaman da sadece küçük bir Sanayi sitesi var. Adıyaman da Sanayi Fabrika yok. Bin kişilik çalışacak kapasite iş yerleri yok. Sanayi Atölye fabrik, fabrika büyük iş sahaları yok. Adıyaman da işsizlik yoksuluk sefalet giderek derin yaralar açmaktadır..

 

Adıyaman da , işsizlik, yoksuluk dan altın çağı yaşıyor. Adıyaman'ı yönetenler Altın çağı yaşıyor Ama Adıyaman halkı taş devri, Afrika hayatını yaşıyor...

 

                                         ( 9 Şubat 2022)

 

                                          Hüseyin TURHAL

Devamı
ADIYAMAN TAŞ DEVRİ YAŞIYOR

ADIYAMAN TAŞ DEVRİ YAŞIYOR

Türkiye de unutulan il Adı yaman Adıyaman soyadı çile olan, Zenginlik içerisinde yoksul olan Adıyaman'ın , bu gün Altın çağmı yoksa Bronz çağmı, yoksa Taş Devri mi yaşıyor , bu yazımızda irdeleyerek ortaya dökeceğiz...

Adıyaman Türkiye de en büyük baraja sahip olan, Su cenneti, petrol cenneti, Nemrut dağı ile, turizm cenneti, verimli topraklar, temiz havasıyla, doğa kültür cenneti Ama Adıyaman bu kadar zenginlik içerisinde, Afrika hayatını yaşıyor...

"Adıyaman altın çağı" yaşıyor diyenlere soruyorum. Adıyaman işizler ordusuna dönmüş, işsizlik, yoksuluk diz boyu, giderek Nüfüs göçü yaşanıyor, gençler memleketi terk ediyor. Adıyaman gençleri gurbette sürünüyor. Bu mudur Adıyaman'ın yaşadığı altın çağı?

Atatürk barajı gümbür gümbür Urfa'ya akıyor, Adıyaman tarımı Susuz susuz bakıyor, Tarım, hayvancılık can çekişiyor, şehir merkezi, köy konumunda , Adıyaman'ın köyleri taş devri dönemi yaşıyor, Bumudur Adıyaman'ın altın çağı?...

Adıyaman'ın merkezinde, gezeceğin bir meydan alanı yok? Şehirin merkezinde büyük Alışveriş merkezleri yok. Sanat kültür merkezi yok. Sanat Galerisi ve Sergi alanı, Konferans salonu yok. Sanat müzesi, Arkeloji müzesi yok. Adıyaman kültür müzesi yok. Adıyaman da Demir Çelik yolu yok. Adıyaman Atatürk barajı kıyısında sahil türizim tatil eğlence mekanları yok. Adıyaman da Sanayi Fabrika yeterince yok. Adıyaman işizler ordusuna dönmüş, işsizlik içerisinde Adıyaman altın çağı mı yaşıyor?...

Adıyaman'ın merkezinde, çöp konteynerlerinde , ekmek arayan yoksul aileler var. Adıyaman da işsizlik, yoksuluk, sefalet den dolayı intihar vakalarında artış var. Adıyaman da doğru dürüst otoyol yok, dar yolar trafik sacıyor. Yüzyıldır Adıyaman'a yatırım alanda bir çivi çakılmış değildir....

Adıyaman da sadece küçük bir Sanayi sitesi var. Adıyaman da Sanayi Fabrika yok. Bin kişilik çalışacak kapasite iş yerleri yok. Sanayi Atölye fabrik, fabrika büyük iş sahaları yok. Adıyaman da işsizlik yoksuluk sefalet giderek derin yaralar açmaktadır..

Adıyaman da , işsizlik, yoksuluk dan altın çağı yaşıyor. Adıyaman'ı yönetenler Altın çağı yaşıyor Ama Adıyaman halkı taş devri, Afrika hayatını yaşıyor...

 

                                         ( 9 Şubat 2022)

 

                                          Hüseyin TURHAL

Devamı
ADIYAMAN TAŞ DEVRİ YAŞIYOR

ADIYAMAN TAŞ DEVRİ YAŞIYOR

 

    Türkiye de unutulan il Adı yaman Adıyaman soyadı çile olan, Zenginlik içerisinde yoksul olan Adıyaman'ın , bu gün Altın çağmı yoksa Bronz çağmı, yoksa Taş Devri mi yaşıyor , bu yazımızda irdeleyerek ortaya dökeceğiz...

 

Adıyaman Türkiye de en büyük baraja sahip olan, Su cenneti, petrol cenneti, Nemrut dağı ile, turizm cenneti, verimli topraklar, temiz havasıyla, doğa kültür cenneti Ama Adıyaman bu kadar zenginlik içerisinde, Afrika hayatını yaşıyor...

 

"Adıyaman altın çağı" yaşıyor diyenlere soruyorum. Adıyaman işizler ordusuna dönmüş, işsizlik, yoksuluk diz boyu, giderek Nüfüs göçü yaşanıyor, gençler memleketi terk ediyor. Adıyaman gençleri gurbette sürünüyor. Bu mudur Adıyaman'ın yaşadığı altın çağı?

Atatürk barajı gümbür gümbür Urfa'ya akıyor, Adıyaman tarımı Susuz susuz bakıyor, Tarım, hayvancılık can çekişiyor, şehir merkezi, köy konumunda , Adıyaman'ın köyleri taş devri dönemi yaşıyor, Bumudur Adıyaman'ın altın çağı?...

 

Adıyaman'ın merkezinde, gezeceğin bir meydan alanı yok? Şehirin merkezinde büyük Alışveriş merkezleri yok. Sanat kültür merkezi yok. Sanat Galerisi ve Sergi alanı, Konferans salonu yok. Sanat müzesi, Arkeloji müzesi yok. Adıyaman kültür müzesi yok. Adıyaman da Demir Çelik yolu yok. Adıyaman Atatürk barajı kıyısında sahil türizim tatil eğlence mekanları yok. Adıyaman da Sanayi Fabrika yeterince yok. Adıyaman işizler ordusuna dönmüş, işsizlik içerisinde Adıyaman altın çağı mı yaşıyor?...

 

Adıyaman'ın merkezinde, çöp konteynerlerinde , ekmek arayan yoksul aileler var. Adıyaman da işsizlik, yoksuluk, sefalet den dolayı intihar vakalarında artış var. Adıyaman da doğru dürüst otoyol yok, dar yolar trafik sacıyor. Yüzyıldır Adıyaman'a yatırım alanda bir çivi çakılmış değildir....

 

Adıyaman da sadece küçük bir Sanayi sitesi var. Adıyaman da Sanayi Fabrika yok. Bin kişilik çalışacak kapasite iş yerleri yok. Sanayi Atölye fabrik, fabrika büyük iş sahaları yok. Adıyaman da işsizlik yoksuluk sefalet giderek derin yaralar açmaktadır..

 

Adıyaman da , işsizlik, yoksuluk dan altın çağı yaşıyor. Adıyaman'ı yönetenler Altın çağı yaşıyor Ama Adıyaman halkı taş devri, Afrika hayatını yaşıyor...

 

                                         ( 9 Şubat 2022)

 

                                          Hüseyin TURHAL

Devamı
DÜNYAYA KÖK SALMIŞ AŞİRET

DÜNYAYA KÖK SALMIŞ AŞİRET

 

   Bu yazımızda, Dünyaya kök salmış ve bu gün nüfüsü 5 milyonu aşmış dünyanın her yerine dağılmış büyük bir aşiret olan Balyan Aşireti hakkında kısaca bu köşemde değinerek sizlerle paylaşmak istedim...

 

Balyan Aşireti Osmanlı imparatorluğu döneminde, beylik ve yüksek makamlarda görev almış, bir Türkmen Aşiretidir. Göçebe yayla hayatı yaşamış, hayvancılık, Sanat, mimari ve yönetim Beylik hayatı yaşamış bir Alevî inancına sahip Türkmen Aşiretidir...

 

Osmanlı döneminde, Alevi Türkmen katliyamları, Balyan Aşireti yeryüzüne dağılmıştır, bir çok Balyan Aşiretine mensup köyleri sunileşmiş ve bir çok Balyan Aşiretine mensup Kürt Aşiretlerine sığınarak , Kürtçenin kurmançi lehçesi kullanmıştır. Türkmen Balyan Aşireti yeryüzüne dağılmış ve Dünyanın farklı yerlerinde yaşam sürmüş, onlarca kola ayrılarak dağılmış, Güneydoğuya yerleşenler, kürtleşmiş ama kurmançi dili kullanmış, Suriye, ıraka kaçanlar Araplaşmış, Avrupa ve Balkanlara gidenler, Alman, İngiliz olmuştur....

 

Bu gün Türkiye de en çok yoğun yaşadığı Balyan Aşireti, Malatya, Tunceli, Elazığ, Iğdır, Adıyaman baştan gelir. Balyan Aşireti kavi , Kawa aşireti hepsi birdir. Bali Mişare, Bali Tocik hepsi birdir. Şanlıurfa İzol aşireti, Direjan aşireti hepsi Balyan Aşireti dır...

 

Balyan Aşireti, Tunceli, Malatya, Adıyaman, Elazığ, Iğdır, Şanlıurfa, Maraş, Gaziantep, Tokat, Yozgat, Sivas, Diyarbakır, Mardin, Sirt, Bitlis, Ankara, Çorum, Hakkâri, Van, İstanbul, Mersin, Surye, Irak, İran, Bulgaristan, Yunanistan, Azerbaycan, Almanya, İngiltere, Fransa, Amerika ve İstanbul dan doğuya, Güney Doğuya, Balkan ve Avrupa ya kadar dağılmış, kök salmış, büyük bir Aşireti dır Balyan....

 

Balyan Aşireti, Ehlibeyt Peygamber soyunda geldikleri için, Osmanlı imparatorluğu döneminde, sıradışı kerametler , er meydanında hüner göstermiş, bir dönem de saygı görmüş bir aşiret dır. Elini duvara vurarak çıksın bal diyerek, duvardan bal fışkırtarak, Balyan unvanını almış keremt kanidir Balyan....

 

İlerki yazılarımız da, Balyan Aşiretini daha detaylı ve geniş çaplı araştırmalarımızla konuyu geniş yelpazede ele alarak sizlere sunmaya devam edeceğiz....

 

                                             Hüseyin TURHAL

Devamı
GERÇEK DİNİ ÖĞRETİYİ GİZLİYORLAR

GERÇEK DİNİ ÖĞRETİYİ GİZLİYORLAR

 

    Bu güne kadar, insanlara peygamberlerin getirdiği dinî öğretisinin , peygamberler vefatından sonra , insanlara gerçek dini öğretiyi öğretmediklerini , dini masallar ile sizleri oyaladıklarını buradan irdeleyerek hakikatın izinde bir perde aralayalım..

 

Peygamberlerin, kutsal sözleri, Dini öğreti, sırlı duaları, kelamları, tılsımlı vefkler, ilahi ışık dolu tabloları , insanlar dan gizlediler. İnsanlara, peygamber vefatından sonra yaşanan dini, inanç çatışmaların dan doğan, savaş, katliam ve mitolojik hikayeler ile, hurafe savsata rivayet imtasyon hadisler uydurarak, mezhepler üzerinde, uydurulmuş dinler tarihi ve sonra dan uydurulmuş ibadet şekilleri ile, insanları kandırılmaktalar...

 

Kutsal kitaplar kesinlikle, şeriat kanun kitapları değildir. Kutsal kitaplar, Allah tarafından gönderilmiş, öğüt, şifa, farklı alemlerden yaşayan , ilahi varlıklara iletişim kurma, cin, melekler ile iletişim kurma, negatif enerji ve pozitif enerji ile dolu , bu dünyada insana yaşamı kolaylaştırmak için, gönderilmiş kitaplar dır...

 

Peygamberlere verilmiş, hazır ve beli zamanlar da yazılmış, beli saatlerde okunan, kalıplı dualar, şifa için, cin daveti için, melekler ile iletişim için, büyüden, sihir den, Nazar dan, cin musalatın dan korunmak için, ilahi dualar, bu dünya işlerinde, hayatın her alanında başarılar elde etmek için, insanı huzura mutluluğa ve bu dünyada iyi bir yaşam için, peygamberlerin getirdiği müjdeler dır...

 

Bu gün, insanlara, şifa verecek dua , ilahi varlıklardan yardım isteyecek iletişim kuracak tılsımlı dua, insanı huzura mutluluğa götürecek dua, öğretilmiyor ve kimsede doğru bilmiyor, çünkü dini kitaplar, savaşlar da yok edildi. Kütüphaneler yakıldı....

 

İnsanlara, gerçek dinleri anlatmıyorlar, putperest Tapınakci dinçlik kapitalizm , dini korku kültürü üzerinde, insanları korkutarak sümürüyor, insanlara Allah korkusu aşılarak, dini baskı yaparak, farklı inançlara kafirlik ile suçlayarak, günah haramlar uydurarak, köleleştirme bir şekilde , kin nefret tohumları ekerek, insanı insana düşman etmektedirler.

 

Allah sevgidir. Allah ışıktır. Allah insandan Uzak değildir. Allah insanın yüreğinde sırı esrar dır. Allah insanların ibadetine muhtaç değildir. Allah insanları ibadete zorlamaz. Allah insanı şeytanın tuzağında korumak ister. Allah insana akıl vermiş, irade vermiş, iyiyi kötüyü ayırt edebilecek fikir vermiş. Öğüt vermiş. Kutsal kitaplardaki ayetler mecazi ve benzetme bir dil ile yazılmış, hurifi batini zahiri ve ebced ile yazılmış, negatif enerji ve pozitif enerji ile dolu ilahi kelamlardır...

 

Allah kutsal kitaplar dan, insanlara , kalkın din adına birbirinizi öldürün demez. İbadet etmeyen kafirdir demez. İnsanı dine imana zorlamaz. Din adına insan öldür demez. Günaha bulaşmış bir insanı öldürün demez. Çünkü Allah kurtarıcıdır. Allah peygamber gönderdiki şeytanın tuzağında insanları kurtuluşa erdirmek için, Allah İnsana yaşam vermek için, günah dan korunmak, doğru yolu bulmak için, peygamber gönderdi. Kitap verdi, Akıl verdi, düşünce fikir verdi...

 

Gerçek duaları bulup öğrenirsek, o dualar ile ilahi varlıklardan , iletişim kurarak istek arzularımızı ve dileklerimizi ileterek, isteğimizi elde edebiliz. Yoksa boş uydurulmuş dualar ile bir çakıl taşı altına çeviremesiniz. Yanlış bilgi insanı kurtuluşa götüremez...

 

İnançını kutsal kitaplar ışığında, Akıl bilim sözgeçinde geçirerek, gerçeği bulmaya çalış, Tek kurtuluş yolu, gerçek bilgidir...

 

                                           Hüseyin TURHAL

Devamı
TÜRKİYE'DE DEĞERİ YOK

TÜRKİYE'DE DEĞERİ YOK

 

   Türkiye de, yurtdışına kaçırılan, M.Ö. 3bin yılına ait "Guennol stargezer" ( Yıldız Avcısı ) idol heykeli 2017 yılında ABD'li ünlü müzayede evi Christie's tarafından açık artırmayla 14.5 milyon dolara satıldı...

 

Bu heykeli, Türkiye de bir vatandaş bulup, bu eseri müzeye götürseydi, müze elinde alıp , müze deposunda saklardı. Bu heykel değersizdir deyip, heykeli bulup getiren Vatandaşa bir kuruş ödeme yapmazdı. Bu heykeli , Türkiye deki bir koleksiyoncuya götürmüş olsaydı, koleksiyoncu bu esere değersiz deyip, bir simit parası teklif ederdi. Eğer bu heykeli bulan kişi, bu heykeli bir antikaçıya götürmüş olsaydı, Antikacı şöyle derdi, bu heykel işçiliği yok, nakış yok, özerinde yazı yok, bu heykel değersiz derdi. Bu heykeli bir kuyumcuya götürmüş olsaydı, kuyumcu bu heykel altın değildir. Hiç bir değeri yok, bu heykeli çöpe at derdi .Bu heykeli bir defineci bulmuş olsaydı, içinde altın varmı diyerek heykeli parcalardı. İşte Türkiye deki piyasa vaziyeti budur...

 

Eğer tarihî eser kültür varlığa , değer vermeyeceksiniz, tarihî eser kültür varlıkları koruyamayacaksanız, Yer altı zenginliklerinden bir ekmek yemeyi bilmiyorsanız , bırakın Avrupa yesin, sizde, bu zenginlik içerisinde, yoksuluk, işsizlik ve sefalet bir hayatı yaşamaya devam ediniz...

 

Eğer Türkiye de, yaşam Avrupa düzeyine çıkmış olsaydı, bu gün bu değeri biçilmez eserimiz, Yurtdışında olmazdı. Vatandaşın bulduğu eseri müzeye getirdiğinde,müze yetkilileri bu esere gerçek değerinden nakit para verseydi. Koleksiyoncular, eserleri gerçek değerinden alsaydı, Antikacılar, vatandaşı kandırmasaydı, Türkiye de tarihî eser müzayede ler olsaydı. defineyi bulan adama caza değil, ödül verilseydi, Türkiye de, Definecilik yasal statüye kazandırılmış olsaydı, bu gün Anadolu'ya ait tarihi kültür eserlerimiz yurtdışına kaçırılmazdı. Bu gün yıldız avcısı idol heykel Türkiye de olurdu ...

 

Bir vatandaş, bir defineçi bir define veya bir tarihi eser tesadüfen bulduğu zaman, bu eseri müzeye getirdiğinde, müze yetkilileri elinde, değerli esere elkoyup ve değersizdir deyip, müzeye bağış et diyerek, eseri bulan vatandaşa bir kuruş ödeme yapmıyorlar, bundan dolayı vatandaş daha sonra bulduğu eseri müzeye getirmeyip, eser bu sefer tarihî eser kaçakçıların eline geçerek, yurtdışına kaçırılıyor, bu sefer yetkililer, yurtdışına kaçırılmış eseri getirmek için, milyon dolar harcıyorlar, hâlbuki defineyi bulan, eseri bulan vatandaşına gerçek değerinden nakit olarak parasını verseler, yurtdışına milyonlarca dolar harcamayacaklar, kendi vatandaşın bulduğu esere, bir kuruş ödeme yapmıyorsunuz, Kendi vatandaşınıza para vermiyorsunuz ama yurtdışında milyon dolar harcayarak eser getiriyorsunuz. Bu yanlış sistem yüzünde , tarihî eser kültür varlığımız yurtdışına kaçırılmasına devam edecek...

 

Değersiz dediğiniz eserlerimiz, yurtdışında milyon dolar ediyor.Ey ekspertizitolar Ey Arkeloklokloklar.. utanın...

 

                                          ( 2 Şubat 2022 )

 

                                            Hüseyin TURHAL

Devamı
SİYASET ÇOCUK SEVİYESİNE DÜŞTÜ

SİYASET ÇOCUK SEVİYESİNE DÜŞTÜ

Ulusları uygarlık medeniyetler seviyesine yükselten siyaset bilimi, politikacıların elinde, çocuk oyunçağına dönüşerek, çocuklar seviyesine düştü...

Siyaset bir estetik sanattır, siyaset topluma hizmet eden, bütün sorunlara çözüm bulan bir ilim sanatıdır. 

Siyaset, nezaket, ince, Nazik konuşma, uzlaşma, şiddetten uzak bir edebî sanatıdır. Siyaset, demokrasi, insan hakları, Adalet, Demokrasi Eşit Özgürlük ve barış, sevgi, bütün renkleri, dilleri , farklı mozaik kültürleri kuçaklayan bir sanattır...

Hırs, kibir, açgözlülük ve çekememezlik siyaseti yozlaştırdı. Koltuk sevdası, çıkar menfaat , kirli bir siyaset meydana getirdi. Toplumu kutuplaştırdı. İnsanları ikilik ben senlik ayrımcılık ile, Halk arasında derin çatlaklar meydana getirerek , birlik beraberlik ve kardeşlik ilkelerini zedeledi...

Üfke, hırs, kibir, nezaket kurallarını ve ahlâk kurallarını çiğnedi. Şiddet olayları yaşanmasına zemin hazırladı. Milleti medeniyetler seviyesine yükseltecek, topluma hizmet ve huzur verecek, eşit paylaşım Adil özgürlük bir ortam sunacak olan siyaset, politikacıların elinde bir canavara dönüşerek millete zarar veren bir siyasete dönüşmüş durumda...

Politikacılar , Siyaseti çıkar menfaat uğruna, hırs ve kibir ve çekememezlik açgözlülük uğruna, siyaset ile herşeyi mafetiler. Siyaset ile kutsal yüce dinleri ve inançları zedelediler. Dini siyasete alet ederek, manevi değerlere, Zarar verdiler. Din, dil, ırk, mezhep ve idolojik üzerinde kirli bir siyaset ile, herşeye zarar ve taribat, ve nefret kin, ile , dünyayı bir savaş alanına , çevirdiler..

Siyaset amacından saptırarak, yoksuluk, işsizlik, sefalet ve toplumsal sorunların çözümünde, işlevsiz hale getirilerek, sadece politikacıların ve yandaşların hizmet veren keyfi bir yönetim ile, zenginlere hizmet edip , yoksul sınıfını ezen bir mekanizmaya dönüşmüş durumda...

Toplumu, halkı, Ulusu yöneten, siyaset işini, okumamış, siyaset okulunu okumamış ve sınav ile politikacı olmamış, kişilerin eline siyaseti vermek, vatanı, milleti, halkı intihara, yıkıma sürmek demektir... 

Sevgi saygı dolu, Nezaket, Anlayış ve uzlaşma dolu, Akılcı pratik çözümler ve bilimsel , Eşit Adalet , Demokrasi Özgürlük, eşit paylaşım hizmet anlayışı taşıyan temiz pak bir siyaset ve yönetim dileğimle...

 

                                                ( 1 Şubat 2022 )

 

                                              Hüseyin TURHAL

Devamı
AKEDAŞ'A ÇARPILAN VATANDAŞ CAN ÇEKİŞİYOR

AKEDAŞ'A ÇARPILAN VATANDAŞ CAN ÇEKİŞİYOR

 

     Son zamanlarda, Elektrik faturalarına gelen, zamlar üzerinde zamlar, Adıyaman da , lokanta işletmesi , bir esnafın, faturasına gelen yüksek rakamları görünce, isyan etti...

 

Adıyaman Atatürk bulvarı üzerinde bulunan lokanta işletmesi bir esnafımız, Elektrik faturasına 5 bin 750 TL gelmesi ile, adeta çarpıldı ve işyerinin önünde, sesini duyurabilmek için, "Akedaş Hırsızdır Zulüme sesiz kalanda hırsızdır" yazılı pankart asarak , kabarık gelen elektrik faturasına tepkisini gösterdi...

 

Adıyaman esnafı , bu kabarık gelen elektrik faturalarına şikayetçi, Yüksek gelen faturalarını ödemek için, maddi durumun iyi olmayanların, elektriklerini kesilmektedir. Üst üste gelen zamlar, Elektrik, Doğalgaz, Benzin, market ürünleri, ekmek, un, yağ, şeker, çay, mutfak ürünleri ve günlük araç gereçlere gelen zamlar vatandaşı , yoksuluğa, açlığa, sefalete mahkum etmiş durumda, bu ekonomik kriz ile gelen zamlar yağmurun altında can çekişiyor...

 

Vatandaş yetkililer den yardım bekliyor, bir an önce bu zamların geri çekilmesini istiyor, marketlerden adeta soygun var, zam üstüne zam etiketleri ile, vatandaşın cebi yanıyor, mutfakta tencere tam takır, aş yok, ekmek yok, 

Elektriğe zam, Doğalgaza zam, Benzine zam, mazota zam, ekmeğe zam, una zam, yağa zam, şekere zam, çaya zam, ete zam, Bulgura zam, pirinçe zam, giyime kuşama zam, anlayacağınız her alanda zamlar sağanak yağışlı dolu gibi fırtına ile yağıyor, vatandaş perişan durumda, yetkililer den çözüm istiyor.......

 

                                         Hüseyin TURHAL

Devamı
ALEVİLİKTE KABE

ALEVİLİKTE KABE

 

    Bu yazımızda, "Benim kabem insandır" diyen , insanı yücelten, insana değer veren, insanı kutsal laştıran , Alevilik felsefesinin , insana Kabe Allah'ın evi olarak gördüğü bu sırı esrar hakikatın, Tevrat ve Kur'an da ayetler ile ortaya dökeceğiz...

 

Hiç bir dinden rastlanmayan bir din anlayışının sır perdelerini ve insanı yücelten, Allah tahtını kamil İnsan yüreğinde gören, ve insana secde eden, insanı yücelten, Allah sevgisini insandan gören bu Alevilik öğretisini anlamak için, kutsal kitap lardan, insanın yaratılışına bir bakalım neden insan yani Adem bu kadar değerli ki, Alevilik dini öğretisi insanı Kabe merkezinde , Allah'ın evi olarak gördü ..

 

Eski Musa Tevrat, Yaratılış bölüm 1 de , 26. 27. 28 ,ci ayetlerinde, Tanrı, " kendi suretimizde, kendimize benzer insan yaratalım" dedi, "Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara , sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun." 27. Tanrı insanı Kendi suretinde yaratı , onları erkek ve dişi olarak yaratı. 28. Onları kutsayarak , "verimli olun, çoğalın" dedi, "yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara , gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun".

 

Yukarıya aldığımız , kutsal kitaptan, Eski Musa Tevrat dan, yaratılış bölümünde, Tanrının, insanı kendi suretinde yarattığını söylemektedir. İnsanın Cemali Tanrının sureti olduğunu biz demiyoruz bizat Tanrı kendisi , kutsal kitap lardan , Tevrat, yaratılış bölümünde apacık net bir şekilde acıklıyor...

 

Şimdide , insanın neden önemli bir varlık olduğunu, secde edilmesi , Adem'e secde edin demesini ve bu konuyu birde Kur'an da bir bakalım. Kur'an da Hicr süresi 26. cı Ayeti: " Şüphesiz insanı, kuru bir çamurdan , şekillenmiş bir balçıktan yarattık." Yine Hicr süresi 29. Ayeti: "Artık onu (insan olarak yaratıp) düzelttiğimde ve ona ( yarattığım) ruhumdan üflediğimde, hemen ona secde ediciler olarak yere kapanın!" diyor. Kur'an'ı Kerim de ..

 

Tanrının kendi suretinde insanı yarattığını ve kendi ruhundan ruh üflediğini ve kutsadığını, ve meleklere emredip secde edilmesini, Tevrat Kuran ayetlerin de apacık bildiriyor, yani insan oğlu, Adem Tanrının ruhunu taşıdığı için, Kutsal bir Varlık olduğu anlamı ortaya çıkmaktadır. Yani insan yeryüzünde, Tanrının çocukları olduğunu kutsal bir Varlık olduğunu , İnsana secde, insandaki Kutsal ruha , meleklerin secde etmesini , Tanrıya secdedir. Alevilik hakikat öğretisi, bu Kutsal kitaplar daki gerçeği kavradığı için, insana değer vermiş, cem erkanına almış, Kabe, kıble merkezine insanı koymuş ve insanı yücetmiş ve kötülükten arındırmak, insandaki Kutsal ruhu kirletmemek, insanı dört kapı ve kırk makamdan geçirerek, Kamil insan yapmak, insanı günahtan arındırarak, Tanrı ile barışık, Tanrıyı kendi özünde görmüştür. Alevilik felsefesi, çölde, taşta, Kabe'de, Tanrıyı aramaz, Tanrıya Tapınak inşah etmez, çünkü Allah'ı kendi özünde görür, Allah'ı Kamili insan, kutsanmış insanın yüreğinde görür, ondan dolayı insanı sever, Din dil ırk ayrımı yapmadan, Yetmiş iki buçuk milleti ayrım yapmadan, özünde sever, insana değer verir...

 

Alevilerin, Allah'ı uzaktan değil, kendine yakın ve kendi özünde aramasını bir de Kur'an'ı Kerim Kaf suresi 16. Ayetinde görelim: " Celalim Hakkı için, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesvese verdiğini biliriz! Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız!" der. İşte bu ayetin Kerim'in ışığında, Alevilik öğretisi, Allah'ı uzaktan aramaz, herşeyi kendi özünde arar, Tanrıyı kendi yüreğinde görür ve ondan dolayı yüreğinde Allah sevgisi vardır. Tanrıyı insanın yüreğinde sırı esrar olduğunu ondan dolayı, insan sevgisi vardır. İnsana değer verir, insana hizmet eder, insana hizmet Hakka hizmettir olarak görür, insanın insani kamil olması için, şeriat, tarikat, marifet, hakikat kapısında geçirerek, ilim ile kırk makamdan geçirerek Kamil insan, mertebesine ulaşması için, hizmet eder ..

 

Alevilik, insanı, Tanrının bir parçası olarak görür ve ondan dolayı, Haktan geldik tekrar hakka gideceğiz derler, ten ölür can ölmez derler, İnsan ile Tanrı arasına girmezler, din inanç zorlama yapmazlar, insanı severler, doğayı severler, Allah'ın yarattığı herşeyi severler, 124 bin peygamberleri hak bilirler, Dini sevgi kabesi insanî kamil bilirler, konuyu uzatmadan , hak âşıkların bir kaç şiir dörtlük ile konuyu noktalamak istiyorum. Sevgi ile kalınız...

 

Hararet Nardadır, Sacda değil,

Keramet baştadır, tacda değil,

Her ne ararsan kendinde ara,

Mekke'de küdüs'te Hacda değil.

                         Hacı Bektaş Veli

 

Yunus Emre der ey hoca,

İstersen var bin haca,

Hepsinden daha yüce,

Bir gönüle girmektir.

                      Yunus Emre

 

İnsan Hakk'ta Hakk insan da,

Ne ararsan var insan da,

Çok marifet var insan da,

Mademki ben bir insanım.

                            Aşık Daimi

 

                                             ( 26 Ocak 2022 )

 

                                             Hüseyin TURHAL

Devamı
KIBLE ve KÂBE

KIBLE ve KÂBE

 

     Bu yazımızda, bu güne kadar anlatılan, ezber dini anlayışını sorgulayarak gerçek İslam'ın özüne vakıf olmak için, inançımızı Kutsal kitaplar ışığında inçelemeliyiz...

 

İbadet ederken, insanlar yüzünü Allah'a çevirerek ibadet istek ve dileklerinde bulunur. Müslümanlar neden ibadet ederken , kıble yönü yani kabeye çeviriler? Kıble nedir? Kabe nedir? Bu soruların cevabını burada irdeleyerek bulmaya çalışacağız..

 

Kıble: Müslümanların, nerede bulunurlarsa bulunsunlar,ibadet namaz kılmaya başlarken yönelmeleri gereken, Suudi Arabistan’ın Mekke kentinde bulunan Kâbe’nin olduğu yön.

 

Kâbe (Arapça: الكعبة المشرفة, Kâbe-i Şerif, Kâbe-i Muazzama veya Beyt-i Atik), Mekke'de Mescid-i Harâm'da yer alan ve İslâm dininde en kutsal sayılan kübik yapıdır. İslâmda beytullah (Allah'ın evi), beyt (ev) veya Beyt-atik (eski ev) diye de anılır. İslâm dininin ilk ve en kutsal mekânı kabul edilir.[1] Bu yapının etrafında Mescid-i Harâm bulunur. Kur'an'da Kâbe'nin İbrahim ve oğlu İsmail tarafından inşa edildiği ifade edilir.[1] Sâmirîler, Musa'nın öğretilerini takip eden İbranilerdir. M.Ö. 10. yüzyıla veya M.Ö. 3. yüzyıla tarihlenen "Musa'nın sırları", veya Sâmirîli Kitabı olarak da bilinen Asaṭīr veya Āl-Asāṭīr, Yahudi Midraş'a paralel olan Yahudiler arasında bilinen sözlü geleneklerden oluşan bir kitaptır. Bu kitapta Kabe ve Mekke'yi İbrahim ve oğlu İsmail'in inşa ettiği yazar.

 

İslam dini doğmadan önce, ve Hz. Muhammed peygambeliği ilan etmeden önce, Kabe'nin içinde yaklaşık 350 tane put var olduğunu, Mekke dışında gelenler putların önünde secde ve putlardan yardım dilediğini dinler tarihi yazar ...

 

Hz. Muhammed peygambeliği ilan ettikten sonra, güçlü bir orduya sahip olduktan sonra, 11 Ocak 630 yılında Mekke fethedilir ve ilk işi kabedeki putları kırarak, Kabe'de, putlara ibadet etmesini, dilek ve kurban, secde etmesini yasaklar...

 

İslam dini doğmadan önce, Hz. İbrahim tarafından inşahedilen ilk Tapınak olan Kabe, kutsal dediğimiz yer, Allah'ın evi dediğimiz yer daha önce nasıl olurda put tapınağına çevrilir? Daha önce içinde 350 tane put olan bir yer nasıl Kutsal mekan ve Allah'ın evi oluyor? Kâbe bir tapınak yermi yoksa toplantı yerimi? Bunu hiç araştırdıkmı?

 

Kâbe defalarca, müşrikler tarafından kuşatıldı, ateşe verilerek yakıldı ve tekrar yapıldı. Depremler de yıkıldı. Şimdi bir insan nasıl olurda Allah'a ev yapar? Yaptığı evede Kutsal yer. Allah burdadır der ve oraya dönerek ibadet yapar. Üstelik daha önçe içerisinde putlarla dolu bir yer olan nasıl Allah'ın evi olabilir? Acaba bu konuda din adamları bize yanlış dini anlatıyorlar mı? Kur'an ayetleri çeviri meali yanlış tefsir ve yorumluyorlar.bu konudan gerçek nedir?....

 

Allah sadece Arabistan da Mekke'de olan, Kabe'nin içindemidir? Yoksa Allah her yerde midir? İbadet için yüzünü bir yere dönmek zorunda mı? Allah'a dönmek için yüzümüzü nereye dönelim? Kur'an'ı Kerim Bakara suresi 115.ci ayeti nediyor? Bir bakalım: "Bununla beraber, doğu da Allah´ın, batı da Allah´ındır. Artık nereye dönerseniz dönün, orası Allah´a çıkar. Şüphe yok ki, Allah(ın rahmeti) geniştir, O, her şeyi bilendir." bu ayeti kerime göre, Doğu da batıda heryer Allah'ın dır. Nereye dönersiniz Allah'a çıkar diyor, yani her yer kıble olduğunu acık beyan ediyor...

 

Bu konuda sizler ne düşünüyorsunuz? Daha doğru bir bilgiyle ulaşmak için, Ayetlerle cevap bulmanızı ve tarihi vesika belgeler ile dini hakikatları araştırmanız dileğimle..

Bu konuda Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an ne diyor? ...

 

                                          Hüseyin TURHAL

Devamı
YOKSULA SADECE DİN VERİYORLAR

YOKSULA SADECE DİN VERİYORLAR

 

      Din kapitalizm, yoksul sınıfa, bu dünyayı haram kılarak, hayali bir dünya sunduğunu, bu yazımızda irdeleyerek, dini sümürü düzeni ortaya dökeçeğiz...

 

Kuran'da olmayan, Tevrat, Zebur ve İncil den olmayan, putperest Tapınakci uzantısı devamı olan, Tarikatçı ve Cemaat, mezhepçi, kindar bir din kapitalizm, yoksul sınıfın üzerine karabasan gibi çökmüş durumda...

 

Sadece, yoksul çocukları hedefte, yoksul çocukları, tarikat cemaat bönyelerin de, Kur'an da olmayan ve kutsal kitaplar dan olmayan, hurafe, savsata rivayet imtasyon hadisler ve mitolojik hikayeler ile, yoksul çocukları, korku kültürü ile, bu cennet dünya da soğutarak, hayali bir cennet sunuyorlar...

 

Yoksul çocukları, ilimden, bilimden, sanatan, teknoloji den, eğlenceden, uzaklaştırarak, yoksul, sefalet bir hayatın içinde, günah haramlar uydurarak, köleleştirme, ve farklı inançlara karşı, kindar, gadar, zalim, düşünmeyen, aklı etmeyen, robot bir nesil yetiştiriyorlar...

 

Kendileri, saray, vila apartmanlarda yaşıyorlar, Bin çeşitli yemekler yiyorlar, markalı şaraplar içiyorlar, lüks fantazi seks hayatını yaşıyorlar, lüks Yıldızlı oteller den tatil yapıyorlar, adeta bu dünyada cenneti yaşıyorlar. Ve yoksul çocuklara da diyorlar ki, lüks yaşamayın, şarap içmeyin günahtır, cinsel ilişki yaşamayın, namus ve günahtır, yoksul olmak, öbür dünyada cenneti garanti etmektedir. Halinize şükredin, cennete gidersiniz, cennete, şarap var, huri var, sonsuz seks cinsellik yaşam var, şarap ırmakları var. Diyorlar...

 

Kendi çocuklarını, kolej okullarına gönderiyorlar, kendi çocuklarını Avrupa'da Özel okullara gönderiyorlar, kendi çocuklarını mesleki okularına gönderiyorlar, kendi çocuklarını, sanat,bilim teknoloji okullarına gönderiyorlar, yoksul çocuklarını da, imam hatip okullarına ve Tarikat ve Cemaat yurdlarına göndererek, hayali bir dünya veriyorlar. Yoksuluk, işsizlik, sefalet, veriyorlar, bu dünyada iş makam vermiyorlar, cin, şeytan, cehennem korkusu veriyorlar, köleleştirerek ,işlerinde hamal gibi kullanıyorlar...

 

Yoksul çocuklara, gerçek dinleri de öğretmiyorlar, kurandaki İslam'ı anlatmıyorlar, Tevrat, Zebur, İncil deki dini öğretiyi de öğretmiyorlar, Tevrat, Zebur, İncil bozulmuş diyorlar, Kur'an'ı da anlayamazsınız diyorlar ve hurafe savsata rivayet imtasyon hadisler uydurarak , mezhepler içerisinde, putperest Tapınakci mitolojik dinçlik kapitalizm masallar ile, kandırıyorlar. Sahtekârlıkları anlaşılmasın diye, insanların dinleri anlayarak öğrenmesini engelliyorlar...

 

Putperest Tapınakci mitolojik bir şeriat uydurarak, demokrasi, özgürlük, bir yaşamı engelleyerek, ilimi,bilimi, sanatı, teknoloji yı haram günah kılarak, insanları yoksuluğa sefalete mahkum ederek, korku kültürü ile baskı yaparak, doğal yaşamını elinde almaktadır.

 

Yoksul çocuklara, iş vermiyorlar, aş vermiyorlar, huzur mutluluk sağlıklı bir yaşam hayatını vermiyorlar, sümürerek yoksuluk işsizlik veriyorlar bu dünyada bir ekmek veremiyor, elindeki ekmeğini de alıyorlar ama öbür dünyada da cenneti veriyorlar , bir kahde şarap ikram edemiyor, ama cennet de, yoksul çocuklarına, şarap ırmağı veriyor, bu dünyada bir yoksul gençi evlendirmiyor düğün masrafını karşılamıyor ama öbür dünyada kırk tane huri veriyor...

 

Bu dünyada, yoksuların elinde, bütün dünyadaki nimetlerini alıyor, standart bir yaşam , mal mülk makam vermiyor, sadece yoksula din veriyor ama gerçek dinleri vermiyor...

 

Bakın size, din düzeni dayatanların hayatına bir bakın, saraylar da yaşıyorlar, lüks villalar da yaşıyorlar, Avrupa da çiftlik kuruyorlar, mülk ve gayrimenkul ve şirket sahibiler, para ,altın biriktiriyorlar, büyük servetler içinde yaşıyorlar, çünkü size sahte bir din satıyorlar...

 

                                              ( 26 Ocak 2022 )

 

                                              Hüseyin TURHAL

Devamı
KARI İMAM OĞLU'MU YAĞDIRDI

KAR'I İMAM OĞLU'MU YAĞDIRDI ?

Yoğun kâr yağışı, İstanbul daki trafik ulaşımı olumsuz etkilerini, üzerinde, fırsat ve çarpıtma ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Ekrem İmamoğlu yu yıpratma politikalarına buradan irdeleyeceğiz...

Ben İstanbul'da uzun yıllar kaldığım için, İstanbul benim için ikinci memleketim sayılır, ondan dolayı bu yazıyı kaleme alırken zorluk çekmeden, İstanbul hayatını yaşamış biri olarak yazacağım...

İstanbul küçük bir köy değildir. İstanbul Yunanistan da büyük bir devlet büyüklüğün de bir şehirdir. İstanbul Dünya'nın en kalabalık ve büyük bir trafik ulaşım akışı ve ağına sahip, bir tarafı Anadolu diğer tarafı Avrupa yakası olan, büyük bir nekropol alanıdır. Kilometrelerce , uzanan, milyonlarca araba trafik akışı olan, insanların yoğun aktif trafik den hareket halinde olan bir şehirdir...

Kar ve fırtına yağışları, aniden bastırması, İstanbul trafik hayatını olumsuz yönde etkilemesi doğaldır. Büyük bir trafik ulaşım ağına sahip, İstanbul her köşesinde, hayat durur, trafik kilometrelerce kuyruk oluşturur . Hayat durur ateda. Doğal afetlerin, kar, yağmur, fırtınada oluşan , aksamları, Ekrem İmamoğlu ya bağlamak, İBB suçlamak, İstanbul büyükşehir belediyesini , eliştirmek, bunu fırsata çevirerek, Büyükşehir Belediyesi başarısız dır demek , kar yağışı üzerinde, Ekrem İmamoğlu yu suçlamak, gündem değiştirme değilde nedir?....

Avrupa yakası, Trakya bölgesinde, kar yağışı çok yoğun olur. Kayaşehir, Başakşehir, Sultan Gazi, Cebeci ve yüksek bölgelerde , kar yağışı çok olur. Kilometrelerce uzanan , Metrobüs, Metro yoları , kalabalık trafik ulaşım akışı, yoğun kârın yağması ile, olumsuzluklar doğal olarak yaşanacaktır. 

Bu yoğun kâr yağışın altında yedi 24 saat büyükşehir belediyesi 7421 çalışanı ile 1582 aşkın araç gereçler ile, 86 bin çalışanı büyük bir kadro ile değişik alanlarda çalışmalarını , aralıksız sürdürüyor...

Türkiye geneli kar yağışı, bir çok illeri olumsuz etkiledi. Ankara - İstanbul karayolu kapandı. Şehirler arası ulaşım kapandı, bunca bu doğal fırtına yağışları ve kar yağışını İmamoğlu mu yağdırdı? Durmadan Ekrem İmamoğlu İmamoğlu yu suçluyonuz?....

Kar doğanın ve Allah'ın , insana sunduğu bir bereketir.yılda bir yağar, kar yağışı, boluk bereket getirerek, yerin altında azalan su havzaları doldurur, denizleri göleri doldurur, suya bereket verir. Doğaya sinmiş tozunu alır, tarıma bereket verir. Kardan şikayetçi olmak nankörlük olur.

Şuan Türkiye'nin en büyük sorunu kar yağışı sorunu değildir. Şuan Türkiye'nin sorunu Ekonomi çöküntü ve işsizlik, yoksuluk, zamlar üzerinde zamlar dır. Tarım hayvancılık bitme noktasına geldiği , marketlerin zamlar ile soygunudur. Elektrik Doğal gaz faturaları, mazot, mutfak ve yaşamın her alanında yoksuluk, işsizlik, adilsiz paylaşım ve baskılardır...

Kar yağışı üzerinde göndemi değiştirmek, gerçekleri değiştirmiyor, ve yapılan haksızlıkların üstünü örtmüyor çünkü artık mızrak çuvala sığmıyor.. Ekonomi çöküntü ile gelen zamlar içerisinde, vatandaş can çekişiyor.

Halkın belediyecilerin üzerinde, baskı elini çekin, bırakın halka hizmet yapsınlar...

 

Kar yağıyor

Zamlar yağıyor.

 

Hüseyin TURHAL

Devamı
İŞİNE AŞIK BİR BAŞKAN

İŞİNE AŞIK BİR BAŞKAN

Bu yazımızda, Adıyaman belediye başkanı Süleyman Kılınç kardan dolayı kapanan şehir içi yolarını acmak için , lapa lapa yağan karın altında sahada yaptığı mücadelesini, gözlemdiğim kadarı ile objektif tarafsız olarak ortaya dökeceğim...

Adıyaman halkına hizmet için sevdalı olan, Adıyaman belediye başkanı Süleyman Kılıç , yoğun kar yağışı altında, 25 ekipten oluşan, toplam 350 personel ve 85 araçla 24 saat mesai yaptı ve aralıksız , sahada çalışmalar yaptılar...

Lapa lapa kar yağışı devam ederken, şidetli rüzgâr esintisi içerisinde, Başkan Kılıç, sahada, yolda, cadede, sokakta, Adıyaman'ın her Mahlesinde, her köşesinde çalışmaları takip eti, çalışmaların içerisinde yekvüçüt oldu. Kepçeyle bizat kendisi binerek kapalı yoları actı, 24 saat , yağan karın altında, insanlar mağdur olmasın diye, bir koşturmaca yaşadı...

Evinin sıcak odasından, çay içerek ve kılavye üzerinde, masa başında, Adıyaman belediyesi, kar çalışmasını eliştirmek ve bu konuda başarısız demek, haksızlık tır diye düşünüyorum. Emeğe saygısızlık olarak görüyorum. Bakın ben bağımsız ve tarafsız bir yazarım, gördüğüm gerçek ne ise onu yazarım. Şunu iyi biliyorsunuz, benim kalemim haksızlara karşı çok sertir. Ve gerçekleri yazarken de nezaket ve inçe dır....

Başkan kılıç, bu yoğun yağan kar yağışı ve soğuk havada, sahada yaptığı mücadelesini ve duruşu, ve gönüllere dokunuşu, Adıyaman halkının kalbinden taht kurdu...

Hizmet konusunda, ben partiye bakmam, din, dil,ırk, mezhep, rengine bakmam, kim olursa olsun, halka hizmet eden herkes baştacımız dır. Başkan kılıç'a başarılar diliyorum....

 

                                              ( 25 Ocak 2022)

 

                                            Hüseyin TURHAL

Devamı
BIRAKIN KAR YAĞSIN

BIRAKIN KAR YAĞSIN

Küresel kuraklık yaşadığımız bir dönemde, lapa lapa kar yağışı, Doğanın ve Allah'ın vermiş olduğu bir bereket ve nimettir...

Doğa bir süpriz yaparak, Türkiye genelinde yağdı hele on yıl aşkın, Adıyaman merkeze kar yağmaması, bu günlerde kar yağışı vatandaşımıza, çiftçimize, sevinç yaşatı, yerin altında azalan su havzaları dolduracak, su kaynağına boluk bereket verecek, doğayı kirden ve tozdan temizleyecek, bu Kudret pamuğu olan, kara isyan etmek, nankörlük olur diye düşünüyorum...

Yolar kapandı, diyerek Belediyeye isyan etmek haksızlık bençe, bırakın kar yağsın, isterse yolar, cadeler kapansın, bir hafta da dışarı çıkmasanız , işe gitmeseniz, trafiğe çıkmasınız ne olur? Bir hafta evinizde oturun, çayınızı için, sıcak odanızın penceresinden, karın yağışını seyredin...

Biraz sabırlı olun yahu, kar her ay yağmıyor, hergün yağmıyor, yılda bir kere tek bir ayda yağıyor, bunun kıymetini bilin, kârın içinde yuvarlanın, karın üzerinde kayın, kara pekmez dökün ve tadını çıkartın, eğlenin ve evinizde bir dinlenin...

Kara, fırtınaya, yağmura, sele karşı, akılcı önlem ve tabiat doğa kanuna uyarsan, önlemlerini önceden, bilimsel çalışmalar, hazırlıklar yaparsan, kar kış fırtına dan, evinden rahat oturursan, sakin sükünet içinde olursan, kuraları ihmal etmesen, bu geçici fırtınalara kapılmazsın...

Yollar buz tutmuş, nediye yola çıkıyorsun, bir evinde otur, dinlen, ailenle başbaşa çayını yudumla, bir hafta da işe gitme ne olacak? Ya yoldan Kayacan, yada başına buz sarkıntıları düşecek, yada başına çatılar uçaçak, yetkililer dışında herkes bir evinde otursun yahu....

Sıcak çay yudumlayarak, pencereden, kar yağışını izleyerek tadını çıkartmanız dileğimle....

 

                                         ( 25 Ocak 2022 )

 

                                     Hüseyin TURHAL

Devamı
YOKSUL TOPLUMLAR DA DAYANIŞMA YOK

YOKSUL TOPLUMLAR DA DAYANIŞMA YOK

Bu yazımızda, yoksul ve fakir toplumları inceleyeceğiz ,neden yoksul ve fakirlik bir yaşam yaşadıklarının faktörlerini irdeleyerek ortaya dökeceğiz...

Yoksul toplumlar da, dayanışma ve Birlik beraberlik kültürü kesinlikle yoktur. Ortaklaşa iş kurma çalışmaları yoktur. Çünkü birbirine güven duygusu yoktur. Dürüstlük kavramına inanmadıkları için, Güven duygusu bitmiştir. Paylaşım da, açgözlülük oldukları için, paylaşım da anlaşamazlar. Kibir ve kıskançlık duyuları ve yoksul düşünce ve yarını düşünmeden, bencillik duyguları ile hareket ederek, dayanışma Birlik beraberlik den uzaklaşarak, fakir bir yaşamı devam ederler...

Yoksul toplumlar da, Aklını kullanmak yok, akılçı bilimsellik çalışma yok. Kaderçilik bir anlayış vardır. Okumak yok, araştırmak yok, işi bilenden , akıl danışma kesinlikle yoktur. Yoksul toplumlardan, başarılı insanları kıskanırlar, destek olmazlar, kibir ve çekememezlik bir yaklaşım ile, dayanışma da kaçarlar, Birlik beraberlik den uzak kalarak, yoksuluğa sefalete mahkum olurlar...

Köyde olsun, kasaba da olsun, mahlede olsun, bir insan tek başına , yoksuluğu ordadan kaldıracak güçten olmayabilir ama dört beş kişi birleşerek, dayanışma ve yardımlaşma birlik beraberlik içerisinde, ortaklaşa işler kurarak , zengin ve bereketli bir yaşam ortamı yaratmak mümkündür. Yeterki açgözlük olmasın, herkes eşit paylaşım ve hakkına razı olsun. Dürüstlük ve eşit paylaşım yoksuluğu ordadan kaldıracaktır ve boluk bereket bir dünya yaratacaktır....

Yoksul toplumlar dan, hırsızlık ve yolsuzluk, talan sümürü var olduğu için, Adil paylaşım olmadığı için, üretim ve dayanışma olmadığı için , yoksulluk ve işsizlik sefalet kol kol gezer, yoksuluk tavan yapar . Hırs Kibir kıskançlık , açgözlülük kendisini yoksuluğa sefalete mahkum eder, ama bunun farkında olmaz ve yanlış hareket etmeye devam eder...

Yoksul ailelerin içerinde, birlik beraberlik dayanışma olmadığı için, baştan birbirine güven olmadığı için, kıskançlık ve kibir olduğu için, paylaşım da açgözlülük oldukları için, eşit paylaşım yapamadıkları için, yoksul bir yaşamı ömür boyu sürecek bir sefalet içinde yaşarlar...

Sadece ben kazanim, başkası kazanmasın düşünce içerinde olanlar, açgözlü ve kibirli olanlar, sonu yoksuluk ve sefaletir. Bunlar da Birlik beraberlik dayanışma yoktur. Bunlar da hırs var, nefret var, bencillik var, kıskançlık var, bozgunculuk var .. bundan dolayı yoksuluk işsizlik içerisinde boğuşurlar...

"Ben ağa sen ağa, bu ineği kim sağa" Atasözü deyiminde yola çıktığımızdan, yoksul toplumun özetini ortaya koymaktadır. Birlik beraberlik, takım çalışmasında uzak, patron ağalık bir anlayışın, ortaya çıktığını kapitalizm , yoksul sınıfı üzerinde bir düzen , fakir toplumları dahada yoksulalştırır....

7 nüfüslü bir aile düşünün, hepsi evli ve evleri ayrı, ama bu 7 kardeş inşaatlar dan ve değişik işlerden çalışıyorlar ama kazandığı paraları ile kıt kanaat geçiniyorlar, bir araba, bir ev, bir arsa, bir dükkan acma durumları yok neden peki? Çünkü Birlik beraberlik dayanışma ve birbirine güven duygusu yoktur. Ama bu 7 kardeşler, birlik beraberlik dayanışma ile hareket etseler neler olur bir bakalım. Bu kardeşler, her biri 20 bin TL getirse , 20 bin x 7= 140 000 TL eder . Bu parayı bir kişi tek başına kısa sürede kazanması, yoksul bir aile için zordur. Şimdi bu para ile bir araba alabilir, bu para ile bir dükkan küçük bir işyeri açabilirler, şimdi bu 7 kardeşler, ömür boyunca, bu Birlik beraberlik dayanışma ve ortaklaşma, takım çalışması ile kazançlarını birleştirerek, devam etse, üç beş yıl içinde, dev şirket ve holding olurlar, gayrimenkul ve şirket sahibi olurlar...

Şimdide 5 kardeş bir aile düşünün, babasından, çok arazi, gayrimenkul miras kalmıştır, bu beş kardeşler den, birlik beraberlik dayanışma yok, eşit paylaşım, hakkına rızalık yok, açgözlülük, kibir, ve çekememezlik var, sadece kendini düşünen, küçük kardeşlerinin hakkına göz diken bir aile profili düşünün. Aile içerisinde, huzursuzluk yaratıyor, fırıldak lar çeviriyor, Zorba ile , kardeşlerinin haklarını gasp ediyor, kardeşler arasında, kavga gürültü ve anlaşmama var, düşen kardeşinin elinde tutmama var, anlayacağınız, Birlik beraberlik dayanışma yok, eşit paylaşım yok, kıskançlık açgözlülük, kibir ve çekememezlik ile giderek dağılma ile parçalanma, yok olma, yoksuluk, sefalet, rezillik bir yaşamı olur ...

Dürüstlük, eşit paylaşım ve birlik beraberlik dayanışma ve doğru bilgi ,toplumları Zengin bir yaşama götürür. Bilgisizlik, kibir, açgözlülük, çekememezlik, eşit paylaşım dan uzak, Birlik beraberlik dayanışma dan uzak, sadece kendisini düşünen bir toplumda, zenginlik bereket olmaz. Huzur mutluluk sağlıklı yaşam olmaz...

 

                                               ( 25 Ocak 2022 )

                                              Hüseyin TURHAL

Devamı
DOLAR DÜŞTÜ ZAMLAR DÜŞMEDİ

DOLAR DÜŞTÜ ZAMLAR DÜŞMEDİ

 

     Doların sert yükselişi fırsata çevirerek herşeye yüz kat zam yaparak, Alış veriş den, marketten, manavdan, bakaldan, pazardan, yaşamın her alanında , zam üstüne zamlar katlanarak , tüketiçinin sırtında, soygun düzeni devam etmektedir...

 

Doların yükselişini bahane ederek, zam yapanlar, etiket üzerine etiketler yapıştıranlar, doların düştüğü halde, zamlar üzerinde zamlar devam etmektedir. Dolar düştüğü halde, zamlar da düşüş olmadan, zamlar da yükseliş devam ediyor...

 

Vatandaşın cebinde, para yok, yastık altında bir kuruş birikim kalmadı, TL. Giderek değer kaybetmekte, yoksuluk işsizlik sınırı korkunç bir boyuta ulaşmış durumda, memur olan, maaşı olanlar iyi kütü geçiniyorlar ama işsiz olan, devleten maaş alamayanlar, asgari ücret ile çalışanlar, evi olmayıp kiradan kalanlar, borç batağından olanlar, bu zamlar yağmurunda, nasıl kendilerini koruyacak ve geçimini sağlayacak?...

 

Doğalgaz, Elektrik, Mazot, benzin, ulaşım ve market, mutfak ürünlerine, giyim kuşama, Ekmeğe, yağa, herşeye, zamlar, fırtına gibi yağıyor. Vatandaşın cebindeki kuruş, pula dönmüş durumda, kasapta bir kilo et alacak durumu kalmamıştır. Ekonomik kiriz dibe vurmuş, aclık, sefalet, yoksuluk, işsizlik ve zamlar ile vatandaş perişan durumda...

 

Değeri 10 TL olan bir eşyayı 100 TL ye satmak, dolandırıcılık değilmi? Bu marketlerdeki ve bakal ve pazar da her yerde, vatandaşa kazık satış ve soygun zamlara kim dur diyecek? Ticarerten, bu bozuk terazilere kim ayar verecek? Bu zamlar soygununa kim dur diyecek?..

 

                                       ( 21 Ocak 2022)

 

                                      Hüseyin TURHAL

Devamı
TÜTÜN SİYASET MALZEMESİ OLDU

TÜTÜN SİYASET MALZEMESİ OLDU

 

  Adıyaman'ın ve Türkiye'nin milli üretimi olan, Tütün yasağı ve tütün sorunlarını , siyaset arenasında, politika malzemesi olarak kullanılması, bu sorunun kökten çözüm olmayacağını ve 2025 yılına kadar, oyalama ve tütün üzerinde, siyaset polemik süreceğinin göstergesidir...

 

Siyaset, sorunları, kökten çözüm den yana değildir. Bir sorunu , budayarak, bükerek, ve erteleyerek, üzerinde politika ve polemik yaratarak, oy tepolama aracı olarak gördükleri için, kökten çözüm den kaçıyorlar..

 

Türkiye de, siyaset, nemalanmak için, Yılar dır, Din üzerinde, siyaset yaptılar, baş ürtü üzerinde, polemik yaratarak, inanç, dini sümürü yaptılar, ve siyasi Kürtler üzerinde siyaset yaptılar, Aleviler üzerinde siyaset yaptılar, Kemalizm üzerinde siyaset yaptılar, iyi bakın neyin üzerinde siyaset yapılmışsa, bu güne kadar sorunu çözmemiştir. Çünkü bütün sorunları , politikacılar yaratır. Amac siyasete malzeme yaratarak, çıkardığı sorunların üzerinde, siyaset, polemik, gündem değiştirme ve bu sorunları kullanarak, oy devşirme , nemalanma bir politik zemin hazırlayarak, koltuğunu korumak ve düzenini böylece sürdürmek için, kesinlikle çözüm den yana değildirler...

 

Türkiye de, din ve idolojik politika, Kürt ve Alevi politikası, Kemalizm politikası, terör politikası, artık pas tutmuştur. Halk içinde bir yan etki yapmıyor, bu konudaki çözüm politikalar dan, halk, vatandaş inanmıyor. Ondan dolayı, politikacılar, artık ekonomi üzerinde, siyaset polemik gündem yapmak için, ekonomi üzerinde siyaset yapmak için, bu sefer kurban olarak, Adıyaman tütününü seçtiler...

 

Adıyaman tütünü, yasal statüye kazandırılması, yasal düzenleme bir haftalık iştir. Sorunu kökten çözüm bir haftayı almaz. Ama tütün sorunu çözeceğiz, ha yarın, ha bu gün diyerek uzatıyorlar, halk tan tepki almamak için, oyalama siyaset taktiğini uyguluyorlar, tütünü siyaset polemik ve secim sürecinde, politika malzemesi olarak kullanmak için, 2025 yılına kadar, tütün yasasını oyalayacaklar....

 

Bu güne kadar, siyasetin çözemediği, Kürt sorunu ve Alevî sorunu, terör sorunu, ve ekonomi işizlik sorunu, mezhepler sorunu, şunu iyi gösteriyor ki, Adıyaman tütün sorunuda çözemeyecek, çünkü çözmek den yana değildirler. Kanayan sorunların üzerinde siyaset polemik gündem değiştirme ile nemalanmak için, kanayan yaralara pasuman etmek den kaçıyorlar....

 

Bu gün Türkiye de, kadın çinayetleri gönlük yaşam haline geldi. Kadına, işkence, çoçuğa Hayvana taciz tecavüz, vakaları, günden güne artıyor. Ekonomik kriz ile Aile içerisinde geçimsizliğe yol açtı ve boşanma davaları, dosyaları, bir yığın olarak büyüyor. Büyük bir sorunlar enkazı ile karşıkarşıyayız...

 

Türkiye de, siyaset anlayışı değişmedikçe, politika , topluma hizmet anlayışına dönüşmedikçe, olumlu gelişmeler ve sorunların kökten çözüm olmayacağı, geçmişi geleceğe ayna tutuğumuzda, herşey, geçmişten daha kütü gideceğinin göstergesidir...

 

Milli ekonomi modeli ve milli üretime karşı çıkmak, vatandaşın ekmeğinle oynamak, alın teri üzerinde, siyaset yapmak, vatandaşı, aclığa yoksuluğa, sefalete, işizliğe mahkum etmek, vatana millete ihanet dır...

 

Artık tütün de, kenevir bitkisi gibi, bu ülkede özgür olmayacak. Allah'ın yarattığı nimetlerini , yasaklamak, Allah'a karşı isyandır. 

 

Doğru dürüst bir siyaset ve eşit Adalet Adil bir paylaşım, dileğimle, Allah'a emanet olunuz...

 

                                                ( 21 Ocak 2022 )

 

                                            Hüseyin TURHAL

Devamı
KADINI HOR GÖRDÜLER

KADINI HOR GÖRDÜLER

 

    Bu yazımızda, Erkek egemgnliğin, kadını köleleştirme ve hor görme konusunu buradan irdeleyerek ortaya dökeceğiz...

 

Doğurganlık, nedeniyle, Ana Tanrıça statüye sahip olan kadın, konumuna göre, Annemiz, Ablamız, kız kardeşimiz, hayat arkadaşımız eşimiz olan kadın, neden hor görüldü? Neden toplumun dışına itildi?..

 

Doğada, ve hayvan aleminde bile rastlanmayan, cinsi, dişi olduğu için dışlama, hor görme öldürme gibi bir eylem bulamasınız. Bir erkek kuş, dişi kuşu dışladığını, hayvanlar aleminde bile göremezsiniz ama ne oldu da insan oğlu, kendi cinsine, cinsiyet kimlik üzerinde ayıplama hor lama ile, kendi eşini dışlar ve sosyal yaşam da, kız çocuklarına , sosyal hakları tanımaz ve kız erkek çocukların arasında ayrımcılık ile cinsiyet kimlik catışmasına zemin hazırlar. Bu tutum insan tabiatına bir kere aykırı bir eylemdir...

 

İlkel putperest Tapınakci dinçlik, kadınları köleleştirme ve bir meta obje olarak kullanmak için, dinsel idolojik kavramlar üzerinde, kadını aşağlama ve şeytan ile bir görme, insanı günaha sokma gibi , günahkar bir varlık olarak damgalaması ile, kadını , toplumdan dışlamış ve ibadet ortamından uzaklaştırmıştır. Ve putperest Tapınakci mitolojik dinçiliği, kadının elindeki bütün sosyal kültürel haklarını elinde almıştır.

 

Kadına şeytan diyen, putperest Tapınakci erkek ziynetine sesleniyorum. Bu kadar kadını kirli olarak görüyorsunuz da, sizi doğuran ve büyüten kadındır. Madem kadın kirlidir, sizler nasıl temiz oluyorsunuz? Bütün peygamberleri doğuran kadındır. Padişahları, ermiş ve evliyaları doğuran, büyüten kadın değilmi? Kadın şeytansa, şeytandan doğanda şeytan olmazmı?...

 

Geleneksel, erkek egemenliği, kadına, dinsel idolojik kavramlar üzerinde, kadına düşmanlık, duyguları, hala gönümüzde de devam etmektedir. Kız çocuklarına değer verilmemektedir. Miras paylaşımın da kız çocuklarına, mülk, tarla, arsa, ev verilmemektedir. Cinsiyet kimlik üzerinde ayrımcılık anlayışı hala devam etmesi, kadını toplumdan dışlama ve işkence, öldürme, suçları devam etmektedir...

 

Sokak ortasında, kadına işkence, öldürme ve kız çocuklarına taciz ve tecavüz vakalar günlük yaşam haline geldi. Bu tutum, ilkel geleneksel putperest Tapınakci dinçlik idolojisinde kaynaklanmaktadır. Sevgi, saygı, nezaket ve iletişim bozukluğu ve medeni kurallarını bilmeyerek, ve kör idolojik saplantı, erkeklere cinsel ilişki haram kılan, günah olarak gören putperest Tapınakci mitolojik dinçiliğin , dini öğretisinden dolayı, kadına düşmanlık duyguları erkekler de meydana gelmektedir...

 

Bu gün boşanmaların çoğulması, asıl nedeni, ekonomik geçimsizlik ve birbirine saygı ve sevgi muhabbet yok olması, nezaket ile , ince, nazik bir üslup ile iletişim olmaması ve çözümlerini kabakuvvet ve gürültü ile ve kibir den kaynaklanmaktadır...

 

Arap kültürü, Anadolu'nun, özgür ve erkek ile eşit haklara sahip olan, kadının bütün sosyal kültürel haklarını elinde almıştır. Aile içerisinde, sokakta, yaşamın her alanında, söz hakları elinde almıştır. Toplu dini ibadet ortamından uzaklaştırmıştır. Bu gün Türkiye de kadınlar özgür bir kimliğe sahip ise, bunada Mustafa Kemal Atatürk sayesinde dır...

 

Kız. Erkek çocukların eşit bir şekilde, eşit bir haklara sahip olduğu bilinçiden, yetiştirilmesi, Anne Babaların asil görevidir.. eğitim de, iş de, sokak da, yaşamın her alanında, kadın erkek eşit olması ve miras paylaşımın da kız çocuklarına da, mülk, tarla, arsa ev verilmesi dileğimle...

 

                                           ( 21 Ocak 2022 )

 

                                             Hüseyin TURHAL

Devamı
MEDENİYET KAPISINI GECEMEDİK

MEDENİYET KAPISINI GECEMEDİK

 

     Bu yazımızda, uygarlık ve medeni toplumların dışında kalan, toplumun yaşam biçimini buradan irdeleyerek inceleyeceğiz. Ve toplumumuzda yaşanan olayların, uygarlık mı yoksa ilkel Ortaçağ'ın geleneksel devamı mı bunu taktirinize bırakıyorum...

 

Bu bilim teknoloji çağda, toplumumuzda, yaşanan , vakaları, yaşam tarzlarını ve sokaktaki, iletişim, yaşamın bütün yönlerini bir inceleyelim.

 

Toplumumuzun, köyde, şehirde, Aile içerisinde, sokakta, yaşamın her yerinde, medeni davranıştan uzak bir kopukluk var olduğunu, yaşam tarzında görüyoruz. Kibar, ince, nazik, nezaket gibi kuralların dışına çıkıldığı, kibir, nefret, kaba kuvvet yerini aldığını görüyoruz. Aile içerisinde, sokakta, yaşamın her alanında, sağlıklı iletişim yok, konuşarak, akıl ile sorunları çözme yoktur. Aile içi kavga, komşu ve akrabalar arasında kavga, sorunları, şidet ile çözme, kadına işkence, çoçuğa işkence, hayvana işkence, miras paylaşımın da kavga, eşit paylaşım yapamama, tehtit, küfür, vurma kırma , saldırganlık hareketleri, uygarlık medeniyetler seviyesine ulaşmadığını sonuçu göstermektedir..

 

Aile içi geçimsizlik, sorunlarını medenice, oturup konuşmadığı, sorunlarını çözmek için, karşılıklı fikir alışverişinde bulunamadığı, ufak bir çeviz kapuğunu dolduramayacak , bir şeyi büyütüp, büyük sorun haline getirmek, boşanma bir durum yok iken, boşanmaya kadar, aile içerisinde yıkıma götürecek, veya medenice boşanması her iki taraf için uygun olmasına rağmen, bu konuda da uzlaşma yapamaması, tek çözümü, öldürmek, işkence, tehdit olarak görmesi, medeniyet seviyesine ulaşmadığı göstergesi değilde nedir?...

 

Miras paylaşımın da, eşit bir şekilde paylaşım yapmaması, miras paylaşımın da, kız çocuklara, tarla mülk verilmemesi, sadece erkek çocuklara bütün mirası, mülkü, tarlayı verilmesi, mirası eşit bir şekilde paylaşım yapmaması ve üzerinde kavga, kabakuvvet, birbirine saldırı, Zorba kullanılması, medeniyetsizlik değil midir?...

 

Okulda, işte, sokakta, yönetimde, insanın yaşamın her alanında, yaşanan, vakalar, ilkel kanunlar ve gelenek, töreler, uygarsızlık değilmidir? İnsanların , Din, dil,ırk, mezhep ayrımı yaptığı, inançları farklı olduğu için, insanların birbirini dışladığı, kendi inancından olmadığı kişilere yaşam hakkı tanımadığı, farklı inançlara gavur, dinsizlik ile suçlaması, Kendi inancını ,zorla herkese dayatması, kendini ifade etmek için, Terbiyeli, görgülü, kibar, ince, nazik, nezaket davranmasında uzak ve vandalca hareket etmesi, ilkel ve barbarlık değil de nedir?..

 

Ortağuda, idolojik savaşlar, petrol kuyuları üzerinde, terörizm ile, kaos ortamı ve kapitalizm sümürgeçiliği, paylaşım da, medenice uzlaşma yapamaması, şiddet ile silahların konuştuğu ortamda, barıştan çözüm bulamaması, teknoloji ve Sanayi, Sanat ilim bilim kültürel alanda gelişim ilerleme olmaması, yoksuluk, işsizlik, sefalet ve eşit adil paylaşım olmaması, doyumsuz açgözlük ile gelen talan vurgun soygunlar, uygarlık medeniyetlerin seviyesine ulaşmadığı göstergesi değilde nedir?...

 

Sevginin, saygının, nezaketin yok olduğu, ince, nazik nezaket bir dile konuşarak değilde, küfür, şidet bir dil ile, katil bir ruha sahip , uzlaşma da uzak, sorunları çözümüne odaklanmayan, sadece bencil kendisini düşünen, sadece kendi çıkarına hizmet eden. Tüm insanlığı düşünmeyen, kıt kafalı, anlayışı zayıf, herşeyi zorla baskı ile, şiddet ile çözüme yönelen bir ortamda, uygarlık medeniyetler bir yaşam mümkün değildir...

 

Her yıl , sokaklar da, yüzlerce kadın öldürülüyor, kadın çinayetleri gönlük yaşam haline geldi. Çocuk tecavüzleri, Hayvana işkence, ağaç kesme orman yakma, hırsızlık, boşanmalar, ilkel günah haram uydurmaları, hurafe savsata rivayet bir ilkel geleneksel yaşam içerisinde , gelişime , değişimde uzak, kör idolojik saplantı içinde kısır bir döngü içinde yaşamaya devam etmesi, yeniliğe kapalı olması, medeniyetler kapısında, geçemeyerek, uygarlık düzeyinde insanca bir yaşam dan uzak , ilkel geleneksel bir hayatı yaşamaya devam ediyor... 

 

Medeniyet kapısındaki , engel zincirleri kırmak ve uygarlık medeniyetlerin yüksek zirvesine çıkarak, insan gibi insanca yaşamak hepimizin insani görevidir...

 

                                             ( 20 Ocak 2022 )

 

                                          Hüseyin TURHAL

Devamı
DEFİNEÇİLERİ NASIL KANDIRDILAR

DEFİNEÇİLERİ NASIL KANDIRDILAR

 

       Bu yazımızda, Türkiye'deki defineçileri nasıl. kandırıldıkları ve hurafe savsata rivayet, taşkaya falçılığı ile, tarihî eser ve doğa kültür taribatını buradan irdeleyerek ortaya dökeçeğiz...

 

Türkiye'de, 10 milyon defineci bulunmaktadır, bu definecilik sektörün özerinde nemalanmak için, defineçileri sümürmek için, merdiven altı, Dedektör satıcıları, uyducular, çupukçular, Toncular, çinçi taş kaya falcıları ve hayalperest sözde defineçiler, karabasan gibi, Türkiye'deki, definecilerin üzerine çökmüş durumda, hurafe savsata rivayet ve sahte haritalar ile, yanlış bilgi ile , defineçileri kandırmakta ve tarihi doğa kültür taribatına yol açmaktadır...

 

Bazı dedektör firmaları, 50 cm derinlik çeken dedektör çihazlarını, 3-4-5 ve 10 -20 metre derinlik çektiğini söyleyerek, müşterilerini kandırdılar. Yurtdışında , 1000 TL ye getirdikleri dedektörleri, 10 000 TL ye satılar. Bakır çubuklarını bükerek, ağaç dallarını bükerek, adına alan tarama çihazı diyerek, defineçiye satılar, uydu ile yer tespiti yapıyoruz diyerek, defineçileri dolandırdılar. Cinler ile çalışıyoruz deyip, geçe gündüz, defingçilere, boş yerler kazdırdılar ve taş kaya falcılığı yaprak, Antik çağlardan kalan sembol, işaretleri tahrip ederek tarihi kültür eserlere zarar verdiler....

 

Defineçileri kandırıp, yerin altında, 20 mtr, 30 mtr. Derinlik de, deve yükü, tonlarca altın var diyerek, geçe gündüz kazı yaptırdılar, antik işaretleri kırıp parçaladılar, ve birşeyler bulamayınca, cinler define yerini değiştirdi diyerek, kendilerini avutular....

 

Antik çağlarda hiç bir insan, altınlarını, bir küpe koyup, 20mtr derinlik de gömedi ve başında işaret koymadı . bunlar hurafe savsata rivayet ve dolandırıcıların uydurmasıdır. Eski çağlarda insanlar, değerli eşyalarını sakladılar ama sizin bildiğiniz gibi değil, size bu güne kadar anlatılan bir definecilik anlayışı ile değildir. Sizlere bu konuda yanlış yalan dolan bilgi veriyorlar...

 

Antik çağlarda, insanlar, değerli eşyalarını, haydutlar dan, hırsızlar dan , eşkıyalar dan, kralların eşyalarına el koyma korkusundan ve savaş, talanın da korumak için, değerli eşyalarını para ve ziynet eşyalarını , evinin çevresinde, bahçesinde, evinin gizli bölümlerinde, tarlasında, bir diz çukur kazarak sakladılar ve ihtiyaç duydukların da, gelip bir avuç para alıp, pazarda ticaret, alışveriş yapıyorlardı. Şimdi 20 mtr derinlik de sakladığı bir küp altını geri gelip beş on dakika da çıkartması mümkün müdür? Saatlerce bir yer kazması, başkalarının dikkatini ve görmesine neden olmazmı?

 

Define işaretleri olurmu? Arazideki işaret sembolleri hazine gösteren bir işaret midir? Bir yere bir küp altını saklayacaksınız ama başkası yerini bilmesin diye , şimdi sakladığın eşyanın başına işaret koyması mantıksız değilmi? İşaret koysanız saklamanız ne anlamı kaldı? Şunu acık söylüyorum, yerleşim alanlarında saklanan bütün defineler işaretsiz ve derine fazla gömeden sakladılar..

 

Arazideki işaret ve semboller, define işaretleri değildir. Arazideki antik çağlarda Kalan işaretler, yol, yerleşim, Çeşme, mezarlık gösteren levhalar dır. Zengin ve soyluların ifade eden semboller dır. Statüye göre mezar işaretleri dır. Sunak alanları gösteren, kaya mezarları, lahit, tömülüs gösteren , tapınaklar ifade eden semboller dır. Mitolojik mezarlar da, hediye ve değerli eşyalar ile göme gelenekleri , mezar soygununa neden olmuş ve defineçiliğin doğuşu meydana çıkmıştır...

 

Arazideki, aslan, boğa, koç, kartal, gibi semboller, statüsü yüksek , zengin mezarları ifade eder. Yılan figürü, Roma da doktor mezarlarını ifade eder. Her yuvarlak oyma sembolü, sunak işareti değildir. Baharat dövme öğütme sokularıdır. Bazıları hayvan sulama sunağıdır. Bazı işaretler, yol, yerleşim, mezarlık, çeşme, han, hamam gösteren levhalar dır. Bir antik çağlarda Kalan arazide bir kayadan bulunan işaretlerin ne amaca yapıldığını, ançak , işaretin çevresinde ki arazi yüzey bulguları, ile bağlantılı bir çalışma doğru çözüme götürecektir. Arazide ki antik semboller define işaretleri değildir. Ama çevresinde , arazi zeminde, sağa sola saklanmış , eşyaları bulmak mümkündür. Sadece mitolojik ve soylu zengin mezarlarda değerli hediyeler vardır...

 

Antik çağlarda, vahşi savaş katliyamlar yaşandı, köyler, kasabalar, kılıçtan geçirildi, her yer yakıldı, yıkıldı, savaş ganimet talanı ile heryer sümürüldü, insanların özerindeki takıları ve paraları, değerli eşyalarına el konuldu. O dönemde, insanlar, düşman askerlerinde, kaçarken, özerindeki, paralarını, eşyalarını, düşman eline geçmesin diye, sağa sola fırlattılar, bir karış yere gömdüler, ve bir taşın altına koyup kaçtılar.. bu gün dedektör ile, bir yerleşimin çevresinde, arazi yüzeyine dağılmış sikke bulabilirsiniz. İşte o para sikkeler o savaş da kaçış sırasında, özerindeki, sağa sola fırlatılan paralarıdır..

 

Yerin altında, deve yükü, tonlarca altın para yoktur. Yerin altında, 20- 30 mtr derinlik de define gömüleri yoktur. Dev kazanlar dolusu altın para yoktur. Bunlar hurafe savsata rivayet hayalperest ve dolandırıcıların uydurmasıdır. Sadece kıral mezar tümülüs 50 mtr derinlik de olur ve üzerinde yığma mıçır tümsek olur. Bir de üst üste girmiş höyükler de, ilk tabaka yerleşim derinden olur. Toprak kayması ve depremler den dolayı, yerin dibine çökmüş, yerleşim ve yapılar, derine gömülmüş olur. Boşuna 20 mtr derinlik de kazı yapmayınız...

 

Altın az bulunur, çıkartılması meşekatli olduğu için, uğraş isteyen bir iştir. Altın nadir olduğu için, değerlidir. Küp dolusu altın bulmak, çok nadir. Ama küp dolusu, bakır ve bronz sikke para bulmak mümkündür. Çünkü savaşlarda yıkılan devletlerin parası çöp oluyordu. Savaş da, Bakır ve bıronz paraları değilde, önçelik altın para ve takıları yağmaladılar. Ondan dolayı, küp dolusu altın para bulmak Bin den bir denk gelir. Yerleşim çevresinde, antik arazilerde, Bakır para, bronz sikke, ve bronz yüzük, fakir takıları eşyaları bolca bulunur...

 

Antik çağlarda Kalan, kayaların üzerinde ki, işaret, sembollerin içerinde, define yoktur. Tarihi kültür yapıların, duvarlarında define yoktur. Antik tarihi eser, sembolleri, figürleri kırmayın, işaretleri parcalamayın. Arkeloji ve tarihî kültür mirasına zarar vermeyiniz. Dağı taşı kepçeyle kazmayın, yerin altına , derinlik de tünel kazıp, boşuna deve yükü tonlarca altın aramayın, defineciliğ, hobi olarak ve Tarihî kültür taribatını yapmadan, bilimsel, Arkeloji ışığından yapınız...

 

Cinler, define yerini söylemez, boşuna cinci hocalara para verip, boş yere kürek salamayın, uydu ile define bulunur hikâyesine inanmayın, bakır çubuk, ağaç çubuğu, alan tarama bu tür çihazlar define bulmaz. Boşuna kazı yapmayın, 3-5 metre derinlik çeken dedektör çihazları yoktur. Çünkü derine inen dedektör üretmesi kanunen yasaktır. Boşuna 20 mtr derinlik de define bulmak için kazılar yapmayınız. Çünkü bütün emeğiniz boşa gider...

 

Dedektör ile ançak, arazi yüzeyinde, yerleşim antik tarım arazilerin ve antik kalıntı, işaret sembollerin çevresinde, arazi yüzeyinde, bir karış veya 40 cm derinlik civarında, dökülmüş, saçılmış, eski , paslamış, obje, para, yüzük, ok uçu, demir parçaları gibi döküntü eşyalarını toplarsın sadece..

 

Bu hurafe, savsata, rivayet ve hayalperestliği bırakın, kim size derse, burda bir ton altın var derse sakın inanmayın, okuyun, antik tarihi okuyun, Arkeloji kaynakların da faydalanın. Antik tarihi yı sevin, tarihi kültür mirasına sahip çıkın. Defineçiliği bir hobi olarak yapın, en karlı ve heyecanlı tektekçilik yapmaktadır. Bir dedektör ile, arazi yüzeyinde dökülmüş objeleri toplamak, antik çağlarda Kalan sembollere Zarar vermemektedir...

 

Yasal statüye kazandırılmış ve Arkeloji bilimi ışığında eğitilmiş , bir definecilik dileğimle, Anadolusuz kalmamak için, tarihî kültür mirasına sahip çıkılması bilinciyle. Antik tarihi oku...

 

                                              ( 20 Ocak 2022 )

 

                                           Hüseyin TURHAL

Devamı
DEFİNEÇİLERİ NASIL KANDIRDILAR

DEFİNEÇİLERİ NASIL KANDIRDILAR

 

       Bu yazımızda, Türkiye'deki defineçileri nasıl. kandırıldıkları ve hurafe savsata rivayet, taşkaya falçılığı ile, tarihî eser ve doğa kültür taribatını buradan irdeleyerek ortaya dökeçeğiz...

 

Türkiye'de, 10 milyon defineci bulunmaktadır, bu definecilik sektörün özerinde nemalanmak için, defineçileri sümürmek için, merdiven altı, Dedektör satıcıları, uyducular, çupukçular, Toncular, çinçi taş kaya falcıları ve hayalperest sözde defineçiler, karabasan gibi, Türkiye'deki, definecilerin üzerine çökmüş durumda, hurafe savsata rivayet ve sahte haritalar ile, yanlış bilgi ile , defineçileri kandırmakta ve tarihi doğa kültür taribatına yol açmaktadır...

 

Bazı dedektör firmaları, 50 cm derinlik çeken dedektör çihazlarını, 3-4-5 ve 10 -20 metre derinlik çektiğini söyleyerek, müşterilerini kandırdılar. Yurtdışında , 1000 TL ye getirdikleri dedektörleri, 10 000 TL ye satılar. Bakır çubuklarını bükerek, ağaç dallarını bükerek, adına alan tarama çihazı diyerek, defineçiye satılar, uydu ile yer tespiti yapıyoruz diyerek, defineçileri dolandırdılar. Cinler ile çalışıyoruz deyip, geçe gündüz, defingçilere, boş yerler kazdırdılar ve taş kaya falcılığı yaprak, Antik çağlardan kalan sembol, işaretleri tahrip ederek tarihi kültür eserlere zarar verdiler....

 

Defineçileri kandırıp, yerin altında, 20 mtr, 30 mtr. Derinlik de, deve yükü, tonlarca altın var diyerek, geçe gündüz kazı yaptırdılar, antik işaretleri kırıp parçaladılar, ve birşeyler bulamayınca, cinler define yerini değiştirdi diyerek, kendilerini avutular....

 

Antik çağlarda hiç bir insan, altınlarını, bir küpe koyup, 20mtr derinlik de gömedi ve başında işaret koymadı . bunlar hurafe savsata rivayet ve dolandırıcıların uydurmasıdır. Eski çağlarda insanlar, değerli eşyalarını sakladılar ama sizin bildiğiniz gibi değil, size bu güne kadar anlatılan bir definecilik anlayışı ile değildir. Sizlere bu konuda yanlış yalan dolan bilgi veriyorlar...

 

Antik çağlarda, insanlar, değerli eşyalarını, haydutlar dan, hırsızlar dan , eşkıyalar dan, kralların eşyalarına el koyma korkusundan ve savaş, talanın da korumak için, değerli eşyalarını para ve ziynet eşyalarını , evinin çevresinde, bahçesinde, evinin gizli bölümlerinde, tarlasında, bir diz çukur kazarak sakladılar ve ihtiyaç duydukların da, gelip bir avuç para alıp, pazarda ticaret, alışveriş yapıyorlardı. Şimdi 20 mtr derinlik de sakladığı bir küp altını geri gelip beş on dakika da çıkartması mümkün müdür? Saatlerce bir yer kazması, başkalarının dikkatini ve görmesine neden olmazmı?

 

Define işaretleri olurmu? Arazideki işaret sembolleri hazine gösteren bir işaret midir? Bir yere bir küp altını saklayacaksınız ama başkası yerini bilmesin diye , şimdi sakladığın eşyanın başına işaret koyması mantıksız değilmi? İşaret koysanız saklamanız ne anlamı kaldı? Şunu acık söylüyorum, yerleşim alanlarında saklanan bütün defineler işaretsiz ve derine fazla gömeden sakladılar..

 

Arazideki işaret ve semboller, define işaretleri değildir. Arazideki antik çağlarda Kalan işaretler, yol, yerleşim, Çeşme, mezarlık gösteren levhalar dır. Zengin ve soyluların ifade eden semboller dır. Statüye göre mezar işaretleri dır. Sunak alanları gösteren, kaya mezarları, lahit, tömülüs gösteren , tapınaklar ifade eden semboller dır. Mitolojik mezarlar da, hediye ve değerli eşyalar ile göme gelenekleri , mezar soygununa neden olmuş ve defineçiliğin doğuşu meydana çıkmıştır...

 

Arazideki, aslan, boğa, koç, kartal, gibi semboller, statüsü yüksek , zengin mezarları ifade eder. Yılan figürü, Roma da doktor mezarlarını ifade eder. Her yuvarlak oyma sembolü, sunak işareti değildir. Baharat dövme öğütme sokularıdır. Bazıları hayvan sulama sunağıdır. Bazı işaretler, yol, yerleşim, mezarlık, çeşme, han, hamam gösteren levhalar dır. Bir antik çağlarda Kalan arazide bir kayadan bulunan işaretlerin ne amaca yapıldığını, ançak , işaretin çevresinde ki arazi yüzey bulguları, ile bağlantılı bir çalışma doğru çözüme götürecektir. Arazide ki antik semboller define işaretleri değildir. Ama çevresinde , arazi zeminde, sağa sola saklanmış , eşyaları bulmak mümkündür. Sadece mitolojik ve soylu zengin mezarlarda değerli hediyeler vardır...

 

Antik çağlarda, vahşi savaş katliyamlar yaşandı, köyler, kasabalar, kılıçtan geçirildi, her yer yakıldı, yıkıldı, savaş ganimet talanı ile heryer sümürüldü, insanların özerindeki takıları ve paraları, değerli eşyalarına el konuldu. O dönemde, insanlar, düşman askerlerinde, kaçarken, özerindeki, paralarını, eşyalarını, düşman eline geçmesin diye, sağa sola fırlattılar, bir karış yere gömdüler, ve bir taşın altına koyup kaçtılar.. bu gün dedektör ile, bir yerleşimin çevresinde, arazi yüzeyine dağılmış sikke bulabilirsiniz. İşte o para sikkeler o savaş da kaçış sırasında, özerindeki, sağa sola fırlatılan paralarıdır..

 

Yerin altında, deve yükü, tonlarca altın para yoktur. Yerin altında, 20- 30 mtr derinlik de define gömüleri yoktur. Dev kazanlar dolusu altın para yoktur. Bunlar hurafe savsata rivayet hayalperest ve dolandırıcıların uydurmasıdır. Sadece kıral mezar tümülüs 50 mtr derinlik de olur ve üzerinde yığma mıçır tümsek olur. Bir de üst üste girmiş höyükler de, ilk tabaka yerleşim derinden olur. Toprak kayması ve depremler den dolayı, yerin dibine çökmüş, yerleşim ve yapılar, derine gömülmüş olur. Boşuna 20 mtr derinlik de kazı yapmayınız...

 

Altın az bulunur, çıkartılması meşekatli olduğu için, uğraş isteyen bir iştir. Altın nadir olduğu için, değerlidir. Küp dolusu altın bulmak, çok nadir. Ama küp dolusu, bakır ve bronz sikke para bulmak mümkündür. Çünkü savaşlarda yıkılan devletlerin parası çöp oluyordu. Savaş da, Bakır ve bıronz paraları değilde, önçelik altın para ve takıları yağmaladılar. Ondan dolayı, küp dolusu altın para bulmak Bin den bir denk gelir. Yerleşim çevresinde, antik arazilerde, Bakır para, bronz sikke, ve bronz yüzük, fakir takıları eşyaları bolca bulunur...

 

Antik çağlarda Kalan, kayaların üzerinde ki, işaret, sembollerin içerinde, define yoktur. Tarihi kültür yapıların, duvarlarında define yoktur. Antik tarihi eser, sembolleri, figürleri kırmayın, işaretleri parcalamayın. Arkeloji ve tarihî kültür mirasına zarar vermeyiniz. Dağı taşı kepçeyle kazmayın, yerin altına , derinlik de tünel kazıp, boşuna deve yükü tonlarca altın aramayın, defineciliğ, hobi olarak ve Tarihî kültür taribatını yapmadan, bilimsel, Arkeloji ışığından yapınız...

 

Cinler, define yerini söylemez, boşuna cinci hocalara para verip, boş yere kürek salamayın, uydu ile define bulunur hikâyesine inanmayın, bakır çubuk, ağaç çubuğu, alan tarama bu tür çihazlar define bulmaz. Boşuna kazı yapmayın, 3-5 metre derinlik çeken dedektör çihazları yoktur. Çünkü derine inen dedektör üretmesi kanunen yasaktır. Boşuna 20 mtr derinlik de define bulmak için kazılar yapmayınız. Çünkü bütün emeğiniz boşa gider...

 

Dedektör ile ançak, arazi yüzeyinde, yerleşim antik tarım arazilerin ve antik kalıntı, işaret sembollerin çevresinde, arazi yüzeyinde, bir karış veya 40 cm derinlik civarında, dökülmüş, saçılmış, eski , paslamış, obje, para, yüzük, ok uçu, demir parçaları gibi döküntü eşyalarını toplarsın sadece..

 

Bu hurafe, savsata, rivayet ve hayalperestliği bırakın, kim size derse, burda bir ton altın var derse sakın inanmayın, okuyun, antik tarihi okuyun, Arkeloji kaynakların da faydalanın. Antik tarihi yı sevin, tarihi kültür mirasına sahip çıkın. Defineçiliği bir hobi olarak yapın, en karlı ve heyecanlı tektekçilik yapmaktadır. Bir dedektör ile, arazi yüzeyinde dökülmüş objeleri toplamak, antik çağlarda Kalan sembollere Zarar vermemektedir...

 

Yasal statüye kazandırılmış ve Arkeloji bilimi ışığında eğitilmiş , bir definecilik dileğimle, Anadolusuz kalmamak için, tarihî kültür mirasına sahip çıkılması bilinciyle. Antik tarihi oku...

 

                                              ( 20 Ocak 2022 )

 

                                           Hüseyin TURHAL

Devamı
TÜTÜNE ALTERNATİF KENEVİR

TÜTÜNE ALTERNATİF KENEVİR 

 

     Adıyaman'ın , gelir kaynağı, Sarı altın tütün dür. Tütünün yasaklanması, Adıyaman toplumunu açlığa ve sefalete mahkum etmektedir...

 

Adıyaman'ın gelir kaynağı Sarı altın tütün dür. Tütün dışında bir gelir kaynağı yok, Adıyaman da Sanayi ve sulu tarım, hayvancılık giderek can çekişmektedir. Adıyaman da en büyük gelir kaynağı olan milli tütünü yasaklanmaları, Adıyaman halkı mağdur durumlara düşmemesi için, alternatif yatırımın yolarını aralamak olduğunu elzemdir...

 

Adıyaman da, milli yerli tütünü yasaklayarak yerine, Bademçilik yetiştiriciliğine geçilmesi projeleri bir fiyaskodur. Adıyaman da Havva şartlarından dolayı, Bademçilik de verim almak zordur. Badem ağaçları erken çiçek açması ve rüzgar , soğuk don vurmasıyla, büyük zarar vererek, masül vermesini engellemek dedir.

 

Adıyaman verimli topraklarından, Sarı altın tütün yetişir, bir de yeşil altın kenevir bitkisi yetişir . Eğer tütünü yasaklayacaksanız, Alternatif olarak, Adıyaman da kenevir bitkisi yetiştiriciliğine izin verin..

 

Cenabı Allah'ın, insan oğluna sunduğu ve doğanın insanlığa armağanı olan, bu mucizeli ve şifa kaynağı olan kenevir bitkisi neden yasaklandı?

 

Kenevir , cannabaceae familyasına ait, tek yıllık bitki cinsidir. İnsanlık tarihinin en kadim eski bitkisel hammade kaynağı olan, saplarından bulunan lifler iplik , giyim kumaş, hamurlu kısmından kağıt , anlayacağınız giyim sanayide, kozmetik, ilaç sanayide , mutfakta, insanın her alanında , kullanabilecek, verimli hazine dolu bir bitki dir kenevir. İplik , kumaş , ilaç , yağ , oksijen, saymakla bitmeyen bereket veren mucize li bir bitkidir kenevir....

 

Kenevir tohumun içerisinde , 22.5% protein, 30% yağ, 5.7% su, 5.9 % fasofiso, 503 cal / 100 g enerji , 35. 8 % karbonhidrat le A, b1,b2, b3 , b6, c,d, e... proten ve yağ oranı dünyanın en zengin vitaminleri minareler i barındıran doğanın en büyük bitkilerdendir...

 

Kenevir yağı içerisinde OMEGA 3 deposu şifa kaynağıdır, bütün kanser tedavisi hastalara panzehirdir. İçerisinde hertürlü hastalığa şifa verecek özü barındırır içerisinde , potasyum, kalsiyum, meganzyum, çinko, demir ve fosfor gibi bir çok minarel maddelere sahiptir...

 

Kenevir saç dökülmesini önler , insanı gençleştirir, piskolojik bunalım, menopoza iyi gelir . saymakla bitmeyen binbir derde devadır. Şifa hazinesi dir. ...

 

Peki soruyorum bu kadar insanlığa yararlı olan kenevir bitkisi neden yasaklandı? Bir elmas gibi kıymetli olan içerisinde mücevher barındıran hazineler gibi kıymetli olan bu bitki neden insanlardan sakladılar tıpki değerli defineler gibi...? Bu bitkinin suçu nedir? 

İnsan oğlu ne günah işledi ki, bu bitkiden marum bıraktılar?

Allah bu bitkiyi yaratıki , kulları faydalansın, insanlık alemi faydalansın , ama neden niçin kim neden yasakladı?..

Bu yasak kimin işine yaradı?...

 

Tütünde mutlaka faydalıdır ama bu tütünde bin kat faydalı, ve daha karlı olan bu kenevir, neden geri pılandan bırakıldı ?... tütünü ön pılandan tutu?...

Gelecekte kenevir, tütüne alternatif olacakmı?

Adıyaman tütünün önüne gececekmi?..

Türkiye'nin her bölgesinde yetişebilecek ve çok verim verebilecek bu bitki neden yasak? Dediğim gibi bu yasak kimin işine geliyor?

 

Bu bitkinin anavatanı orta Asya, Hindistan olsada , Türkiye nin her bölgesinde yetişebilecek, verimli potansiyele sahip sanayinin her alanından kullanabilecek, ekonomiye can katacak, Türkiye nin ekonomik alandan şaha kaldıracak , işsizliği yoksuluğu ortadan kaldıracak mucizeli bir bitkidir kenevir, büyük bir hazinedir kenevir..

 

Adıyaman verimli topraklarından, iki tür bitki iyi yetişir. Tütün ve Kenevir, Adıyaman da bu iki bitkinin yetiştirilmesi, millî ekonomi ye büyük bir katkı sağlayacak, işsizliği, yoksuluğu ordadan kaldıracaktır...

 

Adıyaman da, tütünü yasaklayacaksanız, Alternatif olarak da keneviri serbest bırakın. Yoksa Adıyaman halkını yoksuluğa sefalete aclığa mahkum edeceksiniz?..

 

                                               ( 19 Ocak 2022 )

 

                                               Hüseyin TURHAL

Devamı
KUTSAL ÖĞRETİ

KUTSAL ÖĞRETİ

Bu yazımızda, kutsal öğretinin , anlatım üslubunu ve gerçek anlamını ve putperest Tapınakci dinçliğin, kutsal öğretilerini yanlış algılayıp ters yorumladıklarını ortaya dökeceğiz...

Kutsal öğreti olan, Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an dilini ve uslubunu burada irdeleyerek, peygamberlerin , anlatım dilini ve ayetlerin gerçek anlamını doğru kavramak için, putperest Tapınakci dinçlik, den uzak , peygamber dilinde anlamak elzemdir..

Kutsal kitaplar daki, dinî öğreti, mecazi ve benzetme bir dil uslubu kullanılmıştır. Düz mantık ile, at gözlüğü takılmış bir bakış açısı, kutsal öğretileri doğru kavrayamaz, insanı yanlış yorumlara götürür. Tapınakçı ruhban sınıfı ve dinçlik, peygamber dilini ve kutsal öğretinin dilini anlamadı veya anlamak istemedi. Bu tutum , peygamber düşmanlığını, dinlere hurafe savsata rivayet imtasyon hadisler ile mitolojik dincilik putperest Tapınakci, baskıcı şeriat, kutsal öğretiye ters bir dinçlik ortaya çıktı...

Kuran'da " hırsızın elini kesmek," mecazi ve benzetme bir kavramdır. Ama dinçlik bu ayetin mecazi anlatım olduğunu görmedi, düz mantık ile aldığı anlamı gerçek sanarak, hırsızın elini kılıçla kesti, günah işleyeni ölümle cezalandırdı. Zina yapanı recm taşlayarak öldürdü. Kutsal yasanın dilini anlamadığı için, bu tür yanlış uygulamalar yaptılar, Siyasal dinçlik ile, insanlara zülüm yaptılar , kutsal öğretileri anlamadan, bir şeriat dinçlik yaratarak, insanları kâfir ve dinsizlik ile suçlayarak, insanları yargılayıp ve cezalandırdılar, halbuki böyle bir anlayış kutsal kitap lardan ve peygamber öğretilerinde yeri yoktur...

Hz. İsa Mesih, " Ben sizlere doğrusunu söyleyeyim" diye hitap eder. Sadece doğruyu söyler, sade bir dil ve bol benzetme ve mecazi anlatım kulanır. İsa peygamber, "ben sizi kurtarmaya geldim der, bana gelen kurtulur yaşam bulur" der " ben sağlamaları değil hasta olanları tedavi etmeye geldim" der. İnsanlara sevgi ve şefkat elini uzatır, isaya inanan ve iman eden , kurtulur, hastalıktan kurtulup şifa bulur, cin musalatında kurtulur, günah bataklığın da kurtulur yeniden yaşam bulur. İsa Mesih, ve diğer peygamberler, insanlara, sen günah işledin cezan ölüm dür demedi, sen farklı inançlara sahipsin, sen kafirsin deyip dışlamadı, sen bana inanmıyorsun, yerin Cehennem dır demedi. Kutsal öğretilerini mecazi ve benzetme bir dil ile anlatarak, sadece insanları kurtuluşa davet eti, Sevgi ile şefkat ile , insanlara zorla din dayatmadı. Zorla baskı ile ila ibadet edeceksiniz diye bir yaklaşım da bulunmadı...

Putperest Tapınakci siyasal dinçlik, kutsal öğretilerinin tam tersini yaptı, kutsal kitap ların, kutsal öğretinin dilini anlamadığı için, yanlış yorumlardan bulunarak, yanlış uygulamalar yaptılar, putperest Tapınakci dinçlik kapitalizm, dini sümürü düzeni elinde tutmak için, kutsal öğretilerin özerini örterek gizlediler, toplumlara gerçek peygamber ve kutsal öğretileri , yanlış öğretiler, kutsal öğretiye ters, mezhepçi ve tarikatçı, geleneksel, hurafe, savsata rivayet, imtasyon hadisler ile uydurulmuş dinsel kitaplar , yazdılar...

Uydurulmuş , mezhepçi dinçlik de, zina etmiş bir insanın cezası, recm taşlayarak öldürmek vardır. Ama böyle bir ceza uygulaması , kutsal kitap lardan ve peygamber öğretisinde yeri yoktur. Kur'an da recm taşlayarak öldürmek yoktur. İncil de yoktur. Zebur da yoktur. Tevrat da yoktur ama sonra da Tevrat da recm taşlayarak öldürmek ekleme, Yahudiler tarafından yapılmıştır. Günahın cezasını ancak Allah verir, bir insan bir insanın günah dan dolayı ceza veremez. Çünkü bütün insanlar günah işlemiştir. Kutsal kitap bunu söyler, Hz. İsa Mesih de, insanları günah dan kurtarmak için geldiğini söyler..

Kutsal kitaplardaki , dinlerde zorlama Baskı yoktur. İbadete zorla çağırma yoktur. Zorla baskı ile, dua okumak, ibadet etmek, Namaz, oruç, haça gitmek ve insanları zorlamak, ibadet etmeyeni öldürmek gibi uygulamalar, Kuran da yok, İncil de yok, Zebur da yok, Tevrat da yok. Hiçbir peygamberin dini öğretisinde yoktur. Kutsal öğretilerinin içerisinde böyle bir anlayış kesinlikle yoktur. Kutsal öğreti, böyle bir anlayışı rededer...

Mezhepçi tarikatçı geleneksel dinçlik de, Namaz kılmayanın cezası ölümdür der, ama Kur'an da Namaz kılmamanın cezası yoktur. Ama Namaz ile insanları kandırmanın cezası vardır. Kur'an da maüne süresinde yazar. Anlayacağınız, putperest Tapınakci dinçlik kapitalizm, Siyasal dinçlik, kutsal kitap lardan olmayan bir inançı zorla Baskı ile korku kültürü ile sizlerle dayatır. Kutsal öğretileri, ayetlerini bükerek, ekleme yaparak, içini boşaltarak yanlış yorumlayarak, zalim bir dinçlik ortaya çıkararak, bu dünyada insanlara bir cehennem hayatı yaşatır. Hurafe savsata rivayet imtasyon mitolojik masallar ile aldatıcı bir din yaratmaya , gerçek dinlerin amaçlarından saptırmaya neden olur....

Gerçek dinlerin, peygamberlerin kutsal öğretilerini doğru öğrenmek için, putperest Tapınakci, mezhepçi, tarikatçı geleneksel dinçlik den uzak durmak lazım, dinleri öz kaynaklarından , anlayarak , aklını kullanarak, kutsal öğretinin mecazi ve benzetme dilin uslubunu kavramak gerektiğini bilmemiz elzemdir...

 

                                          ( 17 Ocak 2022 )

 

                                          Hüseyin TURHAL

Devamı
KUTSAL ÖĞRETİ

KUTSAL ÖĞRETİ

 

      Bu yazımızda, kutsal öğretinin , anlatım üslubunu ve gerçek anlamını ve putperest Tapınakci dinçliğin, kutsal öğretilerini yanlış algılayıp ters yorumladıklarını ortaya dökeceğiz...

 

Kutsal öğreti olan, Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an dilini ve uslubunu burada irdeleyerek, peygamberlerin , anlatım dilini ve ayetlerin gerçek anlamını doğru kavramak için, putperest Tapınakci dinçlik, den uzak , peygamber dilinde anlamak elzemdir..

 

Kutsal kitaplar daki, dinî öğreti, mecazi ve benzetme bir dil uslubu kullanılmıştır. Düz mantık ile, at gözlüğü takılmış bir bakış açısı, kutsal öğretileri doğru kavrayamaz, insanı yanlış yorumlara götürür. Tapınakçı ruhban sınıfı ve dinçlik, peygamber dilini ve kutsal öğretinin dilini anlamadı veya anlamak istemedi. Bu tutum , peygamber düşmanlığını, dinlere hurafe savsata rivayet imtasyon hadisler ile mitolojik dincilik putperest Tapınakci, baskıcı şeriat, kutsal öğretiye ters bir dinçlik ortaya çıktı...

 

Kuran'da " hırsızın elini kesmek," mecazi ve benzetme bir kavramdır. Ama dinçlik bu ayetin mecazi anlatım olduğunu görmedi, düz mantık ile aldığı anlamı gerçek sanarak, hırsızın elini kılıçla kesti, günah işleyeni ölümle cezalandırdı. Zina yapanı recm taşlayarak öldürdü. Kutsal yasanın dilini anlamadığı için, bu tür yanlış uygulamalar yaptılar, Siyasal dinçlik ile, insanlara zülüm yaptılar , kutsal öğretileri anlamadan, bir şeriat dinçlik yaratarak, insanları kâfir ve dinsizlik ile suçlayarak, insanları yargılayıp ve cezalandırdılar, halbuki böyle bir anlayış kutsal kitap lardan ve peygamber öğretilerinde yeri yoktur...

 

Hz. İsa Mesih, " Ben sizlere doğrusunu söyleyeyim" diye hitap eder. Sadece doğruyu söyler, sade bir dil ve bol benzetme ve mecazi anlatım kulanır. İsa peygamber, "ben sizi kurtarmaya geldim der, bana gelen kurtulur yaşam bulur" der " ben sağlamaları değil hasta olanları tedavi etmeye geldim" der. İnsanlara sevgi ve şefkat elini uzatır, isaya inanan ve iman eden , kurtulur, hastalıktan kurtulup şifa bulur, cin musalatında kurtulur, günah bataklığın da kurtulur yeniden yaşam bulur. İsa Mesih, ve diğer peygamberler, insanlara, sen günah işledin cezan ölüm dür demedi, sen farklı inançlara sahipsin, sen kafirsin deyip dışlamadı, sen bana inanmıyorsun, yerin Cehennem dır demedi. Kutsal öğretilerini mecazi ve benzetme bir dil ile anlatarak, sadece insanları kurtuluşa davet eti, Sevgi ile şefkat ile , insanlara zorla din dayatmadı. Zorla baskı ile ila ibadet edeceksiniz diye bir yaklaşım da bulunmadı...

 

Putperest Tapınakci siyasal dinçlik, kutsal öğretilerinin tam tersini yaptı, kutsal kitap ların, kutsal öğretinin dilini anlamadığı için, yanlış yorumlardan bulunarak, yanlış uygulamalar yaptılar, putperest Tapınakci dinçlik kapitalizm, dini sümürü düzeni elinde tutmak için, kutsal öğretilerin özerini örterek gizlediler, toplumlara gerçek peygamber ve kutsal öğretileri , yanlış öğretiler, kutsal öğretiye ters, mezhepçi ve tarikatçı, geleneksel, hurafe, savsata rivayet, imtasyon hadisler ile uydurulmuş dinsel kitaplar , yazdılar...

 

Uydurulmuş , mezhepçi dinçlik de, zina etmiş bir insanın cezası, recm taşlayarak öldürmek vardır. Ama böyle bir ceza uygulaması , kutsal kitap lardan ve peygamber öğretisinde yeri yoktur. Kur'an da recm taşlayarak öldürmek yoktur. İncil de yoktur. Zebur da yoktur. Tevrat da yoktur ama sonra da Tevrat da recm taşlayarak öldürmek ekleme, Yahudiler tarafından yapılmıştır. Günahın cezasını ancak Allah verir, bir insan bir insanın günah dan dolayı ceza veremez. Çünkü bütün insanlar günah işlemiştir. Kutsal kitap bunu söyler, Hz. İsa Mesih de, insanları günah dan kurtarmak için geldiğini söyler..

 

Kutsal kitaplardaki , dinlerde zorlama Baskı yoktur. İbadete zorla çağırma yoktur. Zorla baskı ile, dua okumak, ibadet etmek, Namaz, oruç, haça gitmek ve insanları zorlamak, ibadet etmeyeni öldürmek gibi uygulamalar, Kuran da yok, İncil de yok, Zebur da yok, Tevrat da yok. Hiçbir peygamberin dini öğretisinde yoktur. Kutsal öğretilerinin içerisinde böyle bir anlayış kesinlikle yoktur. Kutsal öğreti, böyle bir anlayışı rededer...

 

Mezhepçi tarikatçı geleneksel dinçlik de, Namaz kılmayanın cezası ölümdür der, ama Kur'an da Namaz kılmamanın cezası yoktur. Ama Namaz ile insanları kandırmanın cezası vardır. Kur'an da maüne süresinde yazar. Anlayacağınız, putperest Tapınakci dinçlik kapitalizm, Siyasal dinçlik, kutsal kitap lardan olmayan bir inançı zorla Baskı ile korku kültürü ile sizlerle dayatır. Kutsal öğretileri, ayetlerini bükerek, ekleme yaparak, içini boşaltarak yanlış yorumlayarak, zalim bir dinçlik ortaya çıkararak, bu dünyada insanlara bir cehennem hayatı yaşatır. Hurafe savsata rivayet imtasyon mitolojik masallar ile aldatıcı bir din yaratmaya , gerçek dinlerin amaçlarından saptırmaya neden olur....

 

Gerçek dinlerin, peygamberlerin kutsal öğretilerini doğru öğrenmek için, putperest Tapınakci, mezhepçi, tarikatçı geleneksel dinçlik den uzak durmak lazım, dinleri öz kaynaklarından , anlayarak , aklını kullanarak, kutsal öğretinin mecazi ve benzetme dilin uslubunu kavramak gerektiğini bilmemiz elzemdir...

 

                                          ( 17 Ocak 2022 )

 

                                          Hüseyin TURHAL

Devamı
ALEVİLİK DE AKIL TUTULMASI

ALEVİLİK DE AKIL TUTULMASI

Bu yazımızda yaşanan Alevilik içerisinde, Arap kültürü hurafeleri özerine sinmiş tozunu kaldırarak eliştiri bir yaklaşım ile irdeleyeceğiz, amacımız Aleviliğe leke düşürmek değil, yanlış ve Alevî özüne hakikatına ters düşen , sonradan eklenmiş hurafeler den ayıklamak tır...

Alevilik dünyanın yaratılışı ve insanın doğuşu ile başlar, Alevilik ışık ve hakikat akıl ve Sevgi özerinde Haktan gelip haka giden bir hakikat ve akıl yoludur..

Alevilik, Arap kültürü ile büyük bir erezyon ile asimilasyon ve hakiki özünden kopmalar meydana gelmiştir. Arap Yarımadasında İslam'ın doğuşu, Arapların kendi peygamberine ihaneti , Hz Muhammed,e yapılan zülümler , Alevilik dünyasını sarstmış tır. Bu nun nedeni , Alevilik felsefesin de , nerede bir mazlum haksızlığa uğramışsa , daima mazlumun yanında yer almasıdır...

Aleviler, Hz. Muhammedi ve onun Ehlibeytini sevdiği için, Kur'an'a ve Ehlibeyte sahip çıktığı için, büyük zülümlere uğradılar, işkence ve katliyamlar yaşadılar.. Araplar, kendi peygamberine ihanet ederek, peygamber soyunu kılıçtan geçirdiler, on iki imamları zalimce öldürdüler, Hz. Ali yı ve peygamber torunlarını hunharca katlediler.. Aleviler bu zülüme karşı durdukları için, Aleviler de tarihî boyunca zülüme uğradılar...

Bu gün Aleviler, cem evlerinde, Hz. Hüseyin de yardım istiyorlar, Hz. Ali den yardım istiyorlar, Cem evlerinde " sende medet ya Ali , sende medet ya Hüseyin" diye , çağrıda bulunurlar. Hz. Hüseyin Kerbela da , zalimlerin ordusunun karşısında kendini kurtaramadı, kendini koruyamadı, Hz. Ali kendini ve çocuklarını kurtaramadı. Seni nasıl kurtaracak? Kendini zalimlerin elinde canını kurtaramayan nasıl seni bu zalimler de kurtaracak ve koruyacak?, 1400 yıl önce zülüme uğramış ve kendini kurtaramamış bir kişide yardım dilemek akıl tutulması değil de nedir? Böyle bir anlayış akla ters değil midir? Ölmüşlerde medet umak şirk ve kendini kendini kandırmak değil midir?..

Alevilik, ışık tır, Alevilik akıl ve bilim ilim dır. Alevilik Sanat dır. Alevilik hakikat olduğu için, akıl ile hareket eder. İlimin, ışığın , gerçeğin peşinde gider.. 1400 yıl önçe , zülüme uğramış ve kendisini kurtaramamış , ölmüş insanlar da medet beklemek, keramet beklemek , Alevilik felsefesine ters dır. ..

Alevilik de "Ne ararsan kendinde ara " diyorsa , o zaman, kurtuluşu, medeti, kendinden ara, yani aklını kullan, özünde çözümü bul, 1400 yıl önce zülüme uğramış çaresiz ve kendini kurtaramamış bir kişide, yardım dilemek medet umak, dilek duaları dilemek hurafe savsata aldatmaca değilmidir? Hiç bir insan bir insana şefaat edemeyeceğine göre, sadece Allah dan yardım ve dilek murad dilenir. Ölmüş insanlar da yardım gelmez, Birlik dirlik beraberlik de kurtuluş ve hayat vardır... 

Alevilik bilim yoludur. Alevilik hakikat yoludur. Aleviliğin rehberi akıldır. İlim dır, Aklını kullanmak, birlik olmak, dirlik olmak, felsefesi insanı sevmek ve insana yardım etmektir. Ölmüş insanlar da, mezarda, türbede, ölüde yardım dilemek, medet umak, dilek dilemek, ölülerden yardım dilemek için dua okumak, Alevilik yol Erkanına ve felsefesine terstir...

1400 yıl önçe, siyasal din harekatı ve Arapların saltanat, hilafet koltuk sevdası için , birbirlerini zalimçe öldürmeleri, ve hata peygamberlerine ihanet etmeleri, bu zülüme karşı duyarsız kalmayan Alevilik , bu günde hala o acıları yüreğinde taşımaktadır. Ama Aleviler 1400 yıl önçe yaşamış Araplar yüzünden, bu gün kendilerini , mutsuz ve yas gözyaşı içerinde , kendilerini dünya nimetlerinden soyutlaması yersizdir. Çünkü Arap kültürü , Aleviliğin ışık nur dolu gözyaşına değmez...

Arap Yarımadasında, Alevilik inançı yoktur, Arap kültürün de, saz yok, semah yok, Alevilik felsefesi yoktur. Arap kültürü, Aleviliğe yaşam hakkı tanımamış. Bu Arapların Ali sinde ve Hüseyin'in de , Alevilere bir fayda gelmez, 1400 yıl önce de , bu Araplar da Alevilere fayda gelmemiş, bu gün de gelmez, yarın da gelmez, gelecek de de gelmez...

Araplar kendi peygamberine ihanet ederek peygamber soyunu kılıçtan geçirdiler, on iki imamları zalimce öldürdüler, Kur'an'ı yaktılar, İslam dinini Kerbela da kestiler, Kuran'da ki İslam'ı yok etiler, hurafe savsata rivayet imtasyon hadisler uydurarak peygambere iftira attılar, Kur'an dışı, saltanat hilafet koltuk saray yaşantısı ile, Emevi abasi dini uydurarak, yağma talan zülüm estirdiler...

Haktan gelen hakikat ile hakka giden o ışık nur yolu olan, Alevilik, Arap kültürün bataklığın da kurtulup, özüne dönmesi dileğimle....

 

                                              ( 16 Ocak 2022 )

 

                                              Hüseyin TURHAL

Devamı
KIYAMET KOPARAN BİR ŞARKI

KIYAMET KOPARAN BİR ŞARKI

Sanatçı Sezen Aksu, " şahane bir şey yaşamak" şarkısı, sosyal medya da , bomba etkisi yaratı, şarkıda , " selâm söyleyin o cahil Havva ile Adem'e " şarkı sözleri, sosyal medya da tepki çığ gibi büyüyor...

Bir şarkıda Hz. Adem ve Hz Havva ya cahil demek, dine hakaret sayan , fanatik dinçilerin hedefin de Sezan Aksu var. Çok büyük bir öfke ve sert bir tepki sosyal medya da çığ gibi büyüyor...

Bir şarkıda Hz Havva ile Hz. Adem'e cahil demek, dine hakaret mi? Böyle bir söyleyim, dine inança Zarar verir mi? Neden bu cahil sözü çok tepki aldı...

Hz. Adem ile Hz. Havva bildiğiniz gibi süten çıkmış ak kaşık değildir. Hz .Adem ve Hz Havva niçin neden cennetten kovuldu? Dürüst olduğu için mi yoksa cahilik ettiği için mi? Yoksa yediği naneler yüzünde mi? Bu Adem İle Havva neden cennetten kovuldu?...

Allah , Adem ile Havva yı yaratı ve Cennete koydu ve Adem'e birde Havva'ya dediki: "şu ağaç yaşam ağacıdır. Şu ağaç da yasak ağacı günah ağacı dır" dedi. " Sakın şu yasak olan ağacın meyvesini yemeyin dedi". Adem ile Havva , Allah'a , söz verdi o yasak ağacın meyvesini yememeye. Adem ile Havva cennet bahçesinde gezerken, yanına şeytan geldi, o yasak olan ağacın meyvesinde yemelerini söyledi. Adem ile Havva, Allah'ın sözüne uymayıp, şeytanın sözlerine uyarak, yasak olan ağacın meyvesinde yiyerek günahkar oldu. Ve cenneten kovulmasına sebep oldu. Şimdi önce Allah'a söz verip, o yasak olan ağacın meyvesinde yememeye, sonradan sözünden dönüp, şeytana uyup, o yasak olan ağacın meyvesinde yemeye , şimdi bu davranış cahilik değilde nedir?...

Bir şarkıda, Hz. Adem İle Hz. Havva ya cahil demesine verdiğiniz tepkiyi neden, kuran kurslarında, müslüman çocuklarına yapılan tecavüzlere tepki vermediniz? Kur'an kurslarında, tarikat ve cemaat yurdlarında, müslüman çocuklarına, taciz, tecavüz, baskı şiddet ve işkencelere neden tepki göstermediniz? Bir çocuğun baskıdan dolayı intihar etmesine neden sustunuz? Hırsızlığa, Haksızlığa, çoçuğa, Hayvana, kadına yapılan işkencelere neden tepki göstermediniz?

Binlerce imtasyon hadisler uydurarak, peygambere iftira atılan sahte hadislere neden sesiniz çıkmıyor? Hz. Muhammed dokuz yaşındaki kız çocuğuna nikah kıydı gibi ahlaksız iftira dolu, kitaplara neden itiraz etmediniz? Bu mu sizin din anlayışınız? 

Adem ile Havva ya cahil demesine , çok tokundu sizlere, Ama Kur'an kurslarında, tarikat ve cemaat yurdlarında, müslüman çocuklarına yapılan tecavüzlere, taciz, işkence, baskılar, nedense sizlere dokunmadı? Kur'an dışı, hurafe savsata rivayet imtasyon hadisler ile uydurulmuş mezhep ve tarikat cemaat inançları ile, müslüman çocukların beyni kürertirken, ilim den, bilim den, teknoloji ve sanatan geri kalmış bir müslüman toplumu yaratılırken, müslüman dünyası, yoksulluk işsizlik sefalet içinde, yaşarken, buna sesiniz ve tepkiniz çıkmıyor nedense?...

Cahil toplumlardan, medeniyet yoktur. Cahil toplumlardan sevgi, saygı, hoşgörü, şefkat yoktur. Cahil toplumlardan, sorunları anlayış içerisinde çözüm yoktur. Cahil toplumlardan, şiddet, nefret, kin, kibir vardır. Cahil toplumlardan, korku kültürü ve şiddet işkence, tehtit vardır. Cahil toplumlardan , sorunları kabakuvvet, küfür, hakaret, dövme, öldürme gibi eylemler vardır...

Dinî, dili, ırkı, inançı ne olursa olsun, saygı duymak, lazım, kim olursa olsun, cahil demek doğru değil, cehalete karşı cehalet ile karşılık vermek de cahilik dır...

Sevgi, saygı ve hoşgörü ile kalmanız dileğimle ...

 

                                               ( 17 Ocak 2022 )

 

                                              Hüseyin TURHAL

Devamı
İSLAM DA TARİKAT YOKTUR

İSLAM DA TARİKAT YOKTUR

 

  Tarikat ve cematlar bu gün ortaya çıkan bir olgu değildir. İslamiyet den önçe var olan Tapınak putperest uzantısı olan , yeni dinlerin maskesi altında, eski Atalarının inançlarını yaşatan tarihkat ların içyüzünü irdeleyelim. ..

 

Hiç bir peygamberin tarihkat ı yoktur. Hiç bir peygamber herhangi bir tarikata mezhep e bağlı değildir. Peygamber ler döneminde de, putperest Tapınak çı tarikat çılar vardı. Peygamber bu tür insanlarla mücadale eti...

 

Bu gün islam çoğrafyasından, yüzlerce tarikat ve cematlar var. Bunlar hepsi Müslüm görünsede, aksine hiç biri müslüman değildir. Çünkü tarikat çılar kur'an ı referans almazlar. Bunlar dini anlatırken, kuran Ayetleriyle konuşmazlar, bunlar dini 4 kutsal kitap lar dan anlatmazlar....

Tevrat, Zebur, İncil bozulmuş derler. Kur'an bozulmuş diyemezler buna cesaret etmedikleri için ançak siz kuranı anlayamasınız derler. İnsanları 4 kutsal kitaptan uzaklaştırarak, kendi Atalarının ortaçağın Putperest Tapınak mitolojik geleneksel inanç larını din diye insanlara anlatırlar...

 

Bu Tarihkat çı yöneticileri, kendilerine şehy , Dede , ermiş evliya , Keramet sahibi olarak tanıtırlar , çüpe sarık sakal bırakırlar, insanlara hurafe savsata rivayet geleneksel mitolojik dinsel mavallar , imtasyon hadisler ile, şeytan, cin masalları ile korku kültürü ile hayali cennet hüri ile insanlara hüküm ederler. ...

 

Bu tarikat şehyleri , Dedeleri, hepsi şeytanla, cinlerle, hüdam larla çalışır, büyü sihir yaparlar, bunlara kuran şeytan evliyaları diye tabir kulanır , bunlar Allah ile kul arasına girmiş, şeytan evliyaları dır. Bunlar Allah'ın Dinini eğerek bükerek parçalayarak, insanlara satarlar , din tiçaretini yaparlar. .. bunlar gerçek ilahi dinleri anlatmazlar. ..

 

Kur'an da mezhep yoktur , ama mezhepleri bu Tarikat çı lar içat eti , mezhep ler tarikat çı ların yorumudur. Alevilik, Sünilik, Şafilik, Şiilik bunlar hepsi Tarikat çıların dinsel yorumudur. Bu islam değil. Kuran daki islam bu değil. .. Alevilik, Sünilik, Şafilik, Şiilik bunlar da kur'anı referans almazlar , kur'an dışı kitapları var , ilmihal, rivayet, hadis ve tarikat şeyhlerin kitapları var , bunlara uyarlar. Eğer, Aleviler, Süniler, Şafiler, şiiler , bunlar sadece kur'na uymuş olsalardı bu gün ibadet şekilleri farklı olmazdı. Birbirlerini kafir gavur ilan etmezdi, birbirine düşman olmazlardı... eğer müslüman lar, kur'anı anlayarak okumuş olsalardı, farklı mezhep lere bölünmezdi...

 

Tarikat ve cematlar dan , Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an dan ayetler ile Din anlatmazlar, kendi şeytan evliyaların kitaplarında hurafe savsata rivayet imtasyon hadisler ile, kutsal kitap dışı, uydurulmuş şeytan cin peri dolu hikayeler anlatırlar. Uydurulmuş kerametler dolu mitolojik mavallar anlatırlar...

Bunlar farklı inançlara karşı kin nefret düşmanlık dolu . İnsanlar yetiştirirler ...

 

Bu tarikat çılar ,cematlerinde , sanata bilime teknoloji ye düşmanlar , Resime , hekele , müziğe , ilime , bilime , teknoloji ye düşmanlar , 4 kutsal kitap a düşmanlar, çoçuğa , kadına , hayvanlara düşmanlar. ..

Bunlar sır odasında , çoçuklara tecavüz ederler , vatana milette hıyanet zülüm ederler. ..

 

Bunlar cahil toplumlar özerinde, Tarikat - Siyaset - Ticaret ile , dinsel inanç sümürü ile zenginleşirler , bu dünyadan cennet misali bir hayat yaşarlar , yoksul ve cahil insanlara da hayali cennet hüri gılman satarlar...

 

Dini , Tarikat çı şehy , hacı hoca , dede den değil , kutsal kitap lar dan öğreniniz.. hiç bir şeh , hacı hoca Dede size şefeat edemez. Çünkü yalnız şefeat Allah dandır...

Müslümansan , Dinini Kur'an da öğren kur'anı anlayarak oku.. Hırıstiyan san. Dinini İncil den anlayarak oku... Allah'ın bütün dinlerini öğrenmek istiyorsan , anlayarak, Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an ı oku , akıl sözgeçinden geçir, iyi düşün doğruyu kendin aklıyla bul....

Şeytanların tuzağına düşme , şeytanlara yem olma....! TARİKAT, KUR'ANA BARİKAT DIR...

İslam'ın Tarikatı Tek kurandır 

İslam 'ın mezhebi Tek kur'andır

Mezhep, tarihkat ları bırakın..

Kur'anda birleşin...

Tek kurtuluş recetesi, kur'an ve kur'anı anlayarak okumak , aklını kulanmak ilimle bilimle sanat teknoloji ile uğraşmaktır...

 

                                        ( 4 Eylül 2020 )

 

                                   Hüseyin TURHAL

Devamı
DİNLERE KARŞI DEĞİLİZ AMA

DİNLERE KARŞI DEĞİLİZ AMA

 

      Yeryüzünde , taş devrinde tutun günümüze kadar binlerce din gelmiş geçmiştir. Hangi din ve inanç olursa olsun, karşı değiliz ama insana zarar veren bütün uydurulmuş dinlere karşı çıkmak insani görevimizdir...

 

Yeryüzünde, geçmiş tarihiye baktığımızda, çok tanrılı dinler, mitolojik dinler , ve tek Tanrıçılık , putperest Tapınakci dinçlik ile günümüze kadar, dine karşı din ve inançlar çatışması, insan oğluna zülüm den başka bir şey vermemiştir. Din adına savaş ve katliyamlar , işkence, zülüm,talan, yağma, Tanrılar adına, kardeş kardeşe karşı savaş , tarihler boyunca , putperest Tapınakci dinçlik ile sür gelmiştir..

 

Putperest Tapınakci dinçlik kapitalizm, her gelen peygamberleri dinsizlik ile suçlamış ve bütün peygamberleri öldürmüşlerdir, peygamber dini öğretilerini , değiştirerek, veya her gelen dinin içerisine kendi tapınak inançlarını yerleştirerek, yeni dinler maskesi altında , dini sümürü kapitalizm putperest dinçliği ile korku kültürü baskısı ile saltanat sürdürerek, yoksul sınıfını köleleştirmiş ve devlet yönetimlerini ele geçirerek, hükümdarlığını sürdürmüştür...

 

Uydurulmuş dinler, kaynağını karanlıkta besler, uydurulmuş dinler, hurafe, savsata rivayet, imtasyon hadisler ve mitolojik hikayeler ile yaşar. Uydurulmuş dinler, aklı ,bilimi, teknolojiyi, ve sanatı red eder. Uydurulmuş dinler de, sevgi yoktur. Şefkat yoktur. Merhamet yoktur. Uydurulmuş putperest Tapınakci dinler de korku kültürü vardır. İşkence ve zülüm vardır. Baskı vardır...

 

Putperest dinçlik, Tanrılar adına dinler uydurur, helal haram uydurur, insanlar arasına mezhep ayrımcılığı koyarak, insanı insana düşman eder. dini kullanarak, din ticareti yaparak, yoksul sınıfını sümürür.ve yoksuları mitolojik hikayeler ile uyutur...

 

Putperest Tapınakci dinçlik hala gönümüz de, mezhep ve tarikat cemaat maskesi altında yaşamını sürdürmektedir. Bu putperest dinçlik Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an bu dört kitabı red eder. Dinî bu dört kitab dan anlatmaz. Tevrat, Zebur, İncil bozulmuş der ve Kuran'ı da anlayamazsınız der. Dinleri bu dört kitaptan anlatmaz. Ayetler ile dini anlatmaz. Dinî hurafe savsata rivayet imtasyon hadisler ile anlatır, mezhep ve tarikat uydurmaları ile anlatır. Farklı inançlara kâfir ve gavurluk ile suçlar, insanlara zorla baskı ile korku kültürü ile din dayatır. Kendi dininde olmayan farklı inançlara dinsizlik ile suçlar ve din adına insanları öldürmek den sevap kazanacağını zan ederek, Din adına Tanrılar adına zülüm ve katliyamlar yapar...

 

Bu Ortadoğu'da ki dinler zinciri , insanlara göz yaşında başka bir şey vermemiştir. Yoksulluk, sefalet, zülüm, işkence, kin nefret , baskı korku vermiştir. Kölelik düzeni vermiştir. Aklı, bilimi, teknolojiyi, sanatı, üretimi ve özgürlüğü elinde almıştır... Bu dünya yı Cehennem azabına çevirmiştir. Bir Avrupa'ya bakın birde Ortadoğu'ya bakın, başka söze gerek varmı? Herşey ortada ...

 

İnançınızı, hurafe savsata rivayet imtasyon hadisler ve mitolojik hikayeler den temizleyiniz, dininizi softa bağnazlardan değil, dini Ana kaynaktan kutsal kitaplardan , anlayarak, sorgulayarak, Akıl ile öğreniniz. Yoksa her iki dünyanız Cehennem azabı olur ..

 

Ya dinleri kendiniz öğreneceksiniz, yada ömür boyu dinler ile sizleri kandırmaya devam edecekler...

 

Unutmayın, Din kapitalizm putperest Tapınakci dinçlik, sizlere gerçek dinleri öğretmez, onlar din ile sizleri sümürmek için, Din ile daima Sizleri aldatırlar...

 

                                             ( 13 Ocak 2022 )

 

                                            Hüseyin TURHAL

Devamı
ÖĞRENCİLERİ RAHAT BIRAKIN

ÖĞRENCİLERİ RAHAT BIRAKIN

 

    Eğitim sistemimiz de, öğrencilerimiz, korku kültürü ve şiddet Baskı altında bir eğitim görmektedir.

 

Okul da öğretmen baskısı, Evde Aile Anne baba Baskı, Cemaat yurdunda, korku dini Baskı, üç harfli TYT ve AYT kazık sorular ile çarpılma korkusu, öğrencilerin özerine karabasan gibi çökmüş durumda.. 

 

Böyle bir eğitim sisteminde, öğrenciler nasıl başarılı olunacak, bunca baskılar dan ve korku kültürü ve şiddet ile, öğrencilerin piskolojik olarak, bir çöküşün ortasında, nasıl verim alacaklar, nasıl başarılı olacaklar? Sevgi ve şefkatın olmadığı yerden , öğrenci nasıl özgüven kazanacak?..

 

Bir öğrencinin matematik dersinde iki kere iki dört ettiğini bilmediği için, o öğrenci ye , zayıf not vermek, o öğrenci yı başarısız ilan etmek, horlamak, o öğrencinin özgüvenini kırmak tır. Bir soruyu yanlış yaptığı için, azarlama, şiddet ile eğitme, öğrenciyi daha da başarısız kılar. Ezber eğitim, sisteminde, filozof çıkmaz, düşünmeyen, aklı etmeyen, sorgulamayan, üretemeyen, sadece papağan gibi ezberleyen bir öğrenci profili meydana çıkar...

 

Herkes okuyup memur olacak diye bir kaide yoktur. İlada sen okuyup mühendis olacaksın diye, dayatma bir anlayış, öğrenciye zarar vermekten başka işe yaramaz. Hiç bir öğrenci aptal değildir. Gerizekalı da değildir. Her bir öğrencinin , ayrı ayrı yetenekleri vardır. Önemli olan, çoçuğun yeteneklerini keşfetip, yetenek özerin de eğitim verilmelidir. Özel yetenekleri ön plana çıkartmalı ve yetenek özerin de, meslek edinmeli, üç harfli TYT ve AYT şeytan tuzaklı sınav ordadan kaldırılmalı, öğrencileri yetenek ve branş alanda mesleki eğitim vererek, okulu bitiren bütün öğrencilerin bir mesleği olmalıdır. Ve bütün öğrencilerin çalışacak bir ekmek parasını kazanacak iş ortamı hazır olmalıdır...

 

Üniversite yı kazanan öğrenciler, başka illerde okumak için gittiğinde, kalmak yeri yok, ev kiraları bahalı, öğrencinin parası yok, devlet yurtları yetersiz, ortada kalan öğrenciler, tarikat ve cemaat yurdlarında kalmak zorunda kalıyorlar, bu tarikat cemaat yurdları, cahilye devrinde kalan , putperest Tapınakci mitolojik dinçiliği, korku dinî kültürü zorla baskı ile öğrencilere, Kur'an da olmayan, Tevrat, Zebur, İncil den olmayan , hurafe savsata rivayet imtasyon hadisler ile uydurulmuş mezhep ve tarikat cemaat inançlarını zorla öğrencilere aşılamaktadır. Putperest Tapınakci mitolojik korku dinî masallar la , çocukların piskolojisini bozmaktadır.

 

Tarikat cemaat yurtlarında, çocuklara , piskolojik şiddet, fiziksel şiddet, tecavüz, öldürme gibi olaylar ve Dini Baskı, Cehennem ile korkutma ve korku kültürü ile çocuğu her işinde kullanma, gençlerin Özgür iradesini kırıp köleleştirme faliyetleri yaşanmaktadır. Özgür ve özgün düşünme , sorgulayan araştıran bir gençliğin yetişmesine büyük bir engel oluşmaktadır..

 

Sümürü din kapitalizm elini gençlerin, çocukların üzerinde çekmeli, Devlet çocukları, öğrencileri, tarikat cemaat ellerine bırakmamalı, devlet her ilde , öğrenci yurdu açmalı, öğrencilere sahip çıkmalı, sağlıklı ve doğru bilgi eğitimi verilmelidir...

 

Anne Babalar, çocuklarına baskı şiddet den vazgeçmeli, sevgi ve saygı şefkat ile çoğuna ilgilenmeli , çocuğu aşağılama yerine, Moral destek vermeli, özgüven kazandırılmalı, sen başaracaksın demeli, sınavı kaybettin diye üzülme, tekrar baştan çalış, kazanacaksınız deyin. Başarıya giden yol sevgiden geçer..

 

Öğrencileri rahat bırakın, kendi yolunu kendileri seçsinle...

 

Çağdaş, modern, yetenek branş mesleki bir eğitim, düşünen sorgulayan araştıran bilimsel bir eğitim sistemi dileğimle...

 

                                        ( 12 Ocak 2022 )

 

                                         Hüseyin TURHAL

Devamı
OKULLARDA DİN EĞİTİMİ Mİ DEDİN

OKULLARDA DİN EĞİTİMİ Mİ DEDİN

 

     Bu yazımızda okullar da dini eğitimi konusunu buradan irdeleyerek, gerçekten din eğitimi mi veriliyor, yoksa kindar eğitimimi veriliyor, bu konuyu buradan irdeleyeceğiz...

 

Din eğitimi dedinmi, yeryüzünde ki gelmiş geçmiş bütün dinleri kapsaması gerekiyor. İlkel dinlerden tutun , beşeri, semahi dinlere kadar bütün dinleri araştırmalı ve incelemelidir. Okullar da sadece bir dini bir inançı bir mezhebe dayalı bir din eğitimi dayatılması dini ahlakı acısından nekadar doğrudur?...

 

Bu gün Türkiye okulların da , çocuklara dayatılan din dersleri, sadece bir mezhebe dayalı , hurafe savsata rivayet imtasyon hadisler mitolojik bir dinçlik eğitimi verilmektedir. Okullar da öğretilen din, Kur'an daki gerçek İslam da uzak, sadece Uydurulmuş bir mezhep inançı, çocuklara aşılamakta, diğer farklı inançlara karşı , kindar bir nesil yetiştirmek de, farklı inançlara kâfir ve gavur denilmektedir. Böyle bir din dersi, Ahlâk din kültürü eğitimi olabilirmi?..

 

Böyle bir din eğitimi, din, inanç özgürlüğüne ters değilmi? Devletin eliyle böyle bir din anlayışı dayatılması, laiklik ilkesine ters düşmüyormu? Neden bütün inançları, bütün dinleri eşit bir şekilde öğretilmiyor? Sadece bir mezhebe dayalı inanç dayatılıyor...

 

Yeryüzünde, putperest dinler var, ilkel dinler var, yahudilik, Musevilik, Hrıstiyanlık, Müslümanlık, Zerdüştlük, ve daha sayamadığımız yüzlerce din var, mezhep ve tarikat cemaat var. Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an dini kitaplar var. Türkiye de sadece müslümanlar var değil, Türkiye Cumhuriyetin vatandaşı olan Anadolu halkı çok farklı inançlara sahip, Hrıstiyan Türk vatandaşı var, yahudi Türk vatandaşı var, Musevi Türk vatandaşı var, Ateist Türk vatandaşı var, farklı farklı inançlar mezhepler var. Bu farklı inançlara sahip vatandaşa, tek bir mezhebe dayalı dini inanç dayatılması doğrumudur?...

 

Okullar da din dersi diyorsunuz, peki okullar da , Musevilik, Hrıstiyanlık, Müslümanlık, Zerdüştlük dini anlatılıyormu? Okullar da Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an bu kitapların içeriği öğretiliyor mu? Alevilik, Şafilik, Şiilik, ve Katolik mezhepler, Ateist ve deist lik anlatılıyormu? Bütün dinleri ve inançları anlatılıyor mu? Neyazıki din derslerin de bütün dinlere ve inançlara yer verilmiyor... Din maskesi altında, mezhepler, inançlar arasında kin, nefret, düşmanlığı ve farklı inançlara kâfir ve gavur ile, insanlar arasında kindar farklı inançlara düşmanlığı aşılamaktadır. Bu mudur din kültürü ahlak bilgisi?..

 

Din kültürü ahlak bilgisi eğitimi dedinmi, bütün dinleri ve inançları, mezhep ve tarikat cemaat inançlarını doğru bir şekilde, tarafsız, öğretilmelidir. Hiç bir vatandaşa, inanç dayatılmamalı, Devlet dinler konusunda tarafsız olmalı, bütün inançların bir arada kardeşçe yaşamak için, din, inanç özgürlüğünü ve laiklik ilkesini uygulamalı, inançlara baskı yapılmamalı, herkes kendi inançını kendi yaşam alanında yaşamalı, din, inanç, mezhep düşmanlığı, kâfir, gavurluk , kin, nefret idolojisi ortadan kaldırmalı, bütün dinler birbirine barışık olmalıdır. Sevgi ön plana çıkmalıdır...

 

Dinden, inançtan zorlama olmamalıdır. İsteyen ibadet eder, isteyen etmez kime ne? İsteyen namaz kılar , isteyen kılmaz kime ne? İsteyen oruç tutar, isteyen oruç tutmaz kime ne? Herkesin inançı, ibadeti, sevabı günahı kendisine, bundan kime ne? Kimseye zarar vermeden ibadetini yap, inançını yaşa kim sana ne diyecek? İster kiliseye git, ister camiye git, ister cem evine git. Yeterki başkasının inancına karışma, inançını başkasına dayatma, farklı inançlara kâfir ve gavur deme , dini kullanarak İnaç sümürü ve sahtekârlık, dolandırıcılık yapma, dinî kullanarak insanları aldatma, inancını adam gibi yaşa kim sana ne diyecek?..

 

Okullar da bütün dinlere ve inançlara , mezheplere yer verin, bütün dinleri doğru anlatın, öğretin, ama insanlara zorla din dayatmayın, İnaç baskısından vaz geçin, dinlerin içindeki korku ve şiddet kültürü kaldırın, Tanrı sevgisini öğretin, çocuklara din dayatmayın, çocukların önüne bütün dinleri koyun ve öğretin, çocuklar büyüdüğünde , kendi inançını kendi iradesiyle seçsin..

 

Bir insan Kendi inançını söylemekten korkuyorsa, dinler ve mezhepler birbirine düşman ise , orada Allah'ın dini yoktur. Orada hurafe, savsata, rivayet, imtasyon hadisler, putperest Tapınakci dinçlik var, Din kültürü ve ahlak bilgisi yok, kindarlık var , bağnazlık var zalimlik var demektir..

 

                                           ( 11 Ocak 2022 )

                                          Hüseyin TURHAL

Devamı
OKULLARDA DİN EĞİTİMİ Mİ DEDİN

OKULLARDA DİN EĞİTİMİ Mİ DEDİN

Bu yazımızda okullar da dini eğitimi konusunu buradan irdeleyerek, gerçekten din eğitimi mi veriliyor, yoksa kindar eğitimimi veriliyor, bu konuyu buradan irdeleyeceğiz...

Din eğitimi dedinmi, yeryüzünde ki gelmiş geçmiş bütün dinleri kapsaması gerekiyor. İlkel dinlerden tutun , beşeri, semahi dinlere kadar bütün dinleri araştırmalı ve incelemelidir. Okullar da sadece bir dini bir inançı bir mezhebe dayalı bir din eğitimi dayatılması dini ahlakı acısından nekadar doğrudur?...

Bu gün Türkiye okulların da , çocuklara dayatılan din dersleri, sadece bir mezhebe dayalı , hurafe savsata rivayet imtasyon hadisler mitolojik bir dinçlik eğitimi verilmektedir. Okullar da öğretilen din, Kur'an daki gerçek İslam da uzak, sadece Uydurulmuş bir mezhep inançı, çocuklara aşılamakta, diğer farklı inançlara karşı , kindar bir nesil yetiştirmek de, farklı inançlara kâfir ve gavur denilmektedir. Böyle bir din dersi, Ahlâk din kültürü eğitimi olabilirmi?..

Böyle bir din eğitimi, din, inanç özgürlüğüne ters değilmi? Devletin eliyle böyle bir din anlayışı dayatılması, laiklik ilkesine ters düşmüyormu? Neden bütün inançları, bütün dinleri eşit bir şekilde öğretilmiyor? Sadece bir mezhebe dayalı inanç dayatılıyor...

Yeryüzünde, putperest dinler var, ilkel dinler var, yahudilik, Musevilik, Hrıstiyanlık, Müslümanlık, Zerdüştlük, ve daha sayamadığımız yüzlerce din var, mezhep ve tarikat cemaat var. Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an dini kitaplar var. Türkiye de sadece müslümanlar var değil, Türkiye Cumhuriyetin vatandaşı olan Anadolu halkı çok farklı inançlara sahip, Hrıstiyan Türk vatandaşı var, yahudi Türk vatandaşı var, Musevi Türk vatandaşı var, Ateist Türk vatandaşı var, farklı farklı inançlar mezhepler var. Bu farklı inançlara sahip vatandaşa, tek bir mezhebe dayalı dini inanç dayatılması doğrumudur?...

Okullar da din dersi diyorsunuz, peki okullar da , Musevilik, Hrıstiyanlık, Müslümanlık, Zerdüştlük dini anlatılıyormu? Okullar da Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an bu kitapların içeriği öğretiliyor mu? Alevilik, Şafilik, Şiilik, ve Katolik mezhepler, Ateist ve deist lik anlatılıyormu? Bütün dinleri ve inançları anlatılıyor mu? Neyazıki din derslerin de bütün dinlere ve inançlara yer verilmiyor... Din maskesi altında, mezhepler, inançlar arasında kin, nefret, düşmanlığı ve farklı inançlara kâfir ve gavur ile, insanlar arasında kindar farklı inançlara düşmanlığı aşılamaktadır. Bu mudur din kültürü ahlak bilgisi?..

Din kültürü ahlak bilgisi eğitimi dedinmi, bütün dinleri ve inançları, mezhep ve tarikat cemaat inançlarını doğru bir şekilde, tarafsız, öğretilmelidir. Hiç bir vatandaşa, inanç dayatılmamalı, Devlet dinler konusunda tarafsız olmalı, bütün inançların bir arada kardeşçe yaşamak için, din, inanç özgürlüğünü ve laiklik ilkesini uygulamalı, inançlara baskı yapılmamalı, herkes kendi inançını kendi yaşam alanında yaşamalı, din, inanç, mezhep düşmanlığı, kâfir, gavurluk , kin, nefret idolojisi ortadan kaldırmalı, bütün dinler birbirine barışık olmalıdır. Sevgi ön plana çıkmalıdır...

Dinden, inançtan zorlama olmamalıdır. İsteyen ibadet eder, isteyen etmez kime ne? İsteyen namaz kılar , isteyen kılmaz kime ne? İsteyen oruç tutar, isteyen oruç tutmaz kime ne? Herkesin inançı, ibadeti, sevabı günahı kendisine, bundan kime ne? Kimseye zarar vermeden ibadetini yap, inançını yaşa kim sana ne diyecek? İster kiliseye git, ister camiye git, ister cem evine git. Yeterki başkasının inancına karışma, inançını başkasına dayatma, farklı inançlara kâfir ve gavur deme , dini kullanarak İnaç sümürü ve sahtekârlık, dolandırıcılık yapma, dinî kullanarak insanları aldatma, inancını adam gibi yaşa kim sana ne diyecek?..

Okullar da bütün dinlere ve inançlara , mezheplere yer verin, bütün dinleri doğru anlatın, öğretin, ama insanlara zorla din dayatmayın, İnaç baskısından vaz geçin, dinlerin içindeki korku ve şiddet kültürü kaldırın, Tanrı sevgisini öğretin, çocuklara din dayatmayın, çocukların önüne bütün dinleri koyun ve öğretin, çocuklar büyüdüğünde , kendi inançını kendi iradesiyle seçsin..

Bir insan Kendi inançını söylemekten korkuyorsa, dinler ve mezhepler birbirine düşman ise , orada Allah'ın dini yoktur. Orada hurafe, savsata, rivayet, imtasyon hadisler, putperest Tapınakci dinçlik var, Din kültürü ve ahlak bilgisi yok, kindarlık var , bağnazlık var zalimlik var demektir..

 

                                           ( 11 Ocak 2022 )

                                          Hüseyin TURHAL

Devamı
UĞUR MUMCU

 

 

 BULUNMAZ 

 

Durmadan gerçekleri yazan, 

Bir Uğur Mumcu bulunmaz. 

Karanlıklar ışık yakan, 

Bir Uğur Mumcu bulunmaz. 

 

Ak dağlara kar yağsa bile, 

Eriyip su olsa bile, 

Yüz bin yazar doğsa bile, 

Bir Uğur Mumcu bulunmaz. 

 

Orhan dememiştir dama, 

Asla pes etmedi gama, 

Yazı yazan çıkar ama, 

Bir Uğur Mumcu bulunmaz. 

 

Mürekkep içti kana kana, 

Hiç ermedi derdi sona, 

O 'nun gibi halktan yana, 

Bir Uğur Mumcu bulunmaz. 

 

Zalime baş kaldıracak, 

Halka huzur bulduracak , 

Bu boşluğu dolduracak, 

Bir Uğur Mumcu bulunmaz. 

 

TURHAL 'iyem yanıyorum, 

Ben o dostu arıyorum, 

Dostlar size soruyorum, 

Bir Uğur Mumcu bulunmaz. 

 

           ( 24 Ocak 2003 )

 

           Hüseyin TURHAL

Devamı
CHP YILDIZINI YÜKSELTEN LİDER

CHP YILDIZINI YÜKSELTEN LİDER

 

   CHP partisi kan kaybederken, Hızır gibi yetişen , Kemal Kılıçdaroğlu , kadrosu ile CHP yıldızını yükselterek, Türkiye de bir umut ışığı meşale gibi yaktı...

 

Soyu pak Ehlibeyt soyunda gelen, Atatürk ışığı ile donanmış , pir Kemal Kılıçdaroğlu , Türkiye'nin tek kurtuluş reçetesi oldu. CHP yıldızını yükselterek bir umut ışığı oldu ve olmaya devam ediyor...

 

Türkiye de, işsizlik, yoksuluk, Ekonomi çöküntü, Tarım, hayvancılık , Esnaf , köylü, öğrenci, çiftçi, sorunları bir dağ gibi enkaza dönüşmüş, zamlar üstüne zamlar ile milletin beli bükülmüş, halk giderek yoksullaşmış, Türkiye'nin dört bir köşesinden , vatandaş tek kurtuluş umudunu CHP den yana bir umut ışığı ile umudu Kemal Kılıçdaroğlu dan buldu.

 

Sokakta yaptığımız araştırmalar, yapılan anketler, halk , kurtuluş yolunu , tek çare CHP diyorlar, kemal Kılıçdaroğlu'nun yaptığı dürüst siyaset ve doğru politikaları, CHP partisini adım adım iktidara doğru gidiyor...

 

Kuvayimiliye ruhunu taşıyan, Atatürk devrimlerin ışığını rehber eden, Akıl bilim ve çağdaş eşit paylaşım, adil ve Aydınlık bir Türkiye ilke eden Kemal Kılıçdaroğlu halkın kalbinde taht kurdu, ezilmişlerin tek kurtuluş çaresi ve umudu oldu ve olmaya devam ediyor.

 

Asil kuvayimiliye ruhu, Atatürk güneşi, Kemal Kılıçdaroğlu iktidara doğru gümbür gümbür geliyor, Kemal Kılıçdaroğlu varsa, CHP de umut var. Yeni Aydınlık bir Türkiye medeniyeti CHP ile geliyor, karanlığa doğan güneş doğuyor 

CHP yıldızı yükseliyor.

 

 

                                            ( 10 Ocak 2022 )

                                            Hüseyin TURHAL

Devamı
KÜLTÜR MİRASI YOK ETİK

KÜLTÜR MİRASI YOK ETİK

Bu yazımızda, Dede , Nine ve ecdadımız dan kalan kültür mirası nasıl yok ettiğimizi buradan irdeleyeceğiz...

Dedemiz den ve dedemizin babasından, kalan, günlük yaşamında kullandığı bir eşya, bir kitap, bir tablo, bir resim, bir araç gereç elimizde yok, giyim kuşam da kullandığı bir giyis elbise , ayakkabı yok. Ninelerimizin, büyük Annelerimizin gençlik yıllarında kullandığı takılar , bu gün elimizde yok. Dedelerimizin geçmiş yaşamın da elimizde somut bir belge yok, bir hatıra yok , çünkü dede baba mirasını yok etik.  

Anadolu'nun her köşesinde , olduğu gibi, Dede ecdad kültürüne sahip çıkmak bir anlayış yok oldu. Bir ailede , dedesi öldüğünde, daha kırkı çıkmadan, dedesine ait bütün eşyalarını ya birine verirler, yada çöpe atarlar, yada hurda olarak eskiçiye hurdacıya verirler. Evin içinde ölüye ait tek bir eşya bile bırakmazlar. Babası mı vefat etti, babasına ait ne eşya varsa, yok ederler, Ninesi mi vefat etti, ninesine ait eşyalarını, ya birine verirler yada çöpe atarlar yada hurda olarak eskiçiye hurdacıya verirler. Bu şekilde ecdad kültür mirasını yok ettiler. Aslında buradaki ölmüş dedesinin eşyalarını evinin dışına atmak, yok etmek, çöpe atmak, mitolojik hurafe savsata inançlar dan dolayı kaynaklanmaktadır. Anadolu da şöyle bir inanç anlayışı var, ölen bir insanın eşyasını evinin içinde çıkartmasanız , ölen adamın ruhu gelir o evinin içinde dolaşırmış, ölen adamın ruhu tekrar evine gelmesin diye, evin içinde ki ölüye ait bütün eşyalarını yok ediyorlar...

Hurafe savsata rivayet cehalet kültürü yüzünden, ecdatımızın kültürünü yok etik. Bu gün Dede Nine, üç beş kuşağa ait Bilgi kültür, günlük yaşamında kullandığı araç gereçler yok. Sofrasında kullandığı tabak, kaşık yok, Özel günler de kullandığı takılar yok, giyim kuşam aksesuar eşyaları yok, o dönemde okuduğu bir kitap yok, evine astığı bir tablo resim yok. Çünkü hepsini çöpe atık, eskiçiye ve hurdacıya verdik ..

Bu gün , Dedelerinz de kalma, bir kitap, bir tablo resim, bir saat, bir tesbih, bir avuç para, Ninelerinizde kalma , gençlik yıllarında kullandığı takılar olsa, günlük yaşamında kullandığı araç gereçler olsa, dedenizin dedesinde kalma eşyalar olsa nasıl olurdu? Bu gün tarihî değeri biçilmez antika eser olurdu. Bu gün elinizde ecdadınızın mirası , zengin bir kültür hazinesi olarak olacaktı, kendi kültürünüzü yaşam biçiminizi , öz benliğinizi kaybetmeyecktiniz.

Dedeniz ve babanız öldüğünde, daha kırkı çıkmadan, dedenize ve Nine babanızdan , kalan o eski eşyaları , çöpe attığınız, eskiçiye verdiğiniz , tozlu bir kitap, eskimiş bir tablo, ve eşyaları bu gün Antikacılar dan milyon dolarlara satılmaktadır. O eskiçiye verdiğiniz el dokumalı halılar varya zengin antikaçı koleksiyoncuların evininde sergilenmektedir.

Dedeniz den kalma toz tutmuş, içi bilgi hazinesi dolu kitapları, sobadan ateş ile yaktınız ya işte bu gün, cehalet içerisinde, yoksulluk işsizlik sefalet ve kendi öz kültürünü kaybetmiş ve geçmişini unutmuş , geleceğini görmeyen kültür erezyona uğramış çaresiz bir şekilde ordadan kalmanın nedeni budur işte...

 

                                           ( 10 Ocak 2022 )

 

                                         Hüseyin TURHAL

Devamı
TILSIMLI MUSKALARIN KÖKENİ

TILSIMLI MUSKALAR IN KÖKENİ

Muskalar bu gün ortaya çıkan bir olgu değildir. kökeni ta insanlığın doğuşuyla başlar, ilkel çağlardan tutun , günümüze kadar gelen , kütü ruhlar dan negatif enerjiden, Nazar göz değmesinden , büyüden , cin musalatından , ifrit şeytanlar dan ve belalardan , bedualardan korumak için özel hazırlanmış tılsımlı vefkler dualar yazılardır...

Bu tılsımlı muskalar, kadim tarihin her devirden insan oğlu kütü ruhlar dan korunmak için , belaları def etmek için , cin şerinden korunmak için , göz nazardan korunmak için , bu tılsımlı muskalarla kendilerini korumaya almışlardır..

Bu tılsımlı vefkler, dualar muskalar, Hitit, Urartu, Roma, Sümer, Babil ve daha eski uygarlıklardan karşımıza çıkmaktadır... Arkeoloji kazılardan, elden edilen bulgulardan, Hitit, Sümer, Babil, Roma dönemine ait tılsımlı kolyeler bulunmuştur , özerindeki yazılar hala anlaşılmamıştır.. gizli şifreli sözcükler harfler sayılar ile çizilmiştir. ...

Antik çağlardan , bakım kitapları , Astroloji ve yıldızname, Güneş ilmi ve HAVVAS ilimleri geçmişi kadim kültürlere dayanmaktadır, Remil ilmi Hz. Adem ile başlar, Kadim Musa Tevrat dan ve bir çok geçmiş peygamber kalemleri tılsımlı vefkler taploları bu konudan yazıları vardır, bu ilmin babası Hz. Süleyman dır. Hz. Süleyman nın cin ve Şeytanlar karşı ilahi tılsımlar vefkler i esmalar, duaları , meşhur taplo kalemleri vardı....

Hz. Musa , Hz. Davut, Hz Süleyman, Hz. İsa ve Hz. Muhammed Allah'ın verdiği ilimle , verdiği ilahi dualar, tılsımlı vefkler, esmalar, ile Şifa dağıtırlardı . Negatif enerji, büyü, cin musalatı, Göz Değmesi Nazar, Kütü ruhlar a karşı koruma işlemleri yaparlar dı ve tıp hastalıklara karşıda şifalı bitkilerden, reçeteler hazırlarlardı bunun ilk örneği Hz. Lokman dan görmekteyiz...

Büyü ilmi ile uğraşan bu ilme iyi vakıf olan , yahudiler, Süryaniler den de görmekteyiz, cinlere hüküm edip , işlerinden kulandılar , kadim mısır tapınak kahinleri , büyü , sihir ve cinler alemi ile iççedirlerdi....

Büyü yapmak cinler ve şeytan yardımı ile yapıldığı için , kutsal kitaplardan yasaklanmıştır , büyü yapan ve yaptıran Allah tarafından naletlidir. .. başkasına zarar vermek amaçlı yapılan büyüler, kim o büyüyü yaparsa Naletlenir ve başına belalar gelir. ...

Muskalar, büyüye karşı , cin şeytan musalatına karşı, Göz Nazarına karşı ve Negatif enerji ye karşı özel günlerden beli zamanlardan , beli tütsüler den geçirerek ve kutsal kitap lardan Dualar, Esmaları beli bir formüller den geçirerek, Allah izniyle, kutsal ayetlerin , Duaların Hüdamları , Melekleri, Rabbani cinlerinde yardım alma işlemleridir....

Bu muska ilmi tüm kadim kültürlerde olduğu gibi , tüm ilkel ve ilahi dinler den olduğu gibi , Musevilerden , Hırıstiyanlık dan olduğu gibi İslam dininde de vardı...

Kur'anı kerim bir öğüt kitabı diğer iç batini tarafı şifa kaynağıdır. sırı esrar dır. Çifir EBCED ile yazılmış hurifi gizli ilimler barındırır. Kur'anı Havvas ile şifa tağıtan ilk Hz. Muhammed ve Hz. Ali dir . daha sonra Hz. İmam Caferi Sadık ve daha sonra Muhidin Arabi, Hüseyin'i Halacı Mansur, İmamı Gazali , ve bir çok islam Alimi bu ilimle uğraşmıştır...

Hz. İmamı Caferi sadık Yıldızname bakımı kitabını yazarken, kuranı ve diğer geçmiş peygamberlerin kalemlerinden faydalanarak hazırlamıştır , baştan Hz. Süleyman'ın tılsımlı vefkler dualar taploları ve Hz. İsa Ruhani Azmetli Duaları ile cifir simya ilmiyle Ebcedle vücuda getirmiştir..

Bu ilim cifir ve ebced ile şifrelenmiş , gizlenmiş bir ilimdir....

Bu ilim çok gizli tutulduğu için , herkese öğretilmediği için , hep unutuldu ve yok oldu . Geçmişteki savaşlardan kitaplar yakıldı yok edildiği için bu ilim yarım yamalık gönümüze kadar geldi... bü gün bu ilmi ançak binden biri yarım yamalak bu ilme vakıf dır....

 

   

                                    ( 14 Nisan 2019 )

 

                                  Hüseyin TURHAL

Devamı
KUR'ANIN YASAKLADIĞI NAMAZ

KUR'ANIN YASAKLADIĞI NAMAZ !

İslam Dini Doğmadan önçede Namaz vardı . ilk Namaz Hz. İbrahim Dini olan sabi Dininde vardı. Biz bu makalemizden, Kur'anın yasakladığı, Mekke müşriklerin, Tapınaklardan putlara kıldığı Namazı ve Kur'an daki değilde , Kur'an dışı Namazı, sizlere paylaşacağız. ..

Mekke müşrikleri, bazı putlar yapmışlardı , kendileri ile Allah arasına putları aracı olarak kullanıyorlardı . putların önünde secdeye varıyorlardı , putlar aracılığıyla Allah'a ulaşacaklarına inanıyorlardı. Ve putlara Namaz kılıyorlardı...

Mekke müşrikleri, gösterişli, Riya Namazı kılıyorlardı, Hz. İbrahimin getirdiği Namaz değil kendi kafalarına uydurdukları bir Namazları vardı . Tapınaklarda, putlarına Namaz kılarlardı ve Namaz çıkışında , yoksulu, yetimi ezerlerdi , yetimin mallarını talan ederlerdi. Kendi inançından olmayan insanlara saldırırlardı. İnsanları kendi Tapınaklarına zorlarlardı. ...

Hz. Muhammed ( S.A.V ) bu Mekke müşriklerine , bu kıldığınız Namaz değildir , bu yaptığınız doğru değildir , Gelin kur'andaki Namazı kılın , Kur'an daki ibadeti yapınız dediğinde , Mekke müşrikleri , peygamberi , Dinsiz olarak suçladılar, Deli olmuş dediler , bizim Tanrılarımıza karşı geliyor diyerek dışladılar, taşlamakla tehtit etiler....

Bu müşrikler kıldığı Namazı Kur'anı Kerim MAÜN SÜRESİ 7 AYETLE bildiriyor, bu Sahte Namazı naletliyor.... Müslümanları bu konudan uyarıyor..

Mekke'de Nazil olan Maüne süresi 7 Ayeti :

1. "Gördün mü, o dini yalanlayanı?"

2. "O'dur ki, işte yetimi itip kakar,"

3. "Yoksulu doyurmaya teşvik etmez."

4. "Vay haline, o namaz kılanların,"

5. "Ki onlar, namazlarında gaflet içindedir 

( yanılgıdadır) ler."

6. "Onlar ki, ( Namazları yla insanlara gösteriş yapmaktadırlar; "

7. "Ve yardımlığı sakınırlar ( zekatı vermezler)."

Mekke müşrikleri, kur'an ve islam dinini yalanlıyordu , kur'ana inanmıyordu , yoksulu garibana yardım etmiyordu , yetimleri eziyordu ve mabetlerinde de , ve sokakta da gösterişli, iki yüzlü riyakar, ibadet ediyordu , halka karşı putlarına, secde ediyorlardı... Tapınaklarında Hz. Muhammed 'e ve Kur'an Ehli-Beyti ne Naletler okuyorlardı....

Bu Mekke müşrikleri, sonradan biz müslüman olduk deselerde , gercekten müslüman olmadılar, müslüman görünümlü ve islam maskesi altında daima , İslâm Dinine fitne fesat soktular... Hz. Muhammed 'in soyuna zülüm etiler, kılıç ları yla kur'an sayfalarını parçaladılar....

Hz. Muhammed Kur'an Ayeti yle, Müşriklerin, gösterişli, Riya kar Sahte Namazını yasaklamıştır. Gösteriş, Riya dolu İbadetler müşriklerin ibadeti olduğunu bu ibadet Allah için olmayıp , sadece dünya menfat çıkar için olup , yoksula, yetime garibana yardım sağlamayan , Hak için olmayan Gösterişli Riya Naletli Şeytan ibadeti olduğunu, Maüne Ayeti yle beyan etmiştir. ...

Başka bir makalemizden, Kur'an dan Gercek Hakiki Namazın içyüzünü sizlere, Kur'an Ayeti ışığından paylaşacağım....

Kıldığınız Namaz , yaptığınız ibadetler , kur'andaki Namaz gibi olsun... Gercek Dininizi Kur'anda öğrenmeniz dileğimle. ...

Müşriklerin Namazından uzak durun! Namazınız Kur'andaki Namaz olsun...

 

                                       ( 21 Nisan 2019 )

 

                                      Hüseyin TURHAL

Devamı
DUA NEDİR?

DUA NEDİR? 

Bu makalemimizden, Dua hakında, ve Dua nın özünü sizlere paylaşmaya çalışacağım. Dua Nedir peygamberler nasıl Dua ederdi bu konuyu irdeleyelim...

Dua: bir insanın Allah ile iletişim aracıdır. Dua ile Allah ile konuşmak yani yalvarmak, çağırmak, yardım istemek Anlamına gelir. Dua ile , Ruhani varlıklardan ve Meleklerden , Hüdamlardan , Allah'ın izniyle yardım istemek, çağrı dan bulunmak , hata cinler ile temasa geçmek kadar geniş derin bir araçtır Dualar...

İnsanların , Allah ile iletişime geçmek için bazı özel Duaları , Cenabı Allah peygamber aracılığıyla insanlara göndermiştir. Bu Dualar ile Allah'a yalvarmak, istekten bulunmak, manevi sıkıntısının şifasını istemek gibi ve farklı taleplerde bulunmak , ilahi varlıklardan yardım istemek, iletişime geçmek gibi özel hazırlanmış dualardır...

Bazı dualar , beli bir zamanda belirli sözcükler yan yana getirerek, tılsımlı ve negatif pozitif enerji lerle dolu Azmetli, kalıplaşmış Dualar da vardır , bu Dualarla, Ruhani varlıklarla iletişime geçmeye yarar . cin davetleri , Hüdam Davetleri, Ruh çağırma , Melekler çağırma gibi.

Peygamberler nasıl Allah'a Dua ettiklerini ve istekte bulunduklarını, tam doğru olarak bilinmemektedir. Bunun nedeni Duaların , gizliçe yapılması, Riyadan gösterişten uzak tena bir yerden yapılmasındandır.

Hz. İsa Allah'dan birşey istediğinde, veya bazı isteklerin de bulunacağı zaman, insanlardan uzaklaşıp, yüksek bir dağa çıkardı, oradan Dua dan bulunurdu , bunun aynısını Hz. Musa dan da görmekteyiz, Hz. Musa da Sina , Tur Dağına çıkıp , Dua ile Allah'a iletişime geçerdi. Hz. Muhammed de Hira Dağına çıkıp, gizliçe Hira Mağarasından, Dua ederdi....

Bir insan, üstü başı temiz ve temiz pak mekanlardan , Tena bir yerden elini semaya acıp , içinde geldiği gibi , Dua edebilir , istekten bulunabilir. Veya kutsal kitap lardan ayet okuyarak, da Dua edebilir....

Kalıplaşmış, hazır Duaları bilmiyorsanız, İçinizde geldiği gibi Dua okuyabilirsiniz, örnek verelim şöyle diyebilirsiniz.:

" Yarab Halimi görüyorsun , elimi acıp sana yalvarıyorum , benim isteğimi kabul et . sorunlarımı çözmeme , ve kısmetimi acık eyle , Her türlü belalardan koru beni. Beni Ailemi, kardeşlerimi , Arkadaşlarımı, Hertürlü felaketten, hastalıktan, cin musalatı ve büyü den koru. Senin 99 isimlerin hakı için , Hz. Muhammed hakı için , Ehli-Beytin hakı için , Hz. İsa hakı için , Hz. Musa, Hz Davut, Hz Süleyman Hakı için , 124000 peygamber ler hakı için , Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an hakı için , 4 melek ler hakı için , İsmi Azam Duaların sırı hakı için , yarabi isteklerimi kabul et . Benim hakımdan ne hayırlı ise onu ver . Sen yücesin sen merahmetlisin Amin"..

Anadilinizle, böyle nezaket bir dille, içten gönlünüzce, yürekten, içinizden geldiği gibi Allah 'a Dua edebilirsiniz. ...

Şunu unutmayınız , Dualar , bir insanın Allah ile iletişim arasındaki fırakansdır, Doğru ve zamanlı Dua hedefine ulaşır, Gereksiz Dualar geçersizdir....

Dualarınız , başkasına zarar vermek amaçlı ise Dualarınız bedua olarak size dönecektir. onun için hep Hayır isteyin, şerden uzak durunuz..

Dualarınızı , Gönül odanıza girip, gösterişten , riyadan şovdan uzak olsun. Dua ile kalınız cenabı Allah'tan esenlikler dilerim. ...

     

          

                          ( 23 Nisan 2019 )

 

                         Hüseyin TURHAL

Devamı
HZ. MUHAMMED'İN YIKTIĞI CAMİ ( MESCİDİ DIRAR )

HZ. MUHAMMED'İN YIKTIĞI CAMİ  

( MESCİD-İ DIRAR )

İslam Tarihinden bu güne kadar Anlatılmayan, Gizlenen gerçeklerinden biri de , Mescid-i Dırar dır. Bu Mescid-i Dırar Nedir? Hz. Muhammed ( S.A.V ) Bu camiyi niçin yıktığını kur'anı kerim ayetler ışığından irdeleyeceğiz.....

Şimdi bu Mescid-i Dırar ne olduğunu bir acıklayalım; zarar Mescidi Demek, yani müminlere, zarar vermek, fitneçilik, bölücülük yaymak, tuzak kurmak, müslümanları yanıltmak gibi kurulan, bir mabet...

Bu Mekke ve Meddine müşrikleri, Hz. Muhammed ' e daima düşman idiler, peygambere karşı daima harp içerisinde diler, islam Dinin Harekatı nı Durdurmak için, hertürlü fitneçiliği yapıyorlardı. Hz. Muhammed ' e karşı savaşıyorlardı. Peygamberi öldürmek için bir çok yol denediler , peygamber yatağından uyurken, baskın yapıp, öldürme planı yaptılar, Gece şafağından, evi bastılar, Ne Görsün peygamberin yatağından, yatan peygamber Değil , Allah'ın Aslanı Hz. Ali yatıyor, şok oldular. ...

Çıktılar heryerden Hz. Muhammed'i aradılar bulamadılar....

Mekke ve Meddine müşrikleri, peygamberle Savaşarak, yenemeceğini anladılar, ve kurnazca yollar denemeye çalıştılar, ve peygamberi yok etmek için , yalandan iman ettiklerini, müslüman olduklarını belirtiler ve peygambere Tuzak kurmak için , Bir Mescit ( cami ) inşah etiler , peygamberi bu Mescid-i Dırar a Davet edip , İbadet özerinden suikast pılanı yapıyorlardı. ...

Müşriklerden ileri gelenlerden , bir ekip Hz. Muhammed e giderek, "Biz bir Mescid yaptık , mademki biz müslüman olduk , lütfen bizi kırmayınız bizim Mescid de hepbirlikte Namaz kılalım" teklifinden bulundular.

Hz. Muhammed bu daveti kırmadı , kabul eti , o Mescid'e gitmek için yola çıktı , o aradan ceprail Aleyhisselam, Hz. Muhammed ' e " sakın o mescid'e gitme haberi vererek, Tevbe süresi , 107. 108. Ayetini indirdi....

TEVBE SÜRESİ 107. AYETİ. "Bir de inadına zarar vermek, kafirlik etmek, mü'minlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önçe Allah ve peygamberine karşı savaş açan bir adama pusu (gözetleme yeri ) yapıvermek için tuttular bir mescit yaptılar. Bununla beraber : " iyi niyetten bsşka bir muradımız yoktu. " diye yemin de edecekler. Fakat Allah şahit ki, bunlar şeksiz , şüphesiz yalancıdırlar."

TEVBE SÜRESİ 108. AYETİ. " Onun içerisinde namaza durma. Ta, ilk günden temeli takva üzerine kurulan Mescid, içinde kıyamda durman daha layık ve hak sahibidir. Onun içerisinde öyle adamlar var ki, çok temizlenmeyi severler . Allah da çok temizlenenleri sever".

TEVBE SÜRESİ 109. AYETİ. " O halde, binasını Allah korkusu ve Allah rızası üzerine kurmuş olan mı Hayırlıdır, yoksa binasının temelini çökmeye yüz tutmuş yıkılacak bir yarın kenarına kurup da, onunla baraber cehenneme yuvarlanan mı? Allah zalimler topluluğunu hidayete ulaştırmaz."

Allah , Cebrail vasıtasıyla gönderdiği, bu ayetler le müşriklerin, tuzağını bozmuş oldu. Hz. Muhammed bu ayetlerle o müşriklerin Mescid-i Dırar ı yıktı , yerle bir eti...

Hz. Muhammed in vefatından sonra, müşrikler Hz. Muhammed den ve onun Ev halkı olan Ehli-Beyt den Kur'an ve İslam dan Müminlerden intikam almak için , Gene Mescid-i Dırar lar inşah etiler, Bu Mescitler den Hz. Muhammed in ev halkı olan Ehli-Beytin e Naletler okudu lar, Kur'anı devre dışı bırakıp , kur'an dışından hurafe savsata rivayet imtasyon hadisler düzerek peygambere iftira niteliğinde sözler yazarak, ilmihal kitaplar yazarak, müslümanlar arasına nifak fitneçilik sokarak parcaladılar, fıkra fıkra bölerek, müslümanı müslümana düşman etiler. ...

Bu Mescid-i Dırar lardan hiç bir zaman Kur'an okumadılar, Hz. Muhammed in getirdiği gerçek islam Dinini anlatmadılar , Hz. Muhammed ve onun Getirdiği Dinden intikam almak için , islam Dini maskesi altından, islam Dinine büyük zülümler yaptılar.....

 

                             ( 25 Nisan 2019 )

 

                              Hüseyin TURHAL

Devamı
ÖNCE KİTAPLARI YOK ETTİLER

ÖNÇE KİTAPLARI YAKTILAR

Geçmiş Tarihde , ve Dine karşı din çatışması ile ikdidar ve savaşlardan ilk önçe kitaplar öldürüldü, kitaplar parcalandı, yakıldı yok oldu. bu acımasız tarihin karanlık yüzünü irdeleyeceğiz. ...

Antik dönemden ve ortaçağın karanlık noktasından buyana , insanlara yapılan zülüm kitapların başında getirdiler, Büyük İskenderiye kütüphanesi tam üç kez yakıldı , bu ışık kütüphanesi yakılmasıyla, insanlık Dünyası karanlığa gömüldü....

Roma imparatorluğu da , bir çok kitap yok eti , Roma imparatoru Diocletion yeni Dinin hızla artan inançlarına karşı açtığı savaş doğrultusunda, tüm Hırıstiyan kitaplarını yakılmasını 303 yılında emreti... İsevi kitaplarını toplayıp yaktılar, gizli kiliseleri basıp , Hz. İsa ile ilgili kitapları toplayıp yaktılar. 

İslam tarihinde, Hz. Muhammed ' in vefatından sonra, 4 Halife döneminde, de kutsal kitap lara saldırı yapılmıştır. Emevi Abasi hanedanı döneminde, bir çok islam Alimin düşünçe Dini kitaplarını toplayıp yaktılar, İmam Azam ve imam Şafi nin bir çok kitaplarını toplayıp yaktılar, ihmah etiler ve imamları zindanlardan işkençeler öldürdüler ve daha sonra bu imamlar adına , kendi çıkarları menfaatleri, doğrultusunda kitaplar yazdılar...

İmamı Caferi sadık 'ın yazdığı bir çok kitabı yok edildi. ..

Enel hak diyen Hüseyini Halacı Mansur, bir çok kitap yazmıştır, hurifi batini zahiri Tasavvuf i kitaplar yazmıştır, sadece fatiha süresinin özerinde Beş çilt kitap yazmış ve hala bitmedi diye söylemiş. .. bu kitaplar, bağnaz softa lar tarafından, yok edilmiştir. .. Dini kitabı yanısıra birde Matematik, Tarih, Sanat, Felsefe, kitapları da tahrip edilmiş yok edilmiştir. ...

Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Mevlana Celalettin Rumi, pir sultan Abdal bunlarında birçok kitapları toplatılmış yok edilmiştir ve daha sonra bunlar adına hurafe savsata rivayet dolu kitaplar yazılmıştır. Hurifi, Batini, zahiri, Tasavvuf ilmi bir çok kitap yok edilmiştir ve bir çok Alim filozof idam edilmiştir. ..

Alevi Bektaşi kitapları yasaklanmış yok edilmiştir. ..

Tarihin barbar ortaçağın çehaleti , Tapınaklardaki Dini sümürü, insanlığın Aydınlanmasından , korkan yarasa gibi karanlıktan besleyen bağnazlık , ve ikdidar saray sevdası , rant farklı inançlara duyulan kin nefret ilk önçe Alimlere , kitaplara vandalizim estirmiştir... önçe kitapları yakmış , sonradan Alimleri asmıştır....

Aydınlık bir Dünya için , kitaplar özgür özgür olsun ....

 

                                      ( 26 Nisan 2019 )

 

                                   Hüseyin TURHAL

Devamı
ALLAH SEVGİSİ YOK ETTİLER

ALLAH SEVGİSİ YOK ETİLER 

Çocukluk dönemlerimizden , büyüklerimiz niye bizi Allah (Tanrı) korkusuyla büyütüler ? Allah dan korkmamızı emretiler? Niye bize Allah sevgisi ve Allah'ı sevmemizi öretmediler. ? Niçin neden korkalım Allah dan ? Allah haşa bizim düşmanımızmı? ....

Niye bizi dinsel korku kültürü ile büyütüler neden....?

Çocukluğumuzdan , bize Allah korkusu aşıladılar, Cehennem korkusu aşıladılar. Din deyinçe , Allah deyinçe korkuyorduk , gece yatağımızdan , sabaha kadar korku endişe ile gözlerimize uyku girmiyordu... Gece gündüzümüz cehennem azabı olmuştu sanki..

Bu gün hala din derslerinde , Okullarda Tarikat larda , mezhepler inançlardan hala Allah korkusu, çoçuklara aşılamakta , neden bu korku kültürü, nedir bu karanlık korku? Niye bize Allah sevgisi anlatılmadı . Allah'ı sevmemizi niye öğretilmedi? Bir baba nasıl oğlunu seviyorsa , bizi yaratan Allah da bizi sevdiğini söylenmedi.?

Allah insanı , çok güzel bir biçimde yaratı, Cennete koydu ve insana şu yasak meyveyi yemeyin dedi? İnsanlar , kendi şeytani nefsine uyarak , ve şeytana uyarak bu yasağı çiğnedi, günahkar oldu. Ve cenneten kovuldu . Ama Allah insanı yalnız bırakmadı. Bu yeryüzünde insanlar için hertürlü nimetler verdi , bu günahkar bataklığından kurtarmak için yeni bir şans verdi... Peygamber ler gönderdi. Doğru yolu bulmak için , elçiler ve kutsal kitaplar gönderdi. .. Allah insanı çok sevdi.. Günahkar insanları hemen cezalandırmadı , şeytanı bile cezalandırmadı , sadece huzurunda kovdu , ve özgür bir irade verdi hem insana hemde cinlere ve şeytana . Allah insanlara iki yol gösterdi bu doğru yol sizi cennete götürür . bu yolda kütü yoldur Günah yoludur bundan giderseniz cehenneme gidersiniz diye uyardı ve tercihi özgür kıldı....

Bu gün yeryüzünde, milyonlarca insan yaşıyor, kimisi iyilik ve hayırlı işler işliyor, kimiside kütülük ve günah işliyor, Allah her ikisinede nimetlerini veriyor , sen Günahlısın diye sende bir damla su bile esirgemiyor , Allah'ın suyu herkesin boğazından geçiyor. ..işte Allah'ın merhameti ve sevgisi sonsuzdur. ...

Allah'dan kormayı ve sevmeyi yanlış öğretileri bize . Şöyle denmesi gerekirdi . Günah işleyenler, zülüm haksızlık yapanlar, insanları öldürenler, Hayvana işkence edenler, kardeşinin ve komşunun hakını yiyenler , hırsızlık ve haksız kazanç elde edenler , daima kütülük yapmaktan ısrar edenler , Allah'dan korksun ve kutsal yasayı çiğneyenler korksun , çünkü bunlar zamanı gelince, Allah tarafından cezalandırılır denseydi daha doğru olmazmıydı...

Doğru dürüst olmaya çalışanlar, Kutsal kitaplara uyanlar , daima iyilik hayırlı işler yapanlar, peygamberlere uyanlar , insana hizmet edenler , tüm çanlıya iyi davrananlar , Allah 'dan korkmasın , Allah'ı sevsin , Allah daima doğruların yanındadır....deselerdi daha mantıklı olmazmıydı....

Allah'dan insana zarar gelmez , Allah insanı zenginlik içerisinde yaratı, insan için evrende binlerce bitki , nimetler verdi , hertürlü maden değerli eşya verdi.. insana akıl verdi , Göz verdi herşeyi en iyisini verdi. .. daima doğru yolu gösterdi, ama insan oğlu kendi nefsine uyarak , içindeki şeytani nefsine uyarak , Günah işledi ve kendi kendine zararlar verdi... şeytanın yolunda giti , dünya malına taptı , Kutsal yasalara uymadı , peygamber lere uymadı. aklını kulanmadı . zengin bir evren içerisinde sefalet makum oldu ve suçu kendinde aramadı hep yaradanını suçladı....

Bir baba çocuğunu nasıl çok seviyorsa , bir Anna çoçuğuna fedakarlık ediyorsa , çocuğu yaramazlık edince , dövüp sonra yüreğine basıyorsa , kucağına alıyorsa, sizi çok seviyorsa , Sizi yaradan Allah da sizi seviyor , sizin kütü yola düşmesini istemiyor , helak olmanızı istemiyor , iyiyi ve kütüyü bilmeniz için size akıl fikir vermiş, size doğru yolu gösteren kutsal kitap lar göndermiş. .. sizi seven yaradanı sizde sevin , ezgiler dualar söyleyin. ....

Çocuklarımızı , Allah korkusu ile değil, Allah sevgisiyle büyütelim , çünkü Tanrı sevgidir , Tanrı ışıktır , Tanrı yaşamdır... Tanrı'nın olduğu yer cennettir... 

Çocuklar hepbirlikte söyleyelim, Bizi yaratan Allah'ım seni seviyoruz , çünkü sende bizi seviyorsun....

Sevgi ile kalınız....

 

                                 ( 9 Mayıs 2019 )

 

                              Hüseyin TURHAL

Devamı
DUALARIN KABUL OLMUYOR MU?

DUALARIN KABUL OLMUYORMU? 

Dua Allah ile insanlar arasında iletişim mekanizmasıdır. Dua insanın Allah ile konuşması, Dilekten bulunması , yardım istemesi, sohpet etmesidir....

Dualarımızın Allah katına ulaşması için, kabul görülmesi için nasıl olmalı? Her okunan Dualar kabul oluyormu ? Bazı Dualar neden kabul olmaz?..

Dualarımızın kabul olması için neye dikkat etmeliyiz. .? 

Eksik bir dua veya fazla bir dua hedefe ulaşırmı bunu hiç düşündükmü? Bunu bir örnek ile acıklayalım. şimdi siz uzaktaki babanızı , telefonla arayacaksınız , telefonda konuşacaksınız veya yardım veya birşey isteyeceksiniz.. Babanızın telefon numarasını bilmezseniz , Nasıl arayacaksınız? Telefon numarasını yanlış tuşladınız veya eksik yada fazla tuşladınız , şimdi böylece Babanız'a ulaşmak mümkünmü dür? Kesinlikle hayır. Babanızın telefon numarasını bilmediğiniz için veya fazla yada eksik tuşladığınız için , Babanız'a ulaşamadınız , mesajınızı iletemediniz... istediğiniz yardımı alamadınız , hüsranlar içerisinde caresiz kaldınız. ..

İşte size sunduğum bu örnekteki gibi , eksik Dualar , yanlış Dualar , Noksan ve ya fazla ülçüsü kaçmış, tam okunmayan Dualar sizi Allah'a götürmez , Sizi hedefe götürmez , bunu hiç düşündükmü? ...

Dualarımızın kabul olması için peki ne yapmalı? İlk önçe, Allah'a ve peygamber lere iman etmeli, içini ve dışını temiz pak tutmalı, Gönül odana kapanıp, Duanı gizliçe Riyadan şovdan uzak, tena bir yerden yapmalı, kalıplaşmış Dualar, Esmaları Azmetli Duaların Doğru ve ülçüsüne uyarak, noksansız okunmalı.. ve O okuyduğun Duanın zaman mekan, güzel tütsülü kokular ile bir ritüel varsa noksansız uygulamalı.... En önemlisi de , Hayırlı olanı istenmesi, Herşeyi yürekten kalpten söylenmesi elzemdir. ....

Eğer bir hardal tohumu kadar yüreğinde sevgi iman yoksa , Duaların kabul olmaz..

Eğer kalıplaşmış Duaları bilmiyorsanız ne yapacaksınız, buda çok basit. Riyadan şovdan gösterişden uzak, temiz pak bir mekanda, bedeninizi temiz tutarak , yürekten, işten ve İçinizde geldiği şeklinde Allah'a Yakarış ediniz , sohbet ediyormuşsunuz şeklinde Dileklerini, isteklerinizi söyleyin , Güzel olanı Hayırlı olan şeyleri isteyin..

Zamanı geldiğinde, isteklerinin karşılığını göreceksiniz , yeterki sabırlı olunuz....

Dua okumak için ila bir mabede ihtiyac yoktur. Yeryüzü heryer ibadet hanedir . Her yerden her mekandan Dua okunabilir, ibadet yapılabilir, yeterki orası temiz pak olsun....

Tirliyon lu para harcayarak, mabet yapmaya gerek yoktur. Gönül odandan gizliçe ibadet etmek daha makbul hayırlı dır. Yeryüzünün heryeri mabettir zaten.....

Yeterki yüreğinde iman olsun...

Sevgi olsun...

 

                              ( 10 Mayıs 2019 )

 

                            Hüseyin TURHAL

Devamı
ALLAH SEVGİDİR

ALLAH SEVGİDİR

 

 Cenabı Allah, Gerçek sevgiyi, kendi özünde yaratı . Sevgi Allah ile bir bütündür. Sevginin olduğu heryerden, Allah'ın Nuru , ışığı oradan hayat verir , yaşam verir...

 

Kutsal kitap İsa Mesih İncil den , ilahi Tanrı sevgisini şöyle ifade eder.

"Sevgi sabırlıdır , sevgi şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz , övünmez , böbürlenmez . Sevgi kaba davranmaz , kendi çıkarını aramaz , kolay kolay öfkelenmez , kötülüğün hesabını tutmaz . Sevgi haksızlığa sevinmez , gerçek olanla sevinir . Sevgi her şeye katlanır, Herşeye inanır, herşeyi umut eder, herşeye dayanır. Sevgi asla son bulmaz." ( 1 Korintliler 13: 4- 8 )

 

Allah'ın sevgisi herşeyden yüce ve üstündür. Bu sevgi sonsuz tükenmez bir derya misalidir.

Bu sevgiden, üstün merhamet, ve kutsal ruh ile doludur...

 

Allah'ın sevgisi Tüm evrenin özerinde , dağılmış, heryeri kaplanmış ve kuşatmıştır..

Bu sevgi ışıktır, bu sevgi Nurdur , bu sevgi hayattır , bu sevgi yaşamdır , bu sevgi cennetir.....

 

Sevginin olmadığı heryer karanlıktır, sevginin olmadığı yerden yaşam yoktur , sevginin olmadığı yerden cennet yoktur , sevginin olmadığı yerden Kutsal Ruh yoktur.. Sevginin olmadığı yerden , kütü ruhlar vardır , şeytanlar vardır , cehennem vardır. ...

 

İnsan oğlu, cenneten, yasak yasayı çiğneyerek, Allah'ın sözünden çıkarak, Günah işledi ve Günahkar oldu ve ölümsüzken, ölümlü oldu ve doğuştan günah kar olarak doğmasına sebep oldu.. artık günah işleme , doğuştan insanın tabiatın dan var oldu..

Bu günah nedeniyle, kutsal mekanı olan cenneten kovuldu, bu yeryüzüne gönderildi. .

Allah o kadar yüce bir sevgidirki , insana acıdı ve insanı tekrar kazanmak ve cehennem batağından kurtarmak için, peygamberler gönderdi. yol gösterici, kutsal kitap lar gönderdi. . İyiyi ve kütüyü insanlara gösterdi. insanı çok güzel ve zengin bir biçimde yaratı, Akıl verdi , düşünçe verdi, göz verdi , doğadan binbir çeşit nimetler verdi....

 

Allah o kadar yüce bir sevgidirki, bütün insanlara sofrasını actı , günahlı ve günahsız herkese rızk verdi , su verdi , ekmek verdi, sen günahkarsın suyum boğazından geçmesin demedi. şeytanı bile öldürmedi. Günah işleyen insan oğlunu bile, o andan öldürmedi. sadece huzurunda kovdu. ....

Ama tekrar kazanmak çin bir çok şans verdi , yaşam verdi , sevgi verdi.....

Kutsal kitaplar verdi , peygamber ler verdi...

 

İnsanlardan Allah sevgisi olmayan, toplumlardan , Nefret var , kin nefret kibir var, zülüm var, haksızlık var , savaş kaos var , haksızlık zülüm var , hak yeme var , şeytan var cehennem var. ..

Bir dinde sevgi yoksa, o Din Tanrının Dini değil, şeytanın dinidir. Şeytanın dininde , din adına , inanç Adına birbirini öldürme, işkençe etme var , birbirini kafir ilan edip öldürmek var....

 

Allah'a ulaşmanın yolu sevgiden gecer, Allah'ı sevmek, Allah dan sevgi istemek ve Allah'ın yaratığı tüm canlı ve cansız varlıkları sevmek, hiç kimseye zarar vermemek ile , kurtuluşa, hakikata varılır....

 

Kutsal kitap derki : "Sevginin ardınca koşun..."

Sevgiyi bulmanız dileğimle, sevgi ile kalınız....

 

                                     ( 23 Mayıs 2019 )

 

                                    Hüseyin TURHAL

Devamı
ALLAH SEVGİDİR

ALLAH SEVGİDİR

Cenabı Allah, Gerçek sevgiyi, kendi özünde yaratı . Sevgi Allah ile bir bütündür. Sevginin olduğu heryerden, Allah'ın Nuru , ışığı oradan hayat verir , yaşam verir...

Kutsal kitap İsa Mesih İncil den , ilahi Tanrı sevgisini şöyle ifade eder.

"Sevgi sabırlıdır , sevgi şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz , övünmez , böbürlenmez . Sevgi kaba davranmaz , kendi çıkarını aramaz , kolay kolay öfkelenmez , kötülüğün hesabını tutmaz . Sevgi haksızlığa sevinmez , gerçek olanla sevinir . Sevgi her şeye katlanır, Herşeye inanır, herşeyi umut eder, herşeye dayanır. Sevgi asla son bulmaz." ( 1 Korintliler 13: 4- 8 )

Allah'ın sevgisi herşeyden yüce ve üstündür. Bu sevgi sonsuz tükenmez bir derya misalidir.

Bu sevgiden, üstün merhamet, ve kutsal ruh ile doludur...

Allah'ın sevgisi Tüm evrenin özerinde , dağılmış, heryeri kaplanmış ve kuşatmıştır..

Bu sevgi ışıktır, bu sevgi Nurdur , bu sevgi hayattır , bu sevgi yaşamdır , bu sevgi cennetir.....

Sevginin olmadığı heryer karanlıktır, sevginin olmadığı yerden yaşam yoktur , sevginin olmadığı yerden cennet yoktur , sevginin olmadığı yerden Kutsal Ruh yoktur.. Sevginin olmadığı yerden , kütü ruhlar vardır , şeytanlar vardır , cehennem vardır. ...

İnsan oğlu, cenneten, yasak yasayı çiğneyerek, Allah'ın sözünden çıkarak, Günah işledi ve Günahkar oldu ve ölümsüzken, ölümlü oldu ve doğuştan günah kar olarak doğmasına sebep oldu.. artık günah işleme , doğuştan insanın tabiatın dan var oldu..

Bu günah nedeniyle, kutsal mekanı olan cenneten kovuldu, bu yeryüzüne gönderildi. .

Allah o kadar yüce bir sevgidirki , insana acıdı ve insanı tekrar kazanmak ve cehennem batağından kurtarmak için, peygamberler gönderdi. yol gösterici, kutsal kitap lar gönderdi. . İyiyi ve kütüyü insanlara gösterdi. insanı çok güzel ve zengin bir biçimde yaratı, Akıl verdi , düşünçe verdi, göz verdi , doğadan binbir çeşit nimetler verdi....

Allah o kadar yüce bir sevgidirki, bütün insanlara sofrasını actı , günahlı ve günahsız herkese rızk verdi , su verdi , ekmek verdi, sen günahkarsın suyum boğazından geçmesin demedi. şeytanı bile öldürmedi. Günah işleyen insan oğlunu bile, o andan öldürmedi. sadece huzurunda kovdu. ....

Ama tekrar kazanmak çin bir çok şans verdi , yaşam verdi , sevgi verdi.....

Kutsal kitaplar verdi , peygamber ler verdi...

İnsanlardan Allah sevgisi olmayan, toplumlardan , Nefret var , kin nefret kibir var, zülüm var, haksızlık var , savaş kaos var , haksızlık zülüm var , hak yeme var , şeytan var cehennem var. ..

Bir dinde sevgi yoksa, o Din Tanrının Dini değil, şeytanın dinidir. Şeytanın dininde , din adına , inanç Adına birbirini öldürme, işkençe etme var , birbirini kafir ilan edip öldürmek var....

Allah'a ulaşmanın yolu sevgiden gecer, Allah'ı sevmek, Allah dan sevgi istemek ve Allah'ın yaratığı tüm canlı ve cansız varlıkları sevmek, hiç kimseye zarar vermemek ile , kurtuluşa, hakikata varılır....

Kutsal kitap derki : "Sevginin ardınca koşun..."

Sevgiyi bulmanız dileğimle, sevgi ile kalınız....

 

                                     ( 23 Mayıs 2019 )

 

                                   Hüseyin TURHAL

Devamı
MİTOLOJİK DİNLERİN KABESİ

MİTOLOJİK DİNLERİN KABESİ 

Bu makalemimizden, MÖ. 12 000 yılık Geçmişi olan, Dünya Tarihinin sıfır noktasından . Taş devrinden başlayan, Şanlıurfa il merkezine yaklaşık 22 km kuzey doğusundan , örençik köyün yakınlarından yer alan Dünyanın bilinmeyen eski gizemli kült yapısının keşfi, Arkeoloji Dünyasını sarsan , Arkeolog ların ve Bilim adamların , Araştırmacıların, Tarihçi lerin ve Tüm insanların kafasından binlerce soru işareti bırakan, yüzlerce teorik makale yazılan bu gizemli yapının, esrarın irdeleyeceğiz....

Bu Göbekli Tepe, Arkeoloji keşfi, bu güne kadar anlatılan , Dünya Tarihinin akışını değiştiren, insanlık Tarihi yeniden yazılmasına neden olan bu gizemli yapının, İnsanoğlunun Taş Devri yaşantısından, esrarı yönlerini gözler önüne sermiş bulunmaktadır....

Bu gizemli mabedin , esrarı yönlerini sizlere sunmaya çalışacağım. Bilindiği gibi insan oğlunun, ilk doğuşu , mağara yaşantısı , Taş Devri Döneminde, insanlar vahşi Doğaya karşı yaşamını sürdürmek için , mağararda yaşadılar kayaların devhasa Taşları yontular , Mağaralar yaptılar, Her çeşit araç gereçini , aletleri taştan yaptılar , işte buradan Taşı kutsama başladı, ilk insanoğlu Taşı kutsal saydı , çünkü vahşi yaşama karşı vahşi yabani hayvan lara karşı , Taşların içerisindeki, mağaralara sığındılar , mağara , Taşlık Alanları yaşam yerleşkeleriydi.

İşte buradan Taşı kutsama , Taşı kutsal görme başlangıcı oldu...

Bu Göbekli Tepe, kültü şunu net bir şekilde gösteriyorki , Dünyanın insan oğlunun Taş Devrindeki ilk Dinsel , ibadet Kutsal mekan, insanlığın ilk kabesi olduğunu göstermektedir. 

T şeklindeki Dikili Taşlar Doğa üstü Tanrısal Güçü simgeler , özerindeki vahşi hayvanların figürleri, güçü temsil eder , buradan metafizik Doğa güçlerin merkezi ve insan oğlunun Doğa üstü güçlere sahip olması için yapılan dinsel ritüel merkezidir. Buradan şunu iyi anlıyoruzki , insan oğlu , Doğa üstü hayvanlara hüküm etiğini, Avcılık yaptığını göstermektedir. Ayrıca bu vahşi hayvanları , buradan Tanrılarına Kurban sundukları ve burası kutsal sunak alanı olduğunuda göstermektedir. ...

Bu Göbekli Tepe deki T şeklindeki 12 dikili Taşları, Buradan 12 gizemli Doğa üstü güçün şifresidir. Bu şifreyle Doğa üstü güçe sahip olma , farklı Âlemlerdeki varlıklara temas kurma, cin alemine yolculuk yapmak gibi , gizemli 12 Tanrıyı simgeleme veya Tanrılarınla iletişime geçmek için kulanılmış gizemli şifre dir... Hititler deki 12 kabartma Tanrısı , Hz. İsa'nın 12 Havarisi , İslam Dinin 12 imamı , Hz. Süleyman'ın 12 li Burç levhası , bunlar hepsi tesadüf olamaz , bu dinlerdeki gizemli 12 sayısı , Göbekli Tepe deki T şeklinde ki dikili taşlarında bulunması çok ilginç değilmi?. . Buradan şu iyi anlaşılıyorki , yeni dinlerin doğuşu ile , eski dinlerdeki bazı sırlı, sayıların içine gizlenmiş doğa üstü enerjiler , yeni dinlerin içerisinde, yeni bir maskeyle , yaşam bulmuştur...

Bu Göbekli Tepe deki , kazıdan bulunan Hayvan kemikleri, şunu açık belirtiyorki , insan oğlu, vahşi hayvanları avlayıp , ve bu Tapınakta , Tanrılarına kurban ettiklerini göstergesidir. Oyma taşlar , Sunak alanı olduğunu göstermektedir.

Bu Göbekli Tepe, nin niçin bu moloz taşlarla yerin dibine sakladıklarının nedeni, açıkça şudur: ilkel çağlardan yeni dinlerin çıkışı ile , eski dinler inançlar çatışması doğurmuştur. Bu insanlar bu kutsal mekanını, düşmanlarından korumak için , bu kutsal alanını toprağa gömerek, korumaya aldılar...çünkü burası onlar için çok kutsal bir yerdi. ..

Bu T şeklindeki Taşların özerindeki hayvan figürlerine bir ek daha yapalım , her taşın özerindeki hayvan figürü, mitolojik Tanrısal Güçü simgeler, T şeklindeki Dikili taş başı başına Tanrısal güç ve Tanrısal enerji ifade eder. Buradan Toplu ayinler yaparak , Tanrılarına sunak sunarak, Tanrısal güçe sahiplenerek , Doğa üstü güçlere sahip olmak ve tüm vahşi hayvanlara hüküm etmek gibi , gizemini göstermektedir...

Bu Göbekli Tepe nin Tüm gizemini çözmek için Göbekli Tepe nin, tüm çevresini geniş bir şekilde, Arkeoloji yüzey Araştırma ve kazı çalışmaları yapılması elzemdir. Bu gizemli insanlığın ilk kutsal kabesi olan , Göbekli Tepe nin , ikinçi kutsal mekanı Adıyaman sınırların içerisinde de olduğunu bunuda göz önünde bulundurarak, Adıyaman da da , bu Göbekli Tepe nin izlerini aranmalıdır. ....

Bu makalemimizden, Antik dünyanın gizemli sırlarını benimle keşfetme dileğimle, Antik dünyaya iyi yolculuklar esenlikler dilerim. ..

 

                                  ( 24 Haziran 2019 )

 

                                   Hüseyin TURHAL

Devamı
MODERN KÖLELİK

MODERN KÖLELİK

Bu gün dünya genelinde, kölelik yasak olsada, Antik çağdaki ilkel toplumlardaki kölelik, her devirde yenilerek, boyut değiştirerek, günümüzde hala farklı maskeler altından köle düzeni yaşamaktadır. ..

Kapitalist sistem ve sermaye güçü , zayıf ve ekonomik düzeyi düşük olan , toplumlar özerinde, kölelik sistemi yaşamaktadır. Sermaye, teknoloji ve kapitalist burjuva üçgeninde , insanlar köle gibi yaşadıklarını farkına varmadan, modern bir köle düzenini yaşamaktalar...

Büyük sermaye parasal güçler , bütün insanları kendine muhtaç düşürerek, bütün insanları çalıştırarak, düşük üçretle daima kendisine makum kılarak , ve kıredi faiz ile borçlandırarak, kendisine köle ederek , ömür boyu insanların hayatını çalıştırmaya, borç batağına düşürerek, kendi sistemine köle etmektedir...

Bu kölelik, en çok dar gelirli, yoksul ve asgari ücret le çalışan, insanlar özerinde , karabasan gibi sinmiş durumdadır. Bu gün Bankalara milyonlarca insan , Banka kıredi kart ve faizli kıredi para borç batağındadır , ömrünü bu borcu kapatmak la geçirmekte, bir ay taksitini ödemediğinde , borçu faiz özerine faiz katlanmakta , bu durumda, insanlar yaz kış demeden, hasta da olsa gene çalışmak zorunda . Yoksa kıredi taksit borçu aksarsa , faiz özerine faiz veya evine eşyasına haçiz gelir. bu çıkmaz bataklık sistemi kölelik değilde nedir?.. 

Sosyal hayatı yok, tatile çıkma zamanı yok , eğlenme eğlençe yok , gezmek tozmak yok, bütün günleri çalışmakla geçir ve akşam eve yorgun haliyle gel ve yorgunluk içerisinde yat ve sabahın köründe, daha horozlar ötmeden , saat beşten alırım sesiyle uyan ve sabah kavaltısını yapmadan, evden çık yoldan koşturmaça , telaş arabaya yetiş , işe geç kalırım telaşı , ayakta koşarak, kuru bir simit ile düşük bir enerji ile, sabahın köründe işe başlaması ve patronların özerindeki baskı kölelik değilde nedir?...

Teknoloji gelişimiyle , gençler , gece gündüz yoldan ayaktan, yataktan, heryerden fesbook, ıstgram dan çıkmıyorlar , telefon ile yatıp telefon ile kalıyorlar, işte buda teknolojinin getirdiği kölelik. Yozlaşmış kültür eğitim , insanları köle gibi yetiştirmeye devam edecektir. ...

Günümüzün modern insanları , eskiden olduğu gibi , bu günde aynen Güçe , paraya köledir. İnsanların bu para hırsı bu meta sermaye hırsı insanı , insana köle eti , insanı maddiyata köle eti....

Ahlâk, Erdem, Edep , İnanç Değerleri ayaklar altına alındı , herşey paraya, maddiyata, Güçe yenik düştü. ..

Kapitalist sistem ve sermaye güçü, para , insanları köle yapmaya devam ediyor.....

 

                                    (16 Mayıs 2019)

 

                                  Hüseyin TURHAL

Devamı
GAZETECİ DEMEK İŞSİZ ADAM DEMEK

GAZETECİ DEMEK İŞSİZ ADAM DEMEK

 

   10 Ocak , çalışan gazeteciler günü nedeniyle bu yazımızda, gazeteciliği , basını köşe yazımızdan , can çekişen gazeteciliği buradan irdeleyeceğiz...

Artık , gazetecilik bir meslek olmaktan çıktı, gazeteciler işizler ordusuna döndü. Çalışan gazeteciler, evine bir ekmek parasını götüremez oldu. Gazetecilik bir meslek den çıkıp hobiye dönmüş durumda...

Teknoloji gelişimi ile, fesbook, ıstgram, tivitir, internet gazetecilik ile, gazetecilik bitme noktasına geldi. Gazeteciler en büyük gelirini reklamlar dan alırken, bu internet teknolojisi reklamı bitirdi. Ne iş dünyası, ne sanat dünyası nede siyaset dünyası, basına maddi destek sunmadılar, bir çok basın yayın kuruluşu ve gazeteler kapandı...

Objektif, tarafsız, gerçekleri yazan, gazeteciler susturuldu, ekonomik baskı, piskolojik şidet ve işkence, suçsuz yere tutuklanma , yıpratma politikaları ile yandaş , At gözlüğü takılmış, gerçeği gördüğü halde, görmedim, bilmiyorum, gerçeği söylemiyorum, sadece papağan gibi söylenmek istediğini söyleten yandaş gazetecilik yaratıldı...

Bağımsız, tarafsız, sadece gerçekleri yazan gazeteciler bu gün işsiz, gerçeği gördükleri için bu gün içerde tutuklu, bu gün Türkiye de basın susturulmuş, sadece yandaş medya var, kalemini paraya satanlar var. Hayatın da bir kitap okumayan, araştırmayan, gerçeklerin özerini örten, sağa sola saldıran yandaş bir gazetecilik var...

Gazetecilik giderek kan kaybediyor, gazetecilerin bir gelir kaynağı yok, sosyal medya fesbook ıstgram tivitir internet , gazeteye gölge düşürdü, gazeteler okunmuyor, gazete çıkarma masrafını karşılayacak bir kurum destek kalmadı. Gazetede çalışan gazeteciler bir ekmek parasını kazanamıyor, Devlet , gazetecilere destek vermeli bütün gazetecilere kadro vererek maaş verilmelidir. Bütün sosyal ekonomik hakları sunmalıdır..

Gazetecilerin özerindeki baskı kaldırılmalı, gazeteciler özgür olmalı, gerçekleri , tarafsız, özgün, yazmalı, fikir ve düşünce özgürlüğü sonuna kadar serbest olmalı. Toplumun bütün sorunlarını, gündeme taşımalıdır.

10 Ocak çalışan gazeteciler günü dolayısıyla tüm gazeteci yazar meslektaşlarımın gününü kutlar ve esenlikler dillerim.

 

                                             ( 9 Ocak 2022 )

 

                                            Hüseyin TURHAL

Devamı
ADIYAMAN SANAT İLE KALKINIR

ADIYAMAN SANAT İLE KALKINIR

 

    Bu yazımızda, Adıyaman da sanat konusunu ve sanata bakış açısını, buradan irdeleyerek ortaya dökeceğiz...

 

Adıyaman da, Sanat ile uğraşan çok kıymetli insanların var olduğu halde, Adıyaman Sanat dünyasında neden geride kaldı? Bu sorunun cevabını herkes , bu soruyu kendisine sorarak cevaplarsa, inanıyorum ki, Adıyaman sanat anlamında hak ettiği konuma yükseltecektir..

 

Adıyaman da , kültür sanat merkezi ve Sanat galeri sergi alanı olmaması, ve halkın sanata duyarsızlığı , Adıyaman da ki Ressamları hak ettiği değeri bulamamaktadır. Bu tutum Adıyaman'ın gelişmesine büyük engel oluşmaktadır...

 

Bu pandemi süreci ve ekonomi kiriz dalgası Adıyaman da ki sanatçılara büyük zarar verdi, bu konuda hiç bir kurum , Adıyaman daki sanatçılara destek eli uzatmadı. Sanata köylü kafası bakışı, Adıyaman da ki sanatçıların önünü tıkadı, Adıyaman da sanatın gelişmesine engel teşkil eti...

 

Adıyaman da çok değerli Ressamlarımız var, başta, Ressam Mustafa ERKEMEN, Erdal BEREKET, Hüseyin TURHAL, Mahmut YILDIZ ve Hasan Basri Kunduracı , Yeter yıldız daha ismini zikretmediğimiz bir çok değerli Ressamlarımız var. Bu Ressam sanatçılarımıza ne bir kurum nede halk destek vermiyorlar. Sanata ve emeğe saygı olsun , bir katkı olsun diye bir tablo resim almaktan üşeniyorlar...

 

Adıyaman da ki iş adamları , sanata karşı duyarsızlığı anlam veremiyorum. Adıyaman da ki iş adamları, kendi yörenin sanatçıların da bir kaç tablo resim alıp , iş yerine ve evinin duvarına asmak çok mu zor? Adıyaman valiliği ve Adıyaman Belediyesi , Adıyaman ressamların , beş on tabloyu, sanata destek amaçlı , satın alıp, kendi kurumlarına asa, kötümü olur? Adıyaman da sanat müzesini açsa, Adıyaman da ki Ressamların tablolarını sergilese kötümü olur? Adıyaman da ki, doktor, Avukat, mühendis, ve otel işletmeciliği ve sahipleri, Adıyaman da ki Ressamların tablolarını alsalar ve yörenin sanatçılarına destek verseler kötümü olur? Belediye başkanı Süleyman Kılınç , Adıyaman Valisi Mahmut Çuhadar ve Adıyaman iş adamları sesimize kulak verecek misiniz? 

 

Sanat bir güneş ☀️ tır, Sanatın olmadığı heryer karanlık tır.

 

Daha güzel bir Adıyaman için , daha güzel bir Türkiye için, sanata destek olalım. 

 

                                                ( 3 Ocak 2022 )

 

                                              Hüseyin TURHAL

Devamı
SENSİZ BU ÇAY İÇİLMEZ

SENSİZ BU ÇAY İÇİLMEZ

 

Sen benden, ayrı döşeli,

Çayımın demi bozuk bozuk.

Yüreğimden vurdun gideli,

Çayımın tadı bozuk bozuk.

 

Çayımın demi, tadı sensin, 

Çayımın şekeri, kokusu sensin,

Çayımın tadı, tuzu sensin,

Sensiz çayım bozuk bozuk.

 

Aşık TURHAL , çayı İçmez, 

Sensiz Boğazım dan yudum geçmez, 

Sensiz bu çay içilmez, 

Sensiz kafam bozuk bozuk.

 

(15 - Eylül 2015)

 

Hüseyin TURHAL

Devamı
YENİ YILMIŞ...

YENİ YILMIŞ...

 

Su gibi akıyor , durmuyor zaman, 

Yıllar değişti, neler değiştiki?...

Yine olacak kanlı olaylar, 

Zülüm sürecek ağlayacak yeni analar.

 

Her yılda anarşi , güncellenir, 

Sokaklarda vandalizim estirir, 

Durmadan akar bulanık sular, 

Balta sulandı , kesilir yeni fidanlar. 

 

Kar yağar buzlu soğuk havalar, 

Açlıktan donar fakir fukara lar, 

İmdada yetişmez Noel Babalar, 

Yokluk tan kokar yeni nefesler. 

 

Rakı kahdesinde kafalar sarhoş, 

Bin yeni yıl gelsede bomboş, 

Şans çarkı felek döner eller boş, 

Kader gülmez akar yeni gözyaşlar.

 

Aşık TURHAL, ters döner çarkı felek, 

Dilemem bu yılda, yeni dilek, 

Yeni yılda akacak, Zehir zemberek, 

Her yılda doğar yeni karanlıklar. 

 

(31 Aralık 2015 )

 

Hüseyin TURHAL

Devamı
İSLAM'DA GÜNCELLEME

İSLAMDA GÜNCELEME 

 

Sevgili dindar kardeşlerim, son zamanlarda , din deyince, hayatında bir kitap okumamış , hele kuranı hayatında eline almamış kişiler, din konusunda ileri geri konuşuyorlar , ortalığı toz dumana katıyorlar...

 

 1400 yıldır islam çoğrafyasından, kuran dışı bir inanç geliştirdiler , Hz. Muhammed e ve onun Ehli-Beyti ne düşman olan müşrük ler, islam maskesi altında kendilerini müslüman gösterdiler ve islam dünyasında , kin nefret fitneçiliğin tohumunu ekerek, kuranı devre dışı bırakarak, mezhep, tarihkat kurarak , müslümanları , fıkralara bölerek , parçalayarak, yok etme politikası, kerbeladan bu yana , gönümüze kadar devam etmektedir. ..

 

 Kuran dışı, din adına, savsata larla, mavallarla hurafe lerle , imtasyon hadisler düzerek peygambere iftira niteliğinde, fitneçiliğin, daniskasını yaparak , islamı yıpratma , aşağılama, küçük düşürme , sentezini yazmaya devam ediyorlar. ...

 

 İslam dinin baş düşmanları. kendilerini sakal, çüpe , sarık , hacı hoca maskesi altında , islam dinine kalpazanlık yaparak , kuran dışı Fetvalar la ..zarar verdiler vermeye devam ediyorlar..ilmihal düzmece kitaplarla , imtasyon hadisler le rivayet arap yahudi kültürüyle , islama zarar vermek için her kılıfa bürünmekteler...

 

1400 yıldır islam alemine , teknoloji kavur içadıdır dediler , bilime , sanata , müziğe , resime , hekele , Haram dediler, sanata bilime, Filozoflar a saldırdılar , amacları islam dünyası teknoloji de gelişmesin , ilimden bilimden, sanattan gelişmesin , ortaçağ karanlık bataklığında kurtulmasın hep geride kalsın ve yok olsun...gercekten bu konudan amaclarına vardılar. ...

 

Bu gün islam dünyasın da , teknoloji varmı . sanat bilim varmı?...gelişme varmı?

Neyazıki yok....

 

Bu gün islam çoğrafyasında, ateş yağıyor , savaş vandalizim esiyor, emperyalizm çirit oynuyor, müslüman müslümanı vuruyor....

 

İslam ülkelerinden, mezhep, tarihkat ve cematların, elinde parsellere dünmüş durumda, ayrımçılık , sen ben kavgası rant kavgası ahlaki çüküş ler, hırsızlık, tecavüz, insana hayvana işkençe, ağacları yok etme, kadınları aşağılama, ...ve binlerce sorun enkazına dönmüş durum da....

 

 İslam ülkelerinin kalkınması için ve müslüman ların tek kurtuluşu acilen KUR'ANDAKİ İSLAMA ve EHLİ-BEYT ışığından birleşmeleri elzemdir.

Mezhep, tarihkat ve cemat ayrım larını bir kenara bırakıp , inançlarını kuranı kerim ışığından günçelemelidir..

 

 Korku kültürünü terk edip , Allah sevgisi , dinini Allaha gösterip, riyadan şovdan uzak , inançını yaşıyarak , farklı inançlara saygı göstererek, dinden zorlama, baskı olmadığını kavramalarını , din tüçarlığını bırakarak, ilim ve bilime önem vererek, sağ duyu olmaları önemlidir...

 

 En önemli ilke, kuranda olmayan , inanç islam dini olmadığını , bu Gafletten biran uyanmaları , kacınılmaz bir fırsat olduğunu bilmelidirler..

 

Bazı art niyetli, şeytan evliyası olan bazı hocalar, kuran dışı bir yaklaşımla , bu haram şu haram diyerek, islam ülkelerinde , Müslümanların yaşamasına , köle purlaştırma, uyutma , tabular la korkutma, sindirme piskolojik harekatı, ve manevi ayrıca fiziki yıpratmaya gitiğini uyanmamız gerekir...

 

 Hakiki islam dini kur'anı kerimin içindekileri dir, kuran dışı din , kesinlikle islam dini değildir.. o zaman kurana dönelim tek kurtuluş recete kuranı kerim dir..kuranı anlayarak okursak , hiç bir kuvvet bizi din adına aldatamaz....

 

Kuran ve islam dini daima günçeldir ama ne yaziki müslüman lar güncel değil....

 

1400 yıldır müslüman ları kuranda uzaklaştırdılar, aman dokunma, aman eline alma ..kuran seni çarpar diyerek , sen anlayamasın diyerek...sen okuma . gel biz sana dini öğretiriz dediler , din adına hep bizden para topladılar ...hep bizi sümürdüler...

 

 Kuranı kerim insanı çarpmaz , çarpıkları düzeldir , çünkü kuran bir şifa kaynağıdır , bir rahmettir...bir ışıktır , nurdur , kutuluşa götürecek rehberdir...bir öğüt tür , iyiyi , yanlışı, doğruyu , kütüyü , bir birinden ayrıt etmen için sonsuz bir bilgi irfan ilim kaynağıdır...

 

Kuran sadece şeytanı çarpar , kuranın olduğu yere iblis yanaşamaz , şeytan ve kütü ruhlar giremez....

 

Aklımızı kulanalım , çağdaş olalım , ilime, bilime , sanata , müziğe, resime , teknik teknoloji ye önem verelim. ...sen beni bırakıp, inanç ayrımcılığı bırakıp, herkes inançını hürce kardeş ce yaşıyalım...farklı görüşlere saygı duyalım Allaha layık bir kul olalım. ...

 

Barış sevgi eşit adalet paylaşım için daha güzel bir gelecek için , hurafe savsata mavallardan uzak duralım , sokaktaki sahte tamuyu yıkalım, kurandaki hakiki islama dönelim , Ehli-Beyti ışığından sadete erişelim..

 

Doğru gercek islam kuranda ki islamdır , kuran dışındaki islamda sonradan uydurmadır...

Uyan kuranla diriliş.....inançını kuran ışığından sorgula......sorgula sorgula. ...

 

 

                 ( 11 Mart 2018 )

 

                  Hüseyin TURHAL

Devamı
CUMHURİYET GENÇLİĞİ

CUMHURİYET GENÇLİĞİ 

 

ATATÜRK ' le şelale olup çağladık, 

Barış savaş yolunda hep ağladık, 

Bu vatan için destanlar yazdık, 

Biz Cumhurriyet gençliğiyiz arkadaş. 

 

Yurdumuzu milletimizi severiz, 

Vatan uğruna ölüm köprüsünde geçersiz, 

Korku nedir ölüm nedir bilmeyiz, 

Biz Cumhurriyet gençliğiyiz arkadaş. 

 

Medeniyete gideriz basamak basamak, 

Hedefimiz uygarca, insança yaşamak, 

İlimin bal nuruyla sanayiye karışmak, 

Biz Cumhurriyet gençliğiyiz arkadaş. 

 

Demokrasi dir Laiklik tir kolumuz, 

Özgürlük tür hoş görüdür yolumuz, 

Aşktır, sevgidir gül bahçemiz, 

Biz Cumhurriyet gençliğiyiz arkadaş. 

 

                               ( 29 Ekim 2006 )

  

                         Hüseyin TURHAL

Devamı
AĞLADI (şiir)

AĞLADI 

 

Kaz dağını, kaz gibi yoldular, 

Dallar kırıldı, yaprak ağladı. 

Çiçekleri, gülleri kopardılar, 

Ağaçların kabuğunda arı ağladı. 

 

Altın için, ormanlar kesildi, 

Böcekler kelebekler ezildi, 

Tabiatın dengesi sarsıldı, 

Gülün dalında, bülbül ağladı . 

 

Niçe niçe orman yaktılar, 

Yerine apartman vila diktiler, 

Karıncaların yuvasını dağıtılar, 

Sincaplar sokakta, hüngür ağladı. 

 

Ormanda Tavşanlar koşmuyor, 

Bağrında Kınalı keklik ötmüyor, 

Turnalar diyarlara, göç ediyor, 

Orman çöl oldu, Geyikler ağladı.

 

Aşık TURHAL ' der ah kaz dağlar, 

Ağaçlar kesildi, Yüreğimiz yanar, 

Selvi boylu Fidanları, kesti baltalar, 

Yapraklar düştü, melekler ağladı. 

 

                           ( 7 Ağustos 2019 )

 

                         Hüseyin TURHAL

Devamı
YENİ EKONOMİ MODELİ ELZEMDİR

YENİ EKONOMİ MODELİ ELZEMDİR

 

     Bu bilim teknoloji çağda insan oğlunun refah zenginlik ve huzur içinde , zengin ve yoksul sınıfın ordadan kalkması için Yeni ekonomi devrimi elzem olduğunu konusunu değerlendirelim...

 

Eski ilkel , çağımıza uymayan, insanlığı sümüren , kapitalist sistemin yasaklanması , üretime değer verilmesi, zengin ve yoksul sınıfı eşit adil paylaşım için, Devlet yatırım üretim için , Resmi ekonomi kurumuna geçmelidir.

 

Devlet, vergi ve zam sistemini kaldırmalı, bütün özel şirketleri, Resmi kurumuna dönüştürmeli, bütün vatandaşa , kadro sistemine geçmeli, Devlet, Fabrika, Sanayi, Tarım, Hayvancılık, her alanda Resmi Devlet kurumu modeline geçmeli, fabrika da çalışan, inşaat dan çalışan, Tarlada çalışan , herkes kadrolu olsun, dağdaki çoban bile kadrolu olsun, maaşlı ve sigortalı olsun. Devlet milli ekonomi modeli millî üretim sistemini , devlet kurumuna dönüştürsün, devlet yatırım yapsın, üretim yapsın, ancak bu sistem ile, yoksul ve zengin eşit olur. İşsizlik yoksuluk biter, hırsızlık, yolsuzluk biter, vatandaş , mutlu olur, huzurlu olur, daha refah ve sağlıklı kaliteli bir yaşamı olur...

 

Su, elektrik, Doğal gaz, ücretsiz olmalı, zamlar ve vergiler kaldırılmalı, iş makineleri , mazot, tarım aletlerini, gübre , ilaç bakım, üretim herşeyi devlet karşılamalı, vatandaş da kadrolu işçi olarak çalışmalı, Devlet üretime destek olmalı , eşit Adalet paylaşımın olduğu yerden, kaos olmaz, huzursuzluk olmaz, hırsızlık olmaz, boluk bereket olur, huzur olur, sevgi olur, kaliteli yaşam olur ..

 

Türkiye de, dağdaki çoban kadrolu maaşlı ve sigortalı çoban olduğu gün , Türkiye o gün Paris olur. 

 

Köylü vatandaş, kadrolu , maaşlı ve sigortalı Tarlada çalıştığı gün, köylü milletin efendisi olur.. 

 

Milli ekonomi modeli ve milli ekonomi yatırım Atatürk'ün benimsediği tam bağımsız ve kurtuluş yoludur...

 

Zengin ve eşit Adalet paylaşım güçlü bir Türkiye dileğimle...

 

                                           ( 27 Aralık 2021 )

 

                                           Hüseyin TURHAL

Devamı
ADIYAMAN SOYADI ÇİLE

ADIYAMAN SOYADI ÇİLE

 

     Bu yazımızda, Türkiye'nin en güzel ili olan Adıyaman ilinin kangren olmuş sorunlarına buradan neşter vuracağız...

 

Adıyaman, Barış, huzur kenti, Adıyaman petrol cenneti, su cenneti, Adıyaman tarihî kültür medeniyetler kapısı, turizm cenneti, yer altı hazine madden cenneti, doğa kültür cenneti, sarı altın tütün cenneti..

 

Adıyaman bu kadar Varlık ve zenginlik içerisinde, Adıyaman yoksul, Adıyaman işsiz, Adıyaman sahipsiz. Sizce bu Adıyaman'ın kaderimi? ..

 

Atatürk barajı gümbür gümbür, Urfa'ya akarken, Adıyaman da sulu tarım neden yok? Adıyaman halkı kendi suyundan neden faydalanmıyor? Adıyaman da sanayi Fabrika neden yetersiz? Adıyaman gençleri işsiz, neden iş sahaları açılmıyor? 

 

Adıyaman taşı toprağı antika tarih kokuyor, Nemrut dağı dünya harikası, neden türizim tatil köy ve türizim otelleri yok? Arkeloji müzesi neden yok? Şehirin merkezinde ki müze bir depo konumunda, yeterli işlev göremiyor. Adıyaman da Sanat kültür merkezi ve Sanat galeri ve sanat atölyeleri neden yok? Adıyaman daki sanatçılara, sanat karlara neden destek verilmiyor...?

 

Adıyaman da demir yolu neden yok? Adıyaman Atatürk barajında sahil ve mesire alanı eğlence, turizm tatil köy , neden yapılmıyor? Atatürk barajında vapur seferleri eğlence turları neden yok ? Nemrut dağında feleperlik neden yapılmıyor?..

 

Şehirin merkezinde, neden meydan alanı yok? Büyük alışveriş merkezi AVM neden yok? Bu kadar Adıyaman sorunları var iken, yetkililer neden suskun? Adıyaman da gazeteci ve yazarlar neden Adıyaman sorunlarını gündeme taşımaz? Adıyaman milletvekilleri bir Ankara'dan koltuklar dan kalkın bir Adıyaman durumunu bir görün...

 

Adıyaman tütün merkezî, Adıyaman da neden sigara ve tütün fabrikası yok? Atatürk barajında balıkçılık tesisleri neden açılmıyor? Adıyaman da işsizliğin yoksuluğun bitmesi için, ekonomi kalkınma, tarımda, sanayide, yatırım elzemdir. Üretim , kırsal kalkınma destekleri projeleri genişletmelidir..

 

Adıyaman da, işsizlik, yoksuluk bittiği zaman, boluk bereket olduğu zaman Adıyaman huzurun ve barışın başkenti olur. İşsizliğin, yoksuluğun, sefaletin olduğu yerden huzur olmaz .

 

Adımız yaman soyadımız çile, bir gün çile biter , eğer uykudan uyanırsan ey Adıyaman. 

 

                                             ( 24 Aralık 2021 )

 

                                             Hüseyin TURHAL

Devamı
KÜÇÜK YATIRIMCI BATI

KÜÇÜK YATIRIMCI BATI

 

       Bu yazımızda kapitalist sistemin aktörleri ve ekonomi üzerinde, zenginlerin , küçük yatırımcıya karşı , spekülasyon oyunlarının, döviz kuru üzerinden ve Borsa üzerinde ki Ali Cengiz oyunları ile, küçük yatırımcının çüküşünü irdeleyelim...

 

Türkiye de TL. nin değer kaybetmesi, vatandaşın , ve küçük yatırımcının elindeki para pula dönmektedir. Bundan dolayı vatandaş ve küçük yatırımcı lar, döviz yatırımına, yönelmekte, Altına , Dolara, Gümüşe yatırım yapmakta, elindeki parayla, para kazanmak için, geleceğine yatırım yapmak da. Borsada, hisse ve kiripto borsasında da kiripto dijital paraya yatırım yapmak da. 

 

Zenginlerin, para babaların, politika ve siyasetçileri, iktidarı kullanarak, Ekonomi üzerinde, döviz, Borsa , Merkez Bankası üzerinde, spekülasyon, spekülatif ve manipülasyon hareketleri ile, ekonomi de dalgalanma yaratarak, küçük yatırımcıyı mağdur duruma getirmektedir..

 

Okullar da, ekonomist eğitimi ve bütün vatandaşa ekonomi ve yatırım temellerini , kurallarını ve zenginliğin, Zengin olma sırlarını öğretilmediği, yatırım, üretim, de bilgisizlik ile bilinçsiz yatırım, batırım olarak sonuçlanmaktadır..

 

Doların sert yükselişi ile, Altında fiyatları fırlaması, tüm araç gereçler, ürünlerin, zam üzerine zamlar katlanarak, ekonomik hayatını felç etti. Ticaret terazisi bozuldu, Alışveriş de , din, iman, vicdan, para oldu. İnsan ahlakı yozlaşma meydana geldi...

 

Doların sert yükseliş ve altında sert yükseliş, küçük yatırımcıyı cebz eti, küçük yatırımcı, yüksekten, dolar, altın aldı. Vatandaş, ve küçük yatırımcı elinde neyi yoğu varsa, dolara yatırdı ve üstelikte, kıredi çekerek, dolara altına yatırdı. Ve dolar sert yükseliş de bir gecede aniden düşüş yaşadı, küçük yatırımcı ve kredi çekerek borçla yatırım yapanlar, büyük zarara uğrayarak Şok yaşadılar. 

 

Zenginler, para babaları, doları , üç beş den düşük topladılar, Altını üç beş iken kilolarca topladılar, milyonlarca dolar topladılar ve politikayı, siyasetçileri kullanarak, Ekonomi üzerinde , döviz kurları , faiz , borsa , dolar, altın üzerinde manipülasyon yaparak, doları balon gibi şişirdiler, ve doları yüksekten, vatandaşın, küçük yatırımcının elinden patlattılar, milyonlarca dolar, satarak, servetlerine servet milyon dolar katılar, yüksek miktarda kar satışları yaparak, doları sert düşürdüler ve düşüşde tekrar alarak, servetlerine servet katılar. Küçük yatırımcı yı manipülasyon yaparak bilinçli batırdılar...

 

Küçük yatırımcı ve vatandaş, şuan mağdur durumdalar, kredili borç ile yatırım yapanlar şuan büyük zarar içindeler, ve büyük borç batağından ve elindeki bulgurdan da oldular. Yastığın altında ki , birikimi de sıfırlandı. Bu gün Türkiye deki milyonlarca küçük yatırımcı ve vatandaş perişan , mağdur durumdalar, bu vatandaşın mağduriyetini kim karşılayacak? Devlet bu borç batağına girmiş vatandaşın borçunu silecekmi? Kim yardım desteğini verecek? Banka kredi borçlarını kim ödeyecek?

Yoksulun, garibanın, küçük yatırımcının tüm serveti, zenginlerin ve para babaların cebine girdi . Bu doların aniden yükseliş ve düşüş de manipülasyon yokmu? Eğer varsa sorumlusu kim? 

 

Küçük yatırımcı batı, büyük geçmiş olsun . Devlet, Sosyal yardımlaşma vakıfları, Dernekler, zengin kesimi, bir an önce küçük yatırımcıya ve vatandaşa, para desteğini verilmeli, Aile başına 100 bin TL nakit destek vermelidir. Depolar da, banka depolarında ki para, hiç kimseye, faydası yok, ne devlete, nede vatandaşa bir katkısı yok. Sosyal devlet, bütün vatandaşa vatandaşlık maaşı verilmeli, bütün vatandaşın hesabına para yatırmalı, Avrupa sistemine geçmeli, vatandaşın eline para gececek ki, vatandaş o para ile alışveriş yapsınki, ekonomi de canlanma, ticaret den hareket olsun, bereket olsun. Vatandaş acılık çekmesin, parasızlık dan hırsızlığa teşebbüs etmesin.

 

Herşeye zam üstüne zam geliyor, zamlar yağmur gibi yağıyor, halkın cebinden para yok, vatandaşın Cebinde para yok, ekmek, simit alacak parası yok. Para olmadan alışveriş olmuyor, peki bu vatandaş nasıl geçineçek?

 

Avrupa düzeyinde Adil eşit paylaşım bir ekonomi sistemi dileğimle...

 

                                    ( 24 Aralık 2021 )

 

                                  Hüseyin TURHAL

Devamı
BİR AŞK İSTİYORUM

BİR AŞK İSTİYORUM

 

Durup dinlenmeden yolundan koşup 

Bir aşk istiyorum ömür boyunca

Gül gibi kokunu içime alıp

Bir aşk istiyorum ömür boyunca

 

Benimle oturup benimle kalkan

Varlıkta yoklukta yanımda olan

Dara düştüğümde yanımda olan

Bir aşk istiyorum ömür boyunca

 

Tatlı dille değil gerçek diliyle

Gözleriyle değil içten gönlüyle

Güzellikle değil aklı fikriyle 

Bir aşk istiyorum ömür boyunca

 

HÜSEYİN TURHAL’ım doğrudan özü

Sakın ayrılmasın sevgiden sözü

Yalana kırpmasın kirpiği gözü

Bir aşk istiyorum ömür boyunca

                           

                            (1 Eylül 2001)

 

                     Hüseyin TURHAL

Devamı
NEMRUDUN KIZI

NEMRUDUN KIZI

 

Saçların antik dünyanın güneşi,

Dudakların, antik roma çeşmesi,

Bakışların'dan, gurbetin hasreti,

Adıyamanın Nemrudun Kızı.

 

Kirpiklerin ok gibi saplandı...

Kaşların yay gibi catı gönlüme,

Aşkın zindanında oldum tutsak,

Adıyamanın Nemrudun Kızı.

 

Ak elleri çelikan tütün sakızı,

Gönlümden parlayan ay yıldızı,

Kalbimin nadide aşk hırsızı,

Adıyamanın Nemrudun Kızı.

 

Mansur kalesinde, seninle çay icsem,

Güneşin doğuşunda, seni öpsem,

Cendere suyu gibi, sana aksam,

Adıyamanın Nemrudun Kızı.

 

Sevgimi, tutkumu sana anlatsam,

Aşkı gamzelerinden tatsam,

Nemrudun güneşiyle, senle uyansam,

Adıyamanın Nemrudun Kızı.

 

Aynam ol, sana bakayım,

Kitap ol, seni acıp okuyayım,

Bal ol, sende bir tad alayım,

Adıyamanın Nemrudun Kızı.

 

Gel bu aşkı iyice bir anla,

Sevgim denizden bir damla,

Aşık TURHAL'ı kalbsiz sanma,

Adıyamanın Nemrudun Kızı.

 

(27 Mart 2015)

 

Hüseyin TURHAL / ADIYAMAN

Devamı
BU YOLLAR ( şiir )

BU YOLLAR 

 

Bu yollar toprak bu yollar taşlı, 

Bu yoldan giden hep göz yaşlı, 

Bir sevdiğim var karakaşlı, 

Açılın yollar sevdam a gideyim. 

 

Bu yoldan giden tez yorulur, 

Gurbetin çilesiyle yoğrulur, 

Aşkın rüzgarına kapılıp savrulur, 

Açılın yollar sevdam a gideyim. 

 

Gurbetin suyu acıdır içilmez, 

Askerlikte bu sevda çekilmez, 

Saatler uzar nöbetim bitmez, 

Açılın yollar sevdam a gideyim. 

 

Bu yollardan Mustafa 'lar geçti, 

Bu yollardan Kenan 'lar geçti, 

Bu yollardan Âşık TURHAL'da geçti, 

Açılın yollar sevdam a gideyim.

 

(22 Şubat 2008)

 

Hüseyin TURHAL

Devamı
BU YOLLAR ( şiir )

BU YOLLAR 

 

Bu yollar toprak bu yollar taşlı, 

Bu yoldan giden hep göz yaşlı, 

Bir sevdiğim var karakaşlı, 

Açılın yollar sevdam a gideyim. 

 

Bu yoldan giden tez yorulur, 

Gurbetin çilesiyle yoğrulur, 

Aşkın rüzgarına kapılıp savrulur, 

Açılın yollar sevdam a gideyim. 

 

Gurbetin suyu acıdır içilmez, 

Askerlikte bu sevda çekilmez, 

Saatler uzar nöbetim bitmez, 

Açılın yollar sevdam a gideyim. 

 

Bu yollardan Mustafa 'lar geçti, 

Bu yollardan Kenan 'lar geçti, 

Bu yollardan Âşık TURHAL'da geçti, 

Açılın yollar sevdam a gideyim.

 

(22 Şubat 2008)

 

Hüseyin TURHAL

Devamı
SARI ÇİÇEKLER

SARI ÇİÇEKLER 

 

Aşk yağmuru yağmadı baharıma, 

Sararıp soldu ah sarı çiçekler. 

Sevda yağmuru yağmadı bağıma,

Sararıp soldu ah sarı çiçekler. 

 

Hasretinle ah sararıp soldum, 

Yalnızlığından çöp gibi kurudum,

Sana susadım çorak Kum oldum,

Sararıp soldu ah sarı çiçekler. 

 

Çiçeğime musallat oldu böcekler, 

Baharda uçmaz renkli kelebekler, 

Sevdama ağlar nuru melekler, 

Sararıp soldu ah sarı çiçekler. 

 

Aşık TURHAL 'ın benzi soluk, 

Kalbime aşk akmadı oluk oluk, 

Yüreğim yanıyor ellerim soğuk, 

Sararıp soldu ah sarı çiçekler. 

 

(6 Şubat 2016

 

                    Hüseyin TURHAL

Devamı
ŞANLI BAYRAĞIM

ŞANLI BAYRAĞIM

 

Dalgalanacaksın gök yüzünden şanlı bayrağım,

Seni tarihe altın harflerle yazacağım,  

Sanma ki ölsem de seni bırakacağım...

Seni baş mezar taşımın yerine dikeceğim.

 

Tarihten vatan için destanlar yazdım, 

Namusum şerefim şanlı bayrağım, 

Kızıl kanımdan sana renk saçtım, 

Canım şah damarım şanlı bayrağım. 

 

Vücudumda kansın gök yüzünden yıldız aysın,

Mahşere dek yurdumdan dalgalanacaksın, 

Şehitlerin kanıyla sulandın sönmeyeçeksin, 

Dinim imanım şanlı bayrağım.

 

Irmaklar misali akıp coşarım, 

Bayrağımla medeniyete , Çağdaşlığa koşarım,

Ölsem de bin yıl gene yaşarım,

Aşkım sevgim şanlı bayrağım. 

 

(23 Nisan 2004)

 

            Hüseyin TURHAL 

 

* "Bir Damla Beyaz Yağmur " adlı eserimden 

( Sayfa - 12 ). ..

Devamı
BALYAN KIZI

BALYAN KIZI 

 

Ak elleri tütün sakızı, 

Ben sana yandım Balyan kızı. 

Gönlümden parlayan ay yıldızı, 

Ben sana yandım Balyan kızı. 

 

Ak elinde Orak buğday biçer, 

Kimisi nakış nakış oya işler, 

Kimi de evinde kısmetini bekler, 

Ben sana yandım Balyan kızı. 

 

Aşık TURHAL ne güzel söylersin, 

İnçi mercan şiir dizersin, 

Ferhat misali dağları delersin, 

Ben sana yandım Balyan kızı. 

 

          ( 20 Ekim 2004 )

 

           Hüseyin TURHAL

Devamı
BEYAZ KEDİ

BEYAZ KEDİ 

   

Para ile satsam satılmazsın,

İki kilo etin var yesem yenilmezsin,

Yozlaşmısın farede tutmazsın,

Ben şimdi seni nedim Beyaz kedi.

 

24 saat evin tabanında yatarsın,

Gece gündüz takla acarsın,

Fareyi görünçe köşelere kacarsın,

Ben şimdi seni nedeyim beyaz kedi.

 

Faralerle antlaşmaya imza atmışsın,

Fare ordusunu özerime salmışsın,

Buğday ambarıma tünel kazmışsın,

Ben şimdi seni nedim beyaz kedi.

 

Beyaz kedi kara kedi benekli kedi,

Fareler çuvaldaki buğdayımı hepsini yedi,

Kedim kuyruğunu salıyarak seyreti,

Ben şimdi seni nedim beyaz kedi.

 

Aşık TURHAL 'der fare ordusu geliyor,

Taburun başını beyaz kedim çekiyor,

Kepçelerle buğday ambarımı yutuyor,

Ben şimdi seni nedim beyaz kedi.

 

(21 - 04 - 2012)

 

Hüseyin TURHAL

Devamı
SENSİN ( Şiir )

SENSİN

 

Çileli dünyamın kara yazımın ,

Her seher sabahı sensin sevdiğim.

Yaralı gönlümün yaşlı gözümün ,

Canımın Cananı sensin sevdiğim.

 

Yapayalnız Gül'den ayrı gülümde ,

Susuz topraklarım Gönül dilimde,

Tatlı hayalini tutan elimde ,

Sazımın mızrabı sensin sevdiğim.

 

Solan güllerimin yoktur illeri ,

Ruhum savrulur yok olur külleri ,

Biçare gönlümün kırık dilleri ,

Yüreğimin telleri sensin sevdiğim.

 

Türkülerim dilden dile varalı,

Senden gayrı ceylan gibi yaralı,

Dinle bahtı kara Âşık TURHAL' ı ,

Şiirimin sözü sensin sevdiğim.

 

                     Hüseyin TURHAL

Devamı
EVRENSELDİR SANATÇI

Irkçı değil...

 

  EVRENSELDİR SANATCI

 

Su gibi aziz her boğazdan gecer, 

Irkçı değil, evrenseldir sanatcı. 

Güneş misali , tüm karanlıkları aydınlatır, 

Irkçı değil, evrensel dir sanatcı.

 

Hiç bir partiye kukla olmaz, 

Gerçekleri anlatmaktan geri durmaz, 

Cahil ler ahmaklar bunu anlamaz, 

Irkçı değil , evrensel dir sanatcı. 

 

Arı gibi her çiçekten bal alır, 

Gökkuşağndan her iklimden renk alır, 

Dünya kültür mozağini taşır, 

Irkçı değil, evrenseldir sanatcı. 

 

Farklı desenlere hor bakmaz, 

Din, dil, ırk , mezhep ayrımı yapmaz, 

Özü hakikattır , yanlış yola sapmaz,

Irkçı değil, evrenseldir sanatçı. 

 

Dünyaya aşkla sevgiyle bakar, 

Tüm insanları , doğayı kuçaklar,

Zeytin dalı kırılırsa , yüreği yanar, 

Irkçı değil, evrenseldir sanatçı. 

 

Arı gibi her çiçekten bal yapar, 

Balını tüm insanlığa sunar, 

Tüketiçi değil, dünyaya üretim yapar, 

Irkçı değil, evrenseldir sanatçı. 

 

Sanatçı bütün halkların adamı, 

Sanatçı tüm ezilmişlerin adamı, 

Sanatçı bütün dünya vatanı, 

Irkçı değil, evrenseldir sanatçı. 

 

AŞIK TURHAL ' dan gerçekler damlar, 

Kamil insanlar manayı anlar, 

Kör bağnazlar, hakikattan ne anlar, 

Irkçı değil, evrenseldir sanatçı.

 

   ( 19 Haziran 2017)

 

    Hüseyin TURHAL

Devamı
MADENCİ ( şiir )

MADENCİ 

 

Başında sarı bareti, elinde kazma,

Sakalları toz içinde, yoksul madenci.

Bir nafaka için, yerin altında hayata. ..

Yaşamak için can veriyor madenci.

 

Elleri nasırlı , yüzü kömür gözlü, 

Kimi evli kimi bekar kimi sözlü, 

Yeraltında kaza kaza, çiğerleri tozlu, 

Günden güne ölüyor , gariban madenci.

 

Gece gündüz durmadan hep çalışır, 

Cebinde para yok, boşa kürek çalışır, 

Boynu bükük, bir nehire karışır, 

Açlıktan yüzü gülmez , yoksul madenci.

 

İskele arızalı, sağa sola salanır , 

Görzü patlar , enkazdan binlerce can kalır,

Metan gazından , canlar nefesiz kalır, 

Canlı mezarlara , gömülür gariban madenci.

 

Somada kömürden , madenciler ah yanar, 

Zonguldak'ta madenci grızu da vah patlar, 

Kozlu 'da ikiyüzaltmışüç işçiye birer mezar, 

Yerin altında ölüm le hep yaşıyor madenci.

 

          ( 7 Kasım 2017 )   

 

               Hüseyin TURHAL / ADIYAMAN

Devamı
TÜTÜNÜME DOKUNMA

TÜTÜNÜME DOKUNMA ! (ŞİİR)

 

Gelinlik kızların, çeyiz parası, 

Askerlik Ocağından, harçlık parası, 

Öğrençinin masrafı, esnafın can parası, 

Sarı altın tütünüme dokunma...!

 

Nasırlı ellerle , toprağa dikilir, 

Geçenin şafağından , tarlada biçilir, 

El emeği , göz nuru iplikle dizilir , 

Yeşil altın tütünüme dokunma. ..!

 

Adıyamanın tek kaynağı nefesi, 

Yoksulun köylünün emekçinin emeği, 

Çilekeş Adıyamanın, alın terisi...

Şah damarım olan , tütünüme dokunma..!

 

Buram buram tütün kokar Adıyaman, 

Bir aşktır, bir sevdadır tütün Adıyaman, 

Yoksulun ocağından aş, derdime derman, 

Soframın tuzu olan, tütünüme dokunma..!

 

Emperalizim tütünüme, göz koyup bakıyor , 

Yahudiler , tütünüme el koyup alıyor...!

Marketlerden kendi paketlerini satıyor...

Yerli olan , milli tütünüme dokunma. ..!

 

Aşık TURHAL ' ın elleri tütün sakızı, 

Ekmeğime göz diken kapitalist hırsızı , 

Amerikan sigarasını, satıyor Gavur un kızı, 

Tütün vatandır , tütünüme dokunma...!

 

      ( 4 Ekim 2017 )

 

       Hüseyin TURHAL / ADIYAMAN

Devamı
KATİL AŞK

KATİL AŞK

 

Kirpikleri ok gibi saplandı kalbime, 

Kaşları kesti yüreğimi, elleri kanlı, 

Sacın zülfüne , gerdanına astın,

Aşkın celatına esirim, elleri kanlı. 

 

Gözlerindeki ateş ışığı beni yakar, 

Dilin sivri uçları beni yaralar, 

Çiğerlerimden kızıl kanlar damlar, 

Aşkın celatına tutsağım , elleri kanlı.

 

Bir bakışıyla ruhumu benden aldı, 

Kendine bağladı, uçuruma saldı, 

Vandalca aşkımı param parçaladı, 

Aşkın azrailine , bedensizim , elleri kanlı.

  

Aşık TURHAL ' ım aşka kurban, 

Aşkın pencesinden , kurumuş bir can, 

Aşk Ocağından, pişip yanan, 

Aşk sofrasından mezeyim , elleri kanlı.

 

                       ( 12 Şubat 2016)

 

                     Hüseyin TURHAL

Devamı
GLOBAL KAPİTALİZM

GLOBAL KAPİTALİZM 

 

 İnsan oğlunun yerleşik , toplayıcı , üretime geçiş sistemiyle , hayatlarına, kapitalist burjuva işçi sınıfı , tekelci ziynet başlar. ..

  

Günümüzün modern global kapitalist burjuva sümürge düzeni, temeli Antik çağlardan orta çağın ilkel toplumlardan başlayarak, köle ve kıralık , ağalık düzeni ile başlar. ...

 

Antik çağlardan, köleleri , karın tokluğuna çalıştırıp , sermaye ile kaleler, saraylar inşah etiler ve zengin soylu tücarlar köleleri, çalıştırarak ve satarak, sermaye için insanı köleleştirdi...

 

Ağalar , kapitalist burjuva da , köylü çiftçi kesimi , topraksız bırakarak , elindeki sermaye ye köle ederek , karın tokluğuna , gece gündüz kendisine çalıştırdılar...

 

Ne kadar düzen değişsede , kapitalizm düzeni , farklı modern maskeler altında , her devirde büyüdü dev oldu..

 

Sermaye, daima kapitalist sistemin elinde olduğu için , dünyayı daima kapitalist düzeni yöneti . bu teknoloji ve ekonomi, sermaye piyasası, para güçü , kapitalist burjuva sümürge düzenin elinde olduğu için , kapitalist düzeni , sarsılmaz bir kahle konumundadır.

 

Kapitalizm, sümürge düzeni ile büyür, savaş yıkım daima kapitalizm in can damarı olmuştur. Çünkü kapitalist sistem , kendine yeni kaynaklar yaratmak için , yenilemek için , yeni sermaye yatırım yapmak için , sınırlarını zorlar ve dünyanın her köşesine konmak için , savaşlardan güç alır, yıkım yapar, kendine yeni yerler acar , elindeki parasal güçle , zayıf toplumları istediği şekilde kulanır . kendi sermayesini büyütmek için küçük sermayeleri yutar... 

 

Kapitalizm sümürge düzeninde , işçi sınıfı daima işçi olarak kalır , işçi patron olma lüksü ordadan kalkar. Kapitalizm sistemi işçiye asgari ücret le işçi karın tokluğuna , daima kendisine makum kılacak ve sırtından sermaye büyütecek bir sabit mekanizma haline getirir..

 

Gönümüzün global kapitalizm, parasal güçle , ekonomi, teknoloji ile , dünyamızdan dengeleri sarsan , gelecekte , korkunç savaş katliyam habercisi olduğunu aşikardır. Kapitalist devletler , küçük Devletleri sümürme politikaları , global işsizlik , yoksuluk, güçlü zayıfı ezme , çıkar menfat doğrultusundan yatırım. Mili öretimin , global kapitalist sümürme, ekonomik kiriz sarsıntıları, kapitalizm düzeni büyük bir vambire dünerek gelecekte, dünyayı tehtit etmektedir....

 

Kapitalist sistem, işçi sınıfını robotlaştırır , işçi verilen her Emiri, eksiksiz yerine getirir , ne verilse hakına razı olur . itraz etmez , karşı çıkmaz , düz mantıkla hareket eder , işsiz kalırım korkusu , endişesi taşır , kendini savunma mekanizmasını geliştirmez..

Ve kaderci anlayışla da bu sömürü düzenini kabul eder...

 

Bu modern çağda kapitalizm teknoloji ve para güçüyle , sermaye baronları , kapitalist devletler, gelecekte, daha fazla sermaye için dünyayı telikeye, insanlığın sonunu getirecek tabiatın dengesini bozacak , bir şekilde vandalca , yükselmekte..!

 

           

                                          ( 13 Ocak 2019 )

 

                                         Hüseyin TURHAL

Devamı
ZENGİNLERİN OYUNU

ZENGİNLERİN OYUNU

 

     Bu yazımızda, zenginlerin kurduğu, kapitalist yatırım ekonomi, döviz, Altın, Borsa, milli piyango ve yatırım tezgahını buradan ortaya dökeçeğiz..

 

Ekonomi sistemini , zenginler kurdukları için, bu zenginlik sırlarını, yoksullar dan gizledikleri ve okullarda öğretmedikleri için, fakirler bu ekonomi düzende nasıl zengin olacaklarını bilmezler, ondan dolayı hayatları boyunca, zenginlere , çalışan bir işçi , yoksuluk, işsizlik ve borçlar batağından yaşarlar...

 

Zenginler, yatırım ve ekonomi kurallarını kendileri belirler ondan dolayı nasıl hareket edeceklerini öncede tasarlarlar , örnek verirse:, doları, altını, gümüşü, uçsuz iken, alırlar ve sonradan biraz yükseliş yaptırırlar, bu yükselişi gören , yoksul, küçük yatırımcı, dolar, altın döviz almaya başlar, ve bir iki kademe döviz de yükseliş başlar, o andan zengin balinalar sert satışlar yapar, bu satışlar ile , döviz düşer, korkudan, yoksul ve küçük yatırımcı, panik satışları ile , zarara satış yapar, ve döviz olsun, borsa olsun dip yapar, bu döşüşü fırsata çeviren, zenginler, aşağıdan , ucuza mal toplar, dipden, hisse, dolar, altın almaya başlar ve devam eder , bu düşüş fırtınasında, yoksul ve küçük yatırımcı kacarken, , zengin babalar, malı toplar . Ve sabırla bekler, sabırsız yatırımçı, beklemez, elindekini zarara satış yapar, yapmaya devam eder ..

 

Zenginler, politikayı ve medyayı kullanarak, olumsuz açıklamalar yaparak, ekonomi de yatırım piyasasında, borsada, döviz de, bilinçli düşüşler yaratarak, ucuza mal toplar ve sonrada tekrar, Siyaseti ve medyayı kullanarak, pozitif açıklamalar ile, borsa, dövizde sert yükseliş ler yapar, bu sert yükselişi gören bilinçsiz ve küçük yatırımcı balıklama kendini atar oltaya, yüksekten, malı toplamaya başlar, doları, altını, hisse borsası ve kiripto parasını yüksekten alır ve alım devam eder, alım devam sürdükçe, sert yükseliş ile tepe yapar, ve o andan zengin balinalar harekete geçerek sert kar satışları yapar ve bunu yaparken, siyasetden, olumsuz nutukları kullanarak yapar ve birden piyasa kıpkırmızı kan olur, trend baş aşağı iner. Yüksekten alan yatırımcılar, büyük zarara uğrar, kimisi korku paniği ile Zarar satışı yapar.. bu sistemde, zenginler, servetine servet katarlar..

 

Milli piyango da, hile tezgâhı olduğu için, sizin zengin olmanız mümkün değildir. Yoksulları sümüren bir kumar ve sahtekârlık ve dolandırıcılık sistemidir. Milli piyango sizleri zengin etmez. Ama döviz, Borsa, hisse borsası ve kiripto borsası kurallarını bilseniz, sabır ve Uzun vadeli yatırımcı olsanız, borsa da, teknik analiz, temel analiz mum grafik, trend, kademeli alış, kademeli satış, stoplos ve borsa ekonomist temel bilgilerin öğrenirseniz, zengin olmanız mümkündür.

 

Zenginlik, sabır ve doğru bilgi ile kazanılır, dürüstlük ile yükselinir. Başkasına çalışarak zengin olamasınız, kendinize çalışacaksınız, kendi işini yapacaksınız, zenginliğe giden yol, riskli yatırım yapmaktan geçer, kaybetmekten korkanlar, hiç bir zaman başarılı olamaz, kaybetmekten korkuyorsanız, riskli yatırım dan uzak durunuz.. 

 

En büyük kaybetmek, riski göze almamak tır. riski göze alan, başarıya bir adım öne atmış demektir. Kalıcı zenginlik, damlaya damlaya oluşur ve uzun vade de milyar der olursun. Buda sabırla beklersen olur . Kısa yoldan hemen zengin olayım düşüncesi içerisinde olanlar, dolandırıcıların ağına düşerler, yanlış hareket ederek, hata yaparlar, elindeki bulgurunda da olurlar, hayatları hüsran ile sonuçlanırlar...

 

Doları, üç beş den topladılar ve bilinçli yükseltip ve 15, 18 den satılar ve servetlerine servet katılar. Dolar, altın, faiz size fazla para kazandırmaz, Borsada sağlam şirketlerin hisselerine ve kiripto parasına uzun vadeli yatırım yapsanız, zenginliği yakalarsınız.

Bunun için, ekonomist temel bilgilerini doğru öğrenmeniz elzemdir. 

 

                                           ( 20 Aralık 2021 )

 

                                          Hüseyin TURHAL

Devamı
2022 YILINDA NELER OLACAK

2022 YILINDA NELER OLACAK?

 

   Bu yazımızda, yeni bir yıla giriş yapacağız, bu 2022 yılı dünyada neler olacak , neler, neler bizi bekliyor, yaşanacak olayların konusunda, Astroloji ve ilmî havvas metotları ile geleceği bir görelim...

 

Bu 2022 yıla, cumartesi günü ile başlaması, bu günün çıkış yeri ve kısmeti Zuhal yıldızıdır. Bu da uğursuz bir yıla girmiş olacağız demektir. Çünkü bu gün içinde , Hz. Adem'in oğlu Kabil kardeşi Habil'i öldürmüştür. Bu yeni gireceğimiz yıl da cumartesi ile başlaması, bu sene uğursuz bir sene sayılır ...

 

Bu sene dünya da, global ekonomi kirizler ve savaşlar olacak, ölümler çoğalacak, kanlar akacak , yoksuluk, işsizlik, pahalılık artacak, yağma talan artacak.. giyim, kuşam, marketlerden, talan vurgun, soygunlar daha daha artacak.. Yemen, Irak, Şam, Türkiye ve Ortadoğu da , şiddetli pahalılık artacak, kadın ve erkek yaşlılarda fazla ölüm olayları yaşınacak...

 

Bir çok dehşet verici şeylerin yaşanacağına işaret eder. Ağır hastalıkların memleketlerde yayılıp genişleyeceğine, karın ağrıları, baş ağrıları, uyuz gibi hastalıkların çoğalacağına işarettir. Veba hastalıkları hortlayacak...

 

Yaz ve kış çok şiddetli gececek, bol yağışlı yağmurlu olacak, bol Rüzgar , sert Rüzgarlar esecek, Dünya'nın bazı bölgelerinde, hortum, tusunami doğal afetler yaşınaçak, çegirge istilası bazı bölgelerde, ekinlere Zarar verecek, denizler de büyük balıklar dolaşacak...

 

Bu sene içinde, Aile yapısında yozlaşma devam edecek, Boşanmalar çoğulacak, çocuk doğurma oranı düşecek, çocuk erken düşüklük olacak, Aile içi geçimsizlik giderek artacak, üzüntü artacak, gülmek yerine ağlayışlar gözyaşları çoğalacak...

 

Astroloji ve ilmî havvas metotları ile, yıldızname bakımı ile çifir ebced değerleri ile , bu yeni gireceğimiz yılı , uğursuz bir yıl olduğunu Astroloji de öngürülerimizi buradan ayan eyledik. Ne yazıki çok uğursuz bir yıla gireceğiz , Cenabı Allah hepimizi, kazadan, beladan, uğursuz afetlerden, kütü ruhlu insan şerinden korusun. 

 

Cenabı Allah dan hepinize, sağlık, mutluluk, uzun ömürlü yıllar dilerim....

 

                                          ( 20 Aralık 2021 )

 

                                         Hüseyin TURHAL

Devamı
ALEVİLİK DÜNYA KÜLTÜR MİRASIDIR

ALEVİLİK DÜNYA KÜLTÜR MİRASIDIR 

Alevilik bu gün ortaya çıkan bir inanç sistemi değildir. Alevilik, insanlığın doğuşuyla başlar, ama Alevilik, ne bir dindir , ne bir tarikat dır , nede bir mezhep dir. Alevilik bir insan inanç yoludur. ..

Aleviliğin, Dini , Dili, ırkı, Mezhepi, rengi yoktur. Alevilik sadece insanlıktır, insan için vardır. İnsana yol olmak için vardır , Alevilik insandır merkezinde, insan vardır, Hakikat vardır.

Alevilik, ilk ışıkla başladı, Alevilik nurdur, kandil den yanan bir ışıktır , yolu sevgi özerinde kurulmuştur , bu yoldan 124000 peygamber gelip geçmiştir...

Hitit, Urartu, Sümmer, Roma imparatorluğuna kadar, sür gelen tüm kadim kültürlerin, temelinde harc olan , insanlık uygarlığın temelini atan Alevilik kültürüdür...

İlk Hz. Adem yolu Alevilik felsefesi özerinde kurulmuş , Hz. Musa , Hz Davut, Hz. Süleyman, Hz İsa ve Hz Muhammed ' e kadar bütün peygamberlerin halkalı birbirine bağlı zinçiri , bu yol erkanda , gelmiş geçmiştir..

Hititlerin 12 kabartma Tanrısı, Hz. İsa Mehsi 12 Havarileri, Hz, Muhammed ' in islamın serdarı 12 İmamları ve Dünyanın sıfır noktasından, inşah edilen Göbekli Tepe, Tapınağı 12 dikili Taşları, hepsi Alevilik kültürün , temel izleri, Dünya kültür mirası dır...

Alevilik, ışık hakikat ve sevgi özerinde kuruldu , merkezinde, hak ve insan vardır. İnsanı sevmek, insana değer vermek ve insanı insanı kamil yapmak bunun için dört kapı kırk makamda, insanı geçirerek, insanı hakikata ulaştırmak için , 124000 peygamber ile kurulan bir sevgi yoludur..

Alevilik de , şiir var , saz var , semah var , sanat var , ilim var , bilim var , edep erkan var , doğa var , sevgi var , barış var , adalet demokrasi, eşit paylaşım var. Kabe sinde, taş duvar değil, sadece insan var...

Alevilik, insanı din, dil, ırk, mezhep ayrımı yapmaz , bütün insana kuçak açar , nerede bir mazlum varsa , dini, Dili, ırkı, Mezhepi ne olursa olsun, rengi ne olursa olsun, yanındadır. Bir yerden bir mazlum ağlarsa , Alevininde yüreği yanar. İsterse, Afrikada bir zenci olsun , Alevilik bütün insana kuçak acar...

Alevilik de , Tevrat var, Zebur var, İncil ve Kur'an var , hurifi batini zahiri ilmi ve havvas var , bütün ilimleri akıl süzgeçinden geçirerek, katıksız saf hakikat balını sunar ceminde insana ... Alevilik kadimden sır olarak gelen bir ışık hakikat yoludur , bu yoldan gitseniz de gitmesenizde bu yol kıyamete kadar bozulmaz , bu yol insanı insanlığı yaşatmak için vardır. Bu yol insanı hakikata ulaştırmak için vardır..

Alevilik kadimden gelen Dünya kültür mirası dır , Aleviliğe sahip çıkmak, bir insani görevdir. Sevgi ile kalınız, Yüreğinizde insan sevgisi eksik olmasın. İnsanı seven, Hakı da sever.

Bu yol sevgi yoludur. Sevgi ile kalınız, Bırakın bütün çiçekler yaşasın...

 

 ( 15 Aralık 2020 )

 Hüseyin TURHAL

Devamı
ALEVİLİK YOK OLDU

ALEVİLİK YOK OLDU

Dünya yok iken , cihan su iken , sema evren karanlık iken , bir ışıktan koptu geldi Alevi, ilk ışık insanıdı , ilk ermişler bahçesinde bir gül iydi Alevi...

Evet Dostlar , Alevilik ne bir tarikat ne bir mezhep nede bir dindir. Alevilik, Dünya yok iken, evren deniz iken , sema karanlık iken , bir nurdan koptu geldi Alevi, bir ışık insanıydı Alevi, nur içinde , ışıktı Alevi, bir inanç yolydur Alevi, bu yoldan 124000 peygamber geldi geçti, bu yol hakikat yoluydu....

İlk Alevi ışıktı , sevgiydi , karanlığa yakıldı, Hz. İbrahim gibi ateşi nara yakıldı, cenneti Aladan gülüstan oldu. Kırklar ceminde , kırkı bir biri kırk oldu . Zalime zülüme karşı yetmiş meçlis kuruldu , hakikat, hak uğruna , vuruldu , asıldı , nesimi gibi , Halacı Mansur gibi yüzüldü asıldı , kesildi...

İlk Alevi ışıktı , sevgiydi , Adem di. Musa , Davut, İlyas , Süleyman, İsa , Muhammed Mustafa , Ali , Veli , Fatma , Hasan ve Hüseyin iydi . Her devirde her çağda bu ışık variydi.. ilk Alevi Tevrat iydi , Zebur iydi , İncil müjde iydi , Kur'an iydi , şiir iydi.. kandil den gelen bir ışık iydi..

Alevilik, ilk doğuştan medeniyetler kurdu, Hitit dönemine damgasını vurdu , mu iparatorluğunu kurdu , Musaya ışık oldu yol oldu . Zalim hükümdarlara baş kaldırdı, daima mazlum oldu mazlumun yanında oldu. Bizans ta maniçi oldu mitolojik geleneksel Tapınak putperest Ruhban Dinçiliğin hedefi oldu . Asıldı , kesildi, zindanlara atıldı . Bin türlü iftira lara maruz kaldı, Kerbela dan beri sürüldü , ezildi, horlandı, dışlandı, yok edildi. ..

Alevilik ışıktı , aydınlık tı , Alevilik eşitlik hak hukuk adalet iydi. Alevilik eşit paylaşım iydi. Barış iydi. Alevilik hakikat iydi... nerde bu Alevilik? 

Aleviliğin olduğu yerden, ışık vardı sevgi vardı bir lokmayı bin kişiyle paylaşım vardı. Lokma vardı hak vardı nefes vardı. Barış kerdeşlik vardı. Eline diline beline sahip olmak vardı. Birlik vardı dirlik vardı.. hakikat vardı. Bu ışık yolu terk etiniz , Alevilik yok oldu.

Yolunuzda ışık yok Yüreğinizde sevgi yok artık . Kardeş kardeşe düşman , komşu komşuya düşman , komşu komşunun dumanında rahatsız . Komşu komşunun tavuğuna kış diyor . Bir ağaç için , bir avuç toprak için , bir keçi için , insanlar birbirine düşman . Kıskançlık kibir hırsı başını almış gidiyor . Sevgi yok saygı yok , dayanışma yok.. viçdan yok , iman yok , kardeş kardeşin hakını yiyor , komşu komşuya bir tas çorba vermiyor , yoksula yetime yardım edilmiyor.. gençler yaşları 35 , 40 olmuş evlendirme yok , herkes birbirinin kuyusunu kazıyor , iyilik yok hayırlı işler yapan yok. Dünya malı herkesi gör etmiş hakikatı gören yok , Adı Ali ama Alevi değil , Namaz kılmıyor ama Alevi değil , köyde cami yok ama köy Alevi değil , yolu var Alevi değil , cem evine gidiyor ama Alevi değil , saz çalıyor ama Alevi değil.. Bu yoldan herkes döndü sadece pir sultan dönmedi...

Aleviliği yok etiniz, insanlığ yok etiniz , daima zalim güçlünün yanında yer aldınız 

Artık Alevilik yok yerlerde 

Bu kutsal ışık göklerde...

( 13 Aralık 2020 )

Hüseyin TURHAL

Devamı
ALEVİLİK İSLAMIN NERESİNDE?

ALEVİLİK İSLAM'IN NERESİNDE? 

Bu yazımızda ki amacımız , Aleviliği İslam dan dışlamak değildir. Aleviliğin gizemli kadim tarihine ulaşmak için, Aleviliği İslam çoğrafyasından izlerini irdeleyerek ve kadim esrarlı Alevliğin saklı tarihini ve özerine kaplamaş tozunu alarak, gerçek Aleviliğin özünü bulmak. ...

Yüzyıldır , Aleviliğin Tarihini, Kerbela'da, İslamın doğuşu ile, başladığını Alevilik Hz Ali ile başladığını yazarlar çizerler, Aleviliğin Tarihini kerbela çöllerine gömdüklerini ve Aleviliğin kadim gizli tarihine ulaşamadılarını ve bu yazımızdan, İslamın Anavatanı Arabistan çöllerinde Alevliğin izlerini ve kadim tarihi Anadolu mezepotamya çoğrafyasından izlerini sürelim....

İslamın Anavatanı Arabistan çöllerinde bu gün ve dün Alevilik neresinde? İslamın koyu yaşandığı müslüman ülkelerden Arabistan, pakistan, Afkanistan , Irak , Meke medine de Alevilik neresinde? Bu ülkelerde Aleviler, sazı sözü nefesi ile semah yapabiliyormu? Bu soruya cevap vermeden önçe , islamın doğuşu Anavatanı Arabistan çöllerinde, peygamber devrinde Aleviliği irdeleyelim. 

Bu gün Alevi kutsal cem lerinde, Hz. Muhammed var Hz. Ali var peygamberin Torunları Hasan Hüseyin var , peygamber soyu Ehli-Beyt var , Kur'an var , islamın serdarı 12 İmamlar var.. Anlayacağınız bu gün Aleviliğin içerisinde İslam var , islam'ın özü var , peki islam 'ın içerisinde Alevilik varmı? Müslümanların Mescitlerinde bu gün Alevilik varmı?...

Hz. Muhammed Aleviler gibi cem yaptımı? Hz. Ali eline saz alıp çaldımı? 12 İmamlar saz ve sema yaptımı?.. Hz. Ali Hz. Hamza bunların elinde saz mı vardı yoksa kılıçmı?

Hz. Ali elinde saz yoktu , elinde çatal kılıç zülfükar vardı. Hz. Ali elindeki kılıçla ve islam sançağı vardı. Hz. Ali zalim zorbacı hükümdarlarla savaştı, Arap müşrükleri ile savaştı, yahudi putperest Tapınak ve zalim krallarla savaştı , halka zülüm yapan Roma imparatorluğuna karşı savaştı, kayseri Romayı kılıçtan geçirdi..

İslamın Anavatanı Arabistan çöllerinde, Kerbela da, Hz. Muhammed islam dini getirirken, Arap müşrükleri ile putperest Tapınak mitolojik geleneksel dinler ile yahudi ortadoks tapınak şeriatı ile karşı karşıya gelerek büyük bir mücadale içerisine girdiler. Hz. Ali'nin Kılıçın korkusundan müslüman olanlar , dışı müslüman içi kafir olanlar, müslümanlık maskesi altından, Hz. Muhammed'e onun Ehli-Beyti henedanına ve islama Kurana düşmanlık beslediler . Hz. Muhammed ' in vefatından sonra, müslümanlar ve kılıç korkusundan müslüman olanlar , bir çoğu eski sapık inançlarına döndüler ve yüreğinde iman olmayan Arap müşrükleri. Peygamber soyuna kin ve nefret lerini kustular , bu arada hilafet saltanat kavgası koltuk para servet hırsı, kibir hırsı müslümanları partilere parçaladı ve saltanat hilefet uğruna peygamber evladlarına hıyanet zülüm yapıldı...

Saltanat koltuk ikdidar, hilefet uğruna , Hz. Muhammed ' in soyu dışlandı , camilerden Hz. Ali dışlandı Hz. Muhammed ' in Torunları olan Hasan ve Hüseyin Mescitler den dışlandı , camilerden Hz. Ali ve Ehli-Beyte naletler okundu , Hz Muhammed 'i sevenlere ölüm fermanları çıkarıtıldı.. Kerbela'da peygamber soyunu kılıçtan geçirildi, kur'an yakıldı . Camilerden kur'an yasaklandı. Emevi Abasi yönetimi ilmihal kitaplar yazarak hurafe savsata rivayet dolu bir saltanat ikdidar koltuğunu korumak için ve müslümanları o dönmde aldatı... Peygamber adına iftira dolu imtasyon hadisler düzerek düzenini, din maskesi altından saltanat sürdü. ...

1400 yıl önçe İslâm 'ın Anavatanı olan Arabistan yarımadasından , Kerbela çöllerinde , Arap müşrükleri, Saltanat, hilafet uğruna kendi peygamberlerine hıyanet etiler , peygamberin evladına soyuna zülüm yaptılar , Ehli-Beyti Mescitlerinde dışladılar. Hz. Muhammed 'i Hz. Ali 'yi Hasan Hüseyin ve 12 İmamları dışladılar , kur'an daki İslam 'ı dışladılar , yahudi ortadoks tapınak şeriatı içerikli bir kur'an dışı müslümanlık yaratılar. ..

Araplar kendi peygamberlerine hıyanet ederken, kendi peygamberin evladına zülüm yaparken, peygamberin evladına ve peygamberin evladına sahip çıkan müslümanları camiden dışlayıp , kafir ilan edereken. Bu kerbela kanlı çölünde, bu zülümler dalga dalga dünyaya yayılırken , Anadolu kadim Gök ışık insanları olan , Levi , Aluvi , Alevi insanları, bu Kerbela zülümüne seyirci kalmadı, Aleviler şaha kalkıp, bu kerbela zülümüne karşı canı pahasına, peygamber evladlarına sahip çıktılar, Hz. Muhammed 'i Hz. Ali'yi , Hasan Hüseyin ve 12 İmamları kutsal cemine aldılar. Kutsal cem lerinde, Ya Allah ya Muhammed ya Ali dediler, kur'an Ehli-Beyt için göz yaşlar döktüler , peygamber torunları için dizilerini dövdüler , bu masum peygamber nesli için , gece gündüz derde giryan oldular...

İşte bu şekilde, İslam Aleviliğin içerisine girdi. Bu gün Aleviliğin içerisinde islam var. Müslümalar içerisinde ne yazıki Kur'an daki islam yoktur. Sadece Emevi saltanat islam maskeli bir inanç var. Aleviliğin içerisinde islam var . Hz. Muhammed ' in soyu Ehli-Beyt var, ne yazıki bu gün müslümanlar içerisinde Alevilik yoktur. ...

Bu gün sudiarabistan, ırak, iran , pakistan, Afkanistan, Meke medine de bu gün Alevilik varmı? Bunların Mescitlerinde Alevilik varmı? Hangi camisinde saz sema var? Hangi camisinde Hz. Muhammed ' in ev halkı olan Ehli-Beyt var, 12 İmamlar var , Kur'an daki İslam var , hangisinden var..? 

Hiçbirinde yok....

Alevilik, Hz. Ali ile başlamadığı , dünyanın kadim Gök insanları olduğu ilk ışıktan gelen bir topluluk dur. Alevilik her devirde her uygarlıktan vardı. İlk olarak Gök insanları , ışık insanları olarak ortaya çıktılar . Her devirde zülüme zalim e baş kaldırdılar , daima mazlumun yanında yer aldılar. Arkeoloji kazılardan çıkan bulgular Aleviliğin kadim tarihini ortaya koymuştur. Sümer tabletlerden ve Hitit kapartmalar dan Alevilik Tarihini gün ışığına çıkarmıştır...

Alevilik, nasıl 1400 yıl önçe Hz. Muhammed 'e ve onun Ehli-Beytine Kur'an 'a islam 'a sahip çıktıkları gibi. Hz. İsa Mehsi döneminde de , putperest Tapınak yahudi ortadoks Dinçiliğine karşı , Hz. İsa'yı desteklemiş, Hz. İsa nın müjdesini dini öğretisine sahip çıkmış, İsevi olarak anılmıştır... Aleviler o dönmde, Hz. İsa öğretisini müjdesini şiirsel bir dil ile Anadolu ya yaymıştır. Bu nedenle , Yahudi bizans katolik din tapınakçıları Alevilere maniçi lakapı takmış ve aforoz etmiştir. ..

Alevilik ayrı bir din değildir. Alevilik 124000 peygamberin öğretisini cemine alarak sahip çıkan , ezelden ebediyete giden bir kadim yoldur... Bu yoldan bütün peygamberler anılır, 4 kitap haktır, derler...

Bu gün müslümanlar içerisinde, Alevilik dışlansanda , Aleviliğin içerisinde İslam var. Bu nedenle müslümanların Aleviliğe sahip çıkması elzemdir. Alevilik bütün gelmiş geçmiş peygamberlere yol olduğu için , Alevilik bir Dünya kültür mirasıdır. ...

Bütün insanlık Aleviliğe sahip çıkması, bir insani görevidir....

 

( 20 Mayıs 2020 )

Hüseyin TURHAL

Devamı
ALEVİLİK NEDİR?

ALEVİLİK NEDİR? 

 

    Alevilere , kız verilmez kız alınmaz , ekmeği lokması yenilmez diyen sözde müslümanlar... Alevilik nedir? ...Biliyormusu sen...

Alevilik : Alevi, kelimesi Hz. İmam Ali soyundan gelen , onun velayetini kabul eden ve onun taraftarları olan müslümanlara denilir. Kesinlikle mezhep veya tarikat değildir . ..

Alevi müslümanlar da Hüseyin' in soyundan gelen Alevilere Hüseyin i veya Seyyid. Hasan' ın soyundan gelen Alevilere ise Hasani veya şerif denir..

 

Alevilik , ya Allah ya Muhammed ya Ali üçlemesiyle , Allah yolunda Hz. Muhammed e ve Hz. Ali ye bağlılığını ifade eder. Alevilik te Allah var , Hz. Muhammed var Hz. Ali var , Hz. Muhammed in soyu ev halkı Ehli-Beyti hanedanı var, islamın serdarı olan oniki imamlar var. Kur'an ve islamın özü var..

 

 Alevilere kız verilmez , kız alınmaz diyenler, Alevilerin ekmeği lokması yenilmez diyenler , şunu iyi bilinizki....

İlk Alevilere kızını veren, Hz. Muhammed dir. Birinçik kızını Fatma yı Hz. Ali' ye vermedimi?

Bu gün dışladığınız , horladığınız , Aleviler Hz. Ali nin soyudur. Peygamberin ev halkıdır , torunlarıdır...Ehli-Beyti dir....islamın nadide gülüdür , cennet çiçeğidir...

İslamın , kuranın , peygamberin can fedaileridir, islamı yaşatmak için kerbelada canını verenlerdir....

 

Bu Alevi dediğiniz horladığınız, dışladığınız , iftira atığınız kişiler varya , Hz. Muhammed in damadı , yani Hz. Ali dir. peyganberin torunları Hz. Hüseyin dir , Hz. Hasan dır. On iki imamlar dır. Peygamberinizin ev halkıdır. ...

Her müslüman ben Aleviyim diyebilmelidir. Alevilik ne bir mezhep dir nede bir tarikat dır, nede ayrı bir dindir. Alevilik islamın özü dür. ..

 

Din, dil, ırk, mezhep, tarihkat ayrımı yapmadan kuran ve Ehli-Beyt ışığından birleşelim , müslüman lar birleştikçe büyür , güçlenir, çoğalır. ...bölücülük, ayrımçılık islama zarar verir ve müslüman ları zayıf düşürüp yok eder.

İslam barış ve sevgi dinidir..eğer gercekten müslüman sak , içimizdeki kini nefreti , fitneçiliği, ayrımçılığı bırakalım, insan olalım Allah' a layık bir kul olalım....

İslamı kuranda yaşıyalım , farklı inançlara saygı duyalım....

 

Son sözümü bir şiirimle noktalıyorum..

 

  BÜTÜN RENKLER BİZİM

 

Alevi de bizim sünni de bizim 

Cami de bizim cem evi de bizim 

Muhammed de bizim Ali de bizim

Niçin canları kurşuna dizim.

 

Türk de biziz kürt de biziz

Arap da biziz yunan da biziz

Yetmiş iki buçuk millet biziz

Niçin canları kurşuna dizim...

 

    

                             Şair -yazar

                      Hüseyin TURHAL

Devamı
ALEVİLİĞİ TANIYALIM

Alevi - Sünni Kardeştir.

 

            ALEVİLİĞİ TANIYALIM

 

   Bu günlerde , yine Alevi canlarımızın evleri işaretlendi. Sevgili dindar kardeşlerim , insan bilmediği herşeyin düşmanıdır derler aynen öyle....

 

 Alevilik, ne olduğunu bilmediğimiz için yıllardır Alevilik bakış acımız her zaman ters olmuştur. Bu Alevilik nedir? Konusu mevzusu çok derindir. Ben burda kısaca Alevilik ne olduğunu sizlere amlatmaya çalışacağım. 

 

Sözlük anlamı , Alevilik : Hz. Muhammed, Hz. Ali ve Ehli-Beyt, İslamın serdarı on iki imamlar yandaşı, İslamın özü , inanç yolun takipçisi , Hz. Muhammed, Hz. Ali ve Ehli-Beyt on iki imamlar, İslam Kur'an , inanç yol fedaileri , Aleviliğin gerçek sözlük anlamı budur.

 

Hz. Muhammed ' in vefatından sonra, dört halife döneminde, Kerbela olayların ceyran etmesiyle ortaya çıkan fitne ler islam alemini parca parcaya bölünmeye sebap olmuştur.

İslam dinin özerine bu karanlık senaryolar , oynanırken , Hz. Muhammed ' in Ehli-Beytin çizgisinden , giden müslümanlar, Hz. Ali'yi takip ederek, Alevilik sözçüğün catısının altından toplandılar...

 

İslam dinin baş düşmanı yezit ve emevi ziyneti , düzmece ilmihal kitaplar yazdı , uydurulmuş imtasyon hadisler yazdı , kuranı devre dışı bırakarak, islam alemine fitne, fesat , hurafe, savsata, rivayet sokarak, islamı içten parçalamaya başladı, müslümanları mezhepler maskesi altından birbirine düşman eyledi , müslümanı müslümana kırdırdı...

 

Sevgili Dindar kardeşlerim, ister Alevi olsun , ister Suni şunu unutmayınız , Alevide Sunidir. Sunide Alevidir. Bunlar ikiside Müslümandır. Sadece ibadetleri farklıdır buda kuran dışı , mezhep, tarihkat cematler ve din adamların dini farklı yorumlamasında kaynaklanmaktadır. Alevilerin , Sünilerin inançları farklı da olsada , sonuç itibariyle her ikiside müslüman dır. Peygamberleri Hz. Muhammed ( S.A.V ) kitabı kur'anı kerimdir...

 

Sevgili Dindar kardeşlerim, şimdi diyeceksinizki ? Aleviler müslümandır ise neden beş vakit namaz kılmıyorlar? Ben şunu acık söylüyorum ki , Beş vakit Namazı kılmayan Suni müslüman kardeşlerimizde var....

Siz buna nediyeceksiniz?

 

İslam dininde zorlama yoktur , bu konudan kur'an dan ayetler mevcuttur. Ayrıca kuranda, müslümanlara uyarılar var , sakın mezheplere bölünmeyiniz , parcalanmayınız , sım sıkı birlik olunuz ayetleri vardır. . Bölünmek , birbirini dışlamak, sonuç felakettir. .!

 

Alevide müslüman dır . Sünide Müslüman dır. Alevi de Sünidir. Sünide Alevidir. Her ikiside Ademin evladıdır. Her ikiside Allah'ın yaratığı bir can dır...

 

Allah'ın Güneşi , ayrım yapmaz, sen Sünisin , sen Alevisin, sen Müslüman sın, sen Hırıstiyan sın , Sen Türk, Kürt, Ermeni sin diye ayrım yapmaz, herkesin özerinde, Güneş doğar , yağmur verir, herkese su verir... Sen Ateist sin sen Dinsiz sin demez , Allah herkese adil davranır .. Allah'a layık bir kul olmak istiyorsanız, birbirinizi sevin , Dini dili ırkı ne olursa olsun daima iyiler iyidir...

 

Sevgili Dindar kardeşlerim, 

Kur'anı kerim ışığından uyanın , Ehli-Beyt mekteblerinden birleşin, şeytanın tuzağına düşmeyin ...

 

                                  ( 27 Kasım 2019 )

 

                             Hüseyin TURHAL

Devamı
ALEVİLİĞİN GİZLİ TARİHİ

ALEVİLİĞİN GİZLİ TARİHİ 

 

   Bu makalemizden, bu güne kadar anlatılmayan, Aleviliğin gizemli Tarihine yolculuk edelim. ..

 

  Alevilik, bir din değildir, Alevilik bir mezhep değildir. Alevilik bir Tarihkat değildir. Alevilik Hz. Ali ile başlamadı. Alevilik, kadim den sür gelen bir inanç yoludur. 

 

Alevilik MÖ. 12000 yıl önçede vardı. İlk Alevi İnsanın Doğuşuyla başlar. İlk Alevi ışık insanları dır. Alevilik , Hz. Adem den tutun Hz. Muhammed ' e kadar 124000 peygamberin inanç zinçiridir. 

Alevilik, Tevrat dan Levililer , Zebur dan, şiirdir, İncil den ışıktır , Kur'an da Ehli-Beyt dir. Alevilik sırı kadim den gelen hakikat ulu bir yoldur. Bu yoldan 124000 peygamber geldi geçti. Bu Alevilik peygamberlerin , evliyaların, bahçesidir.

 

Hitit, Urartu, Sümmer, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı İmparatorluğu ve daha eski kadim uygarlıklar, MÖ. 12000 yıl Göbekli Tepe Tapınağı dahil , her devirde her dönemde Alevilik vardı...

Göbekli Tepe 12 dikili Taşlar ve Hitit 12 Tanrıları , Hz. İsa nın 12 Havarileri , Hz. Muhammed ' in İslam'ın 12 İmamları , bu sırlı 12 sayılar hepsi Alevi inançının ulu yolun kadim tarihten gelen sırı esrar simgeleridir...

 

Alevilik yolun içerisinde, Hz. Adem den tutun Hz Musa, Hz. İbrahim, Hz. Davut , Hz, İlyas, Hz. Süleyman, Hz İsa ve Hz Muhammed 'e kadar bütün hak peygamberler vardır. Bu yol kıldan inçe kılıçtan keskindir. Bu yol kadimden geldi kıyamete kadar sürecek bir inanç, yoludur...

 

Bu yol Kırklar ceminden, toplandı . Bu Kırklar cemi her devirde her uygarlıktan, her asırda vardı. Bu kırklar cemi , büyüyerek, günümüze kadar gelen 124000 peygamber ler, ilahi öğretisini içine aldı , süzgeçinden geçirerek, katıksız , saf Temiz bir inanç zinçiri yolu meydana getirdi....

Alevilik inançın içerisinde, Başta Tanrı (Allah ) var , Hz. Adem, Hz . Musa, Hz. Davut, Hz. İlyas, Hz. Süleyman, Hz. İdris , Hz. İsa, Hz. Muhammed var , kısacası 124000 peygamber var , Ehli-Beyt var , Hasan Hüseyin var , Tevrat var , Zebur var , İncil ve Kur'an var , Doğa Evren Tabiat var , insan var... ilim var bilim sanat ve teknoloji var. Bu yoldan hakikat içinde hakikat var...

 

Alevilik Tarihini baltalayıp , budayıp , Aleviliğin kadim tarihini kesip , Aleviliği , Arap yarım adasında başlatmak, Alevi ulu yoluna büyük bir ihanetir. Arkeoloji bulgular , bize Aleviliğin Tarihini , insanın doğuşuyla başladığını, her uygarlıktan, MÖ. Kadim insanlık tarihine kadar , Hitit, Sümer, Hz. Adem 'e kadar izlerini ortaya koymuştur....

 

Alevilik, her çağda , bağnazlığa , putperest liğe , cehalete, karanlığa , haksızlığa, zülüme karşı zorbalığa karşı direnmiş , daima hak hukuk, adalet , Demokrasi, eşit paylaşım savunmuş , her devirde gelen ilahi peygamberlerin yanında yer almış , 124000 peygamberleri desteklemiş . Bu hak yolunda , bu ilahi hakikat yolunda, her devirde, zalimler, putperest Tapınak Dinçiler tarafından dışlanmış , horlanmış , işkençe edilmiş, Asılmış, kesilmiş , yakılmış , toplu katliyam lara uğratılmıştır....

 

Alevilik, bütün ulusların, mirasıdır. Alevilik bütün ulusların ortak yoludur. Alevilik bütün ilahi dinlerin geçit yoludur. Alevilik inançına sahip çıkmak, bütün insanların değeri dir. Alevilik bir Dünya kültür mirasıdır. ...

 

                                       ( 26 Nisan 2020 )

                             

                                    Hüseyin TURHAL

Devamı
ALEVİLİĞİN KAYIP TARİHİ

ALEVİLİĞİN KAYIP TARİHİ 

 

  Bu yazımızdan , Aleviliğin kadim kayıp tarihini , Arkeoloji veriler ışığından bir kesit irdeleyeceğiz. ..

 

 Yüzyıla aşkın , yazarlar , araştırmacılar, Tarihçi yazarlar , Alevilik Tarihini araştırırken, Aleviliğin gizemli kadim tarihine ulaşamadılar , Aleviliği İslam sentezi içerisinde, Arap çöllerinde arıyarak , Aleviliğin özüne vakıf olmadan beyhude , yüzlerce kitap makale yazdılar ama , yazdıkları bir teoriden öteye gecemedi...

 

Aleviliği, hep Arap çöllerinde, Ninova yani Kerbela çölünde aradılar . Alevilik Tarihini yazarken, Kerbela saplantısında kurtulmayarak, Aleviliğin kadim tarihini kesip, budayıp, yarım yamalık bir tarih tezi ortaya atılar ...

 

Arkeoloji bilimin ve Arkeolog ların yaptığı kazılardan, harabeye dönmüş, içerisinde, insanlığın kadim uygarlıkların , üzerine sinmiş tozunu, Arkeloji fırcasıyla , kaybolmuş medeniyetlerin , ışığı ile , Anodolu ve Dünya Tarihin seyrini değiştirirken, Arkeoloji bulgular ile, Aleviliğin gizemli ve saklı Tarihinide gün yüzüne çıkartı. ..

 

Kaybolan Alevilik Tarihini , Arkeoloji bilimi buldu. Arkeoloji bulguları, Alevilik inançın bütün dinlerden önçe var olduğunu kanıtladı . Alevilik Hz. Ali ile başlamadığı ama Aleviler Hz. Ali Döneminde, Hz.Ali ve Hz. Muhammed ve Ehli-Beyti desteklediği doğrudur...

 

Geç Hitit dönemine ait MÖ. 9 yy. da saz calan bir bulgu bulundu. MÖ. 1600 Hitit Dönemi inandık vazosu özerinde Alevi rütüel saz sema bulgusu ve yine MÖ. 700 yılara ait Geç Hitit Dönemi, Hitit sıteli özerinde, Hitit müzisyen, saz bağlama, çifte kaval, sema betimli bulunmuştur. ( Anadolu medeniyetler müzesi)

Sümerler dönemine ait Arkeloji bulguların da 12 cem hizmeti rütüel bulgular bulunmuştur. Arkeloji bulgular , Aleviliğin islam dan önçe var olduğunu kanıtlamıştır. Alevilik Tarihini irdelediğimizden, isa dan önçe var olduğu Dünyada ilk inanç ve ilk adı Gök insan ışık insanları olduğu sonradan , Leviler , Luviler , Aluviler ve İslam Dinin doğuşu ile Hz. Ali Döneminde de Alevi gibi farklı , isimler altından günümüze kadar gelmiştir. ..

 

Arabistan çöllerinde, Alevilik Tarihinin izini sürenler , gercek Aleviliğin kadim tarihine ulaşamamışlardır. 

Bakınız Alevilerin piri Hacı Bektaşi Veli bir nefesinde diyorki:

 

Hararet nardadır saçta değil, 

Keramet baştadır , taçda değil

Her ne ararsan kendinden ara

Küdüste mekede hac da değil

 

Hacı Bektaşi Veli buradan acık belirtmiş, aradığın sendedir, yani senden uzak değil, aradığın yaşadığın vatanın adıdır Yani Alevilik Anadolu ve Mezopotamya, Anatolia dadır. Küdüste, mekede Alevi yok demektedir. Bakınız bu gün Arap çöllerinde Alevilik varmı? İran , ırak , sudiarabistan, Afganistan, Pakistan, smoli , filistin , tüm Arap çöllerinde Alevi varmı ? Ne yazıkı yok , ne bu gün var , ne yarın nede geçmişte vardı. Bu gün Arabistan, Afganistan, pakistan , iran gibi arap ülkelerinde, saz varmı cem evi varmı sema yapan varmı? Ne yazıki yok. .

Aleviliğin yaşamadığı yerden Alevilik tarihi olmaz. Çünkü buralarda Alevilerin yaşamasına hak tanımadılar , Alevilik buralardan, sürgün etiler, yok etiler , kestiler, astılar biçtiler...

 

Alevi ışığın olmadığı yerden, saz yok , şiir yok , sanat yok , ilim bilim teknoloji yok , boluk bereket yok , sevgi , barış yok , ilahi inanç yok , Aleviliğin olmadığı yerden , bağnazlık var , zülüm var, talan var , haksızlık var , cehalet var.

 

Aleviler, tarihte ışık insanları olarak Hz. Musa 'ya destek oldular , Aleviler Hz. İsa Döneminde, putperest Tapınak Dinçiliğin karşısında, Hz. İsa yanlısı oldular , Aleviler Hz Muhammed döneminde de , putperest Dinçi müşriklerin karşısında, Hz. Muhammed in ve onun Ehli-Beytin yanında taraf oldular . Aleviler Tarihi boyunça her devirde daima mazlumun ve doğruların yanında oldular ... bu sebeple çağlar boyunça, zülüm gördüler , işkençe çektiler. ..

Alevilik bir din değildi , Alevilik bir mezhep değildi , Alevilik bir inançtı . Alevilik Haktan gelen haka giden hakikat bir yoldu . Ondan dolayı her gelen hak peygamberleri desteklediler. ....

 

Bu gün Anadolunun dört bir köşesinden, harabeye dönmüş, özerine basıp geçtiğin , gavur harabesi deyip ünümsemediğin , O antik yerleşim harabeler varya , bir çoğu içerisinde, kaybolmuş Alevi kadim tarihi içerisinde yatmaktadır. İnsanlığın ve ecdadın tarihi kültürü ve Dünyanın gizemi, içinde keşfedilmemiş niçe Medinyetler var...

 

Alevilik, Güneş gibi bir ışıktır , bir nurdur. Bu ışıktan marum kalanlar , hayatı boyu karanlıktan kalırlar! ...

 

Denizin dibine dökülen gerçekler, bir gün suyun yüzüne çıkacaktır. İstediği kadar gerçeklerin özerini örtün , ne yaparsanız yapın , bir gün gelir bütün hakikatlar bir bir ortaya çıkar. ..

Arkeloji ışığıyla, bütün hakikatları bulana kadar daima ışığın izinde gidiniz....

 

                                    ( 28 Nisan 2020 )

 

                                Hüseyin TURHAL

Devamı
ALLAH SEVGİDİR

ALLAH SEVGİDİR

 

 Cenabı Allah, Gerçek sevgiyi, kendi özünde yaratı . Sevgi Allah ile bir bütündür. Sevginin olduğu heryerden, Allah'ın Nuru , ışığı oradan hayat verir , yaşam verir...

 

Kutsal kitap İsa Mesih İncil den , ilahi Tanrı sevgisini şöyle ifade eder.

"Sevgi sabırlıdır , sevgi şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz , övünmez , böbürlenmez . Sevgi kaba davranmaz , kendi çıkarını aramaz , kolay kolay öfkelenmez , kötülüğün hesabını tutmaz . Sevgi haksızlığa sevinmez , gerçek olanla sevinir . Sevgi her şeye katlanır, Herşeye inanır, herşeyi umut eder, herşeye dayanır. Sevgi asla son bulmaz." ( 1 Korintliler 13: 4- 8 )

 

Allah'ın sevgisi herşeyden yüce ve üstündür. Bu sevgi sonsuz tükenmez bir derya misalidir.

Bu sevgiden, üstün merhamet, ve kutsal ruh ile doludur...

 

Allah'ın sevgisi Tüm evrenin özerinde , dağılmış, heryeri kaplanmış ve kuşatmıştır..

Bu sevgi ışıktır, bu sevgi Nurdur , bu sevgi hayattır , bu sevgi yaşamdır , bu sevgi cennetir.....

 

Sevginin olmadığı heryer karanlıktır, sevginin olmadığı yerden yaşam yoktur , sevginin olmadığı yerden cennet yoktur , sevginin olmadığı yerden Kutsal Ruh yoktur.. Sevginin olmadığı yerden , kütü ruhlar vardır , şeytanlar vardır , cehennem vardır. ...

 

İnsan oğlu, cenneten, yasak yasayı çiğneyerek, Allah'ın sözünden çıkarak, Günah işledi ve Günahkar oldu ve ölümsüzken, ölümlü oldu ve doğuştan günah kar olarak doğmasına sebep oldu.. artık günah işleme , doğuştan insanın tabiatın dan var oldu..

Bu günah nedeniyle, kutsal mekanı olan cenneten kovuldu, bu yeryüzüne gönderildi. .

Allah o kadar yüce bir sevgidirki , insana acıdı ve insanı tekrar kazanmak ve cehennem batağından kurtarmak için, peygamberler gönderdi. yol gösterici, kutsal kitap lar gönderdi. . İyiyi ve kütüyü insanlara gösterdi. insanı çok güzel ve zengin bir biçimde yaratı, Akıl verdi , düşünçe verdi, göz verdi , doğadan binbir çeşit nimetler verdi....

 

Allah o kadar yüce bir sevgidirki, bütün insanlara sofrasını actı , günahlı ve günahsız herkese rızk verdi , su verdi , ekmek verdi, sen günahkarsın suyum boğazından geçmesin demedi. şeytanı bile öldürmedi. Günah işleyen insan oğlunu bile, o andan öldürmedi. sadece huzurunda kovdu. ....

Ama tekrar kazanmak çin bir çok şans verdi , yaşam verdi , sevgi verdi.....

Kutsal kitaplar verdi , peygamber ler verdi...

 

İnsanlardan Allah sevgisi olmayan, toplumlardan , Nefret var , kin nefret kibir var, zülüm var, haksızlık var , savaş kaos var , haksızlık zülüm var , hak yeme var , şeytan var cehennem var. ..

Bir dinde sevgi yoksa, o Din Tanrının Dini değil, şeytanın dinidir. Şeytanın dininde , din adına , inanç Adına birbirini öldürme, işkençe etme var , birbirini kafir ilan edip öldürmek var....

 

Allah'a ulaşmanın yolu sevgiden gecer, Allah'ı sevmek, Allah dan sevgi istemek ve Allah'ın yaratığı tüm canlı ve cansız varlıkları sevmek, hiç kimseye zarar vermemek ile , kurtuluşa, hakikata varılır....

 

Kutsal kitap derki : "Sevginin ardınca koşun..."

Sevgiyi bulmanız dileğimle, sevgi ile kalınız....

 

                                     ( 23 Mayıs 2019 )

 

                                    Hüseyin TURHAL

Devamı
KARA ÇARŞAFIN PEÇENİN KÖKENİ

KARA ÇARŞAFIN PEÇENİN KÖKENİ

 

   İslamdan ve Hıristiyan lıktan önçe , bütün dinlerin özerine karabasan gibi sinmiş olan , bütün dinlerin içerisinde kendine yer bulan bu kara çarşafın tarihçesini irdeleyeceğiz. ..

 

kur'anda ve İncil den olmayan, bu giyim tarzı , Hırıstiyan ve Müslüman dininde kendine yer bulan kara çarşaf peçe nin , Arkeolojik veriler ışığından mitolojik ilkel dinlerden tutun , farklı evreler içerisinden günümüze kadar gelen bu örtünme tarzını kısaca irdeleyerek, inçelemek elzemdir. ..

 

İlahi dinler , ışıktır , nurdur , aydınlıktır, peki bu dinlerin içine giren karanlık kara çarşaf nedir?

Karabasan, şeytan şeklini andıran çarşaf neyi sempolize ediyor? Şeytanın Nuru karanlıktır, şeytan karanlıktan yaşar , karanlıktan şeytan ifrit , cin davetler, büyüler , yapılır, karanlıkta şeytan ayinleri yapılır , peki nedir bu karanlık çarşaf? Dinlerin içine çöken bu karanlık nedir?

Amacımız herhangi dinlerin kıyafetlerini, ahşağlamak değil , üstü ürtülmüş gerçeklerin doğruları bulmak....

 

Arkeoloji bilimin verilerine bakıldığından , bu kara çarşafın tarihçesini, kökenini, sümer , mısır , Tevrat, sabi , pers , Grek , Asur, Roma , yunan da görmekteyiz . İlkel tapınak lardan tutun , yahudilik tapınaklarından ve Hırıstiyan ve Arap İslamı kuşatarak günümüze kadar gelmiş, geçmişi karanlıklarla dolu her dinden , her inançtan kendine yer bulmuş tabulaşmış dinsel bir örtünmeye bürünerek , dokunulmaz bir kimlik haline gelmiştir. ...

 

Arkeoloji bilimin ışığından baktığımızdan, sümer döneminde , kara çarşaf, soylu ve fahişelik meslek haline gelmiş ve fahişeleri birbirinden ayırmak için ve Tapınak daki Tanrıların uğruna özel seçilmiş kişilerin simgesel örtü olarak kulanıldı ve birde köleleri belirtme , şeklinide bir giyim tarzına büründü, birde Tapınak ta, falçıları, büyüçülük , şeytan ruhlar davetleri için , kara çarşaf örtüsüne bürünerek , karanlık ortamda ayinler yapma örtüsü olarakta kulanıldı....

 

Bu kara çarşafın sümerlerden başlayarak, tüm inançlara ve her dönemdeki Antik uygarlıklardan kendini yenilerek, her inançtan tabu lanarak günümüze kadar farklı anlamlar yüklenerek geldi...

Zerdüşt , sabi , yahudi kökenli Grek , yunan , tapınak hizmetçileri de , ibadet mabetlerinden aynı giysileri kulandı....

 

İsa dan önçe yaklaşık 1500'lü yıllardan tarihi sahneden zirve yapan kara çarşaf, Asur imparatorluğu kanunlarında vazgeçilmez dokunulamaz yasalarında da yer almıştır.

İncil den bu kara çarşaf olmadığı için , Hırıstiyan Tapınağında itibar görmesede , yahudi ortadoks ve Roma baskısı , Hırıstiyan lar güvenlik amaçlı, Hırıstiyan olduğunu bilinmesin diye kara çarşafın arkasına gizlenmek zorunda kaldılar, çünkü Roma ve yahudi putperest ler , isevilere yani İsa yı takip eden , Hırıstiyan lara baskı zülüm yapıyordu. ..

Hırıstiyan lar ibadetler ini gizliçe yeraltı kiliselerden yapıyorlardı, kara çarşaf içerisinde bürünerek , hırıstiyan olduğunu anlaşılmasın diye bu giyim tarzla yahudi ortadoks tapınak şeriatında ve katı Roma baskısında korundular ama uzun bir süreçte asimlasyon içerisinde, kara çarşafın etkisinde kaldılar...

 

Bu kara çarşafın Arap yarım adasında altın çağ yaşadı , Arapların kara çarşaf ve peçe ile tanışması , onlar için bir devrim olmuştur.. çünkü Arap yarım adası, kızgın güneş ve çöl topraklardan , çöl rüzgarlarına karşı korumak için bu kara çarşaf vazgeçilmez bulunmaz bir koruyucu oldu...

Arap kadınları ve erkekleri , bu kara çarşafı giyerek, çöl rüzgarlarına karşı, güneşin kızgınlığına karşı , böçek , Akreplere karşı koruma , kendini gövende hisetme olarak gördüler, ve bu çarşafa öyle sarıldılarki , kendi dinsel değerlerin içene soktular....

 

Bu kara çarşaf bir zinçirleme gibi , bütün dinlerin inançların içerisinde gizlenerek, yenilenerek her uygarlıktan kendine yer bularak gönümüze kadar geldi . bu uzun sürecten , Araplar dan da , islamı kabul eden Türklere geçti. ...

 

Osmanlı İmparatorluğunda yer almayan kara çarşaf ve peçe dinsel hareketle , içerisinde kendine yer buldu . bu kara çarşafı , hem kadın hem de erkek giyiyordu , hangisi kadın hangisi erkek olduğunu beli olmadığı için , ve kur'anda böyle bir giyim tarzı olmadığı için , osmanlı imparatorluğu padişahı, 2. Abdülhamid Han bir ferman çıkartarak , kara çarşafı yasaklar...

 

Kur'an da Nur süresi, 31. Ayetinde , örtünmeyle ilgili bilgi vermektedir, buradaki örtünme kara çarşaf ve peçe tarzı değildir... buradaki , nahmarem yerlerini örtmek, ifetini örtmek anlamında kulanılmıştır.... ahlâk örtüsü...

 

Binlerce yıllık her uygarlıktan kendine yer bularak gönümüze kadar değişim süreçler geçirerek, her dönemde farklı anlamlar taşıyarak ve dinsel geleneksel inanç tabulaşarak, günümüze kadar gelip ve hala yaşamaktadır....

İnçil ve Kur'an da olmadığı halde, bu kara çarşaf Hırıstiyan ve Müslüman aleminde geçerliliğini korumaktadır....

 

İnançlarımızı , Dinimizi, taştan , putan , çarşaftan değil , kutsal kitap lardan, gönlümüzden , riyadan gösterişten uzak öğrenerek yaşamak dileğimle... geçmişi geleceğe küprü kurarak, saklı gizemli Antik tarihini irdeleyerek, Hakikatın esrarın a erişmek ümüdiyle, karanlıktan aydınlığa çıkma ümüdiyle...

 

                                     ( 26 Şubat 2019 )

 

                                     Hüseyin TURHAL

Devamı
KARA ÇARŞAFIN PEÇENİN KÖKENİ

KARA ÇARŞAFIN PEÇENİN KÖKENİ

 

   İslamdan ve Hıristiyan lıktan önçe , bütün dinlerin özerine karabasan gibi sinmiş olan , bütün dinlerin içerisinde kendine yer bulan bu kara çarşafın tarihçesini irdeleyeceğiz. ..

 

kur'anda ve İncil den olmayan, bu giyim tarzı , Hırıstiyan ve Müslüman dininde kendine yer bulan kara çarşaf peçe nin , Arkeolojik veriler ışığından mitolojik ilkel dinlerden tutun , farklı evreler içerisinden günümüze kadar gelen bu örtünme tarzını kısaca irdeleyerek, inçelemek elzemdir. ..

 

İlahi dinler , ışıktır , nurdur , aydınlıktır, peki bu dinlerin içine giren karanlık kara çarşaf nedir?

Karabasan, şeytan şeklini andıran çarşaf neyi sempolize ediyor? Şeytanın Nuru karanlıktır, şeytan karanlıktan yaşar , karanlıktan şeytan ifrit , cin davetler, büyüler , yapılır, karanlıkta şeytan ayinleri yapılır , peki nedir bu karanlık çarşaf? Dinlerin içine çöken bu karanlık nedir?

Amacımız herhangi dinlerin kıyafetlerini, ahşağlamak değil , üstü ürtülmüş gerçeklerin doğruları bulmak....

 

Arkeoloji bilimin verilerine bakıldığından , bu kara çarşafın tarihçesini, kökenini, sümer , mısır , Tevrat, sabi , pers , Grek , Asur, Roma , yunan da görmekteyiz . İlkel tapınak lardan tutun , yahudilik tapınaklarından ve Hırıstiyan ve Arap İslamı kuşatarak günümüze kadar gelmiş, geçmişi karanlıklarla dolu her dinden , her inançtan kendine yer bulmuş tabulaşmış dinsel bir örtünmeye bürünerek , dokunulmaz bir kimlik haline gelmiştir. ...

 

Arkeoloji bilimin ışığından baktığımızdan, sümer döneminde , kara çarşaf, soylu ve fahişelik meslek haline gelmiş ve fahişeleri birbirinden ayırmak için ve Tapınak daki Tanrıların uğruna özel seçilmiş kişilerin simgesel örtü olarak kulanıldı ve birde köleleri belirtme , şeklinide bir giyim tarzına büründü, birde Tapınak ta, falçıları, büyüçülük , şeytan ruhlar davetleri için , kara çarşaf örtüsüne bürünerek , karanlık ortamda ayinler yapma örtüsü olarakta kulanıldı....

 

Bu kara çarşafın sümerlerden başlayarak, tüm inançlara ve her dönemdeki Antik uygarlıklardan kendini yenilerek, her inançtan tabu lanarak günümüze kadar farklı anlamlar yüklenerek geldi...

Zerdüşt , sabi , yahudi kökenli Grek , yunan , tapınak hizmetçileri de , ibadet mabetlerinden aynı giysileri kulandı....

 

İsa dan önçe yaklaşık 1500'lü yıllardan tarihi sahneden zirve yapan kara çarşaf, Asur imparatorluğu kanunlarında vazgeçilmez dokunulamaz yasalarında da yer almıştır.

İncil den bu kara çarşaf olmadığı için , Hırıstiyan Tapınağında itibar görmesede , yahudi ortadoks ve Roma baskısı , Hırıstiyan lar güvenlik amaçlı, Hırıstiyan olduğunu bilinmesin diye kara çarşafın arkasına gizlenmek zorunda kaldılar, çünkü Roma ve yahudi putperest ler , isevilere yani İsa yı takip eden , Hırıstiyan lara baskı zülüm yapıyordu. ..

Hırıstiyan lar ibadetler ini gizliçe yeraltı kiliselerden yapıyorlardı, kara çarşaf içerisinde bürünerek , hırıstiyan olduğunu anlaşılmasın diye bu giyim tarzla yahudi ortadoks tapınak şeriatında ve katı Roma baskısında korundular ama uzun bir süreçte asimlasyon içerisinde, kara çarşafın etkisinde kaldılar...

 

Bu kara çarşafın Arap yarım adasında altın çağ yaşadı , Arapların kara çarşaf ve peçe ile tanışması , onlar için bir devrim olmuştur.. çünkü Arap yarım adası, kızgın güneş ve çöl topraklardan , çöl rüzgarlarına karşı korumak için bu kara çarşaf vazgeçilmez bulunmaz bir koruyucu oldu...

Arap kadınları ve erkekleri , bu kara çarşafı giyerek, çöl rüzgarlarına karşı, güneşin kızgınlığına karşı , böçek , Akreplere karşı koruma , kendini gövende hisetme olarak gördüler, ve bu çarşafa öyle sarıldılarki , kendi dinsel değerlerin içene soktular....

 

Bu kara çarşaf bir zinçirleme gibi , bütün dinlerin inançların içerisinde gizlenerek, yenilenerek her uygarlıktan kendine yer bularak gönümüze kadar geldi . bu uzun sürecten , Araplar dan da , islamı kabul eden Türklere geçti. ...

 

Osmanlı İmparatorluğunda yer almayan kara çarşaf ve peçe dinsel hareketle , içerisinde kendine yer buldu . bu kara çarşafı , hem kadın hem de erkek giyiyordu , hangisi kadın hangisi erkek olduğunu beli olmadığı için , ve kur'anda böyle bir giyim tarzı olmadığı için , osmanlı imparatorluğu padişahı, 2. Abdülhamid Han bir ferman çıkartarak , kara çarşafı yasaklar...

 

Kur'an da Nur süresi, 31. Ayetinde , örtünmeyle ilgili bilgi vermektedir, buradaki örtünme kara çarşaf ve peçe tarzı değildir... buradaki , nahmarem yerlerini örtmek, ifetini örtmek anlamında kulanılmıştır.... ahlâk örtüsü...

 

Binlerce yıllık her uygarlıktan kendine yer bularak gönümüze kadar değişim süreçler geçirerek, her dönemde farklı anlamlar taşıyarak ve dinsel geleneksel inanç tabulaşarak, günümüze kadar gelip ve hala yaşamaktadır....

İnçil ve Kur'an da olmadığı halde, bu kara çarşaf Hırıstiyan ve Müslüman aleminde geçerliliğini korumaktadır....

 

İnançlarımızı , Dinimizi, taştan , putan , çarşaftan değil , kutsal kitap lardan, gönlümüzden , riyadan gösterişten uzak öğrenerek yaşamak dileğimle... geçmişi geleceğe küprü kurarak, saklı gizemli Antik tarihini irdeleyerek, Hakikatın esrarın a erişmek ümüdiyle, karanlıktan aydınlığa çıkma ümüdiyle...

 

                                     ( 26 Şubat 2019 )

 

                                     Hüseyin TURHAL

Devamı
EKONOMİ ÇÖKÜŞ

EKONOMİ ÇÖKÜŞ

 

      Bu yazımızdan , Doların yükselişi ile , Türkiye ekonomisinin çöküşünü ve TL nin değer kaybetmesinin , faktörlerini irdeleyeceğiz...

 

Bir ulusun ayakta tutan, ekonomisini güçlendiren, destek milli ekonomi modeli dır. Milli üretim ve yatırımcıya destek ve güvenilir yatırım limanları yaratmaktır...

 

Türkiye de , Fabrika, Sanayi ve Tarım, hayvancılık, alanda ne yatırım nede destek yeterince verildi. Fabrika açılmadı, Sanayi geliştirilmedi. Tarıma dayalı kısır politikalar , tarım da çöküşe neden oldu. Verimli toprak arazileri su ile buluşturulmadı, mazota zam yapıldı, gübreye zam yapıldı, milli tarımda verimli masül alınamadı. Tarım arazileri, beton yığınına, mezarlık alanına ve orman, hazine arazisine dönüştürerek, çiftçinin ve köylünün elinde alındı. Tarım arazileri ekilmedi, sebzecilik, meyvecilik, tahıl ürünleri yetiştiriciliği bırakıldı, köy maraları ve yaylaları ormanlık arasizi ilan edilerek, hayvancılık önüne engeller konulmuş oldu..

 

Türkiye de milli ekonomi modeli ayaklar altında çiğnetildi. Hükümetlerin , yerli üretime destek vermeyerek, herşeyi dışarıdan ithal ederek, yerli üreticisini ve yatırımcısını Perişan etiler. Bu yanlış politikalar, ülkeyi dışarıya borçlandırdı. Milli ekonomi modeli ve milli yatırım ve üretim olmadığı için, ülkede, işsizlik, yoksuluk, sınırı derinleşti...

 

Milli ekonomi modeli olmadığı için, yerli üretim ve yatırım durakladı. Tarım biti, hayvancılık biti, meyvecilik, sebzecilik, kısaca üretim biti. Herşeyi dışarıdan alındı. Buğday, Arpa, saman, merçimek, tütün, manav ve market ürünleri hepsini dışardan alındı. Kendi milli tütününü yasaklayarak, dışardan tütün ve tekel ürünleri alındı. Kendi üreticisinin ürünleri alınmayarak , kendi halkını yoksuluğa sefalete, aclığa mahkum edildi...

 

Köy enstitüleri kapatıldı, köylülere , Tarım ve hayvancılık alanda eğitim verilmedi. Sanayi, Atölye, fabrik, sağlık, ulaşım, sosyal kültürel etkinlik gibi hizmetleri sunulmadı. Köydeki tarım arazileri, Hazine ve ormanlık arasizi yapılarak köylünün elinde alındı. Ve bir çok köy boşaltıldı. Bu yanlış politikalar yüzünden köylerde göç dalgaları başladı. Köylüler şehire göç etmek zorunda kaldı.. bundan dolayı köy ürünleri tarihe karıştı, köyde üretilen organik, ürünler yok oldu. ..

 

Asgarî üçret, işçi sınıfını, çok gerdi ve üretime negatif yansıdı. Asgarî üçretli işçi , yeterli gıda almayarak işinde iyi verim veremedi. İşçi sınıfa ve yatırımcıya ve üretiçiye yeterli destek verilmediğin den dolayı , üretimde artış olmadı.yerli üretime destek vermeyerek yerli ürünleri mağazalarda satılmayarak, yerli üreticiyi yoksuluğa sefalete aclığa mahkum etti...

 

Türkiye ekonomisi Avrupa düzeyine gelmesi için, milli ekonomi modeli ve milli yatırım modeline geçmek elzemdir. Milli üretim için , Fabrika, Sanayi, milli tarım, hayvancılık, üretime önem vermelidir. Vatandaşlık maaşı verilmeli, asgarî üçret yasaklanmalı, küçük çocukları 18 yaşına kadar maaş verilmelidir. Yerli üreticinin malları , devlet garantisi ile satılmalıdır. Yerli malları dışarıya ihracat edilmeli, yatırımcıya ve üretiçiye destek paketleri sunmalıdır.

 

Güçlü bir ekonomi, ançak millî ekonomi milli üretim ile mümkündür.

 

                                           ( 12 Aralık 2021 )

 

                                           Hüseyin TURHAL

Devamı
EKONOMİ ÇÖKÜŞ

EKONOMİ ÇÖKÜŞ

 

      Bu yazımızdan , Doların yükselişi ile , Türkiye ekonomisinin çöküşünü ve TL nin değer kaybetmesinin , faktörlerini irdeleyeceğiz...

 

Bir ulusun ayakta tutan, ekonomisini güçlendiren, destek milli ekonomi modeli dır. Milli üretim ve yatırımcıya destek ve güvenilir yatırım limanları yaratmaktır...

 

Türkiye de , Fabrika, Sanayi ve Tarım, hayvancılık, alanda ne yatırım nede destek yeterince verildi. Fabrika açılmadı, Sanayi geliştirilmedi. Tarıma dayalı kısır politikalar , tarım da çöküşe neden oldu. Verimli toprak arazileri su ile buluşturulmadı, mazota zam yapıldı, gübreye zam yapıldı, milli tarımda verimli masül alınamadı. Tarım arazileri, beton yığınına, mezarlık alanına ve orman, hazine arazisine dönüştürerek, çiftçinin ve köylünün elinde alındı. Tarım arazileri ekilmedi, sebzecilik, meyvecilik, tahıl ürünleri yetiştiriciliği bırakıldı, köy maraları ve yaylaları ormanlık arasizi ilan edilerek, hayvancılık önüne engeller konulmuş oldu..

 

Türkiye de milli ekonomi modeli ayaklar altında çiğnetildi. Hükümetlerin , yerli üretime destek vermeyerek, herşeyi dışarıdan ithal ederek, yerli üreticisini ve yatırımcısını Perişan etiler. Bu yanlış politikalar, ülkeyi dışarıya borçlandırdı. Milli ekonomi modeli ve milli yatırım ve üretim olmadığı için, ülkede, işsizlik, yoksuluk, sınırı derinleşti...

 

Milli ekonomi modeli olmadığı için, yerli üretim ve yatırım durakladı. Tarım biti, hayvancılık biti, meyvecilik, sebzecilik, kısaca üretim biti. Herşeyi dışarıdan alındı. Buğday, Arpa, saman, merçimek, tütün, manav ve market ürünleri hepsini dışardan alındı. Kendi milli tütününü yasaklayarak, dışardan tütün ve tekel ürünleri alındı. Kendi üreticisinin ürünleri alınmayarak , kendi halkını yoksuluğa sefalete, aclığa mahkum edildi...

 

Köy enstitüleri kapatıldı, köylülere , Tarım ve hayvancılık alanda eğitim verilmedi. Sanayi, Atölye, fabrik, sağlık, ulaşım, sosyal kültürel etkinlik gibi hizmetleri sunulmadı. Köydeki tarım arazileri, Hazine ve ormanlık arasizi yapılarak köylünün elinde alındı. Ve bir çok köy boşaltıldı. Bu yanlış politikalar yüzünden köylerde göç dalgaları başladı. Köylüler şehire göç etmek zorunda kaldı.. bundan dolayı köy ürünleri tarihe karıştı, köyde üretilen organik, ürünler yok oldu. ..

 

Asgarî üçret, işçi sınıfını, çok gerdi ve üretime negatif yansıdı. Asgarî üçretli işçi , yeterli gıda almayarak işinde iyi verim veremedi. İşçi sınıfa ve yatırımcıya ve üretiçiye yeterli destek verilmediğin den dolayı , üretimde artış olmadı.yerli üretime destek vermeyerek yerli ürünleri mağazalarda satılmayarak, yerli üreticiyi yoksuluğa sefalete aclığa mahkum etti...

 

Türkiye ekonomisi Avrupa düzeyine gelmesi için, milli ekonomi modeli ve milli yatırım modeline geçmek elzemdir. Milli üretim için , Fabrika, Sanayi, milli tarım, hayvancılık, üretime önem vermelidir. Vatandaşlık maaşı verilmeli, asgarî üçret yasaklanmalı, küçük çocukları 18 yaşına kadar maaş verilmelidir. Yerli üreticinin malları , devlet garantisi ile satılmalıdır. Yerli malları dışarıya ihracat edilmeli, yatırımcıya ve üretiçiye destek paketleri sunmalıdır.

 

Güçlü bir ekonomi, ançak millî ekonomi milli üretim ile mümkündür.

 

                                           ( 12 Aralık 2021 )

 

                                           Hüseyin TURHAL

Devamı
100 MİLYON HİLLE

100 MİLYON HİLLE

 

  Dünyanın her yerinde milli piyango, hille özerinde kurulmuş bir oyundur. Bu oyunda daima tezga açan kazanır...

 

Mili piyango, sayısal loto, şans topu , süper loto, on numara adı özerinde hepsi numara..

Kazı kazan , kısa yoldan alın teri dökmeden, köşeye dönmeden kazıklanan..

 

Bu bir kumarhanedir , bu oyunda oynanan kaznmaz , daima dükan kazanır..

Bu yoldan çalışmadan kısa yoldan köşeye dönmek isteyenler, kaz gibi yolanır.

Çok kazanim derken , çebindeki , üç beş kuruştan da olur...

 

Paranın kuralını bilmesen, 100 milyon sana çıksada nafile , bir kaç aydan sıfırları tüketirsin , çıplak donla kalırsın ortalıkta..

Kısa yoldan zengin olunmaz , elindeki beş kuruşu yönetmek le zengin olunur...

 

Satış sanatı ve pazarlama yi öğren

Tiçaret, alış verişi öğren , tüçar ol, 

Yatırımçı ol , iş adamı ol , Borsa'yi öğren , Gayrimenkul öğren , Döviz de para kaznmayi öğren , öreti çi ol , ağaç dik meyvesini yemek istiyorsan , zengin olmak istiyorsan , kısa yoldan değil , uzun ve sağlam yoldan yürü...

 

Parnı yastık altında çıkar

Aktif yatırım yap. Para aktif yatırım ile çoğalır

Arsa al , Tarla al, Fabrika al..

Değerli kıymetli hisse senedi al..

Oku , bilgi satın al . Bilgi sana enbüyük zenginlik tir. ..

 

Kumarhaneye gitme, 

Ortalık dolu cambaz , şeytana taş atarsın ,

Kendini uyanık zanedersin , bir çarpılırsın

Feleğini şaşırırsın..

Paranı , servetini kaybedersin , 

Çıplak donla kaçarsın..

Sokakta ağlarsın , son pişmanlık fayda vermez...

 

Paranın kuralını bilmesen, çuvalla sana para verseler , bir kaç ay sonra , sefalet yoksuluk içinde yaşasın. ..

 

Fakir hep para için çalışır, ama fakir 

Hep fakir dir. 

Zengin para için çalışmaz, para

Zengine çalışır...

Zengin kendine çalışır

Fakir, zengine çalışır..

Zengin olmak istiyorsan , kendine çalış

Kendi işini yap...

 

Zenginliğe giden yol bilgidir. 

Sefalete giden yol Cehaletir..

Paranın kuralını öğrenirsen

En büyük zengin sen olursun.

 

                                     ( 1 Ocak 2021 )

 

                                  Hüseyin TURHAL

Devamı
MÜSLÜMAN YILBAŞIYI KUTLAR

MÜSLÜMAN YILBAŞI YI KUTLAR

 

   Yahudi ortadoks putperest Arap dinçileri , karabasan gibi, müslümanların özerine çükmüş , bu dünyada yaşamı müslüman halka zehir etmiş durumda..

 

Müslümanlara , yıl başı kutlamak yasak. Eğlençe yasak . Kuranı anlayarak okumak yasak. Resim çizmek yasak. Sanatla uğraşmak yasak saz çalmak, şarkı söylemek günah pantolon giymek günah bilim teknoloji ile uğraşmak günah , bu günah şu günah nedir bu ya? Müslüman larında gülmeye eğlenmeye mutlu olmaya hakı yokmu? Nedir bu müslüman ların sizde çektiği. ..

 

Müslüman yılbaşı kutlamaz , müslüman resim çizmez müslüman sanatla müzik ile uğraşamaz . Müslümanlar, bilim teknoloji ile uğraşmaz , müslüman kutlama eğlençe yapmaz. ..

 

Nedir bu müslüman ların özerindeki baskı ve dinsel korku niye müslüman ların da bu dünyada mutlu olmayı eğlenmeyi , hayatının tadını çıkartmayi istemiyonuz? Ey bağnaz din adamları niye müslüman toplumuna bu dünyayı cehenneme çevirmişsiniz , dinsel korku kültürü ile müslümanları perişan etmişsiniz, nedir bu müslüman ların sizde çektiği çile...

 

Müslüman adam , yılbaşı yı adam gibi kutlar , eğlenmeyi, neşeli olmayi mutlu olmayi iyi bilir , müslüman adam Resim sanatla uğraşır, müzik dinler saz çalar, ilim bilim teknoloji ilede uğraşır, pantolon da giyer , güzel giyinmeyide bilir. Kur'anı da okur. İbadetini de bilir. Artık elinizi çekin bu müslüman toplumunda...

 

1400 yıldır müslümanları mezhep lere bölüp birbirine düşman eylediniz , kuranı rafa kaldırıp , hurafe savsata rivayet imtasyon hadisler ile müslümanları karanlığa geriye sefalete gözyaşı ve çile verdiniz... ilime bilime teknoloji ve sanata haram ve gavur icadı deyip , müslüman ların zafıy olmasını sağladınız. Allah'ın nimetlerini bir kısmını müslüman toplumuna haram kıldınız.. Arap yahudi ortadoks tapınak şeriatı Dinçiliği ile , müslüman toplumunu sümürdünüz . daha yetmedi mi? ..

 

Ben müslümanım, kur'an da okurum dua da okurum. Yılbaşı yıda kutlarım , eğlençe de yaparım, müzik, sanat resim ilede ilgilenirim , ilim bilim teknoloji ilede ilgilenirim, gülmeyi eğlenmeyi bende yaşarım, çünkü bir insanım , bu dünya nimetlerinde faydalanmak benimde hakım.. bundan kime ne.? 

 

Şeytanla çalışan sözde din adamları, size diyorum. Elinizi çekin bu müslüman toplumunda, müslüman ağlasın , müslüman göz yaşı döksün , müslüman sefalet yoksuluk içinde yaşasın, hep şükretsin. Sizde saray vila kıral sofralarında lüks hayat yaşayın. Müslümanların yılda bir eğlenme eğlençe neşe gülmeyi çok gürüp , müslüman ları yasaklarla kuşatıp , bu dünyasını cehennem yaptınız.. artık yeter. Bırakın müslümanlar da hayatını yaşasın gülmek eğlençe onlarında hakı..

 

Ey müslümanlar , mezhep ve tarikat Cematların peşinde gitme , hiç bir hacı hocaya uyma , sadece KUR'NA uy KUR'ANIN peşinde git, peygambere giden yol KUR'AN dır. Gerçek islam kuranın içindedir... Kuran diyor aklını kulan , akla mantığa uyan herşey islamdır. 

 

Ben bir müslüman olarak yeni yılı kutlayacağım, dua ile yeni yılın size mutluluk sevgi esenlikler dilerim...

 

                                          ( 27 Aralık 2020 )

 

                                            Hüseyin TURHAL

Devamı
MİLLİ PİYANGO HARAMIŞ

MİLLİ PİYANGO HARAMIŞ...DİYOR SOFTA ERMİŞ 

 

Allah'ın kitabını parayla satanlar , yoksul gariban vatandaşa mili piyango haram olduğunu anlatılar..

 

Mili piyango Devlet oynatıyor, tirliyon luk gelir elde ediyor, mili piyango da aldığı vergiyle , mili ekonomiye büyük kazanç elde ederek hazineyi dolduruyor ve mili piyango dan elden etiği gelirden , ey hocalar , imamlar, müftüler sizin maaşını ödüyor , mademki haramsa niye maaş alıyorsunuz? Aldığınız paranın gelir kaynağını yoksa bilmiyormusunuz? ..

 

Faiz de haram peki niye bu konudan fetva vermiyorsunuz? Bankalar kıredi faiz veriyor , Devlet bankaları faiz kıredi veriyor , buda haram değilmi? Faiz veren Devlete. banka müdürlerine, zengin para babalarına birşey demiyorsunuz , ançak güçünüz yoksul gariban vatandaşa halka oluyor. .

Adam yoksul gariban kıredi çekip haca gidiyor buda günah değilmi. ?

 

Müslümanlar a kutsal kitabı olan Allah'ın kitabı kuranı kerimi parayla satıyonuz , milyon dolar para dinden kazanıyonuz , yoksula yetime garibana yardım etmiyonuz buda haram değilmi?

 

Mademki gerçekten dindarsınız niye insanların dinini kuranda öğrenmesi için kutsal kitap kuranı üçretsiz dağıtmıyonuz? 

 

İşçiler köle gibi çalıştırılıyor , düşük asgari üçretle , yoksul yetim , gariban perişan , sahtekarlık hile yalan dolan , iftira fitneçilik , toplumdan yozlaşma , ticaretten hile , okullardan dernek lerden cematlerden çoçuklar a tecavüz şidet , kadına şidet , hayvana şidet..haksız kazanç , ihtiyaç tan fazla para servet yığma...bunlarda günah değilmi?. Bu konulara niye değinmiyorsunuz..?

 

Mili piyango haramsa, günahı Devletin boynunadır , yoksul gariban halka değildir , çünkü mili piyango devlet oynatıyor, bir sıkıntınız varsa ey Hacı hocalar gidin devlete söyleyin..bu hurafe yle savsata yla yıllardır sümürdüğünüz halkı rahat bırakınız...

 

Mili piyango haramdır evet , çünkü içerisinde hile var , sahtekarlık var..yalan dolan sümürme var...

 

Mili piyango dan hileyi kaldırın ki haram olmasın. ...

 

    

                 Hüseyin TURHAL

Devamı
24 ARALIK NOEL Hz. İSA DOĞUM YILI

24 ARALIK NOEL Hz. İSA DOĞUM YILI

 

 Bu gün Hz. İsa Dünyaya doğmuştur , kuranda geçen müslüman ların İslam peygamberi olarak kabul etiği Hz. İsa bu gün kutsal doğum yılıdır..

 

Müslümanlar, Hz. İsa doğum yılı olan NOEL kutlamazlar , ve kutlayanlara da gavur derler

Peki kimler Noel kutlar onuda acıklayalım 

Hz. İsa ya inananlar ve Hz. İsaya iman edenler ve onu takip eden ve kendine Hırıstiyan adını veren topluluklardır. 

 

Bir müslüman Hz. İsa yı peygamber kabul edecek ve İsa'ya gelen kitabı İncili 4 kutsal kitap lar arasında kabul edecek ve kuran da geçtiği için İslam mın peygamberi kabul edecek ama Hz isa ya inananları , gavur diyecek , burda bir çelişki yokmu?

Sizce bu mu müslüman lık?

Madem bütün peyganber ler haksa , İslam dini 124 000 peygamberi kabul ediyorsa , hata kuranda geçen 25 peygamber den biri olan Hz İsa doğum yılını kutlamaz ve kutlayanları gavur der dışlar , peygamber lerin doğum yılını kutlamak gavurlukmu?..

Hz. İsayaı peygamber kabul edeceksin ve Hz. İsaya inanan toplumları dışlayacaksın , bu ne biçim çelişki ....

Hz. Muhammed, Hz. Musa, Hz. Süleyman, Hz. Adem...vs. bütün peygamberlerin kutlu doğum yılını kutlamak , iman etmiş insanlar a gavur demek dinsizlik değilmidir?..

 

Gerçek hakiki bir Müslüman bütün peygamberlere iman eder , ve bütün inançlara saygı duyar , çünkü İslam Barış sevgi dinidir.

Sen farklı inançlara saygı ve sevgi göstermiyorsan demeki sen müslüman değilsin...

 

Ben bir müslüman olarak , Hz. İsaya iman etmiş, ve Hz. İsa yolundan canını vererek Hz. İsa yolundan kendine Hırıstiyan adını veren Hz. İsa ya gönülden iman etmiş Hırıstiyan Alemin ve İslamın peygamberi olan Hz. İsa kutlu doğum yılı olan NOEL i kutluyorum...

 

Eğer bizler gerçekten müslüman sak ve dindar sak Allah 'a ve Tüm peygamberleri ne iman etmişsek , bütün inançlara saygı ve sevgi hoşgürü ile karşılamak hem insani görevimizdir, hemde Dini görevimizdir..

Eğer Tevrat, Zebur, İncil, kuran bu 4 kitabı kutsal ve hak kabul ediyorsak ve inanıyorsak , bu 4 kitabı anlayarak okumak elzemdir. 

Eğer bu 4 kitaba iman etmiyorsanız veya inanmıyorsanız, genede bir anlayarak okuyunuz ..okumaktan insana zarar gelmez.

 

Şunuda acıklayalım , yılbaşı Noel değildir. Yılbaşı yeni bir yılın başlangıcıdır. ama Noel 24- 25 Aralık Hz. İsa kutlu doğum yılıdır. 

Nasıl Hz. Muhammed kutlu doğumu kutlamak doğal güzel bir şey se ,tüm peygamberlerin doğum gününü de kutlamak aynı durumdur. 

 

Hz. İsa yı peygamber kabul edeceksin ama Hz. İsa ya inananları da gavur diyeceksin bu tutum insanı dinden imandan çıkartır..böyle bir yaklaşım müslüman a yakışmaz..İslâm dini barış, sevgi, saygı, hoşgörü dinidir..o zaman din , dil, ırk, mezhep, tarihkat ayrımı yapmadan birbirimizi sevelim , Allah 'a layık bir kul olalım, Dinimizi kutsal kitap lardan öğrenelim.....

 

Bütün peyganberler haktır....

 

                    

                              Hüseyin TURHAL

Devamı
SENSİN ( Şiir )

SENSİN ( şiir )

 

Çileli dünyamın kara yazımın,

Her seher sabahı sensin sevdiğim.

Yaralı gönlümün yaşlı gözümün,

Canımın canı sensin sevdiğim.

 

Yapayalnız Gül'den ayrı gülümde,

Susuz topraklarım gönül dilimde,

Tatlı hayalini tutan elimde,

Sazımın mızrabı sensin sevdiğim.

 

Solan güllerimin yoktur illeri,

Ruhum savrulur yok olur külleri,

Biçare gönlümün kırık dilleri,

Yüreğimin telleri sensin sevdiğim.

 

Türkülerim dilden dile varalı,

Senden gayrı Ceylan gibi yaralı,

Dinle bahtı kara Âşık TURHAL'ı,

Şiirimin sözü sensin sevdiğim.

 

                          Hüseyin TURHAL

Devamı
DEFİNE TARİHİ ESER DEĞİLDİR

  Bu makalemimizden, Define ve Tarihi eser konusunu Arkeoloji ve Antika Defineçi pençeresinden irdeleyeceğiz...

 

Define, Tarihi eser midir? Define Arkeoloji bulgusumudur? Define Antika mıdır? Arkeolog lar da defineçimidir? Bu tür sorulara yanıt vermek için, Define ne olduğunu doğru cevabını ve Arkeoloji biliminde , Tarihi kültür eserlere doğru tanımlardan gecer...

 

Defineçiler ve Arkeologlar neden karşıkarşıyadır? Neyi paylaşmıyorlar? Defineçiler sadece, Define ararlar, eski para ,altın ve Takıları ararlar, Defineçiler Tarihi eser ve Arkeoloji bulguları aramazlar , Tarihi eser ve kültür varlıklarla uğraşmazlar , sadece define ararlar. ..

Arkeoloji bilimi , insanlığın geçmiş tarihini ve kaybolmuş medeniyetleri ortaya çıkartır ve tarihi yapısını, sosyal ekonomik yapısını, yaşantısını irdeleyen , eski tarihi yapılarını bilimsel inceleyen ve koruma altına alan bir bilimdir. Bu konuyla ilgilenenler de Arkeolog durlar...

 

Define, Tarihi eser değildir , Arkeoloji bulgusu değildir. Ama define eski eşya olduğu için , eski uygarlıklara ait olduğu için , define Arkeoloji bulgusuna ışık tutuğu için çok önem arzeder.. ondan dolayı , Arkeolog lar da defineye önem verir , bir çok Arkeolog, Arkeloji maskesi altından defineçilik de yaparlar , ondan dolayı defineyi, defineçilerle paylaşmak istemezler ve ayrıca defineçilik eğitimi olmadığı için, hacemi defineçiler, define hazine ararken, Arkeoloji bulgulara ve Tarihi kültür eser varlıklara taribat, istemesede, meydana gelmektedir. Bundan dolayı, Arkeolog lar ve Defineçiler daima karşı karşıya gelmiştir....

 

Eski para ve altın para takılar, Antika dır. Tarihi eser değildir. Tarihi eser kategorisinde eski para ve altın para takıları çıkartıp , Antika kategorisine koyup , satışı serbest bırakılarak , müzayedelerde acık artırmada satılarak , ekonomi ye katkı yapılmalıdır. Koleksiyon lerlik serbest olmalıdır...

Defineçilik yasal statüsüne kazandırıp ve Arkeoloji sit alanı dışında , hobi defineçilik, bir metal Dedektör ile arazi yüzeyinde dükülmüş eski Antik eşyaları arayıp toplamak serbest olmalıdır....

Arkeoloji ve Tarihi eser kültür taribatı olmaması için, okullarda , defineçilik dersini tüm vatandaşa vermek elzemdir....

 

Define, Tarihi eser kültür varlığı olmadığı için , Defineçilerin özerindeki paskı derhal kaldırılmalı ve Türk Defineçilik Avrupa statüsüne kazandırılmalıdır... Defineçilik ve Tarihi eser kültür varlıkları kanunları güncellenmelidir...

 

                           ( 7 Ekim 2019 )

 

                           Hüseyin TURHAL

Devamı
ANADOLU DEFİNELERİ SADECE ERMENİ MALI DEĞİLDİR

Bu Anadolu topraklarından onlarca medeniyet uygarlık gelmiş geçmiştir. 

 

Osmanlı İmparatorluğun'dan tutun, Bizans , Roma, Selçuklu , islam beylikleri , Abasi, emevi, urartu , Hitit , Asur , orta çağ , tunç çağı bakır çağı ve taş devrine kadar uzanan derin birikim bir geçmişe sahip olan bu Anadolu farklı kültürlere ev sahipi yapmıştır...

İnsanın ilk doğuşu dur bu topraklar...

 

Bu Anadolu topraklarından , milattan önçe, ve sonrası dan tutun günümüze kadar bu topraklardan , vahşi savaşlar , korkunç katliyamlar, kıralların gölgesinden , eşkıyaların barbar , korsan gemi haytutların , çirit oynadığı yerdir bu topraklar....

 

Vahşi savaş gölgesinden , her medeniyete, uygarlığa ait eşyalar , hazineler, günlük kulanımdan kulanılan eşyalar, ziynet eşya takılar hepsi bu topraklara gömüldü...

 

Eski çağlarda altın , gümüş , bıronz, bakır çağı yaşandı . zengin lüks saray, kahle ler yapıldı , mermer şehirler, han hamamlar inşah edildi..

Zengin köle devirler yaşandı . ilkel mitolojik dinsel kültürler gelişti. ...

 

Bu zenginlik mozaik kültürle harmanlaşmış Anadolu toprağından , zengin olma hayaliyle, medeniyetin doğuşuyla defineçilik doğdu..

Her medeniyet, kendisindeki önçeki uygarlıklardaki , hazineleri çıkartı..o nun için defineçilik bu güne has bir olgu değildir. ..

Kökeni eski çağlara dayanır...

 

Bu gün bazı kesimler, bu toprak lardan yatan define hazineleri, ermeni gömüsü ermeni malıdır diye ida etmekteler ve sahiplenmek istiyorlar...

Şunu iyi biliniz ki bu topraklarda sadece Ermeniler yaşamadı...Osmanlı, Selçuklu, Roma, urartu , hitit ermeni değil di ve ermeniçede okuyup yazmıyordu....

Bu topraklarda onlarca farklı uygarlık yaşadı , 

Ermeniler son dönemlerde yaşadı...

 

Bu gün osmanlı, Selçuklu, Roma , Urartu ve daha eski medeniyet hazineleri, defineleri para ganimetleri Ermeni malıdır diye göstermek, sahtekarlık tır...

 

Osmanlı döneminde , sona doğru eşkıyalar , osmanlı malını , hazinelerini talan etiler , yağmaladılar , dışarıya kaçıramadıklarını bu topraklardan gizlediler ve kaçtılar, daha sonra gelip almak için yerini kaybetmemek için beli şifreli işaretler bıraktılar....

 

Bu topraklardan , gizli hazineler , bizim ecdatımızın , dedelerimizin malıdır..

Bu gün yaşayan insanlara , antik dönemden kalan evrensel bir mirastır...bu ülkeden yaşayan her vatandaşın hakıdır....

 

Avrupada olduğu gibi , bu memleketten de defineçilik yasal olmalı ve serbest olmalıdır.

İsteyen vatandaş hobi veya meslek olarak bu işi içrat etmelidir.....

 

Defineçilik yasal statüsüne kazandırılsa, tarihi eser kacakçılığı da ortada kalkar ve işsizlik oranı yüzde yüz düşer, vatandaşın tesadüfen bulduğu defineyi müzeye getirip, gerçek değerinden nakit payını alırsa, hem vatandaş hemde devlet kazanmış olur. 

 

Yerin altında çürüyen eserler kime ne faydası var. ..?

Defineçilik yasal statüsüne kazandırılmalı ve kanunlarda düzeltme ye gidilmelidir. yasaklayıcı anlayış bu memlekete yarar sağlayamaz. 

 

Defineçilik yasal statüsüne kazandırılmalı ve arkeolojik bönyesinde defineçilik bölümleri açılmalı, okullarda defineçilik dersi eğitimi verilmeli...tarihi kültür miras varlıkları daha iyi koruyabilmek için....eğitim şartır.....

 

Osmanlı dönemindeki , dedelerimize , ait olan reşat, akçe paraları aramak neden suç olsunki?

Bu eşyaları çıkartmak bizim hakımız değilse kimin hakı o zaman....?

 

Bu topraklar dan vatan için canını vermiş , babalarımız dedelerimiz , ecdatlarımız var, 

Bu gün onların torunları bu ganimetleri neden çıkartmasın...?

 

Türk defineçiliği neden yasak?...Avrupada her vatandaş rahatlıkça define aramakta, peki neden bu memleketin öz evladı olan gariban Türk defineçisi neden define arayamaz? Neden Türk vatandaşa define arama yasak? 

Bu kanunlar kime hizmet ediyor?

Biran önçe bu yanlışlıktan dönmek elzemdir. 

 

Daha güzel bir gelecek için , daha güçlü bir Türkiye için defineçiliği yasal statüsüne kazandırılma , Avrupa düzeyine , adil bir 

Sistemin umuduyla....defineçilerin birlik beraberlik hakını istemesini bilmesini umarım.

 

Defineçilik hiç kimsenin malı değildir , binlerce on binlerce önçe ecdatlarımızın malıdır...

Bu gün hepimizin hakıdır...bu topraklardan yaşayan her bireyin hakıdır....

İsteyen serbest rahatlıkça aramalıdır....

 

Devlet yetki ve mercilerden talebimiz , Türk defineçiliği yasal statüsüne kazandırılmalı ve kanunlarda düzeltme ye gidilmeli ve vatandaş defineçi mağdur edilmemeli.....

 

Kamuya saygılarımla....

 

     

                   Şair yazar &Hüseyin TURHAL

Devamı
TÜRKİYE'DE DEFİNE GERÇEĞİ

 Defineçilik bu gün ortaya çıkan bir olgu değildir. kökeni ta medeniyetlerin doğuşuyla başlar , zengin olma umuduyla ortaya çıkan bir hobi bir meslektir...

  

 Roma döneminde de defineçilik vardı . bizans ve osmanlı dönemindede defineçilik defineçiler vardı . her çağda defineçilik vardı..

 

Bu gün günümüzdede , defineçilik horlanmış , baskı yapılmış , mahle baskısı yapılmış , dışlanmış toplumdan, yalnızlığa itilmiştir. .hurafeci , Hayalperest, tarihi eser kacakçısı olarak damgalanmış , toplumun dışına itilmiştir bu yaklaşım defineçileri yalnızlığa itmiştir, defineçilik gizli köşelerde yarım yamalık korku kültürü içerisinde , kabuğuna çekilerek yaşamayı sürdürülmüştür...

 

Bir defineçinin , emek vererek, alın teri dökerek bulduğu defineyi , elinden zorla alınmış , emeğin karşılığı verilmemiş, tarihi eser kacakçılığı olarak damgalanmıştır..ceza yemiştir...

 

 Bu gün defineçiliği araştırdığımızdan , işin aslı öyle olmadığını görüyoruz . defineçi ler , altın arayan , hazine arayan , bu yoldan ekmek , naka kazanan bu memleketin öz evladı olan gariban vatandaşıdır...

 

Defineçiliğin yasal olmaması , kanunlardaki eksiklik, ve defineçin bulduğu eşyanın karşılığını almaması, tarihi eser kaçakçıların tuzağına düşmesine itmiştir. 

 

Eğer defineçilik yasal statüsüne kazandırılsa, tarihi eser kacakçılığı da ortada kalkacaktır.

Defineçilik yasal statüsüne kazandırmalıdır, okullarda defineçilik dersi eğitimi verilmeli, defineçiler ve vatandaş bilinçlendirilmelidir. Tarihi eser kacakçılığı bitmesini istiyorsanız , defineçilik yasal statüsüne kazandırılmalı ve kanunlarda düzeltme ye gidilmelidir. yasaklayıcı anlayış bu memlekete yarar sağlayamaz. Defineçilik yasal statüsüne kazandırılmalı ve vatandaşların veya defineçinin bulduğu eseri rahatlıkça arkeoloji müzesine getirip, gerçek değerinden nakit payını alırsa, hem vatandaş hemde devlet kazanmış olur. tarihi eser kacakçılığı da böylece ortada kalkmış olur...

 

Binlerce yıl önçe , savaşlardan dolayı , yerin altına gizlenmiş , sağa sola saklanmış, her türlü eşya , para ganimet , takı ziynet , obje hepsi define dir. Vatandaşın veya defineçinin bulduğu bu eserleri , serbest ce gönül rahatlığıyla devlete ,müzeye getirip, gerçek değerinden nakit payını alırsa, hem vatandaş hemde devlet kazanmış olur. Yerin altında çürüyen eserler kime ne faydası var? 

 

Baskıçı, yasaklayıcı şidet önlemler sorun çözeceğine inanmıyorum. tam aksine , tarihi doğa taribatına ve tarihi eser kacakçılığına yol acacaktır. ..

 

Defineçiliğin yasal statüsüne kazandırılması , serbest arazide dedektör kulanılması , kanunlarda düzeltme ye gidilmesi elzemdir...

 

Bu gün defineçilerin, dernekleşmesi , haklarını , hukuk kanun çerçevesinde hakını talepten bulunması , doğal hakları olduğunu ve bu girişim, Türkiyenin. ..tarihi eser ve doğa tabiatın korunmasından , defineçilerin daha eğitimli ve profesyonel çağdaş bir hal alacağını , hobi ve meslek sektör haline gelerek işsizlik ve mili ekonomiye büyük katkı yapacağını altını çizmek gerekir. ..Devlet defineçilere destek sunarsa , kısa sürede Türkiye , dünyadan ekonomisi bir numara haline gelir..süper güç haline gelir....

 

Devlet yetkileri, mercileri , Türk defineçiliğine kulak vermeli ...defineçilerin sesini duymalı , defineçilerin sorununu derhal çözmelidir. ..

 

Defineçilerin sorunlarını dile getirmek , gariban Türk defineçilerin haklarını dile getirmek için , defineçi olmaya gerek yok . insan olmak yeterli ,duyarlı bir vatandaş olmak yeterli....

 

                Şair yazar Hüseyin TURHAL

Devamı
TARİHİ ESER KAÇAKÇILIĞI ve MAĞDUR DEFİNECİLER

  Türkiye' de tarihi eser kacakçılığı denildiği zaman, hemen akla defineçiler gelir. Defineçileri tarihi eser kaçakçısıdır diye hemen bir algı oluşur.

 

 Peki gerçekten defineçiler tarihi eser kacakçısı mıdır? bununun somut delili nedir? Veya insanları kaçakçılığa iten faktörleri araştırdıkmı?.. 

Tarihi eser kacakçılığında defineçilerin rolu nedir?...araştırmadan , bilimsel dışı insanları mağdur etmek doğrumudur?

 

Defineçiler yılardır , tarihi eser kacakçısı ve tarihi kültür taribatı olarak suçlandılar , zan altına bıraktılar , dışladılar , toplumun dışına itildiler , mahle baskısını gördüler , bu tutum defineçileri yalnızlığa ve bu işi gizliçe içra etmesine yol actı...

 

Bir defineçi veya bir vatandaş , köylü çiftçi tarlasında , tesadüfen bulduğu eseri defineyi , gönül rahatlığıyla evine getiremedi , müzeye gütürme çesaretini bulamadı, neden tarihi eser kacakçısı tamgası vurulur korkusundan. ...

Şimdi soruyorum size, bir defineçi bulduğu eşyayı kendi evine getirmesine korkan , özerinden taşınmasına korkan , nasıl bulduğu eseri il dışına veya yurt dışına götürecek , tarihi eser kacakçılığı yapacak ? Bunu aklınız mantığınız alıyormu , hiç düşündünüzmü?

 

 Yurt dışına kaçırılan tarihi eser kacakçılığından hiç bir defineçi sorumlu değildir.. defineçileri zan altına almak büyük bir vebal bir haksızlıktır. ..

Yaptığımız araştırmalarda , defineçilerin tarihi eser kaçakçısı olmadığını görüyoruz, çünkü defineçiler tarihi eser lerle uğraşmazlar , onlar sadece altın define ararlar...

 

Peki bu güne kadar yurt dışına kaçırılan eserler, kim kaçırdı? Bu sorunun çevabı kolaydır. .bu güne dışarıya kaçırılan eserlerin, bazı müze müdürleri ve yurt dışından gelen arkeolog lar ve perdenin arkasındaki karanlık güçler...uşaktaki müzedeki karun hazinelerini yurt dışına kaçıranlar , defineçimi yoksa müze gürevlilerimi? Müzedeki eserleri, bazılarını orjinalı alıp yerine imtasyon eser koyup , orjinalını yurt dışına çıkartanlar , kim ?...onlarda mı defineçi?...defineçileri tarihi eser kaçakçısı olarak suçlamak , buna kargalar güler...

 

 Türkiye de , gercekten tarihi eser kacakçılığı bitmesini istiyorsanız, defineçilik yasal statüsüne kazandırılmalı ve kanunlarda düzeltme ye gidilmelidir. Defineçilik Avrupadaki gibi serbest bırakılmalıdır, defineçileri ve vatandaşı bu konudan eğitim verilmelidir...

Bir defineçinin veya bir vatandaşın tesadüfen bulduğu eseri defineyi müzeye rahatlıkla getirip, gerçek değerinden nakit payını alırsa, bunu gercekten iyi biliniz ki tarihi eser kacakçılığı biter...

 

Yasaklayıçı baskıçı yöntemlerle tarihi eser korunamaz, 

 

Biz istiyoruzki , bu Anadolu toprağından çıkan eserler, yurt dışına gitmesin , bir çakıl taşı bile bu memleketten kalsın , onun içindirki , acilen Türkyedeki Defineçilerin sorunları derhal çözülsün...

 

Biz istiyoruzki , Arkeolog lar , defineçiler le birlikte çalışsın , Arkeoloji bönyesinde defineçilik bölümleri acılsın , defineçiler dışlanmasın , arkeolog lar , defineçilere kulak versin , defineçiler de Arkeoloji kazılarda bulunsun , maaşını devletten ödensin ..Arkeolog lar ve defineçi lerle birlikte dayanışma içerisinden çalışsın....bir defineçi veya vatandaş bulduğu eseri müzeye getirdiğinde , gercek değerinde nakit parası ödensin....ançak böylece tarihi eser kacakçılığı biter , tarihi kültür taribatı olmaz...

 

Tarihi eser kacakçılığı bitmesi için defineçiliğin yasal statüsüne kazandırılma umuduyla , Geleçek te Anadolusuz kalmamak için , defineçiliğe sahip çıkarak , tarihi eser yerinde gözeldir solganıyla , çakıl taşları mız, Anadoludan kalsın...

 

                                   Şair yazar 

                      Hüseyin TURHAL

Devamı
DEFİNECİLER ÖZGÜRLÜK İSTİYOR

Türkiyeden 5 milyondan fazla defineci bulunmaktadır. Türkiye geneli her aileden biri defineye meyilli, tutkulu, meraklı , ilgi duyan ve arayış içerisindedir. 

 

 Her daldan her renkten, kadın erkek defineci bulunmaktadır , köydeki çoban dan tutun , çiftçi , esnaf , öğretmen , memur , dokdor , avkat , mühendis, arkeolog, millet vekili, polis , asker ... her meslekten , defineye ilgi duyan hobi olarak defineçilik yapan insanlar la doludur. Hepside genelde gizli köşelerden bu işi içra etmeye çalışmaktadır.

 

Anadolu köşelerinden , adam var kırk yıl defineçi eşi ve çoçukları dahi bilmiyor, o kadar defineçilik gizliçe bu iş yapılıyor...

Peki neden defineçilik yasak?

Neden defineçiler gizliçe bu işi yapıyor?

Bunun iki nedeni var...

Biri kanunlardaki eksiklik ve yıllardır , defineçileri tarihi eser kaçakçısı olarak suçlanmış , dışlanmış , horlanmış ..işkençe zülümler görmüştür...bunlar asılsız , iftiraların sonuçunda , defineçileri yalnızlığa itmiştir, 

Diğer ikinçi side , defineçiler işi bitmiş , ekonomik olarak çükmüş umudunu yerin altına bağlamış gibi , onur kırıçı sözlere, maruz kalmışlardır, adımız çıkmasın diye bu meslek gizli içra etmeye ,ve piskolojik ve baskı şidet gölgesinde gönümüze kadar devam etmiş ve hala devam etmektedir...

 

Yıllardır , bu memleketten ben defineçiyim diyen cesur yiğit bu vatanın öz evladı , aslan parcası sayın Uğur Kulaç bey artık yeter bayrağını çekerek, Anadolu Defineçiler Eğitim ve Araştırması derneğini kurarak , defineçilere seslenerek birlik olmaya davet eti ve artık baskılar son bulsun defineçi lere özgürlük istedi solganıyla haykırıyor...

 " Biz tarihi eser kacakçısı değiliz biz defineçiyiz , altın Avcısıyız ". ..dedi . Uğur Kulaç defineçileri bir çatı altında birleşmeyi , defineçiler haklarını hukuk zemininde almaları için ve tarihi eser kacakçılığı ortadan kalksın diye ve özgür bir Türk defineçiliği için mücadalesini vermektedir.

 

Biz yazarlar , aydınlar olarak sonuna kadar destek veriyoruz. Ve diyoruzki , define bir Türkiye gerceğidir. 5 milyondan fazla defineçi bulunmaktadır. Bunları yasaklayıcı baskıçı , şidetle sorunların çözülmeyeceğini ve tarihi eser korunmayacağını , taribatın önüne geçmeyeceğini buradan altını çizerek söylüyoruz. ..

 

Tek çözüm , Defineçilik yasal statüsüne kazandırılmalı ve yasal düzenlemeler yapılmalı ve defineçi leri ve vatandaşı eğitim verilmelidir. Arkeolojik bönyesinde defineçilik bölümleri açılmalı, eğitime önem verilmelidir. Vatandaşın veya defineçinin bulduğu eseri rahatlıkça arkeoloji müzesine getirip, gerçek değerinden nakit payını almalıdır. 

 

Arazide dedektör le serbest gezinmelidir , define araştırması serbest olmalıdır , koleksiyonerlik serbest olmalı , arazide dedektör le arazi yüzey araştırması ve tektekçilik serbest olmalı, elinden ser bulundurmak , toplamak biriktirmek koleksiyon yapmak serbest olmalı , yurt dışına çıkartmama mantığıyla, sahilde döküntü toplamak serbest olmalı..

Defineçilik bir hobi bir meslek olarak kabul edilmeli. ..

 

Bu sorunlar çözülür se, tarihi eser kacakçılığı da ortada kalkar ve tarihi kültür tabiat varlıklar taribatı olmaz....

 

Defineçilik yasal statüsüne kazandırılsa, ekonomi şaha kalkar, memleket gelişir, yoksuluk işsizlik biter, Devlet kazanır , vatandaş kazanır , müzelerimiz eserlerle dolar turizm çanlanır...

 

Tarihi eser kacakçılığı bitmesi için, tarihi kültür taribatı olmaması için...

 

Türk Defineçisi ne ÖZGÜRLÜK istiyoruz...

 

      

                   Şair - yazar 

                Hüseyin TURHAL

Devamı
DEFİNE ALEMİNDE ÜÇKAĞITÇILIK ( UYDUCULAR CUPUKCULAR )

 Bu makalemiz de , defineçilik aleminde, hurafe savsata, taş kayafalçılığı , Hayalperest ve dolandırıcılık, defineçi cepinde define bulan uyanık ların dünyasını , aklı selimlere anlatacağız, aklını kulanmayanlara da ne anlatsan boştur...

 

Yerin altında gizli hazineleri bulmak için, defineçilere akıl almaz , tüyolar veren, bazı defineçi uzmanı varlar sözde , işaret uzmanı , uyducular , cubukçular , üfürükçü, cinçi taş kaya falçıları...

Cebinde bir simit parası yok, çay parası yok , bakala verecek, borçunun parası yok...kalkmış defineçiye akıl öğretiyor , defineyi bulan çihazı satıyor. ..

Bakırdan , yaptığı çubuğu , altın buluyor diye 5000tl ye satışa çıkartıyor , uyduyla , define buluyor , para karşılığında , ağac dallarıyla define buluyorum diyor ve bana para verin size yer tespiti yapayım diyor...ve ekliyor para karşılığında tılsım bozarım , cinlerle define yerini tespit ederim diyor...

Bizim defineçi hemen kanıyor , çebindeki tüm paranı kaptırıyor....

Bir düşünmüyor, bir sormuyor , ulan mademki defineyi buluyorsun bize üçret karşılığından , o zaman niye kendine bulmuyorsun? Kendine çıkartmıyorsun?..bizden üç beş kuruş istiyorsun demiyor...

 

Cepinde simit parası yok, size defineyi bulacakmış vay be....

 

Ağac dalı hiç altın bulurmu? Bakır teli altın bulurmu? Cinler insana doğru bilgi verirmi? Uyduyla define bulunurmu? Bu soruları hiç kendinize sordunuzmu? ..cebinde bir kuruş parası yok..evin kirasını zor ödüyor bu adam uyduyla nasıl size define bulacak , adam ayeti kürsü yü okumayı bilmiyor, cinlerle nasıl defineyi bulacak , tılsım bozacak , kendisine faydası olmayan , nasıl size faydası olacak...

 

Avrupadaki dedektörler, hepsi arazi yüzey tektekçilik için öretilmiştir, test vidoları da 50 cm derinliği gecmez , ama o dedektör leri memleketimize getirip, 5- 10 metre derinlik çekiyor diye gariban yoksul defineçilere gagaladılar....mağdur etiler...

Eğer bu işi yapacaksanız , dürüstçe yapın, gercek derinliği, özeliklerini doğru anlatın , insanları yanlış yönlendirmeyin....dürüstlük, doğru tiçaret insana kazandırır...çürük temel özerinde yükselen bina sonunda yıkılır.....

 

Defineçiler sümürülmek istemiyorsanız , hurafe savsata, taş kayafalçılığı yapanlardan uzak duracaksınız , ispatı olmayan , akla mantığa uymayana itibar etmeyecek siniz...

 

Daima okuyunuz , araştırınız , Arkeoloji kaynaklardan faydalanınız , antik tarih uygarlık kitapları okuyun, bilimsel araştırma yapınız...hurafe savsata, taş kayafalçılığı size defineyi buldurmaz , zamanınızı boşa alır, çebinizdeki parayı alır , itibarınız zedelenir , ekonomik çüküş yaşarsınız....

 

Tut ağacı dalı altını bulmaz, 

Nar , zeytin ağacı dalı altın bulmaz

Cinle şeytanla , altın bulunmaz

Uyduyla, bakırla altın bulunmaz

İşaretleri kırıp parçalarak

Altın bulunmaz 

 

Aklınızı başınıza alın , okuyun, araştırın , Arkeoloji antik tarihi okuyun...Teknoloji çihazlarla çalışın , ağac cupuğuyla değil....

 

Kel ilaç bulsa önce, kendi kelliğini giderir. ..

Sen defineyi metrelerce yerin altında algılayan bir teknoloji icat ettin, satarmısın, insanların ağız kokusunu mu dinlersin? Yoksa gider kendine bir define bulup köşe mi olursun?..

 

                                   Şair - yazar 

                              Hüseyin TURHAL

Devamı
DEFİNECİLER HAKLARINI ARIYOR

Yılardır , bu Anadolu topraklarında , defineçilere yaşam hakı tanımayan kanunlar ve yasaklayıçı , baskıçı dikta yasaların , vandal baskıçı uygulamalar, yüzünde, defineçiler gizli köşelerde yaptığı defineçilik mesleği kimine göre hobi tutkusu , vazgeçilmez bir tutku , bir heycan bir macera, ve ekmek kapısı zengin olma sevdası , daha güzel bir yaşam için giriştiği bu maceradan..ayağına vurulmuş pırangadan kurtulmak . özgür olmak için , haklarını yasalar cercevesinde, sesini duyurabilmek için bir araya geldiler, dernekleştiler , haklarını alabilmek için yolara düştüler..

 

Defineçiler yılardır, tarihi eser kacakçılığı ve tarihi kültür tabiat varlıklara taribata yol acıyor diye damgalandılar , horlandılar , toplumun dışına itildiler, defineçinin alınteriyle bulduğu eseri defineyi elinde aldılar.. bu tutum defineçiyi yalnızlığa baskıçı piskolojik bunalıma ve hata yapmaya yol actı...bu baskıçı piskolojik bunalım , hem defineçinin ekonomik hayatına zarar verdi, hemde tarihi kültür varlıklara taribatına yol actı....

 

Artık Türk defineçisi bu esaretten kurtulmak istiyor. Avrupa defineçileri gibi özgür olmak istiyor . kanunlarda düzeltme ye gidilmesini , haklarını adilce almalarını istiyor....bulduğu defineyi, tarihi eserleri rahatlıkça devlete yani müzeye getirip, gerçek değerinden nakit payını almak istiyor...tarihi eser kaçakçı baronların eline düşmek istemiyor...

 

Anadolu da , tarihi eser kültür taribatı olmasın ve tarihi eser kacakçılığı son bulsun diye , Defineçilik yasal statüsüne kazandırılmalı ve kanunlarda düzeltme ye gidilmeli ve defineçin bulduğu eşyanın karşılığını nakit gercek değerinde verilmeli ve en önemlisi defineçileri bilimsel Arkeolojik eğitim verilmeli..bilinçli bireyler yetiştirmeli. ..Defineçiler ve Arkeolog larla birlikte çalışmalı... 

 

Bu makalemiz in amacı , Türkiyede tarihi eser ler yurt dışına kaçırılmasın , tarihi kültür mirasımız yağmalamasın , taribata yol açılmasını, ve dürüst bu memleketin öz evladı, gariban vatandaşı olan defineçiler mağdur edilmesin..kaçakçıların eline verilmesin..devlete düşman edilmesin..hakları kasp edilmesin.. 

 

Anadolu geleçekte , Anadolusuz kalmamak için , yerin altında eser lerimiz çürümemesi için mili ekonomiye can katsın için...daha güçlü daha zengin bir Türkiye için..daha güzel bir yaşam gelecek için...

 

Defineçilerin haklarını bulma umuduyla ses ver....

 

                                   ( 10 Kasım 2018 )

 

                               Şair -yazar 

                          Hüseyin TURHAL

Devamı
DEFİNECİLER TARİHİNİZE SAHİP ÇIKIN

  Dış mirakların , Anadolu Antik kültür miras zenginliğin özerindeki oynadığı oyunlarını ve Defineçileri kandırarak, Tarihi kültür talan taribatını , Arkeolojik ve bilimsel olarak irdeleyerek, Defineçilerin Aydınlanmasın ve Toplumun bilinçlenmesini umarız....

 

Bu Anadolu Toprakları , onlarca uygarlıklara ev sahibi yapmış, Her köşesinde, Binlerce yıl önçe Tarihi kalıntı yapılarla zengin bir donanım içerisindedir. ...

 

Roma , Bizans, Urartu, Hitit, Osmanlı, Selçuklu, orta çağ , tunç çağı , Neolitik Taş Devri vs., yüzlerce medeniyet kültür ile harmanlaşmış, zengin Antik yerleşim Nekropol, Tarihi Gizemli sembollerle doludur....

 

Bu büyük kültür miras , Bin yıl önçe Define avcıları tarafından yağmalanmış , Savaş lardan Harap olmuş ve Gönümüzden , Modern yerleşim ile , Yol Yapımı, İnşat yapımı, Baraj yapımı , Maden sahaları ile , büyük taripler yaşamış ...

 

Gönümüzden . Dış güçlerin, İnsanımıza ve Defineçilere, zengin olmak için , Define arayış konusunda , yanlış maksatlı bilgi kirliliği yayarak , İnsanlara yanlış bilgi vererek , Tarihi kültür mirasımızın , Talan ve Taribata, yol acarak yok etmeye amaçlamışlardır....

 

Gönümüzün Teknoloji üzerinde , Sosyal medya Fesbook özerinde , Defineçilere yanlış bilgi verilmekte , Define sembolleri ve Antik uygarlık sembolleri özerinde , yanlış bilgi vererek , Tarihi kültür eser taribatı terörizimi estirmekteler..

Örneğini verirsek , Defineçilere şu yanlış maksatlı bilgi leri veriyorlar; 

 : Eğer bir Kayadan kabartmalı bir yılan işareti görürseniz kırın parçalayın , içerisinde altın var , Bir kuş sembolü, bir papatya çiçeği, bir kaplumbağa işareti. görseniz kırın , altını üstünü parçalayınız içinde çil çil Altınlar var diyerek , kandırmaktalar, Tarihi kültür mirasımızı yok etmekteler. ...

Bu yanlış bilgileri Alan defineçiler, Vandalca , her gördüğü Antik sembolleri, Define işareti sanıp , Altını üstünü kazarak , palyozla, kırarak parçalayarak yok etmekteler. .. 

 

Arazideki , sarp kayalar daki Binlerce yıllık semboller , Define işareti değildir, çoğu Antik mezar sunağı sembolleri dir , Antik yerleşim yer gösteren levhalar dır, Antik dönemdeki bazı soylu, şahız güç sembolleridir.. Define mezar işaretleri, oda mitolojik mezarlardır... Mitolojik mezarlarda hediye olur sadece. ..

 

Arkadaşlar, bir değerli eşyayı saklamak için yere gömüp ve özerine işaret koymak, saklama mantığa terstir , çünkü sakladığın eşya kimse bulmasın diye , özerine işaret koymazsın , Eğer işaretin içine ve altına eşyayı saklarsan , bu saklamanın ne anlamı kalır?..

Defineler , işaretlerin içine , Altına, yanına koymazlar , saklamazlar , işareten , uzak saklarlar , bunun mantığını kavrayınız , işaretlerin altını üstünü kazmayı bırakınız , Antik sembolleri kırmayınız , antik duvar yapıları, kırıp dökmeyiniz , antik küprüler yıkmayınız , zengin kültür mirasınızı yok etmeyiniz....

 

Eğer bu işi yapacaksanız, önçe Arkeoloji ve Tarihi kültürü iyi öğreniniz , sağda solda rivayet duyumlara kanmayınız.. Binlerce yılık ecdadınızın kültürünü yok etmeyiniz. ..

Eğer kim size diyorsa , işaretin içinde altın var , kır ve işaretin dibini kaz diyorsa, iyi bilinizki yalan söylüyordur sizi kandırıyordur....

O bir Tarihi eser ve kültür düşmanıdır.

 

Arkadaşlar okuyunuz , Araştırınız , Her duyduğunuza inanmayınız , cehalet insanın düşmanıdır. Doğru bilgi güçtür , Doğru bilgi insanı korur. . Bu hurafe savsata, Taş kayafalçılığı nı bırakınız, Antik Uygarlık Tarihi ni okuyunuz , Arkeoloji Bilimin den faydalanınız...

Yoksa , cehalet hem Antik Tarihi nizi, kültür mirasınızı yok eder hemde sizi yok eder perişan eder , Rezil eder....

 

Zengin olma hayaliyle, Yanlış bilgi metotları ile, Zengin kültür Doğa ve Antik uygarlık mirasınızı yok etmeyiniz , yazıktır...

Geçmişini yok edenin , Gelçeği olmaz. 

 

Boşuna Antik sembolleri, Define işaretleri kırmayınız , işaretlerin içinde , Hazine yoktur , Altın yoktur....

 

Bu hayalperest likten , Arkeoloji ışığından uyanmanız dileğimle, Tarihi kültür mirasınıza sahip çık.....

 

                            ( 9 Mart 2019 )

 

                             Hüseyin TURHAL

Devamı
NOEL BAYRAMI

   Bu yazımızdan, Noel bayramı ve yeni yıl kutlamaları konusunu irdeleyeceğiz, islam Dünyasından dışlanan , bu güne kadar müslüman dünyasına doğru anlatılmayan Noel Bayramın içyüzünü buradan irdeleyerek ve yeni yılı yılbaşıyıda ele alarak , Noel yılbaşı olmadığını ortaya dökeceğiz. ..

 

Noel bayramı sık sık yılbaşı ile karıştırılıyor ançak ikisi ayni şey değildir. Noel Hz. İsa peygamber'in doğum günün kulandığı, Hristiyan lara özgü bir bayram, yılbaşı ise belli bir dinin bayramı değil , bir çok ülkede bir yılın bitip , diğerinin başlamasının kutlandığı geceye verilen ad. Noel 25 Aralık 'ta kutlanırken , yılbaşı 31 Aralık gecesi kutlanıyor...

 

Hz. İsa Mehsi, Kudüs 'ün güneyinde bulunan Beytlehem kasabasında, M.Ö. 4. Yüzyılda doğdu...

 

Noel her yıl 25 Aralık tarihinde, Hz. İsa Mehsi nin doğumunun kutlandığı Hristiyan bayramı , ayrıca Doğuş bayramı, kutsal doğuş veya milat yortusu olarakda bilinir. Her 25 Aralıkta İsa'nın doğumnu anma töreni ve geleneksel gelenekler, perhiz hediye verme aile ve arkadaşlarla bir araya gelme , ev ve çam ağacı süsleme ışıklandırma ve kilisede dualar ezgiler okuma . Bir araya gelip yemek yemek çoçuklara hediye getirmek, İsa'nın doğuşunu kutlayarak sevinmek , Noel bayramı bu dur...

 

Yılbaşı yeni yılın gelişi olarak kutlanırken, Noel ise yukarıda dediğim gibi , İsa peygamberin doğum günü olarak kabul edilen 25 Aralık günü Doğuş bayramı , yada milat yortusu gibi isimlerde de anılıyor. yılbaşı Türkiye dahil çoğu ülkenin kabul etiği miladi takvim son gününden ilk gününe geçiş gecesidir.

 

İlk Noel kutlaması, tarihte Roma da 336 yılında yapılmıştır....

 

Evet Yukarıya aktardığımız kıymetli bilgilerden, Noel bayramı, yılbaşı kutlamaları ile ayni şey olmadığını öğrendik..

 

Kendini müslüman gören bazı çevreler niye Noel bayramı kutlamasına karşı? Noel bir peygamberin doğum yılın anma kutlaması dır. Bir peygamberin doğumunu kutlamak niye bazı kişileri rahatsız eder. Bu Noel bayramı zorla hiç kimseye ila kutla diye zorlama dayatma yok iken , bu Noel bayramı sadece Hristiyan lar ve Hz. İsa Mehsi peygamberi seven iseviler , kutluyor . Kur'an da gecen ve islamın peygamberi olarak kabul edilen bir peygamberin doğumunu kutlamak, niye islam ülkelerinde bazı insanlar hoş karşılamaz.? 

Kur'an da adları geçen peygamberlerin kutlu doğum yılını kutlamak, anmak, islama uygun değilmi?.. Hz. Musa , Hz Davut, Hz yusuf, Hz. İsa ve Hz. Muhammed gibi peygamberlerin doğum yılını kutlamak . Anmak bayram ilan etmek kime ne zararı var?...

 

Hz. İsa Mehsi peygamberin kutsal doğuşunu şimdiden kutlar ve Bütün dünyanın kutladığı yeni yılı herkese barış sevgi huzur boluk bereket getirmesini, vürüslerin bitmesini, esenlikler dilerim...

 

                                       ( 16 Aralık 2020 )

 

                                      Hüseyin TURHAL

Devamı
DEFİNECİLERE DERNEĞİ KAPATILDI

DEFİNEÇİLER DERNEĞİ KAPATILDI 

 

   21. 06 . 2018 Tarihinde kurulan, Anadolu Defineçiler Eğitim ve Araştırma Derneği, Arkeolog ların baskısı neticesinden , 08 . 01. 2019 tarihinde, Defineçiler Derneği yönetimi , yaptığı olağanüstü Genel kurulu Toplantısı ile kendisini feshetti....

 

Kısa bir süreden 2000 üyeye ulaşan bu Defineçiler Derneği, niye Arkeolog ları rahatsız eti? Bu derneğin amacı neydi? Defineçilik nedir? Defineçi kimdir? Arkeolog lar niye defineçilerin varlığından rahatsızlar ? Defineçiler Derneği kapatıldığı halde, yasak olan bu defineçilik niye hala göndemde düşmüyor? Bu makalemimizden, defineçilik sorununu irdeleyeceğiz. ...

 

Defineçilik bugun ortaya çıkan bir olgu değildir. kökeni ta insanlığın doğuşuyla başlar, ilkel çağlardan tutun, günümüze kadar gelen, zengin olma umuduyla ortaya çıkan bir hobi ve bir meslek öyküsüdür defineçilik. Hitit, Urartu, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı İmparatorluğu döneminde tutun, gönümüze kadar gelen, uzun bir geçmişi olan bir defineçilik ile karşıkarşıyayız. ..Anlayacağınız her devirde defineçiler vardı . bu gün olduğu gibi....

 

Türkiye de defineçilik niye yasak? Bu yasak kimin işine yarıyor? Türkye bir define cenneti dir. yerin altından Altınlar, tarihi eser ve antikalar ile doludur.. peki bu eşyaların çıkartılması neden yasak?.. bu yerin altındaki zenginlik, bu topraklardan yaşayan her vatandaşın hakı değilmi?..

 

Yılardır, defineçileri tarihi eser kaçakçısı ve tarihi eser kültür taribatı olarak suçlanmaktadır ve toplumdan dışlayarak, horlanarak , toplumun dışına itilmektedir. Peki kimdir defineçi? Defineçi, yüzyıllar önçe saklanmış gömülmüş, sahibi olmayan eşyaları arayıp bulan kişilerdir, Defineçiler Antik tarihi ve Antik sembolleri iyi bilen , Arazi yüzey okumasını bilen , his kuvvetleri gelişmiş, Antik dünyaya sevdalı insanlardır...

Her eline dedektör alıp , define arayan defineçi değildir. Her altın arayan defineçi değildir. Defineçilik bilgi birikimi gerektiren, Antik yaşamı ve arazi yüzey okuması gerektiren bir derin konudur...

 

Bu gün Defineçilik Aleminden hurafe, savsata rivayet hayalperest taş kayafalçılığı var , sahtekarlık, Dolandırıcılık, kaçakçılık , Tarihi kültür talan taribatı var , Defineçi olmayıp, define arayanlar var, bu pataklıktan defineçileri kurtarmak için , Defineçiler Derneği kuruldu. Bu Derneğin amacı, Türkiye de defineçiliği yasal statüsüne kazandırıp ve Defineçileri bilimsel eğitmek ve defineyle uğraşan insanları eğitmek, bu işi daha sağlıklı ve profesyonel yapmak ile tarihi eser kültür taribatını önlemek, ve tarihi eser kacakçılığın faktörlerini ortadan kaldırarak , Avrupa düzeyinden Defineçilik yapmak tı....

 

Türkiye de 5 milyon Defineçi bulunmaktadır. Bu insanları, yasaklayıcı şidet önlemler ile engeleyemesiniz. Yasaklayıçı baskıçı yöntemlerle tarihi eser kacakçılığı ve tarihi kültür taribatı önleyemesiniz....

Defineçilik yasal statüsüne kazandırılsa, tarihi eser kacakçılığı da ortada kalkar ve işsizlik oranı yüzde yüz düşer, vatandaşın tesadüfen bulduğu defineyi müzeye getirip, gerçek değerinden nakit payını alırsa, hem vatandaş hemde devlet kazanmış olur. Yerin altında çürüyen eserler kime ne faydası var? Defineçilik yasal statüsüne kazandırılmalı ve kanunlarda düzeltme ye gidilmelidir. yasaklayıcı anlayış bu memlekete yarar sağlayamaz....

 

Bir vatandaş veya bir defineçi bulduğu eseri defineyi müzeye getirip, müze elinde. eseri alıyor, değersiz deyip , parasını vermiyor , bu sefer vatandaş bulduğu eseri birdaha müzeye getirmiyor , ve daha sonra tarihi eser kaçakçıların eline düşüyor, ve eserlerimiz yurtdışına kaçırılmasına zemin hazırlanmış oluyor... eğer Defineçilerin, tarihi eser kacakçı baronların eline düşmesini istemiyorsanız, defineçilere sahip çıkınız , dışlamayınız....

 

Bu gün kaçak kazılar oluyorsa, bu da defineçilik yasak olduğundan kaynaklanıyor , izinli kazılardan bütün masrafı , defineçi sırtına yüklendiği için , kacak kazı lara neden oluyor. Kazıdan çıkan tarihi eserinden bir pay defineçiye ödenmediği için , kacak kazılar oluyor....

 

Bu gün metal Dedektör ler yasaklansın isteniyor. Dedektör ler 20 - 40 cm arasında derinliğe iniyor, hemen hemen hepsi de hobi dedektör lerdir. bu dedektörler ile , arazi yüzeyinden ve harabe cevresinde dökülmüş, küçük objeleri, paraları arazi yüzeyinde ve bir karış toprağın altından bulmaya yarıyor...

Şimdi 40 cm derinlikte , bir capayla kazmak taribat olurmu? Arazi yüzeyinde ki sikeleri, objeleri toplamak kime ne zararı var? Topraktan kaybolmuş, çürüyen bu objeleri kurtarmak, çıkartarak, bir kazanım elde etmek kime ne zararı var?... Arkeoloji sit alanı dışında, bu dedektörler ile tektekçilik yapılırsa kime ne zararı var? Bu gün Arkeoloji Müzelerindeki bir çok eserleri , Tektekçilik, dediğimiz bu metal dedektör ile , bulan defineçilerin sayesindedir..

 

Dün ve bu gün olduğu gibi , bazı insanlar , defineçi olmadığı halde, zengin olmak umuduyla define arayan bir sürü insan var, bunlar arazide her gördüğü Antik sembolleri, Duvar yapıları, kırmaktalar , antik işaretlerin altını üstünü kazmak talar , dinamitlerle , kaya mezarları parcalamaktalar , bu tür insanları nasıl durduracaksınız ? Yasaklarla mı? Bunlar defineçi olmadığı halde, define arayan , hacemi, bilgisiz, cahil, Hayalperest ve kandırılmış insanlardır... bu tür insanları , yasaklayıcı şidet önlemler ile engeleyemesiniz, bunları ançak Arkeoloji bilimin ışığından Antik tarihi ve gercek defineçilik nasıl yapılır eğitimiyle topluma kazandırılır....

 

Defineçiliğin yasal olmasını neden Arkeolog lar istemiyor? Bu defineçilik sorununu neden eğitimle değilde , baskıçı yasaklayıcı şidet önlemler ile çözüm bulmak istiyor? 

Defineçilik yasal statüsüne kazandırılsa, Arkeoloji bönyesinde defineçilik bölümleri açıp , defineçilei ve defineye meraklı vatandaşı, Arkeoloji Antik tarihi ışığından eğitiminde geçirilirse , tarihi eser korunmasında ve taribatın önlenmesinden , kalıçı bir çözüm olmazmı? ...

 

Bir vatandaş, elinde bir dedektör ile arazi yüzeyinde 20 - 40 cm derinlikte, hobi olarak eski para obje toplaması neden Arkeolog ları rahatsız ediyor? Ve hemen defineçi damgasını vurup , vatandaşa, defineçi kacak kazı yapıyor diye lans ediyorlar? Ve tarihi kültür taribatı oluyor diye kıyamet koparıyorlar. ..

Peki soruyorum sizlere, yol yapımında , inşaat yapımından, maden sahası acımından bir çok tarihi eser kültür varlığı taribat oluyor . Arkeolog lardan ses yok , baraj yapımından bir çok Antik yerleşim Nekropol, Tarihi küprüler, han hamamlar, antik tarihi yapılar, geri dönüşü olmayacak şekilde yok oluyor ses yok ama bir defineçi veya bir vatandaş, elinde 20 - 40 cm derinliği geçmeyen bir dedektör ile arazi yüzeyinde dükülmüş sikeleri topladığında , bu çürümüş küf tutmuş objeleri elinde bulundurduğunda , kıyamet koparıyorlar, kusura bakmayınız buradan bir samimiyet göremiyorum. ...

 

Defineçiler Derneği kapatıldı , elinize ne geçti? Bu topraklardan bin yıldır defineçilik yapılmaktadır. Yasaklayıçı baskıçı anlayışınız bu topluma bu vatana zarardan başka bir katkı sı yoktur... bu toprakların altı zengin olacak ve bu toprakların özerindeki yaşayan vatandaş insanlar aclık ve yoksuluk çekecek, bu revamı bu nedir?.. anlamış değilim... bu milletin ecdatları bu vatan için bu toprak için , canını verdiler , o halde bu yerin altındaki zenginlik hepimizindir...

 

Müzelerin depolarında, binlerce eser tasnifi yapılmamış, hepsi depolarda çürümekte , o eserler oradan saklı tutulduğu sürece kime ne faydası var? Bu eserleri çıkartıp tasnif edip , arkeoloji değeri olanları müzede sergileyip , ve diğer eşyaları da müzadelerde satışa çıkartıp ve antika pazarları kurup , koleksiyonnerlik serbest edip , koleksiyonlara ve antikacılara serbest satış pazarı kurup milyon dolar gelir elde ederek milli ekonomi ye büyük katkı sağlanabilir, işsizlik önlenebilir. .. 

Bu eserleri vatandaştan uzak tutarak, müze mahzenlerinden saklı kilitli tutarak, hiç kimseye faydası olmaz... 

Bu yeryüzünde endeğerli varlık insandır , cenabı Allah herşeyi insan için yaratmıştır...

 

Tarihi eser kacakçılığı ve tarihi kültür taribatı olmaması için, Defineçilik yasal statüsüne kazandırılmalı ve kanunlarda düzeltme ye gidilmelidir, Arkeoloji bönyesinde defineçilik bölümleri açıp, defineçileri ve defineye meraklı vatandaşı, bilimsel sağlıklı bir eğitim vermek elzemdir. ..

 

Anadolu Defineçileri, Avrupa ülkelerdeki gibi özgür bir kimliğe sahip olması dileğimle ve Tarihi eser kacakçılığı ve tarihi kültür taribatı olmaması için , sağlıklı eğitim , tek çözüm eğitim , eğitim, eğitim ve eşit adalet.....

 

                                  ( 3 Mayıs 2019 )

 

                                 Hüseyin TURHAL

Devamı
DEFİNECİLERE DERNEĞİ KAPATILDI

DEFİNEÇİLER DERNEĞİ KAPATILDI 

 

   21. 06 . 2018 Tarihinde kurulan, Anadolu Defineçiler Eğitim ve Araştırma Derneği, Arkeolog ların baskısı neticesinden , 08 . 01. 2019 tarihinde, Defineçiler Derneği yönetimi , yaptığı olağanüstü Genel kurulu Toplantısı ile kendisini feshetti....

 

Kısa bir süreden 2000 üyeye ulaşan bu Defineçiler Derneği, niye Arkeolog ları rahatsız eti? Bu derneğin amacı neydi? Defineçilik nedir? Defineçi kimdir? Arkeolog lar niye defineçilerin varlığından rahatsızlar ? Defineçiler Derneği kapatıldığı halde, yasak olan bu defineçilik niye hala göndemde düşmüyor? Bu makalemimizden, defineçilik sorununu irdeleyeceğiz. ...

 

Defineçilik bugun ortaya çıkan bir olgu değildir. kökeni ta insanlığın doğuşuyla başlar, ilkel çağlardan tutun, günümüze kadar gelen, zengin olma umuduyla ortaya çıkan bir hobi ve bir meslek öyküsüdür defineçilik. Hitit, Urartu, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı İmparatorluğu döneminde tutun, gönümüze kadar gelen, uzun bir geçmişi olan bir defineçilik ile karşıkarşıyayız. ..Anlayacağınız her devirde defineçiler vardı . bu gün olduğu gibi....

 

Türkiye de defineçilik niye yasak? Bu yasak kimin işine yarıyor? Türkye bir define cenneti dir. yerin altından Altınlar, tarihi eser ve antikalar ile doludur.. peki bu eşyaların çıkartılması neden yasak?.. bu yerin altındaki zenginlik, bu topraklardan yaşayan her vatandaşın hakı değilmi?..

 

Yılardır, defineçileri tarihi eser kaçakçısı ve tarihi eser kültür taribatı olarak suçlanmaktadır ve toplumdan dışlayarak, horlanarak , toplumun dışına itilmektedir. Peki kimdir defineçi? Defineçi, yüzyıllar önçe saklanmış gömülmüş, sahibi olmayan eşyaları arayıp bulan kişilerdir, Defineçiler Antik tarihi ve Antik sembolleri iyi bilen , Arazi yüzey okumasını bilen , his kuvvetleri gelişmiş, Antik dünyaya sevdalı insanlardır...

Her eline dedektör alıp , define arayan defineçi değildir. Her altın arayan defineçi değildir. Defineçilik bilgi birikimi gerektiren, Antik yaşamı ve arazi yüzey okuması gerektiren bir derin konudur...

 

Bu gün Defineçilik Aleminden hurafe, savsata rivayet hayalperest taş kayafalçılığı var , sahtekarlık, Dolandırıcılık, kaçakçılık , Tarihi kültür talan taribatı var , Defineçi olmayıp, define arayanlar var, bu pataklıktan defineçileri kurtarmak için , Defineçiler Derneği kuruldu. Bu Derneğin amacı, Türkiye de defineçiliği yasal statüsüne kazandırıp ve Defineçileri bilimsel eğitmek ve defineyle uğraşan insanları eğitmek, bu işi daha sağlıklı ve profesyonel yapmak ile tarihi eser kültür taribatını önlemek, ve tarihi eser kacakçılığın faktörlerini ortadan kaldırarak , Avrupa düzeyinden Defineçilik yapmak tı....

 

Türkiye de 5 milyon Defineçi bulunmaktadır. Bu insanları, yasaklayıcı şidet önlemler ile engeleyemesiniz. Yasaklayıçı baskıçı yöntemlerle tarihi eser kacakçılığı ve tarihi kültür taribatı önleyemesiniz....

Defineçilik yasal statüsüne kazandırılsa, tarihi eser kacakçılığı da ortada kalkar ve işsizlik oranı yüzde yüz düşer, vatandaşın tesadüfen bulduğu defineyi müzeye getirip, gerçek değerinden nakit payını alırsa, hem vatandaş hemde devlet kazanmış olur. Yerin altında çürüyen eserler kime ne faydası var? Defineçilik yasal statüsüne kazandırılmalı ve kanunlarda düzeltme ye gidilmelidir. yasaklayıcı anlayış bu memlekete yarar sağlayamaz....

 

Bir vatandaş veya bir defineçi bulduğu eseri defineyi müzeye getirip, müze elinde. eseri alıyor, değersiz deyip , parasını vermiyor , bu sefer vatandaş bulduğu eseri birdaha müzeye getirmiyor , ve daha sonra tarihi eser kaçakçıların eline düşüyor, ve eserlerimiz yurtdışına kaçırılmasına zemin hazırlanmış oluyor... eğer Defineçilerin, tarihi eser kacakçı baronların eline düşmesini istemiyorsanız, defineçilere sahip çıkınız , dışlamayınız....

 

Bu gün kaçak kazılar oluyorsa, bu da defineçilik yasak olduğundan kaynaklanıyor , izinli kazılardan bütün masrafı , defineçi sırtına yüklendiği için , kacak kazı lara neden oluyor. Kazıdan çıkan tarihi eserinden bir pay defineçiye ödenmediği için , kacak kazılar oluyor....

 

Bu gün metal Dedektör ler yasaklansın isteniyor. Dedektör ler 20 - 40 cm arasında derinliğe iniyor, hemen hemen hepsi de hobi dedektör lerdir. bu dedektörler ile , arazi yüzeyinden ve harabe cevresinde dökülmüş, küçük objeleri, paraları arazi yüzeyinde ve bir karış toprağın altından bulmaya yarıyor...

Şimdi 40 cm derinlikte , bir capayla kazmak taribat olurmu? Arazi yüzeyinde ki sikeleri, objeleri toplamak kime ne zararı var? Topraktan kaybolmuş, çürüyen bu objeleri kurtarmak, çıkartarak, bir kazanım elde etmek kime ne zararı var?... Arkeoloji sit alanı dışında, bu dedektörler ile tektekçilik yapılırsa kime ne zararı var? Bu gün Arkeoloji Müzelerindeki bir çok eserleri , Tektekçilik, dediğimiz bu metal dedektör ile , bulan defineçilerin sayesindedir..

 

Dün ve bu gün olduğu gibi , bazı insanlar , defineçi olmadığı halde, zengin olmak umuduyla define arayan bir sürü insan var, bunlar arazide her gördüğü Antik sembolleri, Duvar yapıları, kırmaktalar , antik işaretlerin altını üstünü kazmak talar , dinamitlerle , kaya mezarları parcalamaktalar , bu tür insanları nasıl durduracaksınız ? Yasaklarla mı? Bunlar defineçi olmadığı halde, define arayan , hacemi, bilgisiz, cahil, Hayalperest ve kandırılmış insanlardır... bu tür insanları , yasaklayıcı şidet önlemler ile engeleyemesiniz, bunları ançak Arkeoloji bilimin ışığından Antik tarihi ve gercek defineçilik nasıl yapılır eğitimiyle topluma kazandırılır....

 

Defineçiliğin yasal olmasını neden Arkeolog lar istemiyor? Bu defineçilik sorununu neden eğitimle değilde , baskıçı yasaklayıcı şidet önlemler ile çözüm bulmak istiyor? 

Defineçilik yasal statüsüne kazandırılsa, Arkeoloji bönyesinde defineçilik bölümleri açıp , defineçilei ve defineye meraklı vatandaşı, Arkeoloji Antik tarihi ışığından eğitiminde geçirilirse , tarihi eser korunmasında ve taribatın önlenmesinden , kalıçı bir çözüm olmazmı? ...

 

Bir vatandaş, elinde bir dedektör ile arazi yüzeyinde 20 - 40 cm derinlikte, hobi olarak eski para obje toplaması neden Arkeolog ları rahatsız ediyor? Ve hemen defineçi damgasını vurup , vatandaşa, defineçi kacak kazı yapıyor diye lans ediyorlar? Ve tarihi kültür taribatı oluyor diye kıyamet koparıyorlar. ..

Peki soruyorum sizlere, yol yapımında , inşaat yapımından, maden sahası acımından bir çok tarihi eser kültür varlığı taribat oluyor . Arkeolog lardan ses yok , baraj yapımından bir çok Antik yerleşim Nekropol, Tarihi küprüler, han hamamlar, antik tarihi yapılar, geri dönüşü olmayacak şekilde yok oluyor ses yok ama bir defineçi veya bir vatandaş, elinde 20 - 40 cm derinliği geçmeyen bir dedektör ile arazi yüzeyinde dükülmüş sikeleri topladığında , bu çürümüş küf tutmuş objeleri elinde bulundurduğunda , kıyamet koparıyorlar, kusura bakmayınız buradan bir samimiyet göremiyorum. ...

 

Defineçiler Derneği kapatıldı , elinize ne geçti? Bu topraklardan bin yıldır defineçilik yapılmaktadır. Yasaklayıçı baskıçı anlayışınız bu topluma bu vatana zarardan başka bir katkı sı yoktur... bu toprakların altı zengin olacak ve bu toprakların özerindeki yaşayan vatandaş insanlar aclık ve yoksuluk çekecek, bu revamı bu nedir?.. anlamış değilim... bu milletin ecdatları bu vatan için bu toprak için , canını verdiler , o halde bu yerin altındaki zenginlik hepimizindir...

 

Müzelerin depolarında, binlerce eser tasnifi yapılmamış, hepsi depolarda çürümekte , o eserler oradan saklı tutulduğu sürece kime ne faydası var? Bu eserleri çıkartıp tasnif edip , arkeoloji değeri olanları müzede sergileyip , ve diğer eşyaları da müzadelerde satışa çıkartıp ve antika pazarları kurup , koleksiyonnerlik serbest edip , koleksiyonlara ve antikacılara serbest satış pazarı kurup milyon dolar gelir elde ederek milli ekonomi ye büyük katkı sağlanabilir, işsizlik önlenebilir. .. 

Bu eserleri vatandaştan uzak tutarak, müze mahzenlerinden saklı kilitli tutarak, hiç kimseye faydası olmaz... 

Bu yeryüzünde endeğerli varlık insandır , cenabı Allah herşeyi insan için yaratmıştır...

 

Tarihi eser kacakçılığı ve tarihi kültür taribatı olmaması için, Defineçilik yasal statüsüne kazandırılmalı ve kanunlarda düzeltme ye gidilmelidir, Arkeoloji bönyesinde defineçilik bölümleri açıp, defineçileri ve defineye meraklı vatandaşı, bilimsel sağlıklı bir eğitim vermek elzemdir. ..

 

Anadolu Defineçileri, Avrupa ülkelerdeki gibi özgür bir kimliğe sahip olması dileğimle ve Tarihi eser kacakçılığı ve tarihi kültür taribatı olmaması için , sağlıklı eğitim , tek çözüm eğitim , eğitim, eğitim ve eşit adalet.....

 

                                  ( 3 Mayıs 2019 )

 

                                 Hüseyin TURHAL

Devamı
DEFİNECİLERE DERNEĞİ KAPATILDI

   21. 06 . 2018 Tarihinde kurulan, Anadolu Defineçiler Eğitim ve Araştırma Derneği, Arkeolog ların baskısı neticesinden , 08 . 01. 2019 tarihinde, Defineçiler Derneği yönetimi , yaptığı olağanüstü Genel kurulu Toplantısı ile kendisini feshetti....

 

Kısa bir süreden 2000 üyeye ulaşan bu Defineçiler Derneği, niye Arkeolog ları rahatsız eti? Bu derneğin amacı neydi? Defineçilik nedir? Defineçi kimdir? Arkeolog lar niye defineçilerin varlığından rahatsızlar ? Defineçiler Derneği kapatıldığı halde, yasak olan bu defineçilik niye hala göndemde düşmüyor? Bu makalemimizden, defineçilik sorununu irdeleyeceğiz. ...

 

Defineçilik bugun ortaya çıkan bir olgu değildir. kökeni ta insanlığın doğuşuyla başlar, ilkel çağlardan tutun, günümüze kadar gelen, zengin olma umuduyla ortaya çıkan bir hobi ve bir meslek öyküsüdür defineçilik. Hitit, Urartu, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı İmparatorluğu döneminde tutun, gönümüze kadar gelen, uzun bir geçmişi olan bir defineçilik ile karşıkarşıyayız. ..Anlayacağınız her devirde defineçiler vardı . bu gün olduğu gibi....

 

Türkiye de defineçilik niye yasak? Bu yasak kimin işine yarıyor? Türkye bir define cenneti dir. yerin altından Altınlar, tarihi eser ve antikalar ile doludur.. peki bu eşyaların çıkartılması neden yasak?.. bu yerin altındaki zenginlik, bu topraklardan yaşayan her vatandaşın hakı değilmi?..

 

Yılardır, defineçileri tarihi eser kaçakçısı ve tarihi eser kültür taribatı olarak suçlanmaktadır ve toplumdan dışlayarak, horlanarak , toplumun dışına itilmektedir. Peki kimdir defineçi? Defineçi, yüzyıllar önçe saklanmış gömülmüş, sahibi olmayan eşyaları arayıp bulan kişilerdir, Defineçiler Antik tarihi ve Antik sembolleri iyi bilen , Arazi yüzey okumasını bilen , his kuvvetleri gelişmiş, Antik dünyaya sevdalı insanlardır...

Her eline dedektör alıp , define arayan defineçi değildir. Her altın arayan defineçi değildir. Defineçilik bilgi birikimi gerektiren, Antik yaşamı ve arazi yüzey okuması gerektiren bir derin konudur...

 

Bu gün Defineçilik Aleminden hurafe, savsata rivayet hayalperest taş kayafalçılığı var , sahtekarlık, Dolandırıcılık, kaçakçılık , Tarihi kültür talan taribatı var , Defineçi olmayıp, define arayanlar var, bu pataklıktan defineçileri kurtarmak için , Defineçiler Derneği kuruldu. Bu Derneğin amacı, Türkiye de defineçiliği yasal statüsüne kazandırıp ve Defineçileri bilimsel eğitmek ve defineyle uğraşan insanları eğitmek, bu işi daha sağlıklı ve profesyonel yapmak ile tarihi eser kültür taribatını önlemek, ve tarihi eser kacakçılığın faktörlerini ortadan kaldırarak , Avrupa düzeyinden Defineçilik yapmak tı....

 

Türkiye de 5 milyon Defineçi bulunmaktadır. Bu insanları, yasaklayıcı şidet önlemler ile engeleyemesiniz. Yasaklayıçı baskıçı yöntemlerle tarihi eser kacakçılığı ve tarihi kültür taribatı önleyemesiniz....

Defineçilik yasal statüsüne kazandırılsa, tarihi eser kacakçılığı da ortada kalkar ve işsizlik oranı yüzde yüz düşer, vatandaşın tesadüfen bulduğu defineyi müzeye getirip, gerçek değerinden nakit payını alırsa, hem vatandaş hemde devlet kazanmış olur. Yerin altında çürüyen eserler kime ne faydası var? Defineçilik yasal statüsüne kazandırılmalı ve kanunlarda düzeltme ye gidilmelidir. yasaklayıcı anlayış bu memlekete yarar sağlayamaz....

 

Bir vatandaş veya bir defineçi bulduğu eseri defineyi müzeye getirip, müze elinde. eseri alıyor, değersiz deyip , parasını vermiyor , bu sefer vatandaş bulduğu eseri birdaha müzeye getirmiyor , ve daha sonra tarihi eser kaçakçıların eline düşüyor, ve eserlerimiz yurtdışına kaçırılmasına zemin hazırlanmış oluyor... eğer Defineçilerin, tarihi eser kacakçı baronların eline düşmesini istemiyorsanız, defineçilere sahip çıkınız , dışlamayınız....

 

Bu gün kaçak kazılar oluyorsa, bu da defineçilik yasak olduğundan kaynaklanıyor , izinli kazılardan bütün masrafı , defineçi sırtına yüklendiği için , kacak kazı lara neden oluyor. Kazıdan çıkan tarihi eserinden bir pay defineçiye ödenmediği için , kacak kazılar oluyor....

 

Bu gün metal Dedektör ler yasaklansın isteniyor. Dedektör ler 20 - 40 cm arasında derinliğe iniyor, hemen hemen hepsi de hobi dedektör lerdir. bu dedektörler ile , arazi yüzeyinden ve harabe cevresinde dökülmüş, küçük objeleri, paraları arazi yüzeyinde ve bir karış toprağın altından bulmaya yarıyor...

Şimdi 40 cm derinlikte , bir capayla kazmak taribat olurmu? Arazi yüzeyinde ki sikeleri, objeleri toplamak kime ne zararı var? Topraktan kaybolmuş, çürüyen bu objeleri kurtarmak, çıkartarak, bir kazanım elde etmek kime ne zararı var?... Arkeoloji sit alanı dışında, bu dedektörler ile tektekçilik yapılırsa kime ne zararı var? Bu gün Arkeoloji Müzelerindeki bir çok eserleri , Tektekçilik, dediğimiz bu metal dedektör ile , bulan defineçilerin sayesindedir..

 

Dün ve bu gün olduğu gibi , bazı insanlar , defineçi olmadığı halde, zengin olmak umuduyla define arayan bir sürü insan var, bunlar arazide her gördüğü Antik sembolleri, Duvar yapıları, kırmaktalar , antik işaretlerin altını üstünü kazmak talar , dinamitlerle , kaya mezarları parcalamaktalar , bu tür insanları nasıl durduracaksınız ? Yasaklarla mı? Bunlar defineçi olmadığı halde, define arayan , hacemi, bilgisiz, cahil, Hayalperest ve kandırılmış insanlardır... bu tür insanları , yasaklayıcı şidet önlemler ile engeleyemesiniz, bunları ançak Arkeoloji bilimin ışığından Antik tarihi ve gercek defineçilik nasıl yapılır eğitimiyle topluma kazandırılır....

 

Defineçiliğin yasal olmasını neden Arkeolog lar istemiyor? Bu defineçilik sorununu neden eğitimle değilde , baskıçı yasaklayıcı şidet önlemler ile çözüm bulmak istiyor? 

Defineçilik yasal statüsüne kazandırılsa, Arkeoloji bönyesinde defineçilik bölümleri açıp , defineçilei ve defineye meraklı vatandaşı, Arkeoloji Antik tarihi ışığından eğitiminde geçirilirse , tarihi eser korunmasında ve taribatın önlenmesinden , kalıçı bir çözüm olmazmı? ...

 

Bir vatandaş, elinde bir dedektör ile arazi yüzeyinde 20 - 40 cm derinlikte, hobi olarak eski para obje toplaması neden Arkeolog ları rahatsız ediyor? Ve hemen defineçi damgasını vurup , vatandaşa, defineçi kacak kazı yapıyor diye lans ediyorlar? Ve tarihi kültür taribatı oluyor diye kıyamet koparıyorlar. ..

Peki soruyorum sizlere, yol yapımında , inşaat yapımından, maden sahası acımından bir çok tarihi eser kültür varlığı taribat oluyor . Arkeolog lardan ses yok , baraj yapımından bir çok Antik yerleşim Nekropol, Tarihi küprüler, han hamamlar, antik tarihi yapılar, geri dönüşü olmayacak şekilde yok oluyor ses yok ama bir defineçi veya bir vatandaş, elinde 20 - 40 cm derinliği geçmeyen bir dedektör ile arazi yüzeyinde dükülmüş sikeleri topladığında , bu çürümüş küf tutmuş objeleri elinde bulundurduğunda , kıyamet koparıyorlar, kusura bakmayınız buradan bir samimiyet göremiyorum. ...

 

Defineçiler Derneği kapatıldı , elinize ne geçti? Bu topraklardan bin yıldır defineçilik yapılmaktadır. Yasaklayıçı baskıçı anlayışınız bu topluma bu vatana zarardan başka bir katkı sı yoktur... bu toprakların altı zengin olacak ve bu toprakların özerindeki yaşayan vatandaş insanlar aclık ve yoksuluk çekecek, bu revamı bu nedir?.. anlamış değilim... bu milletin ecdatları bu vatan için bu toprak için , canını verdiler , o halde bu yerin altındaki zenginlik hepimizindir...

 

Müzelerin depolarında, binlerce eser tasnifi yapılmamış, hepsi depolarda çürümekte , o eserler oradan saklı tutulduğu sürece kime ne faydası var? Bu eserleri çıkartıp tasnif edip , arkeoloji değeri olanları müzede sergileyip , ve diğer eşyaları da müzadelerde satışa çıkartıp ve antika pazarları kurup , koleksiyonnerlik serbest edip , koleksiyonlara ve antikacılara serbest satış pazarı kurup milyon dolar gelir elde ederek milli ekonomi ye büyük katkı sağlanabilir, işsizlik önlenebilir. .. 

Bu eserleri vatandaştan uzak tutarak, müze mahzenlerinden saklı kilitli tutarak, hiç kimseye faydası olmaz... 

Bu yeryüzünde endeğerli varlık insandır , cenabı Allah herşeyi insan için yaratmıştır...

 

Tarihi eser kacakçılığı ve tarihi kültür taribatı olmaması için, Defineçilik yasal statüsüne kazandırılmalı ve kanunlarda düzeltme ye gidilmelidir, Arkeoloji bönyesinde defineçilik bölümleri açıp, defineçileri ve defineye meraklı vatandaşı, bilimsel sağlıklı bir eğitim vermek elzemdir. ..

 

Anadolu Defineçileri, Avrupa ülkelerdeki gibi özgür bir kimliğe sahip olması dileğimle ve Tarihi eser kacakçılığı ve tarihi kültür taribatı olmaması için , sağlıklı eğitim , tek çözüm eğitim , eğitim, eğitim ve eşit adalet.....

 

                                  ( 3 Mayıs 2019 )

 

                                 Hüseyin TURHAL

Devamı
MİTOLOJİK DİNLERİN KABESİ

MİTOLOJİK DİNLERİN KABESİ 

 

   Bu makalemimizden, MÖ. 12 000 yılık Geçmişi olan, Dünya Tarihinin sıfır noktasından . Taş devrinden başlayan, Şanlıurfa il merkezine yaklaşık 22 km kuzey doğusundan , örençik köyün yakınlarından yer alan Dünyanın bilinmeyen eski gizemli kült yapısının keşfi, Arkeoloji Dünyasını sarsan , Arkeolog ların ve Bilim adamların , Araştırmacıların, Tarihçi lerin ve Tüm insanların kafasından binlerce soru işareti bırakan, yüzlerce teorik makale yazılan bu gizemli yapının, esrarın irdeleyeceğiz....

 

Bu Göbekli Tepe, Arkeoloji keşfi, bu güne kadar anlatılan , Dünya Tarihinin akışını değiştiren, insanlık Tarihi yeniden yazılmasına neden olan bu gizemli yapının, İnsanoğlunun Taş Devri yaşantısından, esrarı yönlerini gözler önüne sermiş bulunmaktadır....

 

Bu gizemli mabedin , esrarı yönlerini sizlere sunmaya çalışacağım. Bilindiği gibi insan oğlunun, ilk doğuşu , mağara yaşantısı , Taş Devri Döneminde, insanlar vahşi Doğaya karşı yaşamını sürdürmek için , mağararda yaşadılar kayaların devhasa Taşları yontular , Mağaralar yaptılar, Her çeşit araç gereçini , aletleri taştan yaptılar , işte buradan Taşı kutsama başladı, ilk insanoğlu Taşı kutsal saydı , çünkü vahşi yaşama karşı vahşi yabani hayvan lara karşı , Taşların içerisindeki, mağaralara sığındılar , mağara , Taşlık Alanları yaşam yerleşkeleriydi.

İşte buradan Taşı kutsama , Taşı kutsal görme başlangıcı oldu...

 

Bu Göbekli Tepe, kültü şunu net bir şekilde gösteriyorki , Dünyanın insan oğlunun Taş Devrindeki ilk Dinsel , ibadet Kutsal mekan, insanlığın ilk kabesi olduğunu göstermektedir. 

T şeklindeki Dikili Taşlar Doğa üstü Tanrısal Güçü simgeler , özerindeki vahşi hayvanların figürleri, güçü temsil eder , buradan metafizik Doğa güçlerin merkezi ve insan oğlunun Doğa üstü güçlere sahip olması için yapılan dinsel ritüel merkezidir. Buradan şunu iyi anlıyoruzki , insan oğlu , Doğa üstü hayvanlara hüküm etiğini, Avcılık yaptığını göstermektedir. Ayrıca bu vahşi hayvanları , buradan Tanrılarına Kurban sundukları ve burası kutsal sunak alanı olduğunuda göstermektedir. ...

 

Bu Göbekli Tepe deki T şeklindeki 12 dikili Taşları, Buradan 12 gizemli Doğa üstü güçün şifresidir. Bu şifreyle Doğa üstü güçe sahip olma , farklı Âlemlerdeki varlıklara temas kurma, cin alemine yolculuk yapmak gibi , gizemli 12 Tanrıyı simgeleme veya Tanrılarınla iletişime geçmek için kulanılmış gizemli şifre dir... Hititler deki 12 kabartma Tanrısı , Hz. İsa'nın 12 Havarisi , İslam Dinin 12 imamı , Hz. Süleyman'ın 12 li Burç levhası , bunlar hepsi tesadüf olamaz , bu dinlerdeki gizemli 12 sayısı , Göbekli Tepe deki T şeklinde ki dikili taşlarında bulunması çok ilginç değilmi?. . Buradan şu iyi anlaşılıyorki , yeni dinlerin doğuşu ile , eski dinlerdeki bazı sırlı, sayıların içine gizlenmiş doğa üstü enerjiler , yeni dinlerin içerisinde, yeni bir maskeyle , yaşam bulmuştur...

 

Bu Göbekli Tepe deki , kazıdan bulunan Hayvan kemikleri, şunu açık belirtiyorki , insan oğlu, vahşi hayvanları avlayıp , ve bu Tapınakta , Tanrılarına kurban ettiklerini göstergesidir. Oyma taşlar , Sunak alanı olduğunu göstermektedir.

 

Bu Göbekli Tepe, nin niçin bu moloz taşlarla yerin dibine sakladıklarının nedeni, açıkça şudur: ilkel çağlardan yeni dinlerin çıkışı ile , eski dinler inançlar çatışması doğurmuştur. Bu insanlar bu kutsal mekanını, düşmanlarından korumak için , bu kutsal alanını toprağa gömerek, korumaya aldılar...çünkü burası onlar için çok kutsal bir yerdi. ..

 

Bu T şeklindeki Taşların özerindeki hayvan figürlerine bir ek daha yapalım , her taşın özerindeki hayvan figürü, mitolojik Tanrısal Güçü simgeler, T şeklindeki Dikili taş başı başına Tanrısal güç ve Tanrısal enerji ifade eder. Buradan Toplu ayinler yaparak , Tanrılarına sunak sunarak, Tanrısal güçe sahiplenerek , Doğa üstü güçlere sahip olmak ve tüm vahşi hayvanlara hüküm etmek gibi , gizemini göstermektedir...

 

Bu Göbekli Tepe nin Tüm gizemini çözmek için Göbekli Tepe nin, tüm çevresini geniş bir şekilde, Arkeoloji yüzey Araştırma ve kazı çalışmaları yapılması elzemdir. Bu gizemli insanlığın ilk kutsal kabesi olan , Göbekli Tepe nin , ikinçi kutsal mekanı Adıyaman sınırların içerisinde de olduğunu bunuda göz önünde bulundurarak, Adıyaman da da , bu Göbekli Tepe nin izlerini aranmalıdır. ....

 

Bu makalemimizden, Antik dünyanın gizemli sırlarını benimle keşfetme dileğimle, Antik dünyaya iyi yolculuklar esenlikler dilerim. ..

 

                                  ( 24 Haziran 2019 )

 

                                   Hüseyin TURHAL

Devamı
TÜRKİYE'Yİ ANCAK DEFİNE KURTARIR

TÜRKİYE'Yİ ANCAK DEFİNE KURTARIR

 

    Türkiye son yirmi yıl içerisinde, büyük bir ekonomi kiriz ve işsizlik ordusuna dönerek uçuruma doğru yuvarlanmakta. Bu yazımızdan güçlü bir Türkiye nasıl olunur , kurtuluş reçetesini burada irdeleyeceğiz...

 

Türkiye çoğrafyası, zengin bir su kaynağına, verimli toprak arazisine sahip ve yer üstü, yer altı zenginlikler cenneti, petrol, Su, madden, değerli taşlar, Tarihî kültür varlığı ve define konusunda , dünyada bir numaradır...

Son yirmi yılda, Türkiye de Sanayi Fabrika açılmadı, üretim, tarım ve hayvancılık konusunda yatırım yapılmadı, bu tutum ekonomi den sarsıntılar meydana gelerek, yoksulluk, işsizlik giderek , dev boyuta ulaşarak korkunç bir sefalet içinde kıvranmaktadır.

Türkiye dört bir köşesinden, onlarca uygarlık yaşamış ve bu topraklara , büyük hazineler bırakmıştır. Türkiye bir define cennetidir. Yerin altında çürümeye yüz tutmuş değerli tarihî eserler ve defineler bulunmaktadır. Bu eserlerin, bu definelerin , yerin altında kaldığı sürece kime ne faydası var? Yerin altında bu defineler kaldığı sürece, Ne devlete, nede vatandaşa, nede bu vatana bir faydası var.

Türkiye de, Avrupa da olduğu gibi, Definecilik yasal statüye kazandırılmalı, yasalarda düzeltme yapılmalı, okullarda definecilik eğitimi verilmelidir. Definecilik, serbest olmalı, koleksiyonculuk serbest olmalı, bulunan defineleri gerçek değerinden nakit olarak, defineyi bulan vatandaşa verilmelidir. Müzelerde, tarihi eser alımı satımı gişeler kurulmalıdır. Elinde eser bulundurmak serbest olmalı, tarihi eser pazarları kurulmalı, antika pazarında definelerin satışı serbest olmalı ve buradan devlet vergi almalıdır....

Müzelerin depolarından gizlenen, eserlerden kime ne faydası var? Müze depoları antik çüplüğe dönmüş durumda, müze depolarında ki nadide eserleri müzede sergilenmeli, etütlük eserleri de , serbest satışa sunmalı dır. Burada büyük gelir elde edilerek ekonomi ye kazandırılmalıdır.

Türkiye toprakları, yer üstü ve yer altı zengin olacak, bu zenginlik içerisinde, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, yoksulluk, sefalet, aclık, çekecek, işsiz olacak bu Adalet mi? Bir vatandaş define bulacak, değerli tarihi eser bulacak, elinde alıp, müze depolarında gizlenecek, ve yasal işlem yapılarak ceza verilecek, bu Adalet mi? Avrupa'da böyle bir anlayış varmı? Bu Türkiye de yaşayan vatandaşa zülüm değilde nedir?... Yetkililer bir an önce, Definecilik konusunda, kanunlar da düzeltme yapılmalı ve definecilik yasal statüye kazandırılmalı ve sit alanları dışında define arama serbest olmalı, bulunan defineleri gerçek değerinden nakit olarak defineyi bulan vatandaşa verilmelidir....

Roma, Bisan, Hitit, Urartu ve daha eski medeniyetlere ait , eserleri, tarihî kültür varlığı kapsamından çıkartıp, define olarak kabul edilmeli ve bulunan tüm eserlere , alış satış serbest olmalı, müzayedelerde satışa sunarak büyük gelir elde edilerek ekonomiye katkı sunmalı ve devlete vergi verilmeli, bu şekilde vatandaş da bir ekmek parasını kazanmalı, bu uygulama ile Türkiye de , işizlik biter, ekonomi güçlenir, Türkiye Avrupa düzeyine girerek adeta Paris olur....

Yasaklayıcı bir yaklaşım, Türkiye de tarihi eser kaçakçılığı, kaçak kazı, tarihi kültür taribatına yol açar. Bu tutum ne devlete, ne vatandaşa, ne de bu vatana bir faydası olur, ne de bir katkısı olur.

İşsizliğin, yoksuluğun, bittiği, eşit Adaletli paylaşım. Özgür, çağdaş, Avrupa düzeyine çıkmış, güçlü millî ekonomi modelini benimsemiş, İnsana, vatandaşına değer verilmiş, definecilik yasal statüye kazandırılmış, güçlü bir Türkiye dileğimle....

 

                                   

Devamı
ADIYAMAN DA İNTİHAR VAKALARI

    Adıyaman da, intihar vakaları günden güne artış devam ederek korkunç boyuta ulaştı , bu yazımızda intihar vakalarının nedenlerini irdeleyeceğiz...

Huzur ve barış kenti dediğimiz, Adıyaman ilimizde neden intihar vakaları arka arkaya devam ediyor? Yoksa Adıyaman da huzur ve barış ortamı yok mu oldu? Bir insan neden yaşamına son vermek ister? Adıyaman da neler oluyor, Adıyaman gençleri, yaşlıları, kadın, kız, çocuk demeden neden intihar vakaları günden güne artıyor?...

 

90 yıldır Adıyaman'a Ekonomik, Sanayi , Tarım alandan yatırım yapılmadı. Bu nedenle, Adıyaman da işsizlik, yoksuluk, sınırı yüzden yüz artı, bu yoksuluk, işsizlik, Aile içerisinde geçimsizliğe yol açtı. Aile içerisinde huzursuzluk ve geçim kaynağı olmadığı için, geleceğe bakışı , umutsuzluk ile piskolojik bunalım çöküşüne zemin hazırladı. İşsizlik, yoksuluk, dan dolayı toplumdan soyutlandı, işsiz ve yoksul olduğu için , toplumdan , saygı itibar görmedi, toplum içerisinde dışlandı, ilgi alaka görmedi, soğuk bir yalnızlık ile, çaresizlik içerisinde, kendini bir boşluk da hisseti, toplumun duyarsızlığı , Aile içi, Akraba, eş dost, komşu duyarsızlığı ve dayanışma kültürü yok oluşu ile, intihara sürüklendi...

Saygı, sevgi ve dayanışma yok oldu, Birlik dirlik beraberlik yok oldu. Muhabbet kültürü yok oldu , ekonomik, ve ideolojik , nedenlerden dolayı insanlar birbirinden kaçar oldular, birbirine selam vermekten aciz oldular, birbirine dertleşme kültürü yok oldu . İnsanlık ve ahlâk kuraları yok oldu ..

Kovit 19 virüsü, toplum üzerinde, piskolojik trama yaratarak, birbirinden kaçar oldular, bu durum insanlar özerinde büyük bir yalnızlık yaratı, ilgi alaka yı yok eti . Geleceğe bakışı umutsuzluk ve karamsarlık yaratı, bu korana virüsü ile gelen Ekonomik çüküşü, işsizlik ve yoksulluk içinde olan Adıyaman da büyük bir enkaz yaratı, bir de Adıyaman'ın tek geliri olan tütün yasağı, tütüne baskılar, bu politika Adıyaman toplumun can damarından vurdu. Ekmeğini kaybetme telaşı saran Adıyaman halkı piskolojik bunalım ile dünyası karardı...

Din adamların, dinleri doğru anlatmadığı için, insanlar da inançları sarsıldı. Hiç bir dayanağı kalmadı, kime güvendiyse, ondan darbe yedi. Ondan dolayı güvensizlik duygusu giderek derinleşti, ve yalnızlık ile kendini ayaktan gezen bir ölü olarak gördü. İşsiz ve yoksul olduğu için toplumdan ilgi alaka görmedi, saygı sevgi görmedi. Bu tutum piskolojik bunalıma tramaya yol açtı, yüzüne bütün kapılar kapandı, bu çaresizlik , bu bunalım, bu kütü ortamda sağlıklı düşünme ortamı bulamadı ve tek çareyi, hayatına son vererek buldu , intihara kararını verdi...

Bir eve para girmiyorsa, mutfakta aş kaynamıyorsa, saygı ve sevgi muhabbet yok ise, Birlik beraberlik dayanışma yok ise, orda birlik olmaz dirlik olmaz huzur olmaz , bir insan bir işten başarılı olmadığı için, aşahlanıyora, Moral destek ve değer verilmiyorsa, korku kültürü ve şiddet kültürü hakimse, orada sağlıklı birey yetişemez. 

Bir an önce, Adıyaman da insanları, intihara sürükleyen faktörleri tesbit edip ordadan kaldırmalı, insanlara , güven, vermeli, saygı sevgi ilgi alaka görmeli, Ekonomik durumu düzeltmeli, Birlik beraberlik dayanışma sağlanmalı, insana değer vermeli, başarısız insanları aşağılama yerine , destek moral vermeli, yeni şanslar tanımalı. Adıyaman da, sanayide, Tarım da , dev yatırımlar yapmalı, bütün işizlere iş vermeli, korku kültürü ve baskı kültürü varsa ordadan kaldırmalı, saygı sevgiye önem vermelidir..

Ey yetkililer, işizlik ve yoksulluk dan dolayı, Adıyaman da huzur kalmadı..

                                             ( 7 Aralık 2021 )

                                            Hüseyin TURHAL

Devamı
MALATYA'NIN YAVRUSU ADIYAMAN

MALATYA'NIN YAVRUSU ADIYAMAN 

 

     Bu gün büyük ayrılık günü , bu gün büyük ayrılış günü bu gün bir Aralık. .. Adıyaman 1 Aralık 1954 tarihinde Malatya 'dan Ayrılarak il statüsüne kavuşma günüdür..

Adıyaman la Malatya arasındaki ayrılık hasretin 65. Yılındayız...

 

Adıyaman Malatya dan ayrıldıktan beri, öksüz kaldı, yetim kaldı, gariban kaldı, Afrika gibi yoksullaştı. .

Malatya 65 yıl içerisinde, dev gelişti, sanayiden , ekonomi den yatırımdan on kat gelişti. Tarımdan, kaysı bahçeleriyle , altın çağ yaşadı , Hastaneler, fabrikalar, üniversiteler , lüks yollar her alandan zengin büyük bir şehir oldu...

 

Adıyaman bir il oldu ama bir köy görünümden ne yaziki kurtulamadı. Adıyaman sanayiden, Ekonomi den , Eğitmden sınıfta kaldı. 65. Yıl boyunça Adıyaman 'a çiti anlamdan yatırım yapılmadı. Adıyaman da bir Atatürk barajı yaptılar, suyunu Urfaya verdiler , Adıyaman su cenneti içerisinde , Kerbela misali susuz kaldı. Adıyaman'ın tarım arazileri susuz susuz bakarken, Adıyaman'ın Atatürk barajı suyu ile urfa tarımı sulanmakta , çiftçisi kazanmakta , Adıyaman çiftçisi, köylüsü , halkı susuzluktan perişan. .. sulu tarım yapılmamakta, bu konudan yapılan projeler hepsi fiyasko kalmakta. ..

 

Adıyaman da demir yolu yok , dev fabrikalar, sanayi yok , Adıyaman gençleri işsiz gurbet den ırgat, hamal, yetim öksüz durumdalar... Adıyaman kör bir kuyu durumda , gelişim yok hareket yok , çiftçisi, köylüsü , esnafı perişan , hareketli tiçaret alış veriş yok... Bir dünya harikası Nemrut Dağı var , pirin ve Antik tarihi var , bir türist yok , Türizim alt yapı yatırım tanıtım yok ...

 

Adıyamanın elinde bir Tütünü var , onuda elinden almak istiyorlar , yetim kalsan , öksöz kalsan , sahipsiz kalsan, tabiki elinden herşeyini alırlar , Dün suyunu aldılar bu günde Tütünü nü elinden alırlar, başka bir günde Tarihini ve herşeyini alırlar, kıral çıplak gibi ordadan kalırsın....

 

Ah Adıyaman keşke Malatya'dan ayrılmasaydın , keşke il olmasaydın , Malatya'nın bir ilçesi kalsaydın , Malatya'nın bir beldesi olsaydın , şuan Malatya'ya bağlı olsaydın , her tarafın kaysı bahçesi olurdu , bütün Tarım arazilerin sulu olurdu , Sanayi, ekonomik ve sosyal Kültürel ve her alandan dev yatırım gelişim senden olurdu...

 

Adımız yaman , soyadımız çile, 

Elinde değilki desinler ki hile , 

İşin bu gidişiyle....

Ah Adıyaman vah Adıyaman. 

Çilekeş , sahipsiz Adıyaman. .

 

                          ( 1 Aralık 2019 )

 

                         Hüseyin TURHAL

Devamı
MÜSLÜMAN'A HERŞEYİ HARAM KILIYORLAR

MÜSLÜMAN'A HERŞEYİ HARAM KILIYORLAR

 

              Sahte din adamları, şeytan gibi müslüman dünyasına musallat olmuş, müslümanlara herşeyi haram kılıyorlar...

 

Kur'an'ı terk ederek, Kuran'da olmayan, Allah adına hurafe savsata rivayet uydurarak, peygamber adına binlerce imtasyon hadisler uydurarak. Helala haram katarak, müslüman toplumuna herşeyi yasaklayarak, hurafe savsata rivayet imtasyon hadisler içerisinde, yoksuluk işsizlik sefalet ve cehalet içerisinde, müslümanlar nefes alamıyor...

 

Softa bağnaz putperest Tapınakci mitolojik din adamları, şeytan gibi müslüman dünyasına musallat olmuş ve putperest dinçlik ile müslüman dünyasını esir etmiş, din ticareti ile sümürü, yalan , talan , kibir, kin nefret, ile bağnazlık ile , müslüman dünyasını cehennem ateşine sürmekte ve bu dünyada müslümanların perişan olmasına neden olmaktadır...

 

En kalabalık müslüman nüfüsa sahip ülke konumundaki Endenozya'da din ulema meclisi, kripto para karşıtı fetva yayımladı. Fetva da kiripto para ticareti haram ilan edildi. Putperest Tapınakci yahudi din adamları, müslümanların para kazanmasını istemiyorlar, finansal ekonomik anlamda zengin ve refah içerisinde olmasını istemiyorlar, müslüman dünyası , gelişmesin, güçlenmesin diye, din maskesi altında hurafe savsata rivayet imtasyon hadisler ve haramlar üreterek, Müslüman dünyasına herşeyi yasaklıyorlar...

 

Yahudi ajanları, müslüman dünyasında, tarikat cemaatler kurarak, çüpe sarık şalvar sakal kılıfında, İslami maskesi altında, mezhepler üzerinde, Kur'an dışı, ama Kur'an maskeli, hurafe savsata rivayet imtasyon hadisler ve mitolojik hikayeler ile , saf müslüman toplumu , din üzerinden aldatarak, dini sümürü ile , kandırmakta.

 

Bu putperest dinçlik, müslüman dünyasına, Teknoloji haram, Resim haram, müzik haram, heykel haram, sanat haram, cinsel ilişki haram, helal olan herşeyi haram kılarak , ve kadına şeytan, domuz diyerek , kadın düşmanlığını ve farklı inanç gruplarınıda kâfir ve gavur ilan ederek, müslümanları şirk batağına sürükleyerek , cehalet, bağnazlık, ile müslüman dünyasını karanlığa sürmektedir. Müslüman dünyasını, yoksuluğa, sefalete, cehalete, kaosa, kin nefret, ile bağnazlık ile müslüman dünyasını cehennem ateşine sürmekte...

 

Sahte din adamları, televizyon programlarda, tarikat cemaatler de, camilerde , ve heryerde, hurafe savsata rivayet imtasyon hadisler uydurarak mitolojik dincilik putperest Tapınakci masallar anlatıyorlar, Dini anlatırken Kur'an da bir tek ayet bile size anlatmıyorlar, Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an da bu dört kitaptan size anlayarak bir tek ayet bile size anlatmıyorlar. Peygamberler adına binlerce imtasyon hadisler ve rivayet masallar uydurarak, mitolojik dincilik ile sizleri kandırıyorlar ve Din ile sizleri korkutup, koru üzerinde, Sizleri sümürüyorlar..

 

Ey müslüman, bu sahtekar din adamların peşinde gitmeyin, tarikat cemaat ve mezhepler şirkin de uzak durun. Dininizi kutsal kitap lar dan , anlayarak okuyun. Ve öğrenin. Şeytan hocaları size gerçek dinleri öğretmezler. Dinî aklınızı kullanarak ve Dinleri öz kaynaklardan anlayarak öğrenin...

 

Putperest Tapınakci softa bağnaz din adamların, yasakladığı, haram kıldığı herşey helaldir. Bunların helal kıldığı herşey haramdır.

Dinî, ilim, bilim, akıl ile öğrenmeniz, düşünüp sorgulamanız ve inançınızı Kur'an ışığında irdeleyerek , önyargılarda kurutularak, aklınızı kullanarak dini öğrenmeniz dileğimle...

 

                                               Hüseyin TURHAL

Devamı
KARATİNADA ONDÖR GÜN

KARATİNADA ONDÖRT GÜN 

 

    Bu yazımda , bu güne kadar covid 19 koronaya inanmayan ve sonunda korona virüsü ile tanıştık dan sonra , korona ile yaşadığım 14 günü sürecini sizlere anlatacağım...

 

Adıyaman merkezde, üç düğüne katıldım , düğünde maske takmamıştım ve kalabalık mesafe yoktu. Korana aşısı da olmamıştım. Çünkü koranaya inanmıyordum...

 

20 Ekim tarihinde, kendimi iyi hissetmiyordum, üzerimde yorgunluk, kırgınlık belirtileri vardı. Akşama doğru , yüzüm de yanma, boğazımda yanma başladı, sol ayağıma bir sızı sançı girdi. Belime bir sızı sançı girdi. giderek halsizlik yorgunluk kırgınlık ağırlaştı, Akşam dan sabaha kadar yatakta kıvrandım, uyku yok, şiddetli acı ,sızı , ağrılar vardı.

 

Abim sağlık ekiplerini aradı, akşama doğru geldiler, test yaptılar, test sonuçları pozitif çıktı, bana koronaya yakalandığını söylediler, ve ondört gün Karatinada kalacaksın, evden dışarı çıkmayacaksın dediler, eğer nefes almasan bize bildir, seni hastaneye gelip kaldırırız dediler, hata ilaç verelim , ben ilaç kabul etmedim. Kendi kendimi tedavi edeceğimi söyledim...

 

Yüzüm ateş gibi olmuştu, üşüyordum, ayağıma şiddetli bir sızı girmişti, yerden kıvranıyordum, ayağımdaki sızıdan dolayı , seke seke yürüyordum. Ateş, hafif öksürük, aşırı yorgunluk, bitkinlik , halsizlik, aşırı ağrı sızı, tat alma koku duygusunu tamamen kaybetmiştim. O kadar halsizlik yorgunluk kırgınlık vardı ki, konuşamıyordum...

 

Dört gece uykusuz geçirdim, sabaha kadar acı, sızı ağrılar içerisinde kıvranıyordum. Adeta bir cehennem hayatı yaşıyordum. 

 

Evde parol ağır kesici vardı onu kullandım, ağrı geçmedi. Babama dedim bana girpin getir, dört beş tane girpin getirdi. Ilık suya koydum içtim, terlemeye başladım, ayağımdaki şiddetli sızı durdu. Bir iki saat uyudum, ama yorgunluk kırgınlık halsizlik devam ediyordu. Eczanede bazı ilaçlar temin etim. Klavon bıd antibotik, parol ağır kesiçi, iburamin zero , tablet, genel soğuk algınlığı, girip, ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonları ile birlikte görülen ateş, baş ağrısı, burun akıntısı, vücut kırıklığı ve ağırlarını içeren semptomların belirtilerin giderilmesi için etkili bir ilaçtı. Floxilevo tablet ağır bir antibiyotik ilaçtı onuda kullandım. Mucovit-c vitamini kulandım..

 

Sarımsak, limon, Nar, Marol, Elma , muz, Et , kemik suyu, çorba , yiyordum. Yemekleri zorla yiyordum. Yemeklerde, koku ve tad alamıyordum. 

 

Yüzüm ateş içerisinde yanıyor, göğsümde ğiz ğiz sesler , balgam vardı, vüçütüm heryer sızı içindeydi, ishal olmuştum, yemekleri zorla yiyordum, bazen kusuyordum. Yürümekte güçlük çekiyordum. Aşırı yorgunluk kırgınlık , halsizlik, ile tüm güç kuvvetimi kaybetmiştim, konuşmak bile beni yoruyordu, konuşamıyordum. On gün boyunca bir cehennem hayatı yaşadım adeta... Yerlerde acı içerinde kıvrandım, acı sızı dinmiyor, yüzüm ateş gibi olmuş ve üşüyordum. Yerden zorlukla kalktım banyoya girdim, hafif soğuk bir duş aldım. Bana biraz iyi geldi...

 

Ondört gün Karatinada bir cehennem hayatı yaşadım. Kovit 19 bir azrail dır. Hiç şakası yok, kendinize dikat ediniz, bu naletli virüs de kendinizi koruyon , sağlık herşeyden önemlidir..

 

Bu karatina sürecinde, beni arayan ve mesaj atan hal hatırımı soran tüm değerli dostlarıma teşekkür ediyorum.

 

Bu covid 19 koronaya karşı aşı olalım, artık ilk işim aşı olmak olacaktır...

 

Hepinize sağlık esenlikler diliyorum..

 

                                             ( 11 Kasım 2021 )

 

                                                 Hüseyin TURHAL

Devamı
KARANTİNADA ONDÖR GÜN

KARATİNADA ONDÖRT GÜN 

 

    Bu yazımda , bu güne kadar covid 19 koronaya inanmayan ve sonunda korona virüsü ile tanıştık dan sonra , korona ile yaşadığım 14 günü sürecini sizlere anlatacağım...

 

Adıyaman merkezde, üç düğüne katıldım , düğünde maske takmamıştım ve kalabalık mesafe yoktu. Korana aşısı da olmamıştım. Çünkü koranaya inanmıyordum...

 

20 Ekim tarihinde, kendimi iyi hissetmiyordum, üzerimde yorgunluk, kırgınlık belirtileri vardı. Akşama doğru , yüzüm de yanma, boğazımda yanma başladı, sol ayağıma bir sızı sançı girdi. Belime bir sızı sançı girdi. giderek halsizlik yorgunluk kırgınlık ağırlaştı, Akşam dan sabaha kadar yatakta kıvrandım, uyku yok, şiddetli acı ,sızı , ağrılar vardı.

 

Abim sağlık ekiplerini aradı, akşama doğru geldiler, test yaptılar, test sonuçları pozitif çıktı, bana koronaya yakalandığını söylediler, ve ondört gün Karatinada kalacaksın, evden dışarı çıkmayacaksın dediler, eğer nefes almasan bize bildir, seni hastaneye gelip kaldırırız dediler, hata ilaç verelim , ben ilaç kabul etmedim. Kendi kendimi tedavi edeceğimi söyledim...

 

Yüzüm ateş gibi olmuştu, üşüyordum, ayağıma şiddetli bir sızı girmişti, yerden kıvranıyordum, ayağımdaki sızıdan dolayı , seke seke yürüyordum. Ateş, hafif öksürük, aşırı yorgunluk, bitkinlik , halsizlik, aşırı ağrı sızı, tat alma koku duygusunu tamamen kaybetmiştim. O kadar halsizlik yorgunluk kırgınlık vardı ki, konuşamıyordum...

 

Dört gece uykusuz geçirdim, sabaha kadar acı, sızı ağrılar içerisinde kıvranıyordum. Adeta bir cehennem hayatı yaşıyordum. 

 

Evde parol ağır kesici vardı onu kullandım, ağrı geçmedi. Babama dedim bana girpin getir, dört beş tane girpin getirdi. Ilık suya koydum içtim, terlemeye başladım, ayağımdaki şiddetli sızı durdu. Bir iki saat uyudum, ama yorgunluk kırgınlık halsizlik devam ediyordu. Eczanede bazı ilaçlar temin etim. Klavon bıd antibotik, parol ağır kesiçi, iburamin zero , tablet, genel soğuk algınlığı, girip, ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonları ile birlikte görülen ateş, baş ağrısı, burun akıntısı, vücut kırıklığı ve ağırlarını içeren semptomların belirtilerin giderilmesi için etkili bir ilaçtı. Floxilevo tablet ağır bir antibiyotik ilaçtı onuda kullandım. Mucovit-c vitamini kulandım..

 

Sarımsak, limon, Nar, Marol, Elma , muz, Et , kemik suyu, çorba , yiyordum. Yemekleri zorla yiyordum. Yemeklerde, koku ve tad alamıyordum. 

 

Yüzüm ateş içerisinde yanıyor, göğsümde ğiz ğiz sesler , balgam vardı, vüçütüm heryer sızı içindeydi, ishal olmuştum, yemekleri zorla yiyordum, bazen kusuyordum. Yürümekte güçlük çekiyordum. Aşırı yorgunluk kırgınlık , halsizlik, ile tüm güç kuvvetimi kaybetmiştim, konuşmak bile beni yoruyordu, konuşamıyordum. On gün boyunca bir cehennem hayatı yaşadım adeta... Yerlerde acı içerinde kıvrandım, acı sızı dinmiyor, yüzüm ateş gibi olmuş ve üşüyordum. Yerden zorlukla kalktım banyoya girdim, hafif soğuk bir duş aldım. Bana biraz iyi geldi...

 

Ondört gün Karatinada bir cehennem hayatı yaşadım. Kovit 19 bir azrail dır. Hiç şakası yok, kendinize dikat ediniz, bu naletli virüs de kendinizi koruyon , sağlık herşeyden önemlidir..

 

Bu karatina sürecinde, beni arayan ve mesaj atan hal hatırımı soran tüm değerli dostlarıma teşekkür ediyorum.

 

Bu covid 19 koronaya karşı aşı olalım, artık ilk işim aşı olmak olacaktır...

 

Hepinize sağlık esenlikler diliyorum..

 

                                             ( 11 Kasım 2021 )

 

                                                 Hüseyin TURHAL

Devamı
GELECEĞİN PARASI KİRİPTO PARA

GELECEĞİN PARASI KİRİPTO PARA

 

   Teknolojinin hızlı gelişmesiyle, Dijital bir çağa doğru hızlıca dünya ilerleniyor. Ve kiripto borsası geleceğin en iyi yatırım aracı ve geleceğin parası , Bitcoin alt coin kiripto paraları çok önem arz ediyor...

 

Teknolojinin gelişmesi ile, ekonomi dünyasında kiripto borsası ve kiripto paraların geleceği parlak tır.. daha hızlı ve özgürce , kiripto parası alışveriş, ve yatırım da hızlı ani yükseliş ile, yatırımcıların yüzünü güldürmek de ve zaman kaybı yaşamadan daha hızlı Ekonomi den büyümeye yol açmaktadır.

 

Kiripto borsası ile, işizlik ve yoksulluğu sefaleti yenmek mümkündür. Yeterki kiripto borsası eğitimi almak. Okullarda borsa , yatırım Ekonomist dersleri öncelik tanımak ile , hızlıca yükselen Dünya ekonomisi ne ulaşmak , refah bir düzeye çıkmak mümkündür...

 

Türkiye de , kiripto borsası ve kiripto paralarını önünü engellemek kabul edilemez. Bu tutum Türk yatırımcıların , Dünya ekonomi borsasında önünü tıkamak olur. Ve Türkiye de işizlik ve yoksulluk sınırı derinleşir. Türkiyenin büyümesi için hızlıca gelişen dünya teknolojye ayak uydurmak zorunda. Ekonomi dünyası, sert yükseliş ve kiripto borsası dünya da Z kuşağına zengin bir ekonomi hayat sunuyor iken, Türkiye deki yatırımcıları bu nimetden alıkoymak, bu Türk milletine ihanetir...

 

İstediğiniz kadar engel koyun, kapitalistlerin , dolar kahlesi yıkılmıştır. Gelecek dijital para kiripto parası çağıdır. Merkezi olmayan özgür bir dünya ekonomi modeli hayata geçmiştir.

Artık yoksulluk Kader değildir. Kiripto borsası, kapitalist sümürge ekonomi sistemine darbe vurmuştur...

 

Türkiye de , kiripto borsasının önünü açmak ve önündeki engelleri kaldırmak için, kanunlarda düzeltme yapılmalıdır. Bankalar özerinde kiripto parası borsası yatırımı açılmalı ve internet sitelerden, sahte, naylon dolandırıcı , kiripto sitelerini tespit edilmelidir. Ve kapatmalıdır. Devlet , Türkiye de kiripto borsası siteleri acmalı ve resmi gazetede duyurmalı, güvenilir bir borsa şirketlerini güvençe altına almalıdır. Bankalar da kiripto borsası yatırımı açılırsa, bu şekilde, dolandırıcıların önünü kesilmiş olur. Daha sağlıklı bir yatırım için. Güvenlik ortamı hazırlamak, Türkiye ekonomisine büyük katkı sağlayacaktır. Okullarda , borsa yatırım ve Ekonomist eğitimi elzemdir..

 

Hızlıca büyüyen , bu ekonomi dünyasında , dijital para kiripto borsasında , Türkiye de , kendi yerini almalıdır. Ve derhal dijital Türk lirası çıkartmalıdır...

 

Zengin özgür bir ekonomi dünyası umuduyla yaşasın kiripto parası...

 

                                        ( 20 Eylül 2021 )

 

                                          Hüseyin TURHAL

Devamı
DÖRT KİTAP OKUDUM

DÖRT KİTABI OKUDUM

 

   Dinleri ana kaynaktan, Anlayarak okudum ve şu gerçeğini fark etim. Bu güne kadar bizi hep kandırmışlar. 

 

 Bu dört kutsal kitaplardan, bu güne kadar size gerçek dinleri öğretmemişler. Peygamber öğretilerini hep sizlerden gizlemişler . Bu 4 kitap dan olmayan , ve bu 4 kitap dan varmış gibi göstererek , sizleri din ile kandırmışlar. Bunu mezhep ve tarikat cemaat maskesi altında yapmışlar...

 

Bu gün ki önünüze koyan , mezhep ve tarikat cemaat inançları , hiçbiri bu kutsal kitap lar onay vermiyor. Hacı Hocaların, Dede sofuların, şeyhlerin size anlatığı dini inanç, Tevrat da , Zebur İncil ve Kur'an da yoktur.  

 

Hilafet, saltanat, Rec etme , taşlama, asma , kesme , işkence etme , bunlar Allah'ın emri ve şeriatı değildir. Bunlar ortaçağ , yahudi Arap gelenekleri ve Asur ve Firavun kanunları dır. Asur kanunlarını ve putperest Tapınakci mitolojik dincilik kanunlarını , size Allah'ın emri ve şeriatı diye size yuturuyorlar. Ve peygamberler adına , binlerce imtasyon hadisler uydurarak , sapkın bir inançlar yaratarak ,sizleri kandırıyorlar.

 

Sizlere , din anlatırken dikkat edin, bakın size dini hikayeler masallar anlatıyorlar, hurafe savsata rivayet imtasyon hadisler anlatıyorlar, Dini anlatırken bu 4 kutsal kitap dan bir tek ayet bile size anlatmıyorlar, Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an da bir tek ayeti bile , sizin anlayacağınız bir dilde anlatmıyorlar...

 

Uydurulmuş bir dinler tarihini ve rivayet masallar içerisinde size anlatıyorlar. Ama peygamberlerin gerçek dini öğretisini kesinlikle size anlatmıyorlar. Bu 4 kutsal kitap daki dini öğretisini sizden gizliyorlar..

 

Bu gün içinize sokulmuş ve sizi parçalamış ve kardeşi kardeşe düşman eden bu mezhep inançları hiçbiri bu kutsal kitap lar dan yeri yoktur. Alevilik, Sunilik, Şafilik, Hanefilik, Şiilik ve Tarikatlar ve cemaat inançları hiç biri bu 4 kutsal kitap lar dan yeri yoktur. Bunlar kutsal kitap lar dışı oluşmuş siyasi dinsel partilerdir.

Şunu unutmayın hiç bir peygamberin mezhepi yoktur..

 

Bu güne kadar önünüze koyulmuş ve size dayatılan dini öğretilerini , bu 4 kutsal kitap lar ışığında sorgulayın. Hiçbir din adamının lafına kanmayın. Dinleri öz kaynaklar dan öğrenin , anlayarak okuyun , Aklınızı kullanın. Yoksa kutsal kitap lar dan olmayan, sonradan uydurulmuş bir inançlarla sizleri ömür boyu sümürürler ... Her iki dünyanızı cehennem yaparlar...

 

Bu 4 kutsal kitapı nezaman anlayarak okuyacaksınız?..

 

                                   Hüseyin TURHAL

Devamı
DÜNYA EKONOMİSİNDE KRİPTO PARA

DÜNYA EKONOMİSİNDE KRİPTO PARA

 

   Bu yazımızdan , değişen dünya ekonomisinden kiripto para konusunu irdeleyecegiz..

 

Kiripto dijital para Bitcoin herhangi bir merkez bankası ve resmi kuruluşla ilişkiliği bulunmamakta ancak ülkelerin kendi para birimleriyle alınıp satılabilmekte ve herhangi bir finansal aracı kuruma gerek kalmadan transferi yapılabilmektedir.

 

Kripto para , işlemleri güvenceye almak için kriptografi yani şifreleme kullanan , çalışma şekli nakite alternatif bir değişim aracı olarak tasarlanmış bir dijital varlık , bir sanal unsurdur. Kiripto paralar bir nevi dijital döviz, alternatif döviz ve sanal döviz yatırım döviz dır. 

 

Kiripto dijital paralar , Binance, paribu .com, BTCTurk.com ,koinim com gibi kurumlar özerinde ve acılmış hesaplarda kiripto para alımı ve satımı yapılmaktadır. 

 

Sanal dijital para Bitcoin dışındaki kiripto para birimlerine genel olarak Altcoın denir. Bu Altcoın kiripto paralarını bir kaç örnek verirsek adları şöyledir. Dogecoin, Bittorent, Holo, Cihiliz, Ravencoın, Ripple, Eos vs. gibi yüzlerce kiripto para birimleri bulunmakta dır.

 

Bu kiripto para bir evrensel dünya döviz borsası dır. Dünyada bağımsız bir yatırım aracı dır. Kapitalist lerinin tekelinde olmayan bağımsız özgür bir para birimi ve yatırım borsası dır..

 

Nasıl kendi para birimi ile, döviz , Dolar, Euro, Altın ve Hisse al saat yaptığın gibi kiripto para da al saat yapıyorsun. Yatırım için , Altın, Dolar , Euro ve hisse alıyorsun bekliyorsun değer kazandığında da satıyorsun bu mantık kiripto paralarında aynı. Nasıl borsada şirket hisselerini alıp değer kazanacağı güne bekleyip, Hisseler düştükçe alım fırsatı deyip hisse aldığın gibi , kiripto borsasında da ayni mantık geçerli , bıtcoın ve Altcoın kiripto para alıyorsun düştükçe alıyorsun ve bekliyorsun ne zaman yükselirse değer kazanırsa o Zaman satıyorsun.

 

Ben kiripto para aldım veya Borsada hisse aldım çok düştü zaradayım demek çok yanlış bir düşünce. Satmadığın sürece zarar zarar değil , kar kar değildir. Şimdi sen altın alıyorsun ve Dolar döviz alıyorsun , ve altın dolar düştüğünde hemen panikleyip elindeki dolar altınların zarara satıyormusun? Yoksa bekleyip yükseldiği ve kar girdiği zaman mı satıyorsun ?

 

Kiripto borsası geleceğin en büyük yatırım aracıdır. Dünyada yoksuluğu , Sefaleti ve işsizliği oradan kaldıracak ve fakiri bile zengin edebilecek en iyi yatırım aracı olacağını yeterki bu kiripto borsasını iyi öğrenmek ve doğru yerden almak doğru zamanda yatırım yapmak ve doğru yerden satmak ve en önemlisi bu konudan doğru bilgiye sahip olmak ve çok sabırlı olmak ve uzun vadeli yatırımlar yapmak ile gerçekleşir...

 

Bitcoin nedir? Bitcoin ne, neden ve nasıl olduğunu keşfedin ve piyasalarda para kazanmaya başlayın.

 

Tüm Avrupa ülkelerinden , kiripto borsasında , dijital para Bitcoin Altcoın kiripto paralarında yatırım yaparak , büyük paralar kazanılmakta 

 refah zengin bir ekonomi ye Güzel bir yaşam olanağını bulmakta, bu verimli Dünya kiripto borsasında Türkiye de bu nimeten faydalanmalı ve Türkiye de kiripto dijital para biriminin yatırımın önünü acmalı ve yatırımcı ya olanaklar sağlamalı, bu kiripto dijital para borsası , Türkiye de yoksuluğu , Sefaleti , işsizliği oradan kaldırabilir ve Türkiye ekonomisini daha dinamik zengin güçlü edebilir...

 

Yatırım da kaybetmeyi göze alamayan , büyük kazanamaz.

 

Özgür bir ekonomi ye sahip olmak istiyorsan , geleceğin parası olan dijital para Bitcoin Altcoın kiripto paralarını öğren... Zengin Bir Dünya dileğimle...

Bu bir yatırım tavsiyesi değildir!..

                                               ( 18 Nisan 2021 )

 

                                            Hüseyin TURHAL

Devamı
MUNZUR BABA EFSANESİ

MUNZUR BABA EFSANESİ

 

     Bu yazımızda , Dersim de, Ovacıkta yaşamış bir ermişin , kaybolmuş tarihinin ve bu güne kadar doğru anlatılmayan Munzur Baba'nın gerçek hayatında bir kesit sizlere sunacağız, okuyanlara sırı esrar ayan olsun...

 

 Ovacık sarp dağların eteğinde , Kureyşan ocağına bağlı şirin bir köy vardı, bu köyde Ali adında bir çobanın , Fatma adında bir kızı vardı. Bu kız boyu uzun sırma saçlı , dişleri Mercan, dudakları kiraz rengi , yüzü cemali ay parçası misali ışık saçıyordu..

 

Fatma bir gün , Ovacık dağların eteğinde , kuzuları otlatırken , gökden bir duman yere indi ve bu dumanın içerisinde Bir ışık parladı , ve kızın bulunduğu mekan adeta bir nur ile kandil gibi ışık ile doldu ve bu ışığın içerisinde, ak saçlı, boyu uzun bir Dede göründü, ve kıza "korkma yavrum , ben sana nur topu ve bu ovacığı kurtaracak bir çocuk verecem der, kıza doğru gelir, cebinde kıpkırmızı bir elma çıkartır kıza uzatarak , al yavrum bu elmayı ye , bu elma sayesinde , üzerine kutsal ruh gelecektir. Sen hamile kalacaksın, 7 aylık hamile kaldıktan sonra öleceksin, ama çocuğunu mezarda doğuracaksın, bu çoçuğa Munzur ismi vereceksin, bu çocuk Dersimi kurtaracaktır.." der ve ortadan kaybolur...

 

Fatma bu elmayı ağzına götürerek, elmayı dişler ve tadına bakar ve bir miktarını yutar yutmaz , özerine parlak bir ışık iner , yüreğinde, bir ferahlık hisseder. 

 

Fatma, ovacığın yaylasında , kuzularını otlatır ve gün gitikçe Fatmada bir değişiklik olur, kilo almaya başlar ve gün gün karnı şişmeye başlar ve bu beden değişikliği köyünün gözüne çarpar ve köyde dedikodu başlar , bu dedikodu , köyün Kureyşan ocağına ve köyün ağasına kadar yayılır.. ve Fatma yı cem ibadetlerine almazlar , bunu gören köyün ağası , Fatma yı cem evine çağırıp , Dara çekip , sorguya alır. Köyün ağası Cem evin pirlerin huzurunda kıza sorar, "Fatma Sen hamilesin bunu gözlerimizle görüyoruz , bize doğrusunu anlat , sen kiminle oldun, bize söyle , seni rızanla onunla evlendirelim" der. Fatma kız ağaya dönerek, " Ağam ben kimseyle yatmadım, bir gün ormanda kuzuların önünde iken, birden gökten bir duman çöktü ve içerisinde Bir ışık parladı ve bu ışığın içerisinde ak saçlı boyu uzun bir Dede göründü ve bana kıpkırmızı bir elma verdi, bu elmayı yersen , bir çocuğun olacak ve 7 aylıkken sen öleceksin dedi ve bu çocuk mezarda doğacak, bu çocuğun adını Munzur koyacaksınız bu çoçuk , ovacığı kurtaracak dır" dedi ama Cemdeki cemat buna inanmadı.

 

Köyün ağası, Cemdeki cemata, bu kıza kimse zarar sakın vermesin der. Ama köylü kıza inanmaz ve hep soğuk bakarlar, kıza hep alay ederler, kızı hor görürler, kız gözü yaşlı kulübesine döner , derdini kuzularına anlatır , kuzularla ağlaşır meleşir. Bu arada baya zaman geçer ve gün gelir, kız 7 aylıkken bir den ölür, köylü bu kız zina eti diye mezarını kazmaya bile gitmezler, köyün ağası adamlarıyla bu kızı gömerler...

 

İki ay dolduğunda, köylü mezarlık yanında ki patika yoldan işe giderken, mezarlık da bir çocuk sesi, ağlayışını duyarlar ve korku panik içerinde ordan koşarak uzaklaşırlar ve tez haberini ağaya anlatırlar...

Hemen köyün ağası, köylü ile birlikte, mezarlığa koşar, ve Fatma'nın mezarını Acarlar ki ne görsün , nur topu bir bebek Annesinin göğsünü emiyor, Ağa hemen çoçuğu bir beze sarıp konağına götürüyor, bu yaşanan hadise karşısında köylü şok oluyor ve baştan Fatmaya inanmadıkları için çok üzüntü duyuyorlar..

 

Köyün ağası , bu çoçuğa Munzur adını veriyor, bu çocuk 7 yaşına geldiğinde , Ağa'nın kuzularına bakıyor , ve ağanın yanında çobanlık olarak yetişiyor, Munzur 20 yaşlarına geliyor, boyu uzun , yüzü cemali ay nur gibi parlak ışık saçıyor, Munzur Ağaya çobanlık ediyor , Dersim'in yüksek dağların eteğinde ve elinde püskülü Bir saz ile yanık yanık semah türkülerini ile , Dersim dağlarını inletiriyor...

 

Dersim'in, Ovacık mast mavi bir gölet, büyük bir su denizi, çevresindeki sarp kayalık yem yeşil bin çeşit bitki ürtüsü ile kaplı , adeta bir cennet vadisi...

 

Dersim'in, Ovacık dağların zirvesine, kapkaranlık bir bulut kaplıyor ve Ovacık göleti kuruyor, o mast mavi su göleti adeta buhar oluyor, kızgın bir güneş sıcaklığı başlıyor , otlar, çeşmeler kuruyor, hızlı bir kuraklık dönemi başlıyor, koyunlar aç, susuz, insanlar çaresiz ağlıyor, köyün ağası boynunu bökerek kurtar bizi ey Munzur diye feryat ile haykırdı...

 

Munzur elinde , bir bakraç dolu süt sağmıştı, Ağa'nın bu feryadına dayanmadı , elindeki süt dolu bakraç ile , munzur dağın eteğinde koşmaya başladı ve dediki Munzur: " Ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azım hü hü hü" diye bağırdı , Munzur dağları inim inim inledi. Munzur koşmayı devam eti, koştukça bakraç daki süt saçıldı döküldü, her yere dökülen sütün yerinde , bembeyaz sular fışkırdı, Munzur 40 adım atı her adımda dökülen süt pınar şeklinde su fışkırdı, Munzur , dağın eteğinde , sırı esrar olup , kayıplara karıştı...

Ovacık Dersim Munzur ile hayat buldu, yaşam buldu...

Munzur suyu size abıhayat olsun, Dertlerinize şifa olsun, Marzlı gönlünüze Derman olsun, dileklerinize dualarınıza kabul ve makbul olsun, 

İlmî havvas da Munzur Baba ayan oldu sırı hakikat kaleme geldi okuyanlara aşk olsun , gerçek erenlerin sırı esrarına hü...

 

                                        Hüseyin TURHAL

Devamı
MUNZUR BABA EFSANESİ

MUNZUR BABA EFSANESİ

 

     Bu yazımızda , Dersim de, Ovacıkta yaşamış bir ermişin , kaybolmuş tarihinin ve bu güne kadar doğru anlatılmayan Munzur Baba'nın gerçek hayatında bir kesit sizlere sunacağız, okuyanlara sırı esrar ayan olsun...

 

 Ovacık sarp dağların eteğinde , Kureyşan ocağına bağlı şirin bir köy vardı, bu köyde Ali adında bir çobanın , Fatma adında bir kızı vardı. Bu kız boyu uzun sırma saçlı , dişleri Mercan, dudakları kiraz rengi , yüzü cemali ay parçası misali ışık saçıyordu..

 

Fatma bir gün , Ovacık dağların eteğinde , kuzuları otlatırken , gökden bir duman yere indi ve bu dumanın içerisinde Bir ışık parladı , ve kızın bulunduğu mekan adeta bir nur ile kandil gibi ışık ile doldu ve bu ışığın içerisinde, ak saçlı, boyu uzun bir Dede göründü, ve kıza "korkma yavrum , ben sana nur topu ve bu ovacığı kurtaracak bir çocuk verecem der, kıza doğru gelir, cebinde kıpkırmızı bir elma çıkartır kıza uzatarak , al yavrum bu elmayı ye , bu elma sayesinde , üzerine kutsal ruh gelecektir. Sen hamile kalacaksın, 7 aylık hamile kaldıktan sonra öleceksin, ama çocuğunu mezarda doğuracaksın, bu çoçuğa Munzur ismi vereceksin, bu çocuk Dersimi kurtaracaktır.." der ve ortadan kaybolur...

 

Fatma bu elmayı ağzına götürerek, elmayı dişler ve tadına bakar ve bir miktarını yutar yutmaz , özerine parlak bir ışık iner , yüreğinde, bir ferahlık hisseder. 

 

Fatma, ovacığın yaylasında , kuzularını otlatır ve gün gitikçe Fatmada bir değişiklik olur, kilo almaya başlar ve gün gün karnı şişmeye başlar ve bu beden değişikliği köyünün gözüne çarpar ve köyde dedikodu başlar , bu dedikodu , köyün Kureyşan ocağına ve köyün ağasına kadar yayılır.. ve Fatma yı cem ibadetlerine almazlar , bunu gören köyün ağası , Fatma yı cem evine çağırıp , Dara çekip , sorguya alır. Köyün ağası Cem evin pirlerin huzurunda kıza sorar, "Fatma Sen hamilesin bunu gözlerimizle görüyoruz , bize doğrusunu anlat , sen kiminle oldun, bize söyle , seni rızanla onunla evlendirelim" der. Fatma kız ağaya dönerek, " Ağam ben kimseyle yatmadım, bir gün ormanda kuzuların önünde iken, birden gökten bir duman çöktü ve içerisinde Bir ışık parladı ve bu ışığın içerisinde ak saçlı boyu uzun bir Dede göründü ve bana kıpkırmızı bir elma verdi, bu elmayı yersen , bir çocuğun olacak ve 7 aylıkken sen öleceksin dedi ve bu çocuk mezarda doğacak, bu çocuğun adını Munzur koyacaksınız bu çoçuk , ovacığı kurtaracak dır" dedi ama Cemdeki cemat buna inanmadı.

 

Köyün ağası, Cemdeki cemata, bu kıza kimse zarar sakın vermesin der. Ama köylü kıza inanmaz ve hep soğuk bakarlar, kıza hep alay ederler, kızı hor görürler, kız gözü yaşlı kulübesine döner , derdini kuzularına anlatır , kuzularla ağlaşır meleşir. Bu arada baya zaman geçer ve gün gelir, kız 7 aylıkken bir den ölür, köylü bu kız zina eti diye mezarını kazmaya bile gitmezler, köyün ağası adamlarıyla bu kızı gömerler...

 

İki ay dolduğunda, köylü mezarlık yanında ki patika yoldan işe giderken, mezarlık da bir çocuk sesi, ağlayışını duyarlar ve korku panik içerinde ordan koşarak uzaklaşırlar ve tez haberini ağaya anlatırlar...

Hemen köyün ağası, köylü ile birlikte, mezarlığa koşar, ve Fatma'nın mezarını Acarlar ki ne görsün , nur topu bir bebek Annesinin göğsünü emiyor, Ağa hemen çoçuğu bir beze sarıp konağına götürüyor, bu yaşanan hadise karşısında köylü şok oluyor ve baştan Fatmaya inanmadıkları için çok üzüntü duyuyorlar..

 

Köyün ağası , bu çoçuğa Munzur adını veriyor, bu çocuk 7 yaşına geldiğinde , Ağa'nın kuzularına bakıyor , ve ağanın yanında çobanlık olarak yetişiyor, Munzur 20 yaşlarına geliyor, boyu uzun , yüzü cemali ay nur gibi parlak ışık saçıyor, Munzur Ağaya çobanlık ediyor , Dersim'in yüksek dağların eteğinde ve elinde püskülü Bir saz ile yanık yanık semah türkülerini ile , Dersim dağlarını inletiriyor...

 

Dersim'in, Ovacık mast mavi bir gölet, büyük bir su denizi, çevresindeki sarp kayalık yem yeşil bin çeşit bitki ürtüsü ile kaplı , adeta bir cennet vadisi...

 

Dersim'in, Ovacık dağların zirvesine, kapkaranlık bir bulut kaplıyor ve Ovacık göleti kuruyor, o mast mavi su göleti adeta buhar oluyor, kızgın bir güneş sıcaklığı başlıyor , otlar, çeşmeler kuruyor, hızlı bir kuraklık dönemi başlıyor, koyunlar aç, susuz, insanlar çaresiz ağlıyor, köyün ağası boynunu bökerek kurtar bizi ey Munzur diye feryat ile haykırdı...

 

Munzur elinde , bir bakraç dolu süt sağmıştı, Ağa'nın bu feryadına dayanmadı , elindeki süt dolu bakraç ile , munzur dağın eteğinde koşmaya başladı ve dediki Munzur: " Ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azım hü hü hü" diye bağırdı , Munzur dağları inim inim inledi. Munzur koşmayı devam eti, koştukça bakraç daki süt saçıldı döküldü, her yere dökülen sütün yerinde , bembeyaz sular fışkırdı, Munzur 40 adım atı her adımda dökülen süt pınar şeklinde su fışkırdı, Munzur , dağın eteğinde , sırı esrar olup , kayıplara karıştı...

Ovacık Dersim Munzur ile hayat buldu, yaşam buldu...

Munzur suyu size abıhayat olsun, Dertlerinize şifa olsun, Marzlı gönlünüze Derman olsun, dileklerinize dualarınıza kabul ve makbul olsun, 

İlmî havvas da Munzur Baba ayan oldu sırı hakikat kaleme geldi okuyanlara aşk olsun , gerçek erenlerin sırı esrarına hü...

 

                                        Hüseyin TURHAL

Devamı
ADIYAMAN SANATSIZ KALDI

ADIYAMAN SANATSIZ KALDI

 

   Türkiye'nin en güzel huzur Barış kenti olan Adıyaman çözüm bulunmayan yüzlerce sorunların da biri de sanata karşı duyarsızlık ve sanat, sanatçı konusunu buradan mercek altına alalım...

 

Sanat bir toplumun aynasıdır. Sanat olmadan sanatçıya değer verilmeden sanat olmadan bir toplum gelişmesi ve medeniyet yükselmesi olamaz.

 

Bu gün Adıyaman da sanat galerisi ve sergi alanı kültür merkezi yok. Resim ve Sanat Atölyeleri yok. Adıyaman kültür ve sanat müzesi yok. Adıyaman daki sanatçılara , yazar , şair ve gazetecilere, müzik ile uğraşanlara maddi ve manevi destek yok. Adıyaman da bir çok sanatçı maddi imkansızlık dan dolayı sanatını bırakıp gevdençilik yapmaktadır.

 

Adıyaman kadim medeniyetler şehri dır. Komegene , Nemrud Dağı antik tarihi kültürü inanç turizmi ve harika doğa kültürü zengin bir il olan Adıyaman, işsizlik , yoksuluk , varlık içinde yoksuluğa mahkum edilmiş , kaderine terkedilmiş bir ilimizdir.

 

Sanat bir güneş dır. Sanat güneşin olmadığı heryer karanlık dır . Sanat medeniyetin temelidir. Adıyaman sanatdan sınıfta kaldı. Adıyaman da sanata yatırım yapılmadı ve sanatçıya destek verilmedi. Sanat galerisi ve sergi alanı ve el sanat eserlerinin pazarlama festival ve kültür sanat etkinliği yapılmadı. Bu konudan verilen sözler hep sözde kaldı...

 

Adıyaman merkezinde meydan yok , Büyük Alış veriş merkezi park alanı yok. Aile kültür sineması, kültür sanat merkezi , sanat galerisi, konferans salonu sergi alanı, yöresel ve sanatsal ürünlerin tanıtım ve pazarlama ve kapalı halk pazarı, Tiyatro yok. Resim sanatı, hekel sanatı el işçiliği sanat Atölyesi kursiyerleri yok.. bu konudan yapılan çalışmalar sonuç fiyasko ile bitmektedir. Yetkililer artık Adıyaman'ın sorunlarına çözüm için elini taşın altına koysunlar artık. Gaziantep ve İstanbul da yatırım yapan, Adıyamanlı iş adamlarına sesleniyorum, Gelin yatırımlarınızı Adıyaman da yapınız. Adıyaman yoksul , Adıyaman işsiz ...

Adıyaman sırtında zengin olanlar, Adıyaman sırtından milletvekili olanlar, Adıyaman sırtından zengin olup , Ankara'da , İstanbul da zevkü sefa sürenler, gelin Adıyaman'ın halini bir gürün. Adıyaman hizmet bekliyor..

 

Adıyaman ançak sanayi ve sanat güneşi ile yükselecektir. Sanata yatırım yapılması umuduyla , herşey güzel Adıyaman için..

Sanata ve sanatçıya ses ver...

 

                                       ( 12 Haziran 2021 )

 

                                          Hüseyin TURHAL

Devamı
EZBER EĞİTİME SON VERİN

EZBER EĞİTİME SON VERİN

 

 Yeni bir Eğitim Öğretim yılına girdiğimiz, bu gün itibariyle, öğrencilerimize ve eğitimçi öğretmenlerimize başarılar dilerken ve sırası gelmişken, bu eğitim öğretim sistemini bir irdeleyelim. ..

 

Okullardan, dayatmalı , ezberleme bir ders verme bir sistem ile karşıkarşıyayız. öğrençileri ezber bir bilgi ile , papağan gibi, tekrarlama usulü ile , ezber bilgi verilmektedir. Bu ezber bilgi ile başarılı öğrençi yetiştirmek nekadar sağlıklı olduğunu hiç düşünmedik. ...

 

Öğrençilerimize , gerçek dışı , hikayeler, masallar ile avutarak , gerçek hayat bilgisinden yoksun bırakıldı. kanıtı olmayan geçmişi karanlık olan , rivayet savsata dolu tarih anlatıldı , içi boşatılmış , edebiyat, kutsal kitaplar dışında uydurulmuş korku kültürü ile donatılmış, sevgiden uzak , insanı insana düşman eden bir tabu anlayışı ile , kutsalsız bir inanç aşıladılar. ..

 

Düşünmeyi öğretmediler , farklı düşünmeyi öğretmediler, yeni fikir farklı bakışı göstermediler. Kalıplaşmış, ezber , düz mantıkla hareket eden bir eğitim sistemi ile , öğrencilerin ufkunu körletiler....

Bu gün sağlıklı düşünmeyen bireyler varsa , bu sakat eğitim sistemin yüzünde dir. Bu gün Filozoflar, Düşünürler, Bilim adamları ve mucitler yetişmiyorsa , bu yozlaşmış bağnaz eğitimin yüzündedir....

 

Eğitim sonunda , sokakta milyonlarca genç, işsizlik yaşıyorsa , mesleksiz yaşıyorsa, boş boş geziyorsa , bu ezber eğitimin sonuçudur , bu kapitalist eğitimin , öğretimi tiçaret aracı yaparak, sümürge düzeni ile, ilime bilime darbe vurması , eğitim sümürgesi sonuçudur...

 

Öğrençileri, özel yetenek ve bıranj alanda eğitilmediği için , öğrenciler eğitimin sonunda, mesleksiz, işsiz, Düşünçesiz , sap gibi sokakta çaresiz ne iş yapacakları, bilmemekteler . Düşünmeyi öğretilmedi ği için , yeni fikir öretemiyorlar . Özel yeteneklerini kulanamıyorlar . Yeteneklerini mesleğe dökemiyorlar. Bu da okumuş gençleri, işsiz caresiz kılmaktadır. Bu sistem gençleri yoksullaştırmakta , hayatan nasıl kalınacağını , nasıl çalışıp para kazanılacağını, göstermemektedir. Bu gün sokakta milyonlarca okumuş, işsiz genç varsa , bu yozlaşmış eğitim sistemin yüzünde dir....

 

Papağan gibi ezber, ezberleme bir eğitim sisteminden , sağlıklı ahlaklı, zeki , başarılı, üretken , yaratıcı, dünyaya ve insanlık alemine yararlı bir nesil çıkmaz. Bu tür eğitim sisteminden, cehalet çıkar , bağnazlık çıkar , anarşi haydutluk çıkar . aklı kıt , yoksul düşünen insanlar çıkar . Akılsız , düşünmeyi bilmeyen, beyinsizler çıkar....

 

Sağlıklı eğitim , Düşünmeyi öğreten , sorgulayan , aklı eden , düşünen, soran , araştıran, farklı düşünmeyi , geliştirici, yetenek alanda, uygulamalı eğitim vererek, bilimsel ve kanıtsal , gerçek ve doğru bilgi dir....

 

Ezber eğitimden, uzak durmak elzemdir. yetenek ve zeka geliştirici, sorgulayıçı , yeni fikir üretiçi , teknik geliştirici, eğitimler verilmelidir. ..

Öğrençileri, özel yetenek lerin dalından, eğiterek , her bireyi kendi özel yetenekler alanında uzman meslek kazandırılmalı dır. Okuyan, okumuş her gençin , mutlaka bir meslek kazandırılmalı ve çalışma, para kazanma ortamı, hazırlanmalı. İşsiz tek bir genç kalmamalı. ...

Hiç bir genç boştan kalmamalı. ...

 

Eğitim sistemi, sevgi özerinde kurulmalı, kin nefret, kibir , düşmanlık, ırkçılık, öğretmemeli . edep , ahlâk, Erdem kuralları ile yetiştirilmeli. Nezaket kuraları , edebi kuralları ile yetiştirilmeli. 

 

Cahil diploma lı bir nesil yetiştirmek istemiyorsanız, ezber eğitim sistemini terk ediniz. Düşünmeyi , sorgulama yı bilen, öreten , yeni farklı düşünmeyi öğrenen , yaratıcı, yetenek, aklını kulanmayı bilen bir bilgi ile donatınız....

Düz mantığı terk ediniz....

 

Sokaktan başı boş ve bomboş gezen bir gençlik değil , kütüphanelerden , elinde kitapla gezen , Labatuvar da araştırma yapan , okuyan , düşünen, sorgulayan , yeni fikirler üreten , özel yeteneklerini geliştiren, özel yetenek lerin den meslek yaratan bir gençlik dileğimle....

 

Eğitim sistemi , Ortaçağından çıkıp , medeni, çağdaş, daima illeri , bilim , ilim teknik teknoloji düzeyine çıkmalı, ezber mantığını bırakıp, yaratıcı, olmalı....

 

Yeni Eğitim ve öğretim yılını tüm öğrençi ve eğitimçilerimize başarılar diler , cahil Diplomalı nesillerin yetiştirmeme umuduyla. Düşünerek, Anlayarak , sorgulayarak , kur'anın İlâhî ilk emri ile daima " OKU, OKU, OKU......."

 

                                                ( 9 Eylül 2019 )

 

                                           Hüseyin TURHAL

Devamı
EZBER EĞİTİME SON VERİN

EZBER EĞİTİME SON VERİN

 

 Yeni bir Eğitim Öğretim yılına girdiğimiz, bu gün itibariyle, öğrencilerimize ve eğitimçi öğretmenlerimize başarılar dilerken ve sırası gelmişken, bu eğitim öğretim sistemini bir irdeleyelim. ..

 

Okullardan, dayatmalı , ezberleme bir ders verme bir sistem ile karşıkarşıyayız. öğrençileri ezber bir bilgi ile , papağan gibi, tekrarlama usulü ile , ezber bilgi verilmektedir. Bu ezber bilgi ile başarılı öğrençi yetiştirmek nekadar sağlıklı olduğunu hiç düşünmedik. ...

 

Öğrençilerimize , gerçek dışı , hikayeler, masallar ile avutarak , gerçek hayat bilgisinden yoksun bırakıldı. kanıtı olmayan geçmişi karanlık olan , rivayet savsata dolu tarih anlatıldı , içi boşatılmış , edebiyat, kutsal kitaplar dışında uydurulmuş korku kültürü ile donatılmış, sevgiden uzak , insanı insana düşman eden bir tabu anlayışı ile , kutsalsız bir inanç aşıladılar. ..

 

Düşünmeyi öğretmediler , farklı düşünmeyi öğretmediler, yeni fikir farklı bakışı göstermediler. Kalıplaşmış, ezber , düz mantıkla hareket eden bir eğitim sistemi ile , öğrencilerin ufkunu körletiler....

Bu gün sağlıklı düşünmeyen bireyler varsa , bu sakat eğitim sistemin yüzünde dir. Bu gün Filozoflar, Düşünürler, Bilim adamları ve mucitler yetişmiyorsa , bu yozlaşmış bağnaz eğitimin yüzündedir....

 

Eğitim sonunda , sokakta milyonlarca genç, işsizlik yaşıyorsa , mesleksiz yaşıyorsa, boş boş geziyorsa , bu ezber eğitimin sonuçudur , bu kapitalist eğitimin , öğretimi tiçaret aracı yaparak, sümürge düzeni ile, ilime bilime darbe vurması , eğitim sümürgesi sonuçudur...

 

Öğrençileri, özel yetenek ve bıranj alanda eğitilmediği için , öğrenciler eğitimin sonunda, mesleksiz, işsiz, Düşünçesiz , sap gibi sokakta çaresiz ne iş yapacakları, bilmemekteler . Düşünmeyi öğretilmedi ği için , yeni fikir öretemiyorlar . Özel yeteneklerini kulanamıyorlar . Yeteneklerini mesleğe dökemiyorlar. Bu da okumuş gençleri, işsiz caresiz kılmaktadır. Bu sistem gençleri yoksullaştırmakta , hayatan nasıl kalınacağını , nasıl çalışıp para kazanılacağını, göstermemektedir. Bu gün sokakta milyonlarca okumuş, işsiz genç varsa , bu yozlaşmış eğitim sistemin yüzünde dir....

 

Papağan gibi ezber, ezberleme bir eğitim sisteminden , sağlıklı ahlaklı, zeki , başarılı, üretken , yaratıcı, dünyaya ve insanlık alemine yararlı bir nesil çıkmaz. Bu tür eğitim sisteminden, cehalet çıkar , bağnazlık çıkar , anarşi haydutluk çıkar . aklı kıt , yoksul düşünen insanlar çıkar . Akılsız , düşünmeyi bilmeyen, beyinsizler çıkar....

 

Sağlıklı eğitim , Düşünmeyi öğreten , sorgulayan , aklı eden , düşünen, soran , araştıran, farklı düşünmeyi , geliştirici, yetenek alanda, uygulamalı eğitim vererek, bilimsel ve kanıtsal , gerçek ve doğru bilgi dir....

 

Ezber eğitimden, uzak durmak elzemdir. yetenek ve zeka geliştirici, sorgulayıçı , yeni fikir üretiçi , teknik geliştirici, eğitimler verilmelidir. ..

Öğrençileri, özel yetenek lerin dalından, eğiterek , her bireyi kendi özel yetenekler alanında uzman meslek kazandırılmalı dır. Okuyan, okumuş her gençin , mutlaka bir meslek kazandırılmalı ve çalışma, para kazanma ortamı, hazırlanmalı. İşsiz tek bir genç kalmamalı. ...

Hiç bir genç boştan kalmamalı. ...

 

Eğitim sistemi, sevgi özerinde kurulmalı, kin nefret, kibir , düşmanlık, ırkçılık, öğretmemeli . edep , ahlâk, Erdem kuralları ile yetiştirilmeli. Nezaket kuraları , edebi kuralları ile yetiştirilmeli. 

 

Cahil diploma lı bir nesil yetiştirmek istemiyorsanız, ezber eğitim sistemini terk ediniz. Düşünmeyi , sorgulama yı bilen, öreten , yeni farklı düşünmeyi öğrenen , yaratıcı, yetenek, aklını kulanmayı bilen bir bilgi ile donatınız....

Düz mantığı terk ediniz....

 

Sokaktan başı boş ve bomboş gezen bir gençlik değil , kütüphanelerden , elinde kitapla gezen , Labatuvar da araştırma yapan , okuyan , düşünen, sorgulayan , yeni fikirler üreten , özel yeteneklerini geliştiren, özel yetenek lerin den meslek yaratan bir gençlik dileğimle....

 

Eğitim sistemi , Ortaçağından çıkıp , medeni, çağdaş, daima illeri , bilim , ilim teknik teknoloji düzeyine çıkmalı, ezber mantığını bırakıp, yaratıcı, olmalı....

 

Yeni Eğitim ve öğretim yılını tüm öğrençi ve eğitimçilerimize başarılar diler , cahil Diplomalı nesillerin yetiştirmeme umuduyla. Düşünerek, Anlayarak , sorgulayarak , kur'anın İlâhî ilk emri ile daima " OKU, OKU, OKU......."

 

                                                ( 9 Eylül 2019 )

 

                                           Hüseyin TURHAL

Devamı
EMPERALİZİM TÜRKİYE ÜZERİNDE Ki OYUNU

EMPERALİZİM TÜRKİYE ÜZERİNDE Ki OYUNU

 

    Bu makalemizden , Dış güçlerin , Türkiye Cumhuriyetini ortada kaldırmak için yaptığı oyunlarını teorik olarak irdeleyecegiz...

 

Yahudi Emperyalist güçlerin, Türkiye Cumhuriyetini, ortada kaldırmak için ve Ortadoğu'da yaşanan oyunların bu emellerine ulaşmak için zemin hazırlığıdır.

 

Kurtuluş Savaşı'nda , galip gelemeyen Emperyalist güçler , Türkiye yı içten yıkmak için, Dini ve ikdidarı kullanarak hedeflerine ulaşmak için stratejik politikalar yapmaktadır.

 

Yahudi ve İngilizler, Türkiye de , yüzlerce dini Tarikatlar ve cemaat ler kurdular, burada İslâmî dini maskesi altında, Kur'an dışı , hurafe savsata rivayet imtasyon hadisler ile , Arap dincilik ile müslüman çocuklarını zehirliyorlar, Şeriat Devleti kurma bahanesiyle, Türkiye de iç savaş , mezhep kavgaları çıkartma , ile halkı devlete düşman etme , pılanları vardır..

 

Türkiye halkını, önçe Dini tarikat cemaat lerinde, Dini kullanarak, Kur'an dışı hurafe savsata rivayet imtasyon hadisler , masallar ile ,kindar bir nesil yetiştirmek, şeriat devleti vaat ederek , müslümanları , Cumhuriyet rejiminin de soğutmak , putperest Tapınakci mitolojik dincilik dayatarak , Müslüman ları ,bilimden, teknoloji den , sanatdan soğutarak. Güçsüz kılmak, ikdidarı kullanarak, dini mabetleri yapmak, Fabrika yapmamak ile yoksuluk, sefalet işsizlik yaratarak, kaos ortamı hazırlamak için , politika lar yapılmaktadır.

 

Ordadoğu da , petrol ve Zengin madenleri yağmalamak için, anarşi gurupları yetiştirerek, oraya müdahale etmek suretiyle , kapitalizmi hakim kılmak için savaş çıkartmak, Ortadoğu'da ki insanları , Türkiye ye zorlamak ve Türkiye yı Suriye , Afkanistan, Pakistan , ırak gibi yapmak için. Türkiye ye güç etmelerini dayatıyorlar...

 

Türkiye deki Suriyelileri , Afkanları, radikal yahudi dinçileri , silahlandırıp , şeriat devleti istiyoruz deyip, sokakta , mezhep çatışmaları ile halkı ve devleti birbirine kırdıracaklar, Atatürk büstlerine saldıracaklar , Cumhuriyet rejimini ordadan kaldırmak için , şeriat naraları atacaklar..

 

Türkiye Cumhuriyetini yıkıp şeriat devleti kuracaklar, Bilimi, teknoloji ve sanatı ortadan kaldıracaklar, Arap yahudi şeriatı getirip , insanları , Asacaklalar , kesecekler, Recm taşlama ve kırpaçlama , kele , kesme , ayak kesme, kol kesme. Vandalizm hakim olacak, Dini kullanarak müslüman toplumunu perişan edecekler...

 

Yahudi ve Emperyalist güçler, önçe Türkiye yı Arap yahudi şeriatına sokacak, Pakistan, Afkanistan gibi yapacak, sonrada ben buraya Demokrasi gütürecem diyerek , Türkiye yı işgal edecekler. Amerika, İngiltere, Almanya, Rusya, Yunanistan ve Tüm Avrupa Devletleri , Türkiye yı bomba yağmuruna tutacaklar, ve bu şekilde Anadolu ya çökecekler...

 

Unutma önce Türkiye yı şeriat devleti yapacaklar , Sonra Büyük İsrail devletini kuracaklar.. 

 

Uyan Ey Türkiye , uyan Ey müslüman lar , oyun büyük , oyun içinde oyun var. 

 

Kurtuluş yolu, İlim dır, Bilim dır, Teknoloji ve milli ekonomi modeli dır. Kurtuluş yolu Atatürk'ün gösterdiği hedefidir...

 

                            ( 29 Temmuz 2021 )

 

                             Hüseyin TURHAL

Devamı
MUNZUR BABA EFSANESİ

MUNZUR BABA EFSANESİ

 

     Bu yazımızda , Dersim de, Ovacıkta yaşamış bir ermişin , kaybolmuş tarihinin ve bu güne kadar doğru anlatılmayan Munzur Baba'nın gerçek hayatında bir kesit sizlere sunacağız, okuyanlara sırı esrar ayan olsun...

 

 Ovacık sarp dağların eteğinde , Kureyşan ocağına bağlı şirin bir köy vardı, bu köyde Ali adında bir çobanın , Fatma adında bir kızı vardı. Bu kız boyu uzun sırma saçlı , dişleri Mercan, dudakları kiraz rengi , yüzü cemali ay parçası misali ışık saçıyordu..

 

Fatma bir gün , Ovacık dağların eteğinde , kuzuları otlatırken , gökden bir duman yere indi ve bu dumanın içerisinde Bir ışık parladı , ve kızın bulunduğu mekan adeta bir nur ile kandil gibi ışık ile doldu ve bu ışığın içerisinde, ak saçlı, boyu uzun bir Dede göründü, ve kıza "korkma yavrum , ben sana nur topu ve bu ovacığı kurtaracak bir çocuk verecem der, kıza doğru gelir, cebinde kıpkırmızı bir elma çıkartır kıza uzatarak , al yavrum bu elmayı ye , bu elma sayesinde , üzerine kutsal ruh gelecektir. Sen hamile kalacaksın, 7 aylık hamile kaldıktan sonra öleceksin, ama çocuğunu mezarda doğuracaksın, bu çoçuğa Munzur ismi vereceksin, bu çocuk Dersimi kurtaracaktır.." der ve ortadan kaybolur...

 

Fatma bu elmayı ağzına götürerek, elmayı dişler ve tadına bakar ve bir miktarını yutar yutmaz , özerine parlak bir ışık iner , yüreğinde, bir ferahlık hisseder. 

 

Fatma, ovacığın yaylasında , kuzularını otlatır ve gün gitikçe Fatmada bir değişiklik olur, kilo almaya başlar ve gün gün karnı şişmeye başlar ve bu beden değişikliği köyünün gözüne çarpar ve köyde dedikodu başlar , bu dedikodu , köyün Kureyşan ocağına ve köyün ağasına kadar yayılır.. ve Fatma yı cem ibadetlerine almazlar , bunu gören köyün ağası , Fatma yı cem evine çağırıp , Dara çekip , sorguya alır. Köyün ağası Cem evin pirlerin huzurunda kıza sorar, "Fatma Sen hamilesin bunu gözlerimizle görüyoruz , bize doğrusunu anlat , sen kiminle oldun, bize söyle , seni rızanla onunla evlendirelim" der. Fatma kız ağaya dönerek, " Ağam ben kimseyle yatmadım, bir gün ormanda kuzuların önünde iken, birden gökten bir duman çöktü ve içerisinde Bir ışık parladı ve bu ışığın içerisinde ak saçlı boyu uzun bir Dede göründü ve bana kıpkırmızı bir elma verdi, bu elmayı yersen , bir çocuğun olacak ve 7 aylıkken sen öleceksin dedi ve bu çocuk mezarda doğacak, bu çocuğun adını Munzur koyacaksınız bu çoçuk , ovacığı kurtaracak dır" dedi ama Cemdeki cemat buna inanmadı.

 

Köyün ağası, Cemdeki cemata, bu kıza kimse zarar sakın vermesin der. Ama köylü kıza inanmaz ve hep soğuk bakarlar, kıza hep alay ederler, kızı hor görürler, kız gözü yaşlı kulübesine döner , derdini kuzularına anlatır , kuzularla ağlaşır meleşir. Bu arada baya zaman geçer ve gün gelir, kız 7 aylıkken bir den ölür, köylü bu kız zina eti diye mezarını kazmaya bile gitmezler, köyün ağası adamlarıyla bu kızı gömerler...

 

İki ay dolduğunda, köylü mezarlık yanında ki patika yoldan işe giderken, mezarlık da bir çocuk sesi, ağlayışını duyarlar ve korku panik içerinde ordan koşarak uzaklaşırlar ve tez haberini ağaya anlatırlar...

Hemen köyün ağası, köylü ile birlikte, mezarlığa koşar, ve Fatma'nın mezarını Acarlar ki ne görsün , nur topu bir bebek Annesinin göğsünü emiyor, Ağa hemen çoçuğu bir beze sarıp konağına götürüyor, bu yaşanan hadise karşısında köylü şok oluyor ve baştan Fatmaya inanmadıkları için çok üzüntü duyuyorlar..

 

Köyün ağası , bu çoçuğa Munzur adını veriyor, bu çocuk 7 yaşına geldiğinde , Ağa'nın kuzularına bakıyor , ve ağanın yanında çobanlık olarak yetişiyor, Munzur 20 yaşlarına geliyor, boyu uzun , yüzü cemali ay nur gibi parlak ışık saçıyor, Munzur Ağaya çobanlık ediyor , Dersim'in yüksek dağların eteğinde ve elinde püskülü Bir saz ile yanık yanık semah türkülerini ile , Dersim dağlarını inletiriyor...

 

Dersim'in, Ovacık mast mavi bir gölet, büyük bir su denizi, çevresindeki sarp kayalık yem yeşil bin çeşit bitki ürtüsü ile kaplı , adeta bir cennet vadisi...

 

Dersim'in, Ovacık dağların zirvesine, kapkaranlık bir bulut kaplıyor ve Ovacık göleti kuruyor, o mast mavi su göleti adeta buhar oluyor, kızgın bir güneş sıcaklığı başlıyor , otlar, çeşmeler kuruyor, hızlı bir kuraklık dönemi başlıyor, koyunlar aç, susuz, insanlar çaresiz ağlıyor, köyün ağası boynunu bökerek kurtar bizi ey Munzur diye feryat ile haykırdı...

 

Munzur elinde , bir bakraç dolu süt sağmıştı, Ağa'nın bu feryadına dayanmadı , elindeki süt dolu bakraç ile , munzur dağın eteğinde koşmaya başladı ve dediki Munzur: " Ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azım hü hü hü" diye bağırdı , Munzur dağları inim inim inledi. Munzur koşmayı devam eti, koştukça bakraç daki süt saçıldı döküldü, her yere dökülen sütün yerinde , bembeyaz sular fışkırdı, Munzur 40 adım atı her adımda dökülen süt pınar şeklinde su fışkırdı, Munzur , dağın eteğinde , sırı esrar olup , kayıplara karıştı...

Ovacık Dersim Munzur ile hayat buldu, yaşam buldu...

Munzur suyu size abıhayat olsun, Dertlerinize şifa olsun, Marzlı gönlünüze Derman olsun, dileklerinize dualarınıza kabul ve makbul olsun, 

İlmî havvas da Munzur Baba ayan oldu sırı hakikat kaleme geldi okuyanlara aşk olsun , gerçek erenlerin sırı esrarına hü...

 

                                        Hüseyin TURHAL

Devamı
FAKİR NEDEN FAKİRDİR?

FAKİR NEDEN FAKİRDİR?

 

   Bu yazımızdan fakir insanların dünyasına yolculuk edelim. Fakir neden fakirdir? Sorusunu buradan irdeleyerek fakirliğin nedenlerini ortaya dökeceğiz...

 

Çevremizde, bazı insanlar çok Zengin ve lüks hayat yaşarken, neden bazı kişiler, hayatı yoksuluk Sefalet içerisinde geçer? Sorusunun cevabını burada yanıt vermeye bulacağız.

 

Fakir insanlar, ilk baştan düşünce de Fakir dır. İleriyi ve yarını düşünmezler, ve kitap okumazlar , bilgi araştırma yapmazlar, kendini geliştirmek ve değiştirmek istemezler. Fakirler , iş kurmak ve yatırım yapmak gibi bir düşünce içerisine girmezler. Fakir hep , birileri kendisine iş versin isterler, sorumluluk almaktan kaçarlar, çünkü rahatına düşkün ve kaybetmek den korktukları için , yatırım ve girişimcilik de çekinirler riski göze almazlar, bundan dolayı hep işçi veya işsiz kalırlar , yoksuluk Sefalet içerisinde Yaşarlar...

 

Fakir kitap okumaz , fakir sanat ile uğraşmaz, fakir ekonomi ve paranın kuralını bilmez, fakir elindeki parayı nasıl değerlendireceğini bilmez. Fakir , döviz , gayrimenkul yatırımı bilmez. Fakir Borsa yatırımı bilmez , fakir tek bir kaynak da para kazanmaya bakar, kendine farklı kaynaklar aramaz. Fakir bilek gücü ile para kazanmaya çalışır ama hiç bir zaman beyin akıl gücüyle para kazanmayı aklı etmez...

 

Fakir , dedikodu yapar , kıskançlık ve çekememezlik yapar , kibir yapar , başarılı kişileri kıskanır, ve ilim bilim teknoloji Sanat ile uğraşmaz, fakir genellikle , hurafe savsata rivayet mitolojik hikayeler ile kaderçilik anlayışı ile kendini avutur. Başarmak için bir müçadaleye girmez... Fakir insanlar kavgacı dır. Bir çeviz kapuğunu doldurmayacak konular üzerinde kavga eder. Fakir insanlar da güvensizlik duygusu hakimdir. Birbirine güvenmezler , ortaklaşa iş kurmazlar , paylaşım da kavgacı olurlar..

 

Fakirler Ömür boyunca, para için çalışır ama Ömür boyunca para ya sahip olamazlar. Ama zenginler para için çalışmaz , para zengine çalışır , birde fakir zengine çalışır. Fakir kendine değil de, zenginlere çalıştığı için , zengini daha zengin ve kendisinide daha yoksul fakir eder.

 

Fakirlerin neden yoksul olduklarını tam anlaşılsın diye , zenginlerin kurallarını da ekleyerek konuyu geniş bir yelpazede ek olarak derinliğine irdeleyelim..

 

Zenginler, ilk olarak bilgiye yatırım yaparlar. Bilgi olmadan başarı elden etmek mümkün değildir. Ondan dolayı zenginler , okul okumazlar memur olmak için, zenginler iş adamı ve patron ve işini büyütmek için çok kitap okurlar , bilgiye yatırım yaparlar. Ekonomi, siyaset ve sanatı gündemi takip ederler, bilek ile değil akıl ve beyin gücünü çalıştırırlar . Zenginler, Bilgiye yatırım yapar ve çok sabreder, yatırım da riski göze alırlar , geleceğe dönük yatırım yaparlar , tek bir dalda değil, bir çok farklı kaynaktan aktif kazançlar sağlarlar, zenginler, Tarlaya , Arsaya, Borsa hisse senetlerine , Döviz gayrimenkul ve Sanata , sanat eserlerine , yatırım yapar. Kiripto borsasına yatırım yapar. Sanayi üretime yatırım yapar .

 

Fakir, insanlar da dayanışma kültürü yok, birbirine güvenme ortaklaşa iş açma yok. Kitap okuma yok. Sabır yok , riski göze alma yok, girişimcilik yatırım ruhu yok. mücadele yok, aklını kulanma fikir üretme yok , fakir insanlar da kaderçilik anlayışı ve kölelik ruhu var, korku kültürü var, Cesaret yoktur . Fakir insanlar da, ilim bilim teknoloji ve sanat yoktur. Fakirin dünyasında, hurafe, savsata rivayet, mitolojik hikayeler ve hayalperest ve kaderçilik anlayışı var. Kölelik ruhu var. Mücadele yoktur. Ömür boyu köle gibi çalışma ve hayatı yoksuluk, sefalet ve işsizlik...

 

Zenginliğe giden yol, bilgi, sabır, riski göze almak, umudunu kaybetmemek , paranın kuralını bilmek, yatırımcı olmak , kitap okumak, Deneyim kazanmak, ileriyi görmek , sadece Kendi işini yapmak , kendine çalışmak.. Kaybetmeye dayanamıyorsan , bütün zenginlik kapıları sana kilitlidir.!

 

                                            ( 7 Temmuz 2021 )

 

                                           Hüseyin TURHAL

Devamı
TÜTÜNÜME DOKUNMA

TÜTÜNÜME DOKUNMA ! (ŞİİR)

 

Gelinlik kızların, çeyiz parası, 

Askerlik Ocağından, harçlık parası, 

Öğrençinin masrafı, esnafın can parası, 

Sarı altın tütünüme dokunma...!

 

Nasırlı ellerle , toprağa dikilir, 

Geçenin şafağından , tarlada biçilir, 

El emeği , göz nuru iplikle dizilir , 

Yeşil altın tütünüme dokunma. ..!

 

Adıyamanın tek kaynağı nefesi, 

Yoksulun köylünün emekçinin emeği, 

Çilekeş Adıyamanın, alın terisi...

Şah damarım olan , tütünüme dokunma..!

 

Buram buram tütün kokar Adıyaman, 

Bir aşktır, bir sevdadır tütün Adıyaman, 

Yoksulun ocağından aş, derdime derman, 

Soframın tuzu olan, tütünüme dokunma..!

 

Emperalizim tütünüme, göz koyup bakıyor , 

Yahudiler , tütünüme el koyup alıyor...!

Marketlerden kendi paketlerini satıyor...

Yerli olan , milli tütünüme dokunma. ..!

 

Aşık TURHAL ' ın elleri tütün sakızı, 

Ekmeğime göz diken kapitalist hırsızı , 

Amerikan sigarasını, satıyor Gavur un kızı, 

Tütün vatandır , tütünüme dokunma...!

 

      ( 4 Ekim 2017 )

 

       Hüseyin TURHAL / ADIYAMAN

Devamı
NEMRUDUN ATEŞİ HALA YANIYOR

NEMRUDUN ATEŞİ HALA YANIYOR!

 

 Dinler Tarihinin gizemli yüzünü irdelediğimizden, İlkel dinlerin ve semavi dinlerin doğuşuyla, Dine karşı Din çatışması ile İnsan oğlunun Din adına yaptığı zülüm vahşet , bu gün ortaya çıkmış bir vaka değildir...

 

İlkel Dinlerden çok Tanrılı Dinler, Tapınaklardan, ve Tek Tanrılı Dinlerin doğuşu ile , Kendi put Tanrılarını inançlarını koruma uğruna, Din adına , inanç adına, Tanrılar adına, insan oğlu birbirine düşman oldu , birbirini acımasızca işkençelerle öldürdüler. ...

 

Tarihin barbar karanlık dönemden, Hurafe nin, savsata nın, Çok Tanrılı ilkel mitolojik geleneksel dinler Döneminde , putperest Tapınak ziynetine karşı , ilahi ışıkla Doğan Hz. İbrahim , bu putperest Tapınak mitolojik Dinlere karşı, Hak Dini anlatması yla, putperest Tapınak ile çatışması , putperest Tapınak Topluluğu, kendi Tanrısal putlarını korumak için, Hz. İbrahim ile mücadale etiler ve o dönemin putperest Tanrısı, kendini Tanrı ilan eden kıral Nemrut , Kendi Tanrılarına karşı tehtit gören , Hz. İbrahimi , tutukladı ve işkençe eti ve daha sonra Diri diri ateşe atı....

 

Dinler Tarihini irdelemeye çalıştığımızdan , daha niçe korkunç vahşet vakalara dolu olduğunu görürsünüz , 2000 yılık Roma imparatorluğuna baktığımızdan, Dinler çatışmasını görürüz , Roma kıralların Hz. İsa ya yaptığı zülüm ve Hz. İsayı takip eden İseviler (Hırıstiyanlar) bu insanlara vahşi işkençeler yapıldı, Roma imparatorluğu 300 yıl boyunça İsevilere, yani Hırıstiyan lara zülüm yaptı, katliyam yaptı, işkençeler yaptı, Hz. İsayı Takip edenleri diri diri ateşlere atıldı. İncil kitapları toplatıldı ve ateşlere atılarak yakıldı....

 

1400 yılık İslam Tarihine baktığımızdan, islamın doğuşu ile, Ortaçağın müşriklerin geleneksel Dinlerini inançlarını uğruna, islam Dini ile çatıştılar , Müşrikler Hz. Muhammed'e karşı kendi dinsel geleneksel inanç larını yaşatmak için , yeni Doğan İslam Dinine karşı acımasız girişimlerden bulundular , Kerbela vakasıyla, İslam Dinine büyük darbe vurdular , peygamberin ev halkını, çoçuklarını, Torunlarını kılıçtan geçirdiler, Kur'anı Kılıçlar ile parçaladılar, Hz. Muhammed in Ehli-Beyt hanedanına zülümler yaptılar, müşrikler islam Dinini ele geçirerek, müslüman maskesi altından saltanat sürerek, ikdidarlaşarak , gerçek İslama, müslüman a zülümler yaptılar, Kur'anı Devre dışı bırakıp, Rivayet geleneksel ve Düzmece ilmihal kitaplar yazarak, peygamber adına binlerce söz , iftira niteliğinde, imtasyon hadisler düzerek, müslüman dünyasına, kin nefret fitneçiliği yaydılar , Dinçilik kisvesi altından, islam Dinine büyük zülümler yaptılar, müslümanı müslümana düşman etiler, islam Dinini fıkralara böldüler....

 

2 Temmuz 1993 Tarihinde, ortaçağın Putperest Tapınak ziyneti yine devam etiğini görmekteyiz. Din adına, inanç adına , zülüm Diri diri insanı yakmak, barbarlığı , Nemrudun Ateşini görmekteyiz. ...

Hangi Dinde var insanı yakmak? 

İnsanı yakmak, Din adına, inanç adına insanı insanı öldürmek hangi dinde var? 

Tevrat dan mı? Zebur dan mı? İncil den mi? Kur'an dan mı? Hangi kitaptan? Hangi ayeten? Hangi kutsal kitap dan derki , Din adına birbirinizi öldürün? ....

 

2 Temmuz 1993 de , Din adına , inanç adına 35 can diri diri yakıldı , kimisi yazar , kimisi şair kimisi ozan, kimisi düşünür , hepsi aydın insanlar....

Din adına insanı yakanlar Nemrudun Torunlarıdır. Din adına insanı öldürenler Firavunun çoçuklarıdır , müşriklerin özelikleridir....

Hiç bir peygamber, Din adına insanı öldürmemiştir. İnsana işkençe etmemiştir. Hiç bir insanı Dine zorlamamıştır....

Peygamberlerin vefatından sonra, müşrikler ve insanlar Din adına birbirine zülüm etmiştir. kırallar, hükümdarlar , dini kulanarak, Din maskesi altından, halkı savaşa sokmuş , bir çok ülkeyi talan etmiştir. ..!

 

4 kutsal kitapları incelediğimizden , Tevrat olsun , Zebur olsun , İncil olsun ve Kur'an olsun , hiç birinden , ey insanlar, senin inançından olmayını öldürün diye bir ayet bulamasınız. Dinden inançtan zorlama yoktur.. bu 4 kutsal kitap dan barış var , sevgi var... bu 4 kitabı hiç anlayarak okudunuzmu?....

 

Yeryüzünde, bütün insanlar Ademin evladı değilmi? Bütün canlı cansız Allah'ın eseri değilmi?..

Kur'anın hangi Ayetinde , sen sağcısın sen solcusun der..?

Hangi ayetinde , sen Sunisin, sen Alevisin, Şafisin der..? Hiç bir Kutsal kitap dan böyle bir şey yoktur... insanın insana düşman olması, bir birine karşı kin nefret kusması , Din adına , farklı inançlara karışması , Dindarlık değildir. İnsanları inançlara zorlamak, Dine hizmet değildir. Din adına , insanlara zülüm yapmak, insana sevap kazandırmaz. ... gerçek din insana bunları yaptırmaz , bunu ançak şeytan yapar...

 

Allah'ın Dininde SEVGİ var , Eğer sizin dininizde , inançınızdan sevgi yoksa , yetmiş iki buçuk milleti sevmiyorsanız , farklı inançlara saygı duymuyorsanız , sizin Dininiz Allah'ın Dini değil , şeytanın dinidir. ..

 

Allah'a hizmet , insana hizmet. ..

İnançınızı, Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an ışığından sorgulayıp gerçek Dinleri kutsal kitap lar dan öğrenip ve Dini , Dili, ırkı ne olursa olsun, bütün insanları sevgi ile kuçaklayıp ve Nemrudun Ateşine , suyu dökün , hiç bir can birdaha yanmasın.....

 

                                     ( 2 Temmuz 2019 )

 

                                     Hüseyin TURHAL

Devamı
AHLAKİ ÇÖKÜŞ

AHLÂKÎ ÇÖKÜŞ

 

 Son bir kaç yıldır, Türkiye'nin bir dört köşesinde , toplumun içerisinde, ahlâk yozlaşması ve Aile örf adetlerinde sarsılma ve vicdanlardan cürüme , cinsel sapkınlığı , bir enkazla karşıkarşıyayız...!

 

Toplumdan neler oluyor? Bu bilim teknoloji çağından , neden toplumdan ahlak çöktü? Neden insanlar hayvanlardan daha aşağı bir bataklığa saplandı? İnsanlar neden vicdan duygusunu yitirdi? 

 

Gazetelerden, sapkınlık haberleri okumaktan bıktık , Lut kavmini aratmayacak, sapkınlık her yerden hortlanmakta , çoçuk , genç demeden, hayvan demeden, saldırganlık, tecavüz öldürme başını almış gidiyor....

Okuldan, çoçuk yurdundan, vakıflardan , Derneklerden , kur'an kurslardan , sokaktan her yerden çoçuk istismarı, erkek, kız çoçuk demeden, taciz, tecavüz başını almış gidiyor. çoçuk evlilikleri, hayvana tecavüz ve şidet , her taraftan sapkınlık fışkırıyor.... her taraftan çoçuk çığlıkları. ..imdat imdat diye haykıran sesler. ...

Bu yozlaşmış , ahlakı bozulmuş, hasta toplum dan, neden adalet suskun? Neden piskoloklar suskun, ilim adamlar sesiz ? Bu ahlaksızlığa bu toplum neden tepkisiz..? 

 

TV'lerden , ahlaki dışı , Diziler, filimler, programlar, pornofik içerikli yayınlar , magazin programları, sosyal medyada ahlâk dışı yayınlar ile Toplumuzun yediden yetmişe kadar tüm insanlarımızın ahlakını yozlaşmakta , manevi değerlerimizi, zedelemekte....

 

Okullarda sağlıklı bir cinsel eğitimi yoksun, Aile sağlık cinsel eğitimi sıfır . çoçuklar sokaklarda merdiven altı kulaktan duyma içerikli cinsel sözlerle, yanlış bir karanlığın içine sürülmektedir. ve bataklığa düşmektedir. Ve Anne Babaların evliliği zorlaştırarak, 100 000 tl ye düğün masrafı çıkartarak , evliliği sevgiden uzak paraya pula dökerek, gençlerin önünü kapatarak, çoçukları zinaya iterek, bataklığa sürmektedir. Çocuklarının geleçeğini kendi eliyle karartmaktadır....

 

Kin nefret kibir başını almış gidiyor . kıskanma çekememezlik başını almış gidiyor. Kardeş kardeşe düşman, komşu komşuya düşman, kardeş kardeşinin malına toprağına göz koymakta , hırs , para hırsı dünya malına tapma, gözü doymama , talan, yağma , hak hukuk yeme , zülüm haksızlık başını almış gidiyor. ...

Dini var , ama imanı vicdanı yok , ibadet ediyor ama , hırsızlık, dolandırıcılık, sahtekarlık, yolsuzluk, düzen bazlık, zina , tecavüz zülüm ölüm de yapıyor. ..

Tüm manevi değerler ayaklar altında , yozlaşma devam ediyor....!

 

Dini imanı var ama , ahlakı yok , Edep haya yok, Namus diyor ama hertürlü ahlaksızlık namusuzluk yapıyor... sokaklar sapkınlığa batmış, insani duygularını yitirmiş, çanilerle dolu , erkek çoçukları, kız çoçukları hedefteler , Lut kavmin de görülmemiş, kundaktaki bebekler bile hedefteler !...çok vahim bir yozlaşmış ahlaki çökmüş , sapık tayfalarla karşıkarşıyayız...

 

Ey Adalet, Ey sivil toplum kuruluşları, Ey Eğitimciler, Ey psikologlar, Ey Sosyolog lar , Ey ilim bilim adamları, Ey Din Adamları, ses verin , bu yozlaşma ya dur deyin, bu bataklığı kurutun bu hasta toplumları tedavi ediniz...

 

Sağlıklı bir eğitim ile , bu ahlaki çöküş enkazından kurtulma dileğimle....

Artık bu ahlaksızlık yeter......

 

                                    ( 3 Ağustos 2019 )

 

                                Hüseyin TURHAL

Devamı
KARA ÇARŞAFIN PEÇENİN KÖKENİ

KARA ÇARŞAFIN PEÇENİN KÖKENİ

 

   İslamdan ve Hıristiyan lıktan önçe , bütün dinlerin özerine karabasan gibi sinmiş olan , bütün dinlerin içerisinde kendine yer bulan bu kara çarşafın tarihçesini irdeleyeceğiz. ..

 

kur'anda ve İncil den olmayan, bu giyim tarzı , Hırıstiyan ve Müslüman dininde kendine yer bulan kara çarşaf peçe nin , Arkeolojik veriler ışığından mitolojik ilkel dinlerden tutun , farklı evreler içerisinden günümüze kadar gelen bu örtünme tarzını kısaca irdeleyerek, inçelemek elzemdir. ..

 

İlahi dinler , ışıktır , nurdur , aydınlıktır, peki bu dinlerin içine giren karanlık kara çarşaf nedir?

Karabasan, şeytan şeklini andıran çarşaf neyi sempolize ediyor? Şeytanın Nuru karanlıktır, şeytan karanlıktan yaşar , karanlıktan şeytan ifrit , cin davetler, büyüler , yapılır, karanlıkta şeytan ayinleri yapılır , peki nedir bu karanlık çarşaf? Dinlerin içine çöken bu karanlık nedir?

Amacımız herhangi dinlerin kıyafetlerini, ahşağlamak değil , üstü ürtülmüş gerçeklerin doğruları bulmak....

 

Arkeoloji bilimin verilerine bakıldığından , bu kara çarşafın tarihçesini, kökenini, sümer , mısır , Tevrat, sabi , pers , Grek , Asur, Roma , yunan da görmekteyiz . İlkel tapınak lardan tutun , yahudilik tapınaklarından ve Hırıstiyan ve Arap İslamı kuşatarak günümüze kadar gelmiş, geçmişi karanlıklarla dolu her dinden , her inançtan kendine yer bulmuş tabulaşmış dinsel bir örtünmeye bürünerek , dokunulmaz bir kimlik haline gelmiştir. ...

 

Arkeoloji bilimin ışığından baktığımızdan, sümer döneminde , kara çarşaf, soylu ve fahişelik meslek haline gelmiş ve fahişeleri birbirinden ayırmak için ve Tapınak daki Tanrıların uğruna özel seçilmiş kişilerin simgesel örtü olarak kulanıldı ve birde köleleri belirtme , şeklinide bir giyim tarzına büründü, birde Tapınak ta, falçıları, büyüçülük , şeytan ruhlar davetleri için , kara çarşaf örtüsüne bürünerek , karanlık ortamda ayinler yapma örtüsü olarakta kulanıldı....

 

Bu kara çarşafın sümerlerden başlayarak, tüm inançlara ve her dönemdeki Antik uygarlıklardan kendini yenilerek, her inançtan tabu lanarak günümüze kadar farklı anlamlar yüklenerek geldi...

Zerdüşt , sabi , yahudi kökenli Grek , yunan , tapınak hizmetçileri de , ibadet mabetlerinden aynı giysileri kulandı....

 

İsa dan önçe yaklaşık 1500'lü yıllardan tarihi sahneden zirve yapan kara çarşaf, Asur imparatorluğu kanunlarında vazgeçilmez dokunulamaz yasalarında da yer almıştır.

İncil den bu kara çarşaf olmadığı için , Hırıstiyan Tapınağında itibar görmesede , yahudi ortadoks ve Roma baskısı , Hırıstiyan lar güvenlik amaçlı, Hırıstiyan olduğunu bilinmesin diye kara çarşafın arkasına gizlenmek zorunda kaldılar, çünkü Roma ve yahudi putperest ler , isevilere yani İsa yı takip eden , Hırıstiyan lara baskı zülüm yapıyordu. ..

Hırıstiyan lar ibadetler ini gizliçe yeraltı kiliselerden yapıyorlardı, kara çarşaf içerisinde bürünerek , hırıstiyan olduğunu anlaşılmasın diye bu giyim tarzla yahudi ortadoks tapınak şeriatında ve katı Roma baskısında korundular ama uzun bir süreçte asimlasyon içerisinde, kara çarşafın etkisinde kaldılar...

 

Bu kara çarşafın Arap yarım adasında altın çağ yaşadı , Arapların kara çarşaf ve peçe ile tanışması , onlar için bir devrim olmuştur.. çünkü Arap yarım adası, kızgın güneş ve çöl topraklardan , çöl rüzgarlarına karşı korumak için bu kara çarşaf vazgeçilmez bulunmaz bir koruyucu oldu...

Arap kadınları ve erkekleri , bu kara çarşafı giyerek, çöl rüzgarlarına karşı, güneşin kızgınlığına karşı , böçek , Akreplere karşı koruma , kendini gövende hisetme olarak gördüler, ve bu çarşafa öyle sarıldılarki , kendi dinsel değerlerin içene soktular....

 

Bu kara çarşaf bir zinçirleme gibi , bütün dinlerin inançların içerisinde gizlenerek, yenilenerek her uygarlıktan kendine yer bularak gönümüze kadar geldi . bu uzun sürecten , Araplar dan da , islamı kabul eden Türklere geçti. ...

 

Osmanlı İmparatorluğunda yer almayan kara çarşaf ve peçe dinsel hareketle , içerisinde kendine yer buldu . bu kara çarşafı , hem kadın hem de erkek giyiyordu , hangisi kadın hangisi erkek olduğunu beli olmadığı için , ve kur'anda böyle bir giyim tarzı olmadığı için , osmanlı imparatorluğu padişahı, 2. Abdülhamid Han bir ferman çıkartarak , kara çarşafı yasaklar...

 

Kur'an da Nur süresi, 31. Ayetinde , örtünmeyle ilgili bilgi vermektedir, buradaki örtünme kara çarşaf ve peçe tarzı değildir... buradaki , nahmarem yerlerini örtmek, ifetini örtmek anlamında kulanılmıştır.... ahlâk örtüsü...

 

Binlerce yıllık her uygarlıktan kendine yer bularak gönümüze kadar değişim süreçler geçirerek, her dönemde farklı anlamlar taşıyarak ve dinsel geleneksel inanç tabulaşarak, günümüze kadar gelip ve hala yaşamaktadır....

İnçil ve Kur'an da olmadığı halde, bu kara çarşaf Hırıstiyan ve Müslüman aleminde geçerliliğini korumaktadır....

 

İnançlarımızı , Dinimizi, taştan , putan , çarşaftan değil , kutsal kitap lardan, gönlümüzden , riyadan gösterişten uzak öğrenerek yaşamak dileğimle... geçmişi geleceğe küprü kurarak, saklı gizemli Antik tarihini irdeleyerek, Hakikatın esrarın a erişmek ümüdiyle, karanlıktan aydınlığa çıkma ümüdiyle...

 

                                     ( 26 Şubat 2019 )

 

                                     Hüseyin TURHAL

Devamı
AĞLADI (şiir)

AĞLADI 

 

Kaz dağını, kaz gibi yoldular, 

Dallar kırıldı, yaprak ağladı. 

Çiçekleri, gülleri kopardılar, 

Ağaçların kabuğunda arı ağladı. 

 

Altın için, ormanlar kesildi, 

Böcekler kelebekler ezildi, 

Tabiatın dengesi sarsıldı, 

Gülün dalında, bülbül ağladı . 

 

Niçe niçe orman yaktılar, 

Yerine apartman vila diktiler, 

Karıncaların yuvasını dağıtılar, 

Sincaplar sokakta, hüngür ağladı. 

 

Ormanda Tavşanlar koşmuyor, 

Bağrında Kınalı keklik ötmüyor, 

Turnalar diyarlara, göç ediyor, 

Orman çöl oldu, Geyikler ağladı.

 

Aşık TURHAL ' der ah kaz dağlar, 

Ağaçlar kesildi, Yüreğimiz yanar, 

Selvi boylu Fidanları, kesti baltalar, 

Yapraklar düştü, melekler ağladı. 

 

                           ( 7 Ağustos 2019 )

 

                         Hüseyin TURHAL

Devamı
MUHTAR ( şiir)

MUHTAR

 

Köyün yaylasını gizliçe satar , 

Üç beş kuruş alır , takla atar , 

Eşeği boyatıp , inek diye satar , 

Şeytanın tersi mühürlü muhtar.

 

İşi güçü insanı gamazlık , 

Tiçareten hile , hokabazlık , 

Siyasetten yalan dolan canbazlık , 

Şeytanın kuyruğu mühürlü muhtar.

 

Fakire çıkan , erzağa konar , 

Yardım fondaki parayı aklar , 

Yoksulu , yetimi zayıfı soyar , 

Şeytanın dostu mühürlü muhtar.

 

Ağalara beylere yalakacı , 

Mahkemede şahit yalancı, 

Şeytanla bazarlık yapar hacı,

Şeytanlar başkanı mühürlü muhtar.

 

Aşık TURHAL , sende ol muhtar , 

Cık ekrana Reha Muhtar , 

Muhtar köyün anasını satar , 

Sen ne anasının gözüsün muhtar.

 

                               ( 12 Mart 2020 )

 

                        Hüseyin TURHAL

Devamı
ADIYAMAN SANATSIZ KALDI

ADIYAMAN SANATSIZ KALDI

 

   Türkiye'nin en güzel huzur Barış kenti olan Adıyaman çözüm bulunmayan yüzlerce sorunların da biri de sanata karşı duyarsızlık ve sanat, sanatçı konusunu buradan mercek altına alalım...

 

Sanat bir toplumun aynasıdır. Sanat olmadan sanatçıya değer verilmeden sanat olmadan bir toplum gelişmesi ve medeniyet yükselmesi olamaz.

 

Bu gün Adıyaman da sanat galerisi ve sergi alanı kültür merkezi yok. Resim ve Sanat Atölyeleri yok. Adıyaman kültür ve sanat müzesi yok. Adıyaman daki sanatçılara , yazar , şair ve gazetecilere, müzik ile uğraşanlara maddi ve manevi destek yok. Adıyaman da bir çok sanatçı maddi imkansızlık dan dolayı sanatını bırakıp gevdençilik yapmaktadır.

 

Adıyaman kadim medeniyetler şehri dır. Komegene , Nemrud Dağı antik tarihi kültürü inanç turizmi ve harika doğa kültürü zengin bir il olan Adıyaman, işsizlik , yoksuluk , varlık içinde yoksuluğa mahkum edilmiş , kaderine terkedilmiş bir ilimizdir.

 

Sanat bir güneş dır. Sanat güneşin olmadığı heryer karanlık dır . Sanat medeniyetin temelidir. Adıyaman sanatdan sınıfta kaldı. Adıyaman da sanata yatırım yapılmadı ve sanatçıya destek verilmedi. Sanat galerisi ve sergi alanı ve el sanat eserlerinin pazarlama festival ve kültür sanat etkinliği yapılmadı. Bu konudan verilen sözler hep sözde kaldı...

 

Adıyaman merkezinde meydan yok , Büyük Alış veriş merkezi park alanı yok. Aile kültür sineması, kültür sanat merkezi , sanat galerisi, konferans salonu sergi alanı, yöresel ve sanatsal ürünlerin tanıtım ve pazarlama ve kapalı halk pazarı, Tiyatro yok. Resim sanatı, hekel sanatı el işçiliği sanat Atölyesi kursiyerleri yok.. bu konudan yapılan çalışmalar sonuç fiyasko ile bitmektedir. Yetkililer artık Adıyaman'ın sorunlarına çözüm için elini taşın altına koysunlar artık. Gaziantep ve İstanbul da yatırım yapan, Adıyamanlı iş adamlarına sesleniyorum, Gelin yatırımlarınızı Adıyaman da yapınız. Adıyaman yoksul , Adıyaman işsiz ...

Adıyaman sırtında zengin olanlar, Adıyaman sırtından milletvekili olanlar, Adıyaman sırtından zengin olup , Ankara'da , İstanbul da zevkü sefa sürenler, gelin Adıyaman'ın halini bir gürün. Adıyaman hizmet bekliyor..

 

Adıyaman ançak sanayi ve sanat güneşi ile yükselecektir. Sanata yatırım yapılması umuduyla , herşey güzel Adıyaman için..

Sanata ve sanatçıya ses ver...

 

                                       ( 12 Haziran 2021 )

 

                                          Hüseyin TURHAL

Devamı
AVRUPA'DA DEFİNECİLİK

AVRUPA'DA DEFİNEÇİLİK 

 

  Bu yazımızdan , bu güne kadar Türkeyede, 5 milyon Defineçi var olmasına rağmen, Türk Defineçilerin sorunlarını, ne medya nede siyasetçi ler nede yazar çizer gazeteçi , nede arkeolog lar , göndeme getirmedikleri , Avrupa da serbest olan defineçilik. Türkiye de hala yasak olan Defeneçiliği, hem Avrupa pençeresinden hemde Türkiye pençeresinden irdeleyelim. ..

 

Avrupa ülkelerinde, Defineçilik dev bir sektör halindedir. Dedektör üreten firmalar ve dünyaya satan dedektör firmalar, bulunmak dadır. Avrupa ülkelerinde, çoçuk , kadın, kız erkek, yaşlı nine fark etmez , çoğusu Defineçilik yapmaktalar, bir metal Dedektör ile , serbestçe arazide, antik para dükülmüş tarihi değeri yüksek olan obje , eşya , para toplamak talar. Tektekçilik ile , hem hobi hem zevkli bir meslek haline döndürmüşler , bulduğu eserleri müzayedelerde milyon dolar kazanarak, koleksiyonluk ve serbest antika pazarları ile , milyon dolar para kazanmaktalar. Avrupa vatandaşı her bulduğu eserlere , devleti gerçek değerinde nakit para ve üdüller verilmekte. ..

 

Türkeye de , Defineçilik sektörüne baktığımızdan, Türkiye de Defineçilik yasak . Define aramak yasak. Define bulmak yasak. Define satmak yasak. Elinde define bulundurmak yasak. Sadece Dedektör satın almak serbest ama dedektör ile araziye çıkmak yasak. Yanında dedektör taşımak yasak..

Madem dedektör ile araziye çıkmak yasak sa neden dedektör satmak serbest? Satılan dedektör de vergi almak var. Ama bu dedektörü kulanmak yasak. Böyle bir saçmalık olabilirmi..?

 

Avrupa Defineçileri daha bilinçli ve teçrübeli, bir metal Dedektör ile, arazi yüzeyinden dökülmüş objeleri, eski paraları toplarlar , Tektekçilik yaparlar , Tarihi kültür eserlere, doğaya zarar vermeden. Tarihi yapılara zarar vermeden defineçilik işini yaparlar. ..

 

Türkiye deki Defineçiler genelde çoğunluk çahil dirler ve çahil bırakılmış, yanlış bilgi verilmiştir. Ondan dolayı karanlık güçler tarafından sümürülmekteler. Türkiye de bir çok uyducu , çupukçu , cinçi , taş kayafalçılığı yapan yerin altından tonlarca altın arayan hayal perest , dağı taşı kazan , kayaları parçalayan , antik duvarları yıkan , ruh hastası tayfalar la doludur...

 

Avrupa da defineçilik sektöründe, Dedektör satan firmalar, müşterilerine dürüst davranırlar ve doğru bilgi verirler , dedektör ün derinlik ve fiyatlarını doğru söylerler, Avrupa da dedektör ler çok uçuzdur. Ama Türkiye de öyle değil, Türkiye de 1000 tl lik bir dedektör 'ü 25 000 tl ye satıyorlar. Beş kuruş etmez çubukları, alan tarama diye 5000 tl ye satıyorlar , derinlik 50 cm geçmezken , gelen müşterilerine yalan söyleyerek, 4 metre ve 10. 15 metre derinlik hata 30 ve 40 metre derinlik çektiğini söyleyerek, defineçileri kandırıyorlar....

 

Avrupada, dedektör ile, araziye çıkmak serbest eski eşya, dökülmüş paraları, objeler bulmak toplamak koleksiyonluk yapmak müzayedelerde açık atırımda satmak serbest. Müzelere verip gerçek değerinden payını almak ve üstünde de üdül almaktalar...

Türkiye de Define aramak yasak . Serbest koleksiyonluk yasak. Elinde tarihi para obje bulundurmak yasak. Satmak yasak . Evinde bulundurmak yasak. Küflenmiş paslanmış , tarihi değeri yitirmiş, paslanmış bir çivi yi bile bulundurmak yasak Türkiye de...

Türkiye deki müzelerin depoları antik çöplüğe dünmüş durumdalar, sergilemek yok , serbest piyasada veya müzadelerde satmak yok , devletin kasasına ve vatandaşın cebine para da girmiyor , e bu depoya kaldırdığınız eserlerin kime ne faydası var? Söylermisiniz, müze depolarında çürüyen , yerin altında çürüyen , eserlerin kime ne faydası var.?

 

Avrupa vatandaşı nasıl defineçilik de para kazanıyorsa , özgürçe defineçilik yapıyorsa , niye Türk Defineçi Türk vatandaşı bu vatanın öz evladı olan, Defineçiler neden özgürçe defineçilik yapmasın?...

 

Türkiye de tektekçilik defineçilik Avrupa statüsüne kazandırılmalı ve kanunlarda düzeltme ye gidilmelidir. Türk Defineçilerin yasal hakları tanımlı, eğer defineçilik Türkiye de yasal statüsüne kazandırılsa, tarihi eser kacakçılığı ve tarihi kültür taribatı olmaz. Ve Türkiye de işizlik biter , ekonomi canlanır , hem devlet kazanır , hemde bu vatanın öz evladı defineçiler ve vatandaşı kazanır...

 

Avrupa vatandaşı kız olsun erkek olsun çoçuk olsun , eline bir metal Dedektör ile, araziye çıkıp , eski eşya arazi yüzeyinde dükülmüş sikeleri, objeleri metalleri topladığında , tarihi eser ve doğa kültür taribatı olmaz . Bulduğu eseri evinde sergileyerek, koleksiyonluk yaparak , müzayedelerde milyon dolar lara satarak, tarihi eser kacakçılığı olmaz. Bunada kimse hiç ses çıkartmaz. Ama sıra Türkiye ye geldimi, Türk Defineçileri ve vatandaşı eline bir metal Dedektör alıp araziye çıktılarmı kıyamet koparıyorlar, neymiş efenim tarihi eser kültür taribatı var , tarihi eser kacakçılığı var diye kıyamet koparıyorlar. ..

 

İslam ülkelerde define aramak yasak 

Tüm Avrupa ülkelerinde serbest...

Birazcık Adalet yahu...

 

                                     ( 6 Eylül 2020 )

 

                                   Hüseyin TURHAL

Devamı
DİNLERİN TILSIMI BOZULDU

DİNLERİN TILSIMI BOZULDU

 

  Ben on yaşında Kur'an'ı Kerimi anlayarak baştan başa okudum. Mezhep ve Tarikat kitaplarını okudum. Sünnilik Ehli sünnet kaynakları, şafilik, Alevilik ve Ehlibeyt kaynaklı kitapları okudum. Arkelojk Antik çağlardaki mitolojik inançları araştırdım okudum. İslâm, Yahudilik ve Hıristiyanlık kitapları okudum. Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an okudum. Ateistlerin kitaplarını okudum. Tasavvuf dini ilimlerini okudum...

 

Dinler tarihine baktığımızdan , putperest Tapınakci mitolojik dincilik den tutun , Tek Tanrıçılık dinlere kadar , Din insan oğluna gözyaşı kan ve zülüm den başka bir şey vermediğini görüyoruz. Dine karşı din çatışmaları, mezhep tarikat kavgaları , insan oğlunun dinsel inançlar özerinde birbirini kâfir ve gavur ilan etmesi , helal haram kavramlar üzerinde , birbirlerini suçlaması ve ceza ölüm metotları ile vahşi katliamlar soykırımlar zulüm ile dolu karanlık bir dinler tarihi ile karşıkarşıyayız...

 

Putperest Tapınakci mitolojik dincilik , güneşe, aya , yıldıza tapma, kendi elleri ile yaptığı puta tapma ve gözle görülmeyen hayali varlıklara tapma , hayvana tapma ve insana tapma, bazı nesneleri kutsal statü vererek ilah edinme , Tapınak inşah ederek dini merkezler yaparak dini evrimleştirerek insan oğlunun hayatının her yerinde varlığını sürdürmek için, aktif Tapınak dini hareket babadan oğluya peygamberlik meslek halinde sür geldi...

 

Antik çağlarda ki insan oğlu , Tanrılarını memnun etmek için, Tapınak da Tanrılarına sunak sundular, Tanrılarına insanları kurban etiler, Tapınağa Tanrılarına armağan etmek için, değerli taşlar , altın , zümrüt, elmas yakut ve para , değerli eşyaları Tapınağa bıraktılar ve yakmalı sunaklar yaptılar, güzel kokulu tütsüler yaktılar. Din adamları, Tanrıya sunulan Tapınağa halkın bıraktığı değerli eşyaları alıp o devirde lüks hayat yaşadılar, yoksul toplumu Tapınağına köle ederek , para mal mülk ganimet elde ederek , büyüdüler ve büyük görkemli Tapınaklar inşah etiler... Din adamları insanların günahını temizlemek için , para karşılığında insanları Tapınakta beli rütüel den geçirerek ,günhdan temizleme ve Cennetten arsa satma ve Tapınağa bağış sağlama ve korku kültürü ile , insanları kendi Tapınağına bağlama boyun eğdirme gibi faaliyetleri vardı...

 

Bu gün Yeni dinlerin ve eski dinlerin devamı olan inançlar zinciri , Yeni boyut değiştirerek varlığını sürdürmek dedir. Peki bu dinler insanlığa katkısı nedir? Geçmişi kan ve savaş ile zulüm ile gelen , katliamlar soykırımlar işkenceler uğruna insanı insanı birbirini öldürdüğü , insan oğlunun birbirini kâfir ilan ettiği , bu dinlerin bu gün insan oğluna faydası nedir? Bu gün din adına din uğruna milyonlarca dolar para harcanmak da, dini eğitimler verilmektedir, peki bu dinlerin insan oğluna katkısı nedir? Bu gün Tapınakçı inançların olduğu yerden , Bilim teknoloji yok, sanat yok, müzik yok , Resim yok, İlim bilim yok , Tıp yok, burada ne var? Yoksuluk Sefalet işsizlik var gözyaşı var , kan var , savaş var, din adına birbirini öldürme var. Mezhep kavgaları var, Peki böyle bir inanç Tanrı dini olabilirimi?

 

Bu gün Deprem oluyor yıkılan binaların enkazından, imdatına din yetişmiyorsa, seni kurtarmıyorsa, bir virüs veba hastalığında din seni kurtarmıyorsa, yoksuluk, sefalet den din seni kurtarmıyorsa , savaştan zülüm den ,din ve taptığın hayalî Tanrılar seni kurtarmıyorsa, barış sevgi dayanışma vermiyorsa, tecavüz, zülüm haksızlık din adına yapılıyorsa , soruyorum size bu din size ne fayda verecek, bu tarz dinler sizi nasıl kurtuluşa erdirecek ? 

Gerçek din nedir ve nerededir? 

 

İlim ve bilim ile uğraşmıyorsun, teknik teknoloji ile uğraşmıyorsun, sanat ile uğraşmıyorsun , aklını kullanmıyorsun, fabrika acmıyorsun, iş yerleri acmıyorsun , yoksuluk sefalet diz boyu, ağaç dikmiyorsun, Tarıma , hayvancılığa, sanayi üretime önem vermiyorsun , bütün paranı dini mabetleri yapmakla harçıyorsun, sonra kendi eliyle yaptığınız tapınakta , Tanrıdan ekmek, iş istiyorsunuz, bu yoksuluğun sefaletin bitmesi için dua yalvarış yapıyorsunuz , Tarlaya meyve ağaçları yerine Tapınak putu yapıyorsunuz, sonradan Tanrıdan meyve sebze istiyorsunuz, böyle bir din anlayışı olabilirimi? Meyve yemek istiyorsanız ağaç dikin. Allah size akıl mantık vermiş..birde zalimleri başınıza kıral yapıyorsunuz, mazlumu zayıfı eziyorsunuz, yetimi yoksulu sümürüyorsunuz, Birlik yok dirlik yok dayanışma yok , eşit adalet paylaşım yok . Sonra bu kaderimiz dır de öylemi?..

 

Tapınakçı putperest din mafyası, her gelen peygamberleri ve ben peygamberim diyen kişileri vahşice ve işkenceler ile öldürmüş ve her gelen peygamberlerin dini öğretisini rafa kaldırmış ve o peygamberler adına kendi Tapınak dini kurallarını koymuş ve peygamber adına hurafe savsata rivayet imtasyon hadisler düzerek dini saltanat Tapınak düzenini yaşatmıştır. Mezhep tarikat cemaat gurupları kurarak din ile tarihler boyunca insanları sümürmuş , din adına katliamlar soykırımlar savaşlar , yağma talanlar etmiş , kentleri ve Uygarlıkları yıkmış , dünyayı kan revan etmiştir...

 

Tek kurtuluş yolu , Aklını kulanmak , okumak , ilim bilim teknoloji ve Hakikat yoludur. Sevgi yoludur. Adalet eşit paylaşım Demokrasi ve özgür insan hakları ve barış yoludur .....

 

                                            ( 8 Haziran 2021 )

 

                                             Hüseyin TURHAL

Devamı
ANIZ YAKMAK TARLAYA BÜYÜK ZARAR

ANIZ YAKMAK TARLAYA BÜYÜK ZARAR

 

   Bu makalemizde, Türkiye geneli çiftçilerin , Tarlada hasat edilen buğday , Arpa ve benzeri saplı mahsullerin hasadında sonra tarlada kalan bitki saplarını , buğday sap artıklarını yakma ile tarlayı temizleme usulünü irdeleyelim...

 

Anız, Tarımsal üretim sonucunda biçilmiş olan ekinlerin toprakta kalan kök ve saplarına verilen isimdir. Tarlada anızların yakılarak yok edilmesi ne kadar doğrudur? Bunun toprağa ve doğaya verdiği zararın farkında mıyız? Arazideki anızları tarlaya toprağa verdiği besin değerini biliyormuyuz ? 

 

Tarlada ki anızları yakmak , Toprağın yüzeyindeki , minareler katmanı zarar görmektedir. Arazinin yüzeyindeki Toprak yanarak çölleşme meydana gelmektedir. Tarladaki kurumuş otlar , saplar tarlada çürüyerek gübre olarak Toprak olmakta ve Toprağın minareler verimini artırmak da ve ekilen ekinler yüz kat verim vermektedir. Ama Arazideki anız kurumuş ot sap artıklarını yaktığınız da , organik doğal gübre olan anızlar yok olarak , Arazi toprağı vitamin mineral acıdan , Toprak da bir düşüklük meydana gelerek , Toprak hasta olmaktadır ve ekilen tohumlar dan verimde düşüş neden olmaktadır.

 

Tarlada , mahsül kaldırıldıktan sonra , Tarlada kalan , buğday ve arpa saplarını yakma yerine , bu anız sap artıklarını toplayarak , hayvancılık için hayvan yemi için , saman yemi olarak Ekonomi ye kazandırarak bir gelir elde etmek elzemdir. Türkiye de bu anızları yakılması ve hayvanlar için yem saman yapılmaması , hayvancılık besimde , yem ve saman kıtlığı yaşanmakta ve dışarıda saman getirmek zorunda kalarak milli ekonomi zarar görmektedir .

 

Tarlada anız yakmak , Arazideki , canlı böcekler, yuva yapmış kuşlar , Ormanlık alanı ağaçlar ve bitki türleri yok olmakta, Dünya'nın ekolojik yapısı bozulmakta , topraktaki canlı mikro organizmalar Zarar görmekte ve yok olmaktadır.

 

Tarladaki anızları yakmayalım, anızlar doğal organik gübre olarak Toprak verimli olsun, Arazi toprağı zarar görmesin. Arazideki anızları yakmak yerine , bu bitki sapları hayvanlar için yem olarak toplayarak milli ekonomi ye katkı sağlayalım. 

&nbs